Karanlık Hanedan kitap kapağı

1. bölüm / 6

Karanlık Hanedan

Bölüm 1 - Karanlığa İlk Adım

Vaveyla Yazarı: Dila Elanur Küçük

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Bölüm 1 - Karanlığa İlk Adım

Valenti konağı, İtalya
Valenti Konağı’nda sıradan bir sabah…
“Günaydın, anne.”
“Günaydın, tatlım. Kahvaltıya gelmiyor musun?”
“Sen geç, ben birazdan geleceğim. Bu gece pek uyuyamadım. Günlük idmanımı erkenden yaptım. Üzerimi değiştirip geleceğim.”
“Gecikme sakın. Büyükbabanı biliyorsun.”
Serena, annesine gülümseyerek başını salladı ve merdivenleri hızla çıkarak odasına yöneldi. Her zamanki gibi enerjik görünüyordu ama gece boyunca gözünü bile kırpmamıştı.
Hızlıca duş alıp kahvaltıya inmesi gerekiyordu.
Kahvaltı masasına ulaştığında annesi ve babası çoktan yerlerini almıştı. Serena sandalyesine oturmak üzereyken büyükbabasının sesi duyuldu.
“Serena.”
“Efendim, büyükbaba?”
“Duydum ki sabahın erken saatlerinde idman yapmışsın.”
“Evet. Gece pek uyuyamadım. Güne erken başlamak istedim. Son zamanlarda finallerim yaklaşıyor, biraz stresliyim.”
Enzo, torununu dikkatle süzdü.
“Avukat olmayı bu kadar önemsediğini bilmiyordum.”
Serena’nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Elbette önemsiyorum. Bu benim aile mesleğim.”
“İşte benim güzel torunum!”
Enzo’nun yüzündeki gururlu ifade Serena’nın gözünden kaçmadı.
Serena kahvaltısını bitirdikten sonra odasına çıktı. Atış talimi yapmadan önce finallerine çalışması ve tamamlaması gereken birkaç dersi vardı.
Üniversite eğitimini uzaktan sürdürüyordu. Liseden sonra normal bir üniversite hayatı yaşaması, ailesinin kimliği ve yürüttüğü işler yüzünden mümkün değildi.
Çünkü Valenti ailesinin dünyası, dışarıdan göründüğünden çok daha karanlıktı.
Görünürde, dünya çapında tanınan köklü bir hukuk şirketine sahiplerdi. İtibarları, servetleri ve güçlü bağlantılarıyla saygı gören bir aileydiler.
Fakat bu, gerçeğin yalnızca görünen kısmıydı.
Uluslararası silah ticaretinde söz sahibi olan Valenti ailesinin izni olmadan, onların kontrolündeki ağ üzerinden tek bir merminin bile hareket etmesi kolay değildi. Ailenin gücü yalnızca paradan değil, yıllar boyunca kurdukları bağlantılardan ve insanların onlardan duyduğu korkudan geliyordu.
Bütün bu düzenin başında Enzo Valenti vardı.
Ancak Enzo artık yaşlanıyordu ve kendisinden sonra aileyi yönetecek birini istiyordu. Soyadını taşıyan, mirası koruyabilecek bir varisi…
Babası Matteo ise avukatlık mesleğinden memnundu. Silah kullanmayı biliyordu, gerektiğinde kendisini koruyabilecek kadar eğitimliydi ama hayatını hukuk üzerine kurmuştu.
Üstelik Serena’nın bir erkek kardeşi de yoktu.
Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren dövüş eğitimi almış, silah kullanmayı öğrenmiş ve atış talimleriyle büyümüştü. Ailesinin geleceği için hazırlanmıştı.
Bir gün o koltuğa oturması beklenen kişi kendisiydi.
Valenti ailesinin ilk kadın varisi…
Ben Serena Valenti.
Bunun için eğitildim.
Ve belki de bütün hayatım, bunun için şekillendirildi.
⸻
Günün sonunda Serena yatağına uzandı.
“Bugünü de bitirdik,” diye mırıldandı kendi kendine.
Yarın yine aynı rutin, aynı idmanlar, aynı dersler ve aynı sorumluluklar onu bekliyordu.
Pek arkadaşı yoktu. Hayatının büyük bölümü evde, spor salonunda ya da çalışma odasında geçiyordu. Özel bir hobisi veya düzenli olarak katıldığı sosyal bir etkinliği de yoktu.
Buna ayıracak zamanı bulunmuyordu.
Mezuniyeti yaklaşıyordu. Sonrasında aile şirketinde avukat olarak çalışmaya başlayacak, bir gün de kendisinden beklenen mirası devralacaktı.
En azından plan buydu.
Ta ki her şey değişene kadar…
⸻
Birkaç hafta sonra
Serena o sabah kahvaltıya indiğinde büyükbabasıyla babasının masada olmadığını fark etti.
“Anne, babamla büyükbabam nerede?”
“Bir toplantıdalar, tatlım. Çalışma odasındalar.”
Serena daha fazla soru sormadan kahvaltısını yaptı. Odasına çıkmak üzereyken babasıyla karşılaştı.
Matteo’nun yüzünde belli belirsiz bir huzursuzluk vardı. Yine de kızını görünce gülümsedi ve saçlarından öptü.
Serena babasının yüzüne dikkatle baktı.
Bugün halası Isabella, oğlu Adrian’la birlikte konağa gelecekti. Ziyaretlerinin sebebi de Serena’nın mezuniyetini kutlamaktı.
Öğleden sonraya kadar spor salonunda vakit geçiren Serena, ardından odasına çıkmak için bahçeye yöneldi. Babasıyla yeniden karşılaştığında onun hâlâ düşünceli olduğunu fark etti.
“Baba, bugün evdesin ama pek keyifli görünmüyorsun. Kim üzdü benim babamı? Söyle, hemen icabına bakabilirim.”
Matteo’nun yüzünde hafif, biraz da yorgun bir gülümseme belirdi.
“Keyfim gayet yerinde, küçük kızım. Kızım mezun oldu ve aile işine girecek. İnsan ister istemez düşünüyor. Bugün dedenle de biraz bunu konuştuk.”
Serena kaşlarını kaldırdı.
“O zaman yaklaşıyor demek, ha?”
“Eğer korkuyorsan bu çok normal. Bana söylemen yeterli. Gerekirse önüne geçerim.”
Serena başını iki yana salladı.
“Hayır, gayet iyiyim. Sadece bütün bunların bana ne getireceğini kestiremiyorum. Sanırım beni rahatsız eden şey de bu.”
Tam o sırada yanlarına bir hizmetli geldi.
“Bayan Isabella ve oğlu Adrian geldiler, efendim.”
“Tamam, teşekkür ederiz,” dedi Matteo.
Ardından kızına döndü.
“Sen git, tatlım. Ben büyükbabanla ilgileneceğim. Sonra size katılırım.”
“Tamam, baba.”
Serena salona uğrayarak halasına ve kuzenine hoş geldiniz dedi. Ancak spor salonundan yeni çıktığı için duş alması ve hazırlanması gerekiyordu.
Yukarı çıkmak üzere salondan ayrıldı.
Merdivenleri tırmanırken kuzeni Adrian’ın çalışma odasının kapısında durduğunu fark etti. Genç adam kapıyı dinliyor gibiydi.
Serena bir an duraksadı.
Adrian’ın meraklı ve kurnaz biri olduğunu çocukluğundan beri biliyordu. Başkalarının bilmediği şeyleri öğrenmekten, özellikle de aile meselelerine burnunu sokmaktan hoşlanırdı.
Yine de Serena üzerinde durmadı ve odasına geçti.
Duşunu aldıktan sonra saçlarını yarım topladı, geri kalanını omuzlarına bıraktı. Lacivert, mini, A kesim bir elbise seçmişti. Sıfır kollu elbisenin yakası boynuna kadar kapalıydı; önündeki altın rengi düğme detayları ise kıyafete zarif bir hava katıyordu.
Mini topuklu ayakkabılarını giyerek merdivenlerden inerken babasının çalışma odasından çıktığını, Adrian’ın ise içeri girdiğini gördü.
Serena babasının ardından salona geçti.
Hizmetli ikisine de birer espresso getirdi. Sohbetleri keyifli bir şekilde devam ediyordu.
Ta ki konağın sessizliğini yaran o ses duyulana kadar…
Bir silah sesi.
Ardından Adrian’ın çığlığı yükseldi.
Serena ve Matteo, sesin geldiği yöne doğru koştu. Diğerleri de peşlerinden geldi.
Çalışma odasına girdiklerinde gördükleri manzara, birkaç saniyeliğine herkesi olduğu yere mıhladı.
Enzo, çalışma masasının önünde, Adrian’ın kollarında kanlar içinde yatıyordu.
“Büyükbaba! Aç gözlerini!”
Adrian’ın ağzından başka bir söz çıkmıyordu.
Isabella gözyaşlarını tutamayarak yere çöktü. Matteo ise hiç vakit kaybetmeden babasının yanına diz çöktü ve kanamayı durdurmaya çalıştı.
Fakat kurşun kalbine isabet etmişti.
“Yakalayın onu! Kaçıyor!” diye bağırdı Adrian.
Pencereyi işaret ediyordu.
Serena hiç düşünmeden babasının belindeki silahı aldı ve pencereye doğru koştu. Dışarıya baktığında kaçan kişiyi göremedi.
Çok geçti.
Katil çoktan ortadan kaybolmuştu.
⸻
Enzo acilen hastaneye kaldırıldı.
Saatler süren bekleyişin ardından aileye acı haber verildi.
Enzo Valenti kurtarılamamıştı.
Valenti ailesinin başındaki adam, ardında cevapsız sorular ve kanlı bir miras bırakarak hayatını kaybetmişti.
Matteo, Serena ve Adrian konağın çalışma odasında bir araya geldiklerinde hâlâ olayın şokunu yaşıyorlardı. Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Serena’nın öfkesi ise giderek büyüyordu.
Adrian’a döndü.
“Kim yaptı bunu?”
“Bilmiyorum!”
“Görmedim, bilmiyorum… Başka bir şey söyleyebiliyor musun?”
Adrian ellerini saçlarının arasından geçirdi.
“Yüzü kapalıydı. Siyah kapüşonlu bir şey giymişti. Biz konuşuyorduk. Bir anda cam kırıldı, adam içeriye ateş etti ve aşağı atladı. Her şey birkaç saniyede oldu.”
Serena’nın bakışları sertleşti.
“Senin silahın neredeydi? Elin armut mu topluyordu? Arkasından ateş edemedin mi? Bu adam bahçemize, avlumuza, evimize kadar nasıl girebildi? Korumalarımız nerede?”
Son sorusunu babasına yöneltti.
Matteo derin bir nefes aldı.
“Serena, sakin ol. Olan oldu. Şimdi sonrasını düşünmemiz gerekiyor. Büyükbaban artık yok. Onun yerine kararları ben vereceğim.”
“Baba!”
Serena’nın sesi, duyduğu acıyı gizleyemeyecek kadar yüksekti.
Adrian araya girdi.
“Dilerseniz ben de yardımcı olabilirim. Ben de Enzo’nun torunuyum neticede. Sizlerin yeterince işi var. Müvekkillerinizi ihmal etmeniz şirket adına pek iyi olmaz sanırım, dayı.”
Matteo başını kaldırıp Adrian’a baktı.
“Ben bir Valenti’yim, Adrian. Bu koltuk, bir sonraki Valenti’ye geçene kadar benim. Şimdi ikiniz de çıkın. Yarın cenaze var.”
Serena bir şey söylemeden odadan ayrıldı.
O gece uyuyamadı.
Büyükbabasının cansız bedeni gözlerinin önünden gitmiyordu. Katilin kim olduğunu bilmiyordu. Neden geldiğini, nasıl içeri girdiğini ve asıl hedefinin gerçekten Enzo olup olmadığını da…
Fakat bir şeyden emindi.
Bunu yapan kişi, Valenti ailesine savaş açmıştı.
Ve Serena Valenti, savaşlardan kaçmak için yetiştirilmemişti.
⸻
Bir varisin vedası
Ertesi gün cenazede ailenin dostları da düşmanları da vardı.
Valenti ailesinin yasını paylaşmaya gelenler kadar, ailenin zayıf düşmesini bekleyenler de bulunuyordu.
Herkes birbirini izliyor, kimin hangi tarafta olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Serena, kalabalığı sessizce gözlemledi. Yüzlere bakıyor, bakışları takip ediyor ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmamaya çalışıyordu.
Isabella’nın gözyaşları hâlâ dinmemişti. Diğerleri ise acılarını belli etmemeye çalışıyordu.
Onların yas tutması bitmemişti.
Çünkü yaslarının yanında bir de hesaplaşmaları vardı.
Cenazeden sonra Matteo, Serena’yı yanına çağırdı.
“Baba, bir şey mi buldun?”
“Hayır, kızım. Ama otur ve beni dinle.”
Serena babasının yüzündeki ifadeyi görünce içine kötü bir his doğdu.
“Seni bu gece gönderiyorum. Türkiye’ye gideceksin.”
Serena birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Nasıl yani? Saçmalama, baba! Hiçbir yere gitmiyorum. Ailem tehlikede.”
Matteo’nun sesi sertleşti.
“Hayır, kızım. Sen tehlikedesin. Asıl hedef sensin. Sen bu ailenin son varisisin. Bu mirası taşıyacak olan sensin. Hayatta kalman gerekiyor.”
“Benden gitmemi mi istiyorsun?”
“Senden saklanmanı istiyorum. Ben hayatta olduğum sürece kimliğini gizleyeceksin. Seni bulana kadar Valenti soyadını unutacaksın.”
Serena ayağa kalktı.
“Baba, sen ne dediğinin farkında mısın? Biz Valentileriz! Biz kaçmayız, saklanmayız. Ben yıllarca bunun için çalıştım. Gençliğimi verdim. Her şey için hazırım!”
Matteo da ayağa kalktı.
“Kaç kişiyi öldürdün, Serena?”
Sesi bir anda yükselmişti.
Serena sustu.
Matteo kızının karşısına geçerek gözlerinin içine baktı.
“Bana bak. Eğitimlisin, güçlüsün ve kendini korumayı biliyorsun. Ama bütün bunlar seni yenilmez yapmaz. Büyükbabanın katilini bile bulamadık. Ortada çok fazla soru işareti var. Bu soyadını ortadan kaldırmak isteyen çok kişi var. Üstelik seni bilen insan sayısı, ailenin geri kalanını bilenlerden çok daha az.”
Serena’nın öfkesi yavaş yavaş yerini çaresizliğe bıraktı.
Babası hayatında ilk kez ondan savaşmasını değil, kaçmasını istiyordu.
Ve belki de en kötüsü, bunun doğru olduğunu biliyordu.
Başını eğdi.
“Tamam. Gideceğim.”
Matteo’nun omuzları hafifçe gevşedi. Ancak yüzündeki endişe kaybolmadı.
“Sana bir uçak ayarladım. Aileye ait olmayacak. Bizi izliyor olabilirler. Birinin ortadan kaybolacağını tahmin edebilirler ama kimin gideceğini bilmemeleri gerekiyor.”
Serena sessizce dinliyordu.
“Türkiye’ye vardığında yalnız olacaksın. Ben seni bulana kadar sen bir Valenti değilsin. Bunu unutma. Banka hesabında yeterince paran olacak. Parayla ilgili bir sorun yaşamayacaksın. Ama dikkat çekmeyeceksin. Sıradan bir genç kız gibi yaşayacaksın.”
Matteo kısa bir süre durdu.
“Arkadaşların olacak. İşe gideceksin. Doğum gününü kutlayacaksın. Kısacası, normal bir hayatın olacak.”
Serena acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Normal bir hayatın nasıl olduğunu bile bilmiyorum, baba.”
Matteo kızına sarıldı.
“Öğreneceksin.”
Serena babasının kollarında gözlerini kapattı.
“Tamam. Ama hiçbir şey için söz vermiyorum. Anneme ve kendine dikkat et.”
⸻
Serena odasına giderek bavullarını hazırladı.
Annesiyle vedalaşmak, bütün bunların en zor kısmıydı.
Annesi onun için yalnızca bir anne değildi. En yakın arkadaşı, sırdaşı ve kendisini en savunmasız hissettiği anlarda sığınabildiği tek insandı.
İkisinin de günleri yoğun geçerdi ama her akşam mutlaka birlikte vakit geçirirlerdi. Fırsat buldukça anne-kız günleri yapar, uzun uzun sohbet ederlerdi.
Serena ne kadar sert görünürse görünsün, annesinin yanında hâlâ küçük bir kız çocuğuydu.
Evet, çok iyi nişan alıyordu.
Evet, adam dövebiliyor ve gerektiğinde gözünü bile kırpmadan silah kullanabiliyordu.
Karanlık işleri de seviyordu.
Ama bütün bunların altında hâlâ sevilmek, anlaşılmak ve huzur bulmak isteyen genç bir kadın vardı.
O gece annesine son kez sarıldığında, geride bıraktığı şeyin yalnızca evi olmadığını biliyordu.
Hayatının tamamını geride bırakıyordu.
Ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
⸻
İstanbul, Türkiye
Uçak İstanbul’a indiğinde Serena’nın yanında kimse yoktu.
Ne koruması ne ailesinden biri ne de onu karşılamaya gelen bir tanıdığı…
Yalnızca kendisi vardı.
Türkiye’ye gelmeden önce kendisine yeni bir kimlik hazırlatmıştı. Artık Valenti soyadını kullanmayacaktı.
Bundan sonra o, Serena Ayaz olacaktı.
Önce bir otele yerleşti. Biraz dinlendikten sonra odasına yemek sipariş etti ve bilgisayarını açarak daire aramaya başladı.
Aradığı evi kısa sürede buldu.
Geniş pencereleri, sade dekorasyonu ve kendisini rahat hissedebileceği bir yaşam alanı vardı. Ancak Serena özellikle sıcak, aile evini hatırlatan bir atmosfer istememişti.
İtalya’daki evini, annesini ve babasını düşünmek istemiyordu.
O kapıdan içeri girdiğinde geçmişini dışarıda bırakabilmeyi umuyordu.
Daireyi tuttu ve üç yıllık kirasını peşin ödedi.
İlk birkaç gün evden dışarı çıkmadı.
Oturdu, düşündü ve kendisine yeni bir hayat kurmak için plan yaptı.
Hukuk eğitimi vardı. Mezuniyetini tamamlamıştı ve avukatlık yapabilirdi.
Üstelik yeni hayatının bir düzene ihtiyacı vardı.
İşe girmeye karar verdi.
Bir alışveriş merkezine giderek kendisine resmî, bir avukata yakışacak kıyafetler aldı. Ardından iş görüşmesine gitti.
Görüşme olumlu geçti.
Ancak yeni mezun olduğu için onu stajyer avukat olarak işe kabul ettiler.
Serena için bu bir sorun değildi. Paraya ihtiyacı yoktu. Babasının ayarladığı hesap sayesinde uzun süre rahatlıkla yaşayabilirdi.
Burada çalışmasının asıl amacı para kazanmak değil, hayata ayak uydurmaktı.
İş görüşmesinden çıktığında İstanbul’a geleli üç gün olduğunu fark etti.
Üç gündür bu şehirdeydi ama henüz hiçbir yeri doğru düzgün gezmemişti.
Üstelik İstanbul’a on yıldan fazla zamandır gelmemişti. Hayatı boyunca yalnızca iki kez ziyaret ettiği bu şehri neredeyse hiç tanımıyordu.
Boğaz’ı görmek istedi.
Bir taksiye binerek sahile doğru yola çıktı.
İndiğinde yolun karşısına geçmek istedi ama trafik ışığının yeşile döndüğünü fark etmedi.
Tam yola adımını attığı sırada bir araba önünde sertçe durdu.
Serena birkaç santimle arabanın altında kalmaktan kurtulmuştu.
Aracın içindeki iki adamdan şoför koltuğunda oturanı ona öfkeyle baktı.
Serena hemen geri çekildi.
“Pardon,” diyerek yolun kenarına geçti.
Araba ilerledi.
Serena ise sahile doğru yürümeye devam etti.
Deniz sakindi. Akşamüstü güneşi yavaş yavaş batarken gökyüzü turuncudan mora dönüyordu. Günün son ışıkları çekiliyor, gecenin karanlığı İstanbul’un üzerine inmeye başlıyordu.
Serena derin bir nefes aldı.
Belki de burada gerçekten yaşayabilirdi.
Belki de bir gün, geçmişini düşünmeden uyanabileceği bir hayatı olurdu.
Boş bir banka oturdu ve az önceki karşılaşmayı hatırladı.
“Arabadaki adamlar yakışıklıydı aslında,” diye mırıldandı. “Keşke yüzlerine biraz daha dikkatli baksaydım.”
Kendi kendine gülümsedi.
Ardından karnının acıktığını fark etti. Eve yakın bir burgerciden yemek almaya karar verdi.
İçeri girdiğinde kasaya yaklaştı.
“Bir cheeseburger, bir büyük boy kola ve patates kızartması lütfen. Yanına da çıtır tavuk istiyorum. Bir de soğan halkası ekleyelim.”
Siparişini tamamlamak üzereyken arkasından bir erkek sesi duyuldu.
“Ufak bir kız için fazla şey yemiyor musun?”
Serena başını çevirdi.
Karşısındaki adamı hemen tanıdı.
Arabayı kullanan adamdı.
Serena onu tanımamış gibi davranmaya karar verdi.
“Kusura bakmayın, sizi tanımıyorum.”
Adam hafifçe gülümsedi.
“Ne kadar çabuk unuttun. Az kalsın arabamın altında kalıyordun.”
Serena’nın yüzünde mahcup bir ifade belirdi.
“Ah, siz o kişisiniz. Kusura bakmayın, bugün biraz dalgınım.”
Tam o sırada siparişi hazırlandı. Paketini aldı.
“İyi günler,” diyerek adamın yanından uzaklaştı.
Eve döndüğünde topuklu ayakkabılarını kapının yanına çıkardı. Ardından mutfağa geçerek ada tezgâhındaki bar taburesine oturdu.
Yemeğinden bir ısırık aldı ama aklı hâlâ o adamdaydı.
“Beni mi takip etti? Ne işi vardı orada? Kim bu adam?”
İçgüdüleri bir anda devreye girmişti.
Öte yandan olayın yaşandığı yer çok uzakta değildi. Belki de gerçekten tesadüftü.
Yine de Serena’nın aklına takılmıştı.
Ve Serena, aklına takılan şeyleri kolay kolay unutmazdı.
⸻
Üç Ay Sonra
Serena artık İstanbul’daki hayatına alışmaya başlamıştı.
Sabahları işe gitmeden önce spor yapıyor, akşamları ise üye olduğu poligonda atış talimi gerçekleştiriyordu.
İş yeri çok yoğun değildi ama evde tek başına oturmaktan iyiydi. Günlerini belirli bir düzene oturtmuş, kendisine küçük bir rutin oluşturmuştu.
Türkiye’ye geleli yaklaşık üç ay olmuştu.
Bu süreçte kimliğini açığa çıkaracak herhangi bir olay yaşamamıştı. Her şey yolunda görünüyordu.
Bir akşam yine aynı burgerciye gitti.
“Bir cheeseburger, büyük boy patates ve kola. Yanına da çıtır tavuk lütfen.”
“Tabii. Siparişiniz hazır olunca sesleneceğim.”
Serena ödemesini yaptı ve beklemeye başladı.
Siparişi hazır olduğunda paketini almak için uzandı. Tam arkasını döndüğü sırada birine çarptı.
Başını kaldırdı.
Yine oydu.
Serena istemsizce gülümsedi.
“Demek yine siz.”
Adamın yüzünde tanıdık, muzip bir ifade belirdi.
“Evet, yine ben, küçük kız.”
“Beni takip ettiğinizi düşünmeye başlayacağım. Ne zaman buraya gelsem karşıma çıkıyorsunuz.”
“Ofisim yakınlarda. Burası sana özel değil, küçük kız.”
Serena gözlerini devirdi.
“Lütfen, küçük kız demeyi keser misiniz?”
“Sen nasıl istersen.”
Adam bir an duraksadı, sonra yan taraftaki masaları işaret etti.
“Eğer acelen yoksa bana eşlik etmek ister misin?”
Serena aslında eve gidip dinlenmek istiyordu. Fakat son zamanlarda tek başına yaşamaktan sıkılmıştı. Birisiyle sohbet etmek fena fikir olmayabilirdi.
“Olur. Şu cam kenarındaki masada bekliyorum.”
Serena masaya geçti.
Adam siparişini verip yemeğini aldıktan sonra onun karşısına oturdu. Serena ise çoktan patates kızartmalarından yemeye başlamıştı.
Adam gülümseyerek ona baktı.
“Birileri acıkmış sanırım.”
“Patateslerin soğuması hoşuma gitmiyor.”
“Umarım başka bir işin yoktur. Seni işinden alıkoymak istemem.”
“Hayır, zaten eve geçiyordum.”
“Yakınlarda mı oturuyorsun?”
“Sayılır.”
Adam, Serena’nın resmî kıyafetlerine göz gezdirdi.
“Çok resmî giyiniyorsun. Ne iş yapıyorsun?”
“Avukatım.”
Adam kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Yaşın biraz küçük gibi.”
“Yirmi dört yaşındayım. Yeni mezun bir avukatım. Bir hukuk bürosunda stajyer olarak çalışıyorum.”
“Stajyer maaşıyla bu muhitte mi yaşıyorsun?”
Serena gülümsemesini gizlemeye çalıştı.
“Evet. Olamaz mı?”
“Olabilir elbette ama zor gibi.”
“Sen peki? Sen buralarda mı oturuyorsun?”
“Hayır, ofisim buralarda. Söylemiştim.”
Serena başını salladı.
“Doğru. Peki, sen ne iş yapıyorsun?”
“İşletme okudum. Aile şirketimizde üst düzey yöneticilik yapıyorum. Bir lojistik şirketimiz var.”
“Anladım.”
Serena sohbetten keyif almaya başlamıştı. Uzun zamandır ilk kez birisiyle bu kadar rahat konuşuyordu.
Yine de temkinliydi. İnsanlara kolayca güvenemezdi.
Tam o sırada camdan dışarı baktı.
Gri renkli bir sedanın içinde oturan biri, elindeki kamerayı doğrudan onlara doğrultmuştu.
Serena’nın yüzündeki gülümseme anında silindi.
Kendisi için mi gelmişti?
Yoksa karşısında oturan adamı mı takip ediyordu?
Bugüne kadar oldukça dikkatli davranmıştı. Kimliğinin ortaya çıkmış olması mümkün değildi. En azından öyle düşünüyordu.
Bakışlarını adamdan ayırmadan konuştu.
“Takip mi ediliyorsun?”
Karşısındaki adam şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
“Ne? Anlamadım.”
“Başını çevirme. Saat beş yönünde, gri sedanın içinde biri kamerayla fotoğraflarımızı çekiyor.”
Adamın yüzündeki ifade değişti.
Serena sandalyesini geriye itti.
“Burada bekle.”
Masadan kalkıp lavaboya gidiyormuş gibi yaptı. Ardından arka taraftan dışarı çıktı ve doğrudan arabaya yöneldi.
Kamerayla meşgul olan adam, Serena’nın yanına geldiğini fark etmedi.
Serena bir hamlede kamerayı elinden çekip aldı ve diğer eliyle adamın yakasına yapıştı.
“Seni kim gönderdi?”
Adamın yüzü bembeyaz kesildi.
“Ben bilmiyorum! Gizli bir müşteriydi. Sadece takip etmem söylendi.”
Serena’nın bakışları sertleşti.
“Kim o müşteri?”
“Bilmiyorum, yemin ederim!”
Adam bir anda Serena’nın elinden kurtuldu. Arabasına atlayarak hızla uzaklaştı.
Serena arkasından baktı.
Elinde yalnızca kamera kalmıştı.
Daha fazla peşinden gitmenin bir anlamı yoktu. Şimdilik elindekiyle yetinmek zorundaydı.
Burgerciye geri döndüğünde adam hâlâ masada oturuyordu.
Serena kamerayı masanın üzerine bıraktı.
“Kaçtı. Sadece kamerayı alabildim.”
Ardından hiçbir şey olmamış gibi hamburgerinden bir ısırık aldı.
Karşısındaki adam ise ona şaşkınlıkla bakıyordu.
Serena’nın beklemesini söylemişti ama genç kadının böyle bir şey yapacağını tahmin etmemişti.
Bir süre sonra konuşmayı başardı.
“Sen nasıl…”
Serena sözünü kesti.
“Senin peşindeymiş. Benimle oturmadan önce de seni takip ediyormuş. Fotoğrafların var.”
Adamın bakışları kameraya kaydı.
Serena telefonunda saate baktı.
“Sohbet çok güzeldi ama artık kalkmam gerekiyor. İyi akşamlar.”
Paketini aldı ve masadan kalktı.
Arkasına bile bakmadan burgerciden çıktı.
Daha dikkatli olmalıydı.
Bu adamla fazla yakınlaşmıştı. Üstelik karşısında oturan kişinin de kendi sorunları vardı.
Serena böyle bir hayatı özlemişti.
Biraz heyecan, biraz tehlike, biraz da bilinmezlik…
Ama babası ona açıkça saklanmasını söylemişti. Ailesini yeniden tehlikeye atmaya hakkı yoktu.
Eve döndüğünde aklı hâlâ o adamdaydı.
Adını bile bilmiyordu.
Yine de bir şekilde aklından çıkmıyordu.
⸻
Yirmi dördüncü yaş günü
Serena bir haftadır yalnızca işe gidip geliyordu.
Burgercide yaşanan olaydan sonra daha dikkatli olmaya karar vermişti. Günlük rutinini sürdürüyordu ama gereksiz yere dışarıda vakit geçirmiyordu.
Bir sabah iş yerinde e-postalarını kontrol ederken annesinden gelen bir mesaj gördü.
Kalbi bir anlığına sıkıştı.
İtalya’dan gelen ilk haberdi bu.
E-postayı açtı.
“Seni çok özledim, kızım. Bu, ayrı geçirdiğimiz ilk doğum günün olacak. Üzülme ve bu akşam eğleneceğine söz ver. Belki arkadaşlarınla bir şeyler planlamışsındır.
Babanın e-postadan haberi yok ama o da seni çok özlüyor. Verdiği karar için çok pişman. Yine de en güvenli yolun bu olduğunu ikimiz de biliyoruz.
Kendine iyi bak, kızım. Seni çok seviyorum.”
Serena mesajı birkaç kez okudu.
Boğazında bir düğüm oluşmuştu.
Annesini, babasını ve evini özlemişti. Bunu kimseye söylemese de yalnızlık her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu.
Hemen cevap yazdı.
“Ben de sizi çok özledim, anne. Babamın hiç istemediği bir durumda olduğunu biliyorum. En kısa sürede onu oradan kurtaracağım.
Doğum günümü çok güzel geçiriyorum, hiç merak etme. Bugün çok neşeli geçiyor. Kendinize iyi bakın.”
Gönder tuşuna bastıktan sonra bir süre ekrana baktı.
Yalan söylemişti.
Hiçbir şey güzel değildi. Hayatı düzenliydi ama sıkıcıydı. Konuşabileceği insanlar vardı fakat kimseye gerçekten yaklaşamıyordu.
Bugün yirmi dördüncü yaş günüydü.
İlk kez ailesinden uzakta geçirecekti.
Telefonunu eline alarak kendi kendine mırıldandı:
“İnsan kaç kere yirmi dört oluyor ki?”
Belki annesi haklıydı.
Belki de bu akşam evde oturmak yerine biraz eğlenmeliydi.
Ofiste sohbet ettiği birkaç kişi vardı. Onlara akşam için planları olup olmadığını sordu.
Kısa bir konuşmanın ardından birlikte dışarı çıkmaya karar verdiler.
Serena hesabı kendisinin ödeyeceğini söyledi. Belki de bu yüzden teklifini kabul etmişlerdi ama umursamadı.
En azından bu akşam yalnız olmayacaktı.
Buluşma saat dokuzda, hep birlikte belirledikleri bir kulüpte olacaktı.
Serena telefonunu çantasına koydu ve bilgisayarını kapattı.
O akşam yalnızca doğum gününü kutlamak istiyordu.
Ne Valenti ailesini düşünmek…
Ne geçmişini…
Ne de karşısına sürekli çıkan o gizemli adamı.
Fakat Serena’nın bilmediği bir şey vardı.
İstanbul’a geldiğinden beri kurmaya çalıştığı sıradan hayat, çok yakında hiç beklemediği bir şekilde değişecekti.
Ve o gece, karanlıkla örülü iki hayat birbirine biraz daha yaklaşacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.