5. bölüm / 7
Karanlık HanedanBölüm 5 - Bir Kurşun, Bir Öpücük
Bölümler 7Şu an: Bölüm 5 - Bir Kurşun, Bir Öpücük
- 1 Bölüm 1 - Karanlığa İlk Adım3.233 kelime
- 2 Bölüm 2 - Kanla Yazılan Gece6.388 kelime
- 3 Bölüm 3 - Bir Sır, Bir Güven2.968 kelime
- 4 Bölüm 4 - Güven Meselesi2.390 kelime
- 5 Bölüm 5 - Bir Kurşun, Bir Öpücük1.684 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 6 - Kıskançlığın Bedeli2.090 kelime
- 7 Bölüm 7 - Birbirimizin Zaafı3.731 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece yarısı Serena çoktan hazırlanmış, ofisinde adamlarını bekliyordu. Pars, onun için güvenilir ve sağlam adamlardan oluşan bir ekip toplamıştı. Adamlar kapıda hazır bekliyordu.
Serena çantasını aldı ve arabasının bagajını açtı. Çantayı gizli bir bölmeye yerleştirdikten sonra adamlarına döndü.
“Beni takip edeceksiniz. Telsizleriniz sürekli açık olacak. Verdiğim talimatların dışına çıkmak yok.”
Ardından arabasına bindi ve yola koyuldu. Bir süre yol aldıktan sonra depoyu gören bir tepenin yakınında durdular.
Serena arabadan inip adamlarına döndü.
“Siz ikiniz benimle geliyorsunuz. Siz batı cephesine, siz de doğu cephesine gidin. Sessiz olmamız çok önemli. Dikkatli olun. Ölmeyin, hepinizi sağ salim istiyorum. İş bitip dışarıdaki adamları hallettikten sonra içeri girin.”
Tüm komutlarını vermişti. Ancak son bir kez daha uyarma ihtiyacı hissetti.
“Hepinizin silahları ve şarjörleri tamam, değil mi? Tekrar ediyorum, bu işin sonunda kayıp vermek istemiyorum. Ölmeyin!”
Adamlarından onay aldıktan sonra sessizce ilerlemeye başladılar. Herkes belirlenen noktaya yerleşti. Serena’nın işaretiyle harekete geçtiler.
Bir, iki, üç…
Dakikalar içinde onlarca adamı etkisiz hâle getirmişlerdi. Serena son derece titiz ve sakindi. Her hareketini hesaplayarak ilerliyordu.
Etrafta Seçkin’in yanındaki üç adam ve biraz ileride bağlı duran şoförlerin yakınında nöbet tutan bir adam kalmıştı.
Serena, adamlarından ikisine işaret etti. İkisi de nöbetçinin bulunduğu yere doğru ilerledi.
Adamlar yaklaşınca silahlarını doğrulttular. Nöbetçi onları fark ettiği anda bağırmaya yeltendi ancak ağzı kapatıldı. Ellerini tutup belindeki silahı aldılar. Ardından arkasına geçerek bir elleriyle ağzını, diğer kollarıyla boynunu kavradılar. Adamı sessizce etkisiz hâle getirip yere bıraktılar.
Serena, diğer adamlarına çevreyi kuşatıp saklanmalarını işaret etti.
Elinde silahıyla saklandığı yerden çıktı ve ağır adımlarla Seçkin’e doğru yürümeye başladı.
Seçkin, masanın başında paraları sayıyordu.
“Tak, tak… Seçkin!”
Paraları sayarken bir anda kadın sesi duyunca irkildi. Paraları hemen çantaya koyup fermuarını kapattı. Ardından ayağa kalkarak arkasını döndü.
“Sen kimsin be? Defol buradan! Burası benim mülküm!”
Serena alaycı bir gülümsemeyle ona baktı.
“Tanışmak istemen ne hoş. Ben Luna. Duydum ki sende bana ait olan tırlar varmış.”
Bunu söylerken yürümeye devam ediyordu.
“Tır mır yok bende! Onlar benim. Şimdi bas git buradan, belanı benden bulma!”
“Ne komik… Asıl belaya bulaşan sensin. Bence güzellikle tırları bana vermelisin.”
“Sıkıyorsa gel al! Benim sana verecek tırım yok!”
Seçkin öfkeyle elini beline attı.
Serena onaylamaz bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı.
“I ıh! Çek o elini belinden, hemen!”
Elindeki silahı doğrudan Seçkin’e doğrultmuştu.
“Bak Luna mısın, kimsin bilmiyorum ama başına bela arıyorsun. Burası adamlarla dolu bir depo ve şu an tek başınasın!”
Serena etrafına şöyle bir göz gezdirip alaycı bir sesle konuştu.
“Şu dışarıda yatan ölü adamlar senin adamların mı? Tüh! Biz onları öldürdük. Şu üç dangalak da kendilerine doğrultulmuş silahları fark etmediler zaten.”
Seçkin öfkeyle adamlarına döndü. Karşısındaki tek kadının hakkından nasıl gelememişlerdi? Bu kadar beceriksiz olmaları mümkün müydü?
Serena’nın sözleri biter bitmez adamları saklandıkları yerlerden çıktı. Seçkin dışında orada bulunan herkesi etkisiz hâle getirdiler.
Seçkin’in yüzündeki öfke yerini korkuya bırakmıştı.
Serena telsizini çıkarıp konuştu.
“Şoförlere konumu verin. Yola çıksınlar. Kırk dakikaları var, söyleyin onlara.”
“Anlaşıldı.”
Telsizden gelen yanıtın ardından Serena yeniden Seçkin’e döndü.
“Şimdi sıra sana geldi, Seçkin. Söylesene, bu tırlara el koyacak cesareti nereden buldun?”
“B-ben sadece kendi mallarımı alacaktım. Sonra tırları geri gönderecektim.”
“Şimdi, Seçkin, seninle bir anlaşma yapacağız.”
“Ta-tamam! Ne olursa olsun, yeter ki beni bırak!”
“Şşşt! Sözümü kesme. Şimdi bize yapman gereken ödemeyi yapacaksın. Buna artı KDV, artı faiz, artı gecikme bedeli, artı tırlarımıza el koyma bedeli, artı bizi buraya kadar yorma bedeli ekleyerek ödeme yapacaksın. Ben de seni affedeceğim.”
“Ama bu çok fazla!”
“Değil. Aç telefonu ve vereceğim banka hesabına parayı hemen gönder. Sakın bir numara yapma, ölürsün.”
Seçkin, Serena’nın gösterdiği hesaba para göndermek için telefonunu çıkardı. Bir eli hâlâ havadayken söylenenleri harfiyen yerine getirdi. Hesabında bulunan 1 milyon 600 bin avroyu Aras’ın hesabına aktardı.
“Tamam, gönderdim. Tüm param buydu.”
Serena şüpheyle ona baktı.
“Eminim daha fazlası vardır sende ama şimdilik bu kadarı yeterli.”
“Serbest miyim? Tamam mı? Bırakacak mısın beni?”
Serena silahını indirmiş, çoktan yürümeye başlamıştı.
“Elbette bırakacağım, Seçkin. Ben sözümde dururum.”
Birkaç adım attıktan sonra bir anda durdu. Başını hafifçe çevirerek son sözlerini söyledi.
“Ama yaşayanlara karşı.”
Ardından dönüp Seçkin’i alnından vurdu.
Hiçbir şey olmamış gibi yürüyerek Seçkin’in yanından geçti. Masanın üzerinde duran çantayı açtı. İçinde yaklaşık 250-300 bin dolar vardı. Çantayı kapatıp eline aldı ve çıkışa yöneldi.
Kapıya ulaşmadan önce adamlarına son bir emir verdi.
“Ortalıkta bizden hiçbir iz kalmadığından emin olun. Sonra dönüp gelin.”
Serena depodan çıktıktan sonra arabasına bindi ve Aras’a mesaj attı.
Serena: İş tamam. Neredesin?
Aras: Ofisteyim. Gel.
⸻
Aras sabah erkenden uyanmıştı. Saat henüz beşi biraz geçmişti. Kalkıp duş aldı, hazırlandı ve ofise geçti.
Binaya vardığında çalışanların hiçbiri henüz gelmemişti.
Duvar saatine baktı. Saat 06.15’ti. Serena’nın verdiği sürenin dolmasına iki saat kırk beş dakika vardı.
Aklı sürekli Serena’daydı.
Acaba nasıldı? Bir çatışma çıkmış mıydı? İyi miydi? Yoksa bir yerinden yaralanmış mıydı?
Bu işten çok onu düşünüyordu. Kendine itiraf etmek istemese de aklı başka hiçbir şeye odaklanamıyordu.
Ofisinden çıkıp kahve makinesinin bulunduğu yere gitti. Kahve yapmayı biliyordu; makinenin başında fazla oyalanmadan kendine bir kahve hazırladı.
Kahvesini alıp ofisine dönerken telefonuna bir bildirim geldi.
Hesabınıza para geldi.
Aras herhangi bir ödeme beklemiyordu. Merakla bildirimi açtı. Seçkin Yurttaş tarafından hesabına 1 milyon 600 bin avro havale edildiğini gördü.
“Serena!”
Bunu söylerken yüzüne kendiliğinden bir gülümseme yayıldı.
Ofisine geçip masasına oturdu. Kahvesinden bir yudum alırken pencereden dışarıyı seyretmeye başladı.
Bir süre sonra Seçkin’in el koyduğu iki tırın da depoya giriş yaptığını gördü.
Serena’yı aramak üzere telefonunu eline almıştı ki ondan bir mesaj daha geldi. İşini bitirdiğini söylüyor, nerede olduğunu soruyordu.
Aras ofiste olduğunu ve gelmesini söyledi. Ardından telefonunu cebine koyup aşağıya, depoya indi.
İki şoför de oradaydı. Aras onlarla konuşmak istedi. Diğer adamlarına ise tırların içindeki malları kontrol etmelerini söyledi.
“GPS cihazlarınız neden kapalıydı? Bu olay nasıl oldu?”
Şoförlerden biri öne çıktı.
“Aras Bey, mola verdiğimizde GPS cihazlarını kapatmışlardı. Mola yerinden çıktıktan çok geçmeden tenha bir yerde önümüzü kestiler, tehdit ettiler. Ailelerimiz var, çoluğumuz çocuğumuz var. Aras Bey, onların canına zeval gelmesin diye…”
Aras adamın sözünü kesti.
“Tamam. Sizlerde suç aramıyorum. Gidebilirsiniz, ailelerinizin yanına dönün.”
“Sağ olun, Aras Bey!”
Adamlar teşekkür ederek oradan ayrıldılar.
Aras’ın yanına adamlarından biri geldi.
“Her şey tamam, efendim. Hiçbir sıkıntı yok.”
Aras başını salladı.
“Tamam.”
Ardından ofis binasına doğru yürüdü. İçeri girdiğinde Serena’yla karşılaştı. O da asansörü bekliyordu. Elinde bir çanta vardı.
İkisi de ofise çıkana kadar konuşmadı.
İçeri girdiklerinde Aras masasına ilerleyip deri sandalyesine oturdu. Serena ise elindeki çantayı masanın üzerine koydu. Çantayı açıp Aras’a doğru çevirdi.
“Buyur, tatlım. Bu da promosyonu!”
Aras çantanın içindekilere baktı, ardından Serena’ya döndü.
“Biraz fazla promosyon almış gibisin.”
“Ölülerin nasıl olsa parayla işi olmaz. Bari biz harcayalım dedim. Fena mı yani?”
“İyi yapmışsın.”
Serena oturduğu yerden kalktı. Aras’ın ofisinin köşesinde duran viski şişesinden iki bardak doldurdu. Bardakları alıp Aras’ın yanına geldi ve birini ona uzattı.
Ardından kendi bardağını kaldırdı. Aras da bardağını ona doğru uzattı ve bardakları birbirine tokuşturdular.
Aras bir süre Serena’ya baktıktan sonra sordu:
“Sen iyi misin?”
“Elbette iyiyim. Olmamam için bir sebep mi var?”
“Bir sorun çıkmadı, değil mi? Yara aldın mı?”
“İyiyim dedim ya! Gördüğün gibi sapasağlamım. Tek parça hâlinde geldim.”
Aras’ın içi rahatladı. Yüzüne hafif bir gülümseme yerleşti.
“Bugün yeni bir iş birliği için toplantıya gideceğim. Eğer yorgunsan gidip dinlenebilirsin. Son dakika çıkan bir toplantı çünkü.”
“Kesinlikle olmaz. Avukatın olarak yanında olmam gerekiyor. Anlaşma sırasında sözleşmelere göz gezdirmeliyim. Herhangi bir yanlışlık olup olmadığını kontrol etmem lazım. Riskleri değerlendirmeliyiz ki biz de ona göre bir anlaşma sunabilelim.”
“Tamam o hâlde. Saat 13.30’da sana attığım adrese gelirsin. İstersen gelip seni ben de alabilirim.”
“Ben kendim gelirim, problem yok. Eğer yapacağın iş birliğine dair bir belge elinde varsa önceden incelemek isterim. İşin riskini anlamam lazım.”
Aras masasının üzerindeki dosyayı alıp ona uzattı.
“Al bakalım.”
Serena masanın yanına gelerek dosyayı aldı ve göz gezdirdi.
“Tamam, ben kaçtım o zaman.”
Aras’ın yanına yaklaştı ve yanağına bir öpücük kondurdu. Ardından hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp ofisten çıktı.
Bunu neden yapmıştı?
Kendisi de bilmiyordu.
Arabaya bindi ve eve gidene kadar bunu düşündü. Neden onu yanağından öpmüştü? İstemsizce, bunu yapması gerektiğini hissetmiş ve bir anda kendini onun yanağına bir öpücük kondururken bulmuştu.
Yoksa ona karşı bir şeyler mi hissetmeye başlıyordu?
⸻
Serena’nın ofisten çıkmasının ardından Aras olduğu yerde kalakalmıştı.
Aklından aynı sorular geçip duruyordu.
Beni neden öptü?
O beni gerçekten öptü mü, yoksa ben mi yanlış hissettim?
Neden öylece kalakaldım?
Peki, neden beni öptükten sonra kalbimin ritmi hızlandı?
Yoksa gerçekten bu kıza kapılmış mıydı?
Düşüncelerini bölen kişi Pars oldu.
“Bu sabah erkencisin.”
Aras’tan yanıt gelmeyince Pars yeniden seslendi.
“Hey! Sana diyorum. Burada mısın?”
Aras bir anda başını sallayarak kendine geldi.
“Ne oldu? Ne düşünüyordun?”
“Bir şey yok. Gözlerim daldı sadece.”
Pars, Aras’ı dikkatle süzdü.
“Az önce Serena’yı arabasına binerken gördüm. Onunla ilgili bir şey mi var?”
Aras bir anda afalladı.
“Ne? Hayır! Ne Serena’sı? Ne alakası var? Saçmalama!”
Pars kahkaha attı.
“Hahaha! Biliyordum. Sen bu kıza kapılmaya başladın!”
Ardından ağabeyine sevimli bir ifadeyle yaklaşıp konuşmaya devam etti.
“Sevgili abim âşık oluyoooor!”
“Pars, saçmalama! Kardeşim demem, şuracıkta kafana sıkarım!”
“Ooo, tamam, tamam! Sakin ol. Ee, iş ne oldu?”
Aras masanın üzerindeki çantayı açıp Pars’a doğru çevirdi.
“Halletti. Hem de fazlasıyla.”
Pars çantanın içindekilere baktı ve başını salladı.
“Bu kız işinde iyi, abi.”
⸻
Serena eve vardığında hemen duşa girdi. Duştan çıkar çıkmaz toplantıda kullanacağı dosyayı incelemeye başladı.
Belgelerde herhangi bir sorun görünmüyordu. Eklenmesi gereken bir madde de yoktu. Karşı taraf her şeyi olması gerektiği gibi hazırlamıştı. Dosya kusursuz görünüyordu.
İncelemesini bitirdikten sonra hazırlanmaya başladı.
Önce saçlarını yaptı. Saçlarını sıkı, dümdüz bir at kuyruğu şeklinde topladı. Ardından siyah, askılı ve kare yakalı bir bluz giydi. Altına ise ön kısmında uzun bir yırtmacı bulunan, siyah, midi boy deri kalem eteğini geçirdi.
Makyajını abartıya kaçmadan, gösterişli ama ciddi ve resmî bir görünüm elde edecek şekilde yaptı. Ayağına siyah topuklu ayakkabılarını giydi. Dosyalarını koyabileceği büyüklükte bir çanta aldı.
Hazır olduğunda evden çıktı. Asansöre binerek otoparkın bulunduğu katın düğmesine bastı.
Asansör aşağı inerken telefonuna bir mesaj geldi.
Aras: Kapıdayım.
Serena giriş katının düğmesine de bastı. Asansörden inip binanın dışına çıktığında Aras’ı arabasının önünde, araca yaslanmış hâlde sigara içerken buldu.
Yanına yaklaştı. Elini uzatıp Aras’ın sigarasını aldı, bir nefes çekti ve geri verdi.
Aras, Serena’nın güzelliği karşısında adeta büyülenmiş gibi ona bakıyordu.
“Çok güzel olmuşsun.”
Serena hafifçe utanarak gülümsedi.
“Teşekkür ederim. Yüzüne bakınca anlamıştım zaten.”
Aras sigarasını söndürdü ve Serena’nın kapısını açtı. Serena arabaya bindikten sonra kendisi de direksiyonun başına geçti.
Motoru çalıştırdı ve toplantıya doğru yola koyuldular.
Bölüm etkileşimi
