Karanlık Hanedan kitap kapağı

6. bölüm / 7

Karanlık Hanedan

Bölüm 6 - Kıskançlığın Bedeli

Vaveyla Yazarı: Dila Elanur Küçük

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Bölüm 6 - Kıskançlığın Bedeli

Arabada ilerlerlerken ikisi de bir süre sessiz kaldı. Aras, ara sıra kısa bakışlarla Serena’ya göz atarken Serena telefonuyla ilgileniyordu.
Bir süre sonra ikisi de aynı anda konuşmaya başladı.
“Dosyaları incele—”
“Böyle gü—”
Aras sözünü yarıda keserek başını hafifçe Serena’ya çevirdi.
“Sen söyle.”
Serena telefonunu kilitleyip ona döndü.
“Dosyaları inceledim. Herhangi bir sorun görünmüyor. Her şey protokollere uygun ve bizim için sıkıntı çıkarabilecek bir durum yok. Karşı taraf oldukça makul maddeler sunmuş. Bu yüzden sözleşmeye ekleme yapmadım.”
“Bu güzel bir haber.”
“Peki, sen ne diyecektin?”
Aras kısa bir süre ona baktıktan sonra gözlerini yeniden yola çevirdi.
“Bugün bu kadar güzel ve çekici giyinmen şart mıydı? Alt tarafı bir toplantı.”
Serena şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
“Her zaman için ilk izlenim önemlidir.” Dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi. “Sence gerçekten çekici mi olmuşum?”
Aras hiç tereddüt etmedi.
“Siyah sana yakışıyor.”
Serena’nın içinden, hayatındaki bütün renkleri silip geriye yalnızca siyahı bırakmak geçti. Aras’ın üzerinde siyahın nasıl durduğunu düşünmek bile kalbini hızlandırırken adamın tek bir cümlesi bütün dengelerini altüst etmeye yetmişti.
“Teşekkür ederim,” dedi tebessüm ederek.
Aras o tebessümü fark etti. Serena’yı daha önce de şık görmüştü ama bugün ona farklı bakıyordu. Belki de değişen Serena değil, kendi bakışlarıydı.
İkisi de düşüncelerine dalmışken toplantının yapılacağı binaya ulaştılar.
Arabadan inip binaya girdiler. Sekreter onları toplantı odasına kadar götürdü. Yan yana oturup dosyalarını hazırladıkları sırada kapı açıldı.
İçeriye bir kadın ve bir erkek girdi.
Kadının sarı, küt kesim saçları ve özenle seçilmiş kıyafetleri ilk bakışta dikkat çekiyordu. Oldukça şık ve kendinden emin görünüyordu. Yanındaki adam ise klasik takım elbisesiyle daha sıradan bir izlenim bırakıyordu.
Serena’nın bakışları istemsizce Aras’a kaydı. Siyah gömleğinin üst düğmeleri açıktı, koyu gri takım elbisesi geniş omuzlarına kusursuz biçimde oturuyordu. Adamın karizması, en sade kıyafeti bile dikkat çekici hâle getirebilirdi.
Toplantıya odaklan, Serena.
Yeni gelenler yerlerine oturduktan sonra erkek olan söze başladı.
“Aras Bey, merhabalar. Ben Taner. Damla Hanım’ın avukatıyım. Kendisi Burhan Bey’in kızı. Bu anlaşma için imza yetkisi Damla Hanım’da, dolayısıyla iş birliğimiz boyunca kendisiyle muhatap olacaksınız.”
“Memnun oldum, Taner Bey. Damla Hanım.”
Damla gülümseyerek elini uzattı.
“Ben daha çok memnun oldum, Aras Bey. Sizinle sonunda yüz yüze tanışabilmek güzel. Hakkınızda çok şey duydum.”
Aras elini kısaca sıktı.
“Umarım iyi şeylerdir.”
Damla hafifçe güldü.
“Şimdilik öyle. Ama sizi tanıdıkça fikrim değişebilir, değil mi?”
Aras’ın yüzündeki ifade değişmedi.
“İş ortaklığı konusunda fikrinizin değişmemesini umarım.”
Damla, aldığı cevaba rağmen gülümsemesini bozmadı. Aras’ın mesafeli tavrını görmezden gelerek sohbeti sürdürmek ister gibiydi.
Aras ise yanındaki Serena’yı işaret etti.
“Avukatım Serena Hanım.”
Serena, Damla’ya elini uzattı.
“Memnun oldum.”
“Ben de.”
Herkes yerine oturduğunda Taner Bey önündeki dosyayı açtı.
“Aras Bey, gerekli evrakları daha önce tarafınıza iletmiştik. Koral Lojistik’i tercih etmemizin başlıca nedeni, Türkiye’nin önde gelen lojistik şirketlerinden biri olmanız. Müvekkilimiz uluslararası taşımacılık ağını genişletmek ve lojistik operasyonlarının büyük bölümünü sizin şirketinize devretmek istiyor.”
Aras başını salladı.
“Peki, tercihinizde etkili olan başka bir neden var mı?”
Damla hemen söze girdi.
“Şirketinizin başarısı elbette önemli. Ama açıkçası, sizinle çalışacak olmak da kararımızı kolaylaştırdı.”
Serena’nın kalemi kâğıdın üzerinde durdu.
Damla, Aras’a doğru hafifçe eğilerek gülümsedi.
“İnsan karşısında sizin gibi biri olunca iş görüşmeleri bile daha keyifli hâle geliyor. Umarım bundan sonra sık sık bir araya geliriz.”
Aras önündeki dosyayı açtı.
“İşlerimizin yolunda gitmesi için gerektiği kadar görüşürüz, Damla Hanım.”
Serena’nın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Aras’ın bu kadar rahat ve ilgisiz davranması içini nedensizce ferahlatmıştı. Yine de Damla’nın konuşma biçimi canını sıkıyordu.
Tam o sırada Damla yeniden konuşmaya başladı.
“Tabii, bazı konuları baş başa konuşmak da—”
“Anlaşmanın hukuki değerlendirmesine geçebiliriz,” diye araya girdi Serena.
Sesi sakindi ama Damla’nın sözünü bitirmesine fırsat vermemişti.
Önündeki dosyayı açıp ilgili sayfayı çevirdi.
“Belgeleri ayrıntılı olarak inceledim. Koral Lojistik açısından sözleşmede ciddi bir risk görünmüyor. Ancak gizlilik yükümlülüklerinin kapsamını ve olası sevkiyat aksaklıklarında tarafların sorumluluklarını biraz daha netleştirmemiz gerekiyor. Bu iki madde düzenlendiğinde anlaşmanın hukuki açıdan uygun olacağını düşünüyorum.”
Taner Bey başını salladı.
“Bu düzenlemeleri yapabiliriz. Bizim için de önemli olan, iki tarafın sorumluluklarının açıkça belirlenmesi.”
Damla, Serena’ya kısa bir bakış attıktan sonra yeniden Aras’a döndü.
“Anlaşılan avukatınız işini oldukça ciddiye alıyor, Aras Bey.”
Aras dosyadan başını kaldırmadan cevap verdi.
“İşini iyi yapan insanlarla çalışırım.”
Serena gözlerini sözleşmeden ayırmadı ama bu cevabı duyunca yüzündeki gerginlik biraz olsun dağıldı.
Damla’nın gülümsemesi bir anlığına zayıfladı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi önündeki evraklara yöneldi.
Toplantı fazla uzamadan sona erdi. Taraflar, gerekli düzenlemelerin ardından sözleşmenin imzalanması konusunda anlaştılar.
Taner Bey belgeleri toplarken Damla, Aras’a döndü.
“Bugünkü görüşme için teşekkür ederim. Umarım bir sonraki toplantımızda daha uzun sohbet etme fırsatımız olur.”
Aras ayağa kalkıp ceketini düzeltti.
“Anlaşmanın ilerleyişine göre görüşürüz. İyi günler.”
Damla’nın ima dolu sözleri karşısında tek bir saniye bile duraksamamıştı.
Serena çantasını alıp ayağa kalktı. Aras yanına geldiğinde birlikte kapıya yöneldiler.
Koridora çıktıklarında Aras ona kısa bir bakış attı.
“Bugün oldukça sessizdin.”
Serena başını ona çevirdi.
“Toplantıda konuşmam gereken yerde konuştum.”
“Öyle mi?”
“Evet, Aras Bey. Bir sorun mu var?”
Aras dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi gizlemedi.
“Hayır. Aksine, bazı konularda benim yerime konuşman işime geldi.”
Serena bakışlarını kaçırdı.
“Ben yalnızca işimi yaptım.”
“Tabii.”
Aras’ın sesindeki eğlenceyi duyunca Serena ona dönüp kaşlarını çattı.
“Neye gülüyorsun?”
“Hiçbir şeye.”
Serena cevap vermeden yürümeye devam etti. Aras da yanına yetişti.
Kıskandığını kabul etmeye hiç niyeti yoktu.
Aras’ınsa henüz adını koyamadığı bir şey vardı: Serena’nın toplantı boyunca ilk kez bu kadar dikkatini çekmesi, konuştuğu her kelimeyi zihninde tekrar tekrar duyması ve şimdi yanında yürürken yüzündeki o küçük huzursuzluğu merak etmesi.
Belki de bugün, yalnızca yeni bir anlaşma yapmamışlardı.
⸻
Arabaya bindiklerinde Serena başını cama çevirdi. Toplantı boyunca bastırdığı huzursuzluk, artık yüzüne yansıyordu.
Aras ise ara sıra ona bakıp kendi kendine gülümsüyordu.
Beni kıskandı galiba.
Düşüncesi hoşuna gitmişti. Gerçi Damla kesinlikle onun ilgisini çekecek bir kadın değildi. Aras, kendisini bu kadar açıkça sunan, karşısındakinin ilgisini kazanmak için sınırları zorlayan kadınlardan hoşlanmazdı. Damla da onun için yalnızca bir iş ortağıydı. Daha fazlası olamazdı.
Serena’nın ise aklında tek bir soru vardı.
Nasıl bir kadın bu? İnsan bir toplantıda bir adama böyle sulanır mı? Bir de baş başa görüşmek istiyormuş. Ne münasebet!
Düşüncelerine daha fazla engel olamayarak kısık sesle söylendi.
“Saçmalık.”
Aras başını hafifçe ona çevirdi.
“Anlamadım. Bana mı söyledin?”
“Hayır, sadece sesli düşünüyordum.”
“Anladım.”
Aras’ın yüzündeki gülümseme silinmedi. Serena’nın bu hâli ona fazlasıyla ilginç geliyordu.
Bir süre daha ilerledikten sonra Serena sabırsızca sordu:
“Daha gelmedik mi eve? Çok uzun sürdü.”
Aras ona kısa bir bakış attı.
“Çok sinirlisin. Acıkmışsındır diye düşündüm. Hem seninle ilk işimizi imzaladık. Belki kutlarız dedim.”
“Aç değilim. Eve gitmek istiyorum.”
“Ama geldik.”
Serena başını çevirip dışarı baktı. Gerçekten de restoranın önüne gelmişlerdi.
“Ben sadece aç olduğum için iniyorum, haberin olsun.”
Aras gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Söz konusu yemek olunca Serena’nın bütün öfkesini bir kenara bırakabileceğini tahmin etmişti. Yanılmamıştı.
Serena arabadan inerken kendi kendine söylendi.
Bir de benimle dalga geçiyor!
Restorana girdiklerinde Serena etrafına göz gezdirdi. Mekân oldukça şıktı; loş ışıklar, zarif dekorasyon ve sakin atmosfer insana huzur veriyordu. Kendileri için ayrılan masaya geçip siparişlerini verdiler. Serena kendisi için şarap, Aras ise rakı istedi.
Yemekleri gelene kadar fazla konuşmadılar.
Serena önündeki yemekle ilgilenirken Aras zaman zaman ona bakıyordu. İçinde tarif edemediği bir his vardı. Huzurluydu, mutluydu. Üstelik bunun nedenini düşündüğünde aklına gelen tek kişi karşısında oturan kadındı.
Ancak Serena aynı duyguları paylaşmıyor gibiydi. Toplantıdan sonra bir anda değişmiş, içine kapanmıştı. Aras, onun bir şeylere takıldığından emindi ama ne olduğunu henüz çözememişti.
Bir süre sonra çatalını bıraktı.
“İyi misin?”
Serena başını kaldırdı.
“Evet. Yorgunum sadece. Bugün hiç uyumadım. Gece yarısı işe geldim, öğlen toplantı vardı, şimdi de akşam oldu.”
Aras başını salladı.
“Evet, haklısın. İstersen kalkalım.”
“Çok iyi olur.”
Hesabı ödedikten sonra restorandan ayrıldılar ve arabaya bindiler.
Yol boyunca Serena tuhaf bir şekilde sessiz kaldı. Ne kadar yorgun olursa olsun, normalde Aras’la konuşacak bir şey mutlaka bulurdu. Şimdiyse sanki ağzından tek kelime bile çıkarmak istemiyordu.
Aras, onun bu hâlini anlamlandırmaya çalışarak arabayı sürdü. Eve yaklaşmışlardı ama Serena hâlâ tek kelime etmemişti.
Sonunda daha fazla dayanamadı.
“Cidden, neyin var senin bugün? Bir tuhafsın.”
Serena gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi.
“Hayır, tuhaf falan değilim. Yorgunum dedim ya.”
“Serena, seni tanıyorum. Bir şey var.”
“Hayır, yok.”
“Toplantıya kadar gayet iyiydin. Sonra birden sustun. Ne oldu? Toplantıda bir şey mi kaçırdım?”
Serena başını ona çevirdi. Dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi.
“İnan bana, Damla kaçırmana müsaade etmezdi.”
Aras bir an sessiz kaldı.
Sonra kadının ne demek istediğini anladı.
Damla’nın tavırları…
Serena’nın huzursuzluğu…
Dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.
“Ciddi misin? Damla’yı mı kıskandın?”
Serena anında ona döndü.
“Hayır! Niye kıskanayım Damla’yı? O bir müşteri.”
Aras’ın yüzündeki muzip gülümseme genişledi. Serena’nın bu kadar hızlı tepki vermesi, şüphesini daha da güçlendirmişti.
“Evet, güzel bir müşteriydi.”
“Aras!”
Serena’nın sesi istemsizce yükseldi.
Aras kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.
“Efendim, küçük kız?”
Tam o sırada arabayı evin önünde durdurdu.
Serena ona döndü. Gözleri öfkeyle parlıyordu.
“Bana küçük kız dememen gerektiğini daha önce söylemiştim! Ayrıca Damla’yı kıskanmadım. O ucuz birisi. Neden kıskanayım ki? Güzel, zengin görünümlü bir yalaka sadece! Neymiş, seninle özel görüşecekmiş. O kim ki seninle özel görüşecek? Bir de ‘Hakkınızda söylenildiği kadar varmış,’ falan diyor. Bunlar nasıl sözler ya? İş toplantısına mı gelmiş, seni tavlamaya mı çalışıyor, belli değildi! Bir insanın hiç mi profesyonelliği olmaz? Sanki anlaşma imzalamaya değil de—”
Serena sözlerini öfkeyle sıralarken Aras onu sessizce dinliyordu.
Önce yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Ardından gözleri Serena’nın dudaklarına kaydı.
Serena hâlâ konuşuyordu ama Aras artık söylediklerine odaklanamıyordu.
Aklından geçen tek şey, karşısındaki kadına ne kadar yaklaşmak istediğiydi.
Ve bir an sonra, düşünmekten vazgeçti.
Serena’nın sözünü kesen şey bu kez Aras’ın sesi olmadı.
Aras ona doğru eğildi ve dudaklarını dudaklarına bastırdı.
Serena’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Ne olduğunu anlayamadan Aras’ın dudaklarını kendi dudaklarında hissetti. Birkaç saniye boyunca zihni bomboş kaldı. Ne itebildi onu ne de tek kelime edebildi.
Aras da ne yaptığını düşünmemişti. İçinde biriken ve uzun zamandır adını koyamadığı duygular, o an bütün mantığının önüne geçmişti.
Önce kısa, tereddütlü bir öpücük olmuştu.
Sonra Serena’nın karşılık vermesiyle her şey değişti.
Aras onu öpmeye devam etti. Serena da kendini geri çekmek yerine elini istemsizce onun omzuna koydu. Aralarındaki mesafe yok olmuş, günlerdir bastırdıkları çekim tek bir anda açığa çıkmıştı.
Öpücük derinleştikçe ikisinin de kalbi hızlandı. Düşünmeyi bırakmış, o ana teslim olmuşlardı.
Fakat ikisi de bunun tehlikeli olduğunu biliyordu.
Bu, sıradan bir öpücük değildi. Sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayabileceğini ikisi de hissediyordu.
Sanki aynı anda akılları başlarına geldi.
Birbirlerinden yavaşça ayrıldılar.
Aralarında birkaç santimlik mesafe vardı ama ikisi de birbirine bakmaya cesaret edemiyordu.
Aras nefesini düzene sokmaya çalıştı. Az önce yaptığının farkına varınca yüzündeki ifade değişti.
“Ben… üzgünüm.”
Serena gözlerini ona kaldırdı.
“Önemli değil. Çok ani oldu. En iyisi ben gideyim. Görüşürüz.”
Kapıyı açıp arabadan indi. Aras onu durdurmadı.
Serena apartmana girene kadar arkasına bakmadı. Asansöre bindiğinde bile yaşadığı şeyin etkisinden kurtulamamıştı.
Eve girer girmez çantasını bir kenara bıraktı. Birkaç saniye olduğu yerde öylece durdu.
Az önce ne olmuştu?
Aras onu öpmüştü.
Daha da kötüsü, kendisi de karşılık vermişti.
Neden?
Bu sorunun cevabını bilmiyordu. Tek bildiği, Aras’ın dudaklarını hissettiği anda geri çekilmek istemediğiydi. Oysa böyle bir şeyin yaşanacağını hiç düşünmemişti.
Elini dudaklarına götürdü.
Ben neden karşılık verdim?
Kalbi yeniden hızlandı.
Yoksa… ona âşık mı oluyorum?
Bu düşünce onu korkutmuştu. Aras’a karşı hissettiklerinin yalnızca çekimden ibaret olduğuna inanmak istiyordu. Fakat bugün yaşananlar, kendisine bile itiraf etmekten kaçındığı bir gerçeği yüzüne vurmuştu.
Damla’yı kıskanmıştı.
Hem de apaçık.
Aslında yorgun değildi sadece. Damla’nın tavırlarına sinirlenmişti. O kadının Aras’a öyle yaklaşması, onunla özel görüşmek istemesi, imalı sözler söylemesi Serena’nın canını sıkmıştı.
Salak kız! Başka erkek mi yoktu sanki?
Düşüncesiyle kendi kendine söylendi.
Sonra bir anda sustu.
Benim derdim ne? Aras’la aramızda hiçbir şey yok ki!
Yine de duygularına engel olamıyordu.
Ne kadar inkâr ederse etsin, Aras’ın başka bir kadına ilgi göstermesi fikri bile onu rahatsız ediyordu.
Ve bu, görmezden gelemeyeceği kadar büyük bir sorundu.
⸻
Aras, Serena’nın gitmesinin ardından hâlâ arabada öylece oturuyordu.
Ellerini direksiyona koymuş, önündeki yola boş gözlerle bakıyordu.
Az önce ne yapmıştı?
Serena’yı öpmüştü.
Üstelik bunu düşünmeden, kendini durdurmaya bile çalışmadan yapmıştı.
Gözlerini kapatıp başını koltuğa yasladı.
Neden?
Bu sorunun cevabını bulamıyordu. O an onu öpmek istemişti. Bunu inkâr edemezdi. Serena’nın dudakları dudaklarına değdiğinde hissettiği şey, şimdiye kadar yaşadığı hiçbir şeye benzemiyordu.
Ama ya Serena?
O da karşılık vermişti. Üstelik Aras, onu kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığını hissetmemişti.
Yine de yaptığı şeyin doğru olup olmadığını bilmiyordu.
Serena onun çalışanıydı. Aralarındaki ilişki, iş ortaklığından çok daha karmaşık bir hâl almaya başlamıştı. Üstelik ikisi de duygularını henüz açıkça konuşmamıştı.
Belki de acele etmişti.
Belki de aralarındaki her şeyi mahvetmişti.
Telefonunun çalması düşüncelerini böldü.
Ekranda Pars’ın adı yazıyordu.
Aramayı cevapladı.
“Abi, neredesin?”
“Arabada.”
“Ne oldu? Sesin bir tuhaf geliyor. Bir sorun mu var?”
Aras birkaç saniye sustu.
“Bilmiyorum.”
Pars’ın sesi ciddileşti.
“Ne demek bilmiyorum? Bir şey mi oldu?”
Aras derin bir nefes aldı.
“Konuşmamız lazım.”
“Tamam. Evdeyim. Gelince konuşuruz.”
“Geliyorum.”
Telefonu kapattıktan sonra bir süre daha yerinden kıpırdamadı.
Sonra kontağı çevirdi.
Bu gece Pars’la konuşması gerekiyordu.
Çünkü ilk kez, kendi duygularından bile emin değildi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.