Karanlık Hanedan kitap kapağı

3. bölüm / 6

Karanlık Hanedan

Bölüm 3 - Bir Sır, Bir Güven

Vaveyla Yazarı: Dila Elanur Küçük

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 3 - Bir Sır, Bir Güven

“Büyükbabam.”
Aras’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Kim gönderdi seni buraya?”
Serena, karşısındaki adamın şüpheci bakışlarına aldırmadan arkasına yaslandı.
“Şu konuda bir anlaşalım. Ben sizin için burada değilim. Kendi hayatımı kurtarmak için buraya gelmeye mecbur bırakıldım.”
Aras ve Pars birbirlerine kısa bir bakış attılar. Serena’nın anlattıkları, duydukları hiçbir şeye benzemiyordu. Üstelik genç kadının yüzünde en ufak bir tereddüt belirtisi bile yoktu.
“Bu adam birkaç ay önce babamla iş yapacaktı. Babam teklifi değerlendirmek istedi çünkü işin kendisi de şartları da riskliydi. Fakat cevap verecek fırsatı bile bulamadan öldü.”
Serena’nın sesi son cümlede biraz alçaldı. Bakışlarını önündeki masaya indirdi.
“Evet, öldüğünde aynı evdeydik. Katilini bulmama izin vermediler. Daha fazla ayrıntı veremem, en azından şu an değil.”
Bir an durdu, ardından ekledi:
“Burada olmaz.”
Aras ve Pars hâlâ şaşkındı. Serena’ya inanmalılar mıydı, yoksa karşılarında birilerinin hazırladığı oyunun parçası mı vardı? Genç kadının anlattıklarının gerçek olup olmadığını henüz bilmiyorlardı. Bildikleri tek şey, Serena’nın sıradan bir kadın olmadığıydı.
Serena sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.
“Doyduysanız kalkalım beyler.”
İkisi de daha fazla soru sormadan onun peşinden kalktı.
Serena henüz kendisine bir araba almamıştı. Mekândan çıktıklarında Aras onu evine bırakmayı teklif etti. Serena da teklifi kabul etti.
Yol boyunca çok fazla konuşmadılar. Aras’ın aklında onlarca soru vardı ama Serena’nın kendiliğinden anlatmasını beklemeye karar verdi. Genç kadının bazı gerçekleri sakladığı açıktı. Ancak sakladığı her şeyin arkasında mutlaka bir sebep bulunuyordu.
Rezidansın önüne geldiklerinde Serena emniyet kemerini çözdü. Kapıyı açmak üzereyken duraksadı.
“Yukarı çıkmak ister misin?”
Aras kaşını kaldırdı.
“Nereye?”
“Evime. Her şeyi öğrenmek istemiyor musun? Serena Ayaz Valenti kim, merak ettiğini biliyorum. Hadi.”
Aras’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Peki, öğrenelim bakalım. Kimsin?”
⸻
Serena’nın dairesi rezidansın yirmi sekizinci katındaydı.
İçeri girer girmez ayakkabılarını çıkardı, çantasını vestiyere bıraktı ve mutfağa yöneldi. Aras’ın da rahatça dolaşabilmesi için eliyle salonu işaret etti.
“Keyfine bak. Kendime bir kadeh şarap alacağım. İster misin?”
Aras saatine baktı.
“İçmek için biraz erken değil mi?”
Serena arkasına dönüp gülümsedi.
“Bu, bizim için gün ortasında taze sıkılmış portakal suyu içmek gibi.”
Cevap vermesini beklemeden mutfaktan iki kadeh ve bir şişe beyaz şarap aldı. Salona geçerek koltuğa oturdu. Aras da karşısındaki koltuğa yerleşti.
Serena kadehlere şarap doldurup birini ona uzattı.
Aras kadehini eline aldı.
“Anlat bakalım.”
Serena bir süre kadehindeki şaraba baktı. Nereden başlayacağını biliyordu ama anlatacaklarının ağırlığını hissediyordu.
“Öncelikle bilmelisin ki bu konu benim için biraz hassas.”
“Dedenin ölümüyle burada olmanın ne ilgisi var?”
Serena başını kaldırıp ona baktı.
“Zekisin.”
Büyükbabasının ölümünden sonra buraya geldiğini, asıl amacının ne olduğunu ve neden kimliğini gizlediğini daha önce anlatmamıştı. Artık saklayabileceği şeylerin sınırına gelmişti.
Aras kadehinden bir yudum aldı.
“Hikâyen ne, Serena? Gerçek hikâyen.”
Serena derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı.
Nasıl yetiştirildiğini, ailesinin ondan ne olmasını beklediğini, Valenti ailesinin düzenini ve hanedanın başına yalnızca bir Valenti’nin geçebileceği gerçeğini anlattı. Büyükbabasının ölümünün ardından doğal olarak onun yerini alması bekleniyordu. Fakat ölümünün koşulları, ailesinin içindeki dengeleri değiştirmişti. Serena’nın hayatı da bir anda tehlikeye girmişti.
Kaçmak zorunda kalmıştı.
Yıllarca kendisinden habersiz yaşamış, belki de adını bile hiç duymamış insanlardan söz etti. Ailesinin geçmişini, kendisine biçilen rolü, neden görünmez kalması gerektiğini ve geleceğe dair planlarını anlattı.
Buraya gelirken kullandığı soyadının bile annesinin ailesinden geldiğini açıkladı. Valenti adını geride bırakmak, en azından bir süreliğine başka biri olarak yaşamak zorundaydı.
Serena, anlatırken hiçbir ayrıntıyı aceleye getirmedi. Düşüncelerini, korkularını ve kendisine bile itiraf etmekte zorlandığı gerçekleri masanın üzerine birer birer bıraktı.
Aras ise dikkatle dinliyordu.
Sözünü kesmedi. Yalnızca bazı noktalarda kaşlarını çattı, bazı ayrıntıları zihnine kazıdı. Serena konuşurken sanki karşısında bir kadın değil, sayfaları çevrildikçe karanlık bir dünyanın kapılarını açan bir kitap vardı.
Zamanın nasıl geçtiğini ikisi de anlamadı.
Şarap şişesi çoktan boşalmış, öğleden sonra yerini akşamın karanlığına bırakmıştı. Serena sustuğunda salona uzun bir sessizlik çöktü.
Aras sonunda kadehini sehpanın üzerine bıraktı.
“Vay be… Filmlere konu olacak cinsten.”
Serena ona baktı.
“Ama gerçekler bunlar.”
Aras başını hafifçe salladı. Duyduklarının büyüklüğünü kavramaya çalışıyordu. Karşısındaki kadın, kendisini tehlikeli bir ailenin varisi olarak tanımlamıştı. Üstelik bunu söylerken ne övünüyor ne de acındırmaya çalışıyordu.
Yalnızca gerçeği anlatıyordu.
Bir süre sonra Serena koltuktan kalktı.
“Aç mısın?”
Aras saatine baktı. Akşam olmuştu ve midesinin boş olduğunu yeni fark ediyordu.
“Biraz aç sayılırım.”
“Tamam, o zaman bize bir şeyler hazırlayayım. Yemek seçer misin?”
“Hayır, her şeyi yerim.”
Serena gülümsedi.
“Güzel. Üzerimi değiştirip geliyorum.”
Üst kata çıktı.
Serena ortadan kaybolduktan sonra Aras kadehleri ve boş şişeyi alarak mutfağa götürdü. Tezgâhın üzerine bıraktığı sırada Serena da üzerini değiştirmiş hâlde aşağı indi.
Aras ona döndü.
“Dilersen yardım edebilirim.”
Serena kısa bir an düşündü.
“Olur. Beşamel sosu karıştırabilir misin?”
“Emredersiniz, şefim.”
Serena güldü.
O akşam lazanya yapmaya karar vermişti. Tarifi büyükannesinden kalmaydı. Uzun zamandır hazırlamamıştı ama malzemeleri tezgâha dizerken elleri eski alışkanlıklarını hatırlamıştı.
Beşamel sosun malzemelerini tencereye ekledi ve tahta kaşığı Aras’a uzattı. Kendisi de kıymalı sosu hazırlamaya koyuldu.
“Sos kıvam alıp koyulaşınca altını kapatabilirsin.”
“Tamamdır, şef.”
Aras’ın alaycı tavrına alışmaya başlayan Serena başını iki yana salladı.
Birlikte çalışırken mutfak kısa sürede yemek kokularıyla doldu. Katlar hazırlandı, soslar eklendi ve lazanya fırına verildi.
Aras, Türk yemeklerini her zaman daha çok sevmişti. Yine de yeni lezzetlere kapalı değildi. Fırının kapağından yayılan koku, beklentisini yükseltmişti.
Lazanya hazır olduğunda Serena tepsiyi dikkatlice çıkardı.
Aras yemeğe bakarak başını salladı.
“Lezzetli görünüyor.”
“Yalnızca görünmüyor, öyle de.”
Serena tezgâhın üzerindeki tabakları alıp yemek masasına yerleştirdi. Lazanyayı servis etti ve yanına birer kadeh kırmızı şarap koydu.
Aras ilk lokmasını aldı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi. Serena onun yüzüne bakarak tepkisini anlamaya çalışıyordu.
Sonunda Aras çatalını tabağa bıraktı.
“Hakkını vermeliyim, gerçekten güzel olmuş.”
Serena memnuniyetle gülümsedi.
Aras ise gülümsemesini genişleterek ekledi:
“Sanırım babaannen de sana mutfakta sıkı bir eğitim vermiş. Yoksa bu kadar lezzetli yemek yapamazdın.”
“Bence el lezzetim annemden geliyor. Şanslısın.”
Aras kadehini kaldırdı.
“Türk genlerin sağlammış.”
Serena kahkaha attı.
Bir süre yemekleri ve gündelik şeyleri konuştular. Birkaç saat önce birbirlerinin niyetlerinden şüphe eden iki insan, şimdi aynı masada rahatça sohbet ediyordu. Aralarındaki mesafe tamamen ortadan kalkmamıştı ama en azından birbirlerinin yanında tetikte durmaları gerekmiyordu.
Serena bir süre sonra ciddileşti.
“Bu arada, sana anlattığım her şeyin aramızda kalması çok önemli.”
Aras gözlerini ondan ayırmadı.
“Birine anlatsam elime ne geçecek ki?”
“Belki. Ama Pars dışında kimsenin soyadımı ve yaşananları bilmesini istemiyorum.”
“Elbette.”
Aras’ın cevabı kısaydı ama Serena için yeterliydi.
Konuşmayı uzatmadan yemeklerini bitirdiler. Yemek boyunca açılan ikinci şarap şişesi de gecenin ilerleyen saatlerinde boşaldı. İkisinin de başı hafifçe dönüyordu; sohbetin rahatlığı, içtiklerinden daha etkili olmuştu.
Aras saate baktığında gitmesi gerektiğini düşündü.
“Sanırım artık gitsem iyi olacak. Sabah iş beni bekliyor.”
Serena sandalyesinden kalktı.
“İstersen burada kalabilirsin. Misafir odam var.”
Aras bir an durdu.
“Sana rahatsızlık vermek istemem.”
“Hiç sorun değil. Ben üst kattayım. Misafir odası koridorun solunda.”
Serena merdivenlere yönelirken arkasına dönüp ekledi:
“Yalnız sana uygun pijamalarım olduğunu sanmıyorum.”
Aras gülümsedi.
“Böyle daha rahat ederim zaten.”
“Peki. İyi geceler o zaman.”
“İyi geceler.”
Serena üst kata çıktı, üzerini değiştirip yatağına uzandı. Gün boyunca yaşadıkları zihninde dönüp duruyordu. Fakat düşünceleri kısa sürede dağıldı ve kendisini uykunun kollarına bıraktı.
⸻
Birkaç saat sonra…
Serena uykusunda bir tıkırtı duydu.
Gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Ardından ses yeniden geldi.
Hiç düşünmeden başucundaki çekmeceden silahını aldı. Sessizce yataktan kalktı ve merdivenlere yöneldi.
Alt kata indiğinde Aras’ın evde kaldığını unutmuştu. Koridordan geçerek sesin geldiği terasa doğru ilerledi.
Aras’ı sırtı dönük hâlde gördü. Üzerinde yalnızca bir boxer vardı. Terasın kenarında duruyor, geceyi izliyordu.
Ayak seslerini duyan Aras arkasını döndü. Bakışları önce Serena’nın yüzüne, ardından elindeki silaha kaydı.
Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Ne o? Evindeki misafiri vuracak mıydın?”
Serena elindeki silaha baktı. Ardından Aras’a dönüp derin bir nefes verdi.
“Evde birinin olmasına alışkın değilim. Ses duyunca refleks olarak aldım.”
Aras sakin bir tavırla başını salladı.
“Rahat ol. Yalnızca sigara içmeye çıkmıştım.”
Elimdeki sigara paketini ona doğru uzattı.
“Al, sen de bir tane yak.”
Serena eskiden sigara kullanıyordu. Ancak buraya geldiğinden beri içmemişti. Bir an tereddüt etti, sonra paketten bir sigara aldı.
Aras çakmağını uzattı.
İkisi de sigaralarını yaktıktan sonra terastaki masaya oturdu. Gece sıcaktı; yazın ağır havası bile bu saatte rahatsız edici değildi.
Bir süre gündelik şeylerden konuştular. Sonra bir konu diğerini takip etti ve kahkahalarla geçen birkaç dakika, aralarındaki gerginliği biraz daha azalttı.
Aras sigarasından bir nefes çekip Serena’ya döndü.
“Bugün işe gitmedin.”
Serena başını salladı.
“Dün istifamı yazdım. Senin bilgisayarını da bunun için kullanmıştım. Artık oraya gidemem. İş arkadaşlarımla senin mekânına gelmiştim ve yaşananlar beni şüpheli duruma sokabilirdi.”
Aras onu dikkatle dinledi.
“Peki, yeni bir iş düşünüyor musun?”
“Şimdilik değil. Bakarım, acelem yok.”
Aras cebinden telefonunu çıkarıp Serena’ya uzattı.
“Yardımcı olabileceğim bir şey olursa çekinme. Numaranı yaz.”
Serena telefonu aldı, numarasını kaydetti ve kendisini arayarak numarasının doğru olduğunu kontrol etti. Ardından telefonu geri verdi.
“Al bakalım.”
Aras telefonu cebine koydu.
Serena ayağa kalktı.
“Ben uyumaya devam edeceğim. İyi geceler.”
“İyi geceler, Serena.”
Genç kadın odasına döndü. Aras ise bir süre daha terasta kaldı.
⸻
Sabah olduğunda Serena her zamanki gibi erkenden uyandı.
Üzerinde garip bir hafiflik vardı. Uzun zamandır ilk kez bir sabaha bu kadar dinlenmiş uyanmıştı. Aşağı inerek kendisine filtre kahve hazırladı.
Tam o sırada Aras, gömleğinin düğmelerini ilikleyerek odadan çıktı. Uykulu gözlerle mutfağa yöneldi.
Serena onu görünce ikinci bir fincan çıkardı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Kahvesini hazırlayıp Aras’a uzattı. Aras fincanı alırken ona şaşkınlıkla baktı.
“Sen nasıl bu kadar dinçsin? Daha gözlerimi bile açamadım.”
Serena omuz silkti.
“Ben hep böyleyim. Daha fazla uyuyamıyorum.”
“Güzelmiş.”
Aras kahvesinden bir yudum aldı.
Serena fincanını tezgâha bıraktı.
“Ben spora gideceğim. Birazdan çıkmam lazım.”
Aras başını salladı.
“Benim de ofise gitmem gerekiyor. Dün uğramadım.”
“Tamam, o hâlde ben üstümü değiştireyim.”
“İstersen seni bırakabilirim.”
Serena gülümsedi.
“Salon çok uzak değil. Isınmak için öncesinde koşuyorum zaten.”
“Peki. O zaman ben de çıkıyorum. Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Serena üst kata yönelirken Aras kapıya doğru yürüdü.
⸻
Aras’ın Gözünden
Aras kapıdan çıktığında kendisini tuhaf hissediyordu.
İlk kez bir kadının evinde kalmıştı. Aslında kadınların evinde kalmak onun için yeni bir şey değildi; ancak genellikle gecenin sonunda giderdi. Üstelik bunu düşünmeden, üzerinde durmadan yapardı.
Bu kez farklıydı.
Serena’yla aynı evde geçirdiği gece boyunca aralarında hiçbir şey yaşanmamıştı. Genç kadın onu evine davet etmiş, sırlarını anlatmış ve misafir odasını göstermişti. Ondan herhangi bir beklentisi olmadan.
Bu kadın gerçekten çok değişikti.
Aras düşüncelerini bir kenara bırakıp ofisine gitti. Pars onu çoktan bekliyordu.
“Nerelerdeydin? Dün sana ulaşamadım.”
Aras ceketini çıkarıp koltuğuna bıraktı.
“Serena’da kaldım dün gece.”
Pars’ın yüzünde anında muzip bir ifade belirdi.
“Ooo! Aferin be! Dün tanıştın, bugün evinde kaldın. Hızlı ilerliyorsun.”
Aras gözlerini devirdi.
“Öyle olmadı. Sana anlatacaklarım var. Otur.”
Pars’ın yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
“Ne oluyor?”
Aras oturdu ve Serena’nın anlattıklarını baştan sona aktarmaya başladı. Valenti ailesinden, büyükbabasının ölümünden, Serena’nın kaçmak zorunda kalışından ve kimliğini neden gizlediğinden bahsetti.
Her önemli ayrıntının ardından konunun aralarında kalması gerektiğini özellikle vurguladı.
Pars duydukları karşısında şaşkına dönmüştü.
“Bir dakika… Yani bu kız, ailesinin tahtına geçeceği güne kadar saklanacak mı? Üstelik peşinde insanlar var. Eğitimli bir katil, suikastçı falan gibi bir şey mi bu kadın?”
Aras başını hafifçe yana eğdi.
“Tam olarak öyle değil. Ama biraz öyle.”
Pars alnını ovuşturdu.
“Bir de avukat.”
“Evet. O olaylar yaşandığında iş arkadaşlarıyla mekânımıza gelmiş. Sonrasında da işinden ayrılmak zorunda kalmış.”
Pars bir süre düşündü.
“Geçen hafta bizim avukatlardan biri de işi bırakmıştı.”
Aras’ın içine bir kurt düşürdü pars.
Serena’yı işe almayı düşünebilirdi. Hem yetenekliydi hem de bir avukat olarak işlerine katkı sağlayabilirdi. Fakat geçen hafta işten ayrılan bir avukatları yoktu.
Bu ayrıntıyı aklının bir köşesine not etti.
Şimdilik daha fazla kurcalamamaya karar verdi.
“Tamam, bu konuyu şimdilik kapatalım. Diğer işlerden haber var mı?”
Pars ciddileşti.
“Sevkiyatlar sorunsuz tamamlandı. Ama adamlardan biri bize haber vermeden tırların içine toz koymuş. Bizim çocuklar fark etti. Almak için adam gönderdim ama herif kaçmış.”
Aras’ın yüzü sertleşti.
“Çok uzağa kaçamaz. O kadar aklı yoktur.”
Ardından ayağa kalktı.
“Ben eve geçiyorum. Üzerimi değiştireceğim. Sonra haberleşiriz.”
Pars başını salladı.
“Tamam.”
⸻
Aras ailesiyle birlikte yaşıyordu. Kendi evine çıkmak için özel bir sebep görmemişti; ailesi de hayatına gereksiz yere karışmıyordu.
Eve geldiğinde doğrudan odasına çıktı ve duşa girdi.
Sıcak suyun altında düşünceleri yeniden Serena’ya döndü.
Ona bir iş teklif etmeli miydi?
Serena onun yüzünden işsiz kalmıştı demek doğru olmazdı ama yaşananlar genç kadının hayatını değiştirmişti. Üstelik Aras, onun yeteneklerini görmezden gelemezdi.
Belki de bir teklif sunup kararı ona bırakmalıydı.
Duştan çıktıktan sonra üzerini değiştirdi. Köşedeki sehpanın üzerinde duran kristal kesimli bardaklardan birine kehribar rengindeki viskisini doldurdu.
Pencerenin önüne geçtiğinde ışık, bardağın kesimlerinde kırılarak viskinin rengini daha da belirginleştiriyordu.
Bir sigara yaktı ve koltuğuna oturdu.
Serena’yı yalnızca avukat olarak işe almak zorunda değildi. Ona başka bir teklif de sunabilirdi. Hatta belki birlikte çalışabilirlerdi.
Genç kadın hem avukatlık yapabilecek hem de onların karanlık dünyasında işlerine yarayabilecek biriydi. Zekiydi, soğukkanlıydı ve kendisini savunmayı biliyordu.
Üstelik Aras, onun anlattıklarının ötesinde bir şeyler taşıdığını hissediyordu.
Belki de Serena’nın kendisi bir teklif sunacaktı.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Bardağını sehpanın üzerine bırakarak telefonunu eline aldı. Ekranda Serena’nın adı yazıyordu.
Şaşırmıştı. Aramasını beklemiyordu.
⸻
Serena’nın Gözünden
Serena spor salonundan döndüğünde enerjisi yerindeydi ama evde oturdukça sıkılmaya başlamıştı.
Poligona gitmek istiyordu.
Bir an durup Aras’ı düşündü. Onu da davet edebilirdi. Sonuçta artık birbirlerinin numarası vardı.
Telefonunu eline aldı ve aradı.
Üçüncü ya da dördüncü çalışta tam telefonu kapatacakken Aras’ın sesi duyuldu.
“Alo?”
“Aras, merhaba.”
Aras’ın sesi bir anda ciddileşti.
“Bir şey mi oldu? İyi misin?”
Serena bu ani endişe karşısında gülümsedi.
“Evet, iyiyim. Sadece sıkıldım. Poligona gidecektim. Benimle gelmek ister misin?”
Aras kısa bir sessizliğin ardından konuştu.
“Ne o, bana çıkma mı teklif ediyorsun? İtalya’da işler böyle mi yürüyor?”
Serena kahkaha attı.
“Güldürme beni. Sadece arkadaşça bir davet bu.”
Aras’ın sesinden gülümsediği anlaşılıyordu.
“Tamam. Konumu gönder, çıkıyorum.”
“Peki, orada görüşürüz.”
Serena telefonu kapattı.
Aslında bu daveti bir çıkma teklifi olarak düşünmemişti. Ama Aras’ın şakası aklına başka bir ihtimal düşürmüştü.
Aras onun tipi miydi?
Bunu bilmiyordu.
Peki, nasıl kadınlardan hoşlanıyordu?
Serena bu sorunun cevabını da bilmiyordu. Üstelik bilmek için neden bu kadar meraklandığını kendisine açıklayamıyordu.
Düşüncelerini bir kenara bırakıp rahat kıyafetlerini giydi. Saçlarını at kuyruğu yaptı, çantasını aldı ve evden çıktı.
Asansördeyken taksi çağırmıştı. Aşağı indiğinde araç gelmişti bile.
Poligona vardığında Aras kapıda bekliyordu.
Serena ona yaklaşırken gülümsedi.
“Bu ne hız, Aras Bey?”
“Beklemeyi de bekletilmeyi de pek sevmem.”
“O zaman seni daha fazla bekletmeyeyim. Hadi, geçelim.”
Aras kolunu hafifçe uzatarak kapıyı işaret etti.
“Buyurun, hanımefendi.”
Serena onun bu tavrına gülümseyerek karşılık verdi. İçeri girdiler ve gerekli ekipmanları kuşandıktan sonra atış alanına geçtiler.
Aras bir silah alıp Serena’ya uzattı.
“Önce bayanlar.”
Serena silahı alırken ona yan gözle baktı.
“Pek de centilmensiniz.”
Aras gülümsedi ve kenara çekilerek onu izlemeye başladı.
Serena’nın karşısında farklı mesafelere yerleştirilmiş üç hedef vardı. Silahı kavradı, duruşunu ayarladı ve hiç tereddüt etmeden üç el ateş etti.
Aras’ın kaşları havalandı.
Serena ilk hedefi başından, ikincisini göğsünden, üçüncüsünü ise karaciğer bölgesinden vurmuştu. Üstelik bunu yaparken en ufak bir tereddüt göstermemişti.
Aras ona hayranlıkla baktığını fark ettiğinde bakışlarını toparlamaya çalıştı.
Serena silahı ona uzattı.
“Aras, iyi atış. Sıra sende.”
Aras silahı aldı.
“İzle de gör.”
Nişan aldı ve üç el ateş etti.
Serena hedeflere baktı, sonra başını ona çevirdi.
“Yalnızca birini mi vurdun?”
Aras’ın dudaklarında kendinden emin bir gülümseme belirdi.
“Dikkatli bak.”
Serena yeniden hedeflere döndü. En uzaktaki hedefin üzerinde üç isabet vardı. Atışların her biri farklı bir noktaya denk gelmişti.
Serena dudaklarını büzdü.
“Eh, sen de fena değilsin.”
Aras kahkaha attı.
“Biz senin kadar eğitimli değiliz ama biz de biliyoruz işimizi.”
Atışlarını tamamladıktan sonra ekipmanları teslim ettiler ve dışarı çıktılar.
Aras arabasının kapısını açarken Serena’ya döndü.
“Eve mi gideceksin? Bırakayım.”
“Evet. Başka bir işim yok.”
“Tamam, atla.”
Serena yolcu koltuğuna geçti. Aras da direksiyona oturduktan sonra yola çıktılar.
Bir süre sonra Aras konuştu.
“İş konusunu düşündün mü?”
Serena başını iki yana salladı.
“Hayır. Hâlâ aynı fikirdeyim. Şimdilik yeni bir işe girmek istemiyorum.”
Aras gözlerini yoldan ayırmadı.
“Yakın zamanda bir avukatımız işten ayrıldı. İstersen bizimle çalışabilirsin. Güzel bir maaşla, benim avukatım olarak.”
Serena şaşkınlıkla ona döndü.
“Nasıl yani? Bana iş mi veriyorsun?”
“Eğer sen de istersen.”
Aras kısa bir süre duraksadı. Sonra asıl teklifini dile getirdi.
“Bir de avukatlığa ek olarak yapabileceğin başka bir iş var. Onu da kabul edersen ayrıca ücret alırsın. Ama bu, alıştığın türden bir iş değil.”
Serena’nın merakı arttı.
“Ne gibi farklı bir iş?”
Aras ona kısa bir bakış attı.
“Akşamları yürüttüğümüz, yasal olmayan işlerle ilgili sorumluluklar.”
Serena sustu.
Aras teklifi açıkça ortaya koymuştu ama ayrıntılara girmemişti. Genç kadın bunun ne anlama gelebileceğini tahmin edebiliyordu. Yine de kesin bir şey söylemek istemiyordu.
Aras devam etti:
“Önce düşün. Kararını verirsen ayrıntıları konuşuruz.”
O sırada Serena’nın evine varmışlardı.
Serena emniyet kemerini çözdü ve kapıyı açtı.
“Düşüneceğim.”
Arabadan indi, ardından Aras’a kısa bir el hareketiyle veda edip binaya girdi.
⸻
O akşam Serena uzun süre düşündü.
Aras’ın teklif ettiği işin ne olabileceğini tahmin etmek zor değildi. Karanlık dünyasında ona ihtiyaç duyuyordu. Muhtemelen düşmanlarını bulmasını, peşlerine düşmesini ve gerektiğinde onları ortadan kaldırmasını isteyecekti.
Bir cellat.
Aras’ın aradığı kişi buydu belki de.
Serena bu ihtimali düşündüğünde ürpermek yerine tuhaf bir heyecan hissetti. Uzun zamandır görünmez olmak zorundaydı. Olayların dışında kalmış, kendi yeteneklerini kullanamamış, başkalarının kendisi adına verdiği kararlarla yaşamak zorunda kalmıştı.
Oysa o, yalnızca saklanmak için doğmamıştı.
Yeniden işlerin içinde olmak, fikirlerini ortaya koymak ve kendi kararlarını vermek istiyordu.
Paraya ihtiyacı yoktu. Zaten kendi serveti vardı. Ancak servetine biraz daha servet eklemenin de bir sakıncası yoktu.
Dahası, bu ülkede tek başına hareket etmek yerine sırtını güvenebileceği birine yaslamak, varlığını gizlemesini kolaylaştırabilirdi.
Elbette bunun bir bedeli olacaktı.
Serena, Aras’ın teklifini kabul etmeye yakındı. Fakat kendi şartları olmadan hiçbir anlaşmaya imza atmayacaktı.
Telefonunu eline aldı ve Aras’a bir mesaj yazdı.
“Yarın ofisini ziyaret etmeyi düşünüyorum. Adresi gönderirsin.”
⸻
Aras’ın Gözünden
Telefonuna gelen bildirimi açan Aras, Serena’nın mesajını görünce gülümsedi.
Beklediği cevap buydu.
Mesaja hemen yanıt verdi ve ofisin adresini gönderdi.
Ardından telefonunu masaya bırakarak koltuğuna yaslandı.
Serena’nın teklifi kabul edip etmeyeceğinden emin değildi. Genç kadının karar vermek için zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu. Ancak poligonda onun atışlarını bir kez daha izledikten sonra doğru kişiyi bulduğuna daha fazla inanmıştı.
Aras’ın sağlam bir adama ihtiyacı vardı. Verilen görevi yarım bırakmayacak, hedefinden vazgeçmeyecek, kimsenin elinden kolayca kaçamayacağı biri…
Kaçmayı başarsa bile izini bulup işi tamamlayacak biri.
Serena’nın böyle biri olabileceğini düşünüyordu.
Üstelik onun yalnızca yeteneklerine değil, soğukkanlılığına ve zekâsına da güveniyordu.
Aras, genç kadının bu teklifi kabul etmesini umuyordu.
Çünkü Serena Ayaz Valenti, karanlık dünyalarında sıradan bir avukat olmaktan çok daha fazlası olabilirdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.