5. bölüm · Karanlığın Peşinde : Zodiac Katili
Bölüm 3: Taksimetrede Durmuş Zaman
San Francisco, 11 Ekim 1969... Gecenin serinliğinde şehir, sıradan bir cumartesi akşamını yaşıyordu. Barlar doluydu, sokak lambalarının altındaki taksiler birer birer müşterilerini alıyordu. Fakat saat 22.00 sularında Presidio Heights semtinde, Cherry Street ile Washington Street’in köşesinde zaman birden durdu.
Paul Stine adlı bir taksi şoförü, sıradan bir müşteriyi almıştı. Gidecekleri adres belliydi: Washington ve Maple Street. Ancak araç, bir blok daha ileride durdu. O birkaç saniyelik sapma, Paul Stine’ın hayatına mal olacaktı. Müşteri, başına bir tabanca dayayarak Stine’ı kafasından vurdu. Cinayeti gerçekleştirdikten sonra ise soğukkanlılıkla cüzdanını, anahtarlarını ve taksi ruhsatını aldı. Ardından elini Paul’ün kanına batırarak aracın içine bir mesaj bıraktı.
Yakındaki bir evden genç bir çocuk olayı görmüştü. Panik halinde polisi aradı. Polis olay yerine ulaştığında, katil çoktan kayıplara karışmıştı. Ancak bu defa Zodiac bir iz bırakmıştı—bir çocuk tarafından görülmüş, hatta kıyafeti dahi tarif edilmişti: siyah gözlük, koyu renk bir mont ve sıradan bir adamın yüzü.
Bu olay diğerlerinden farklıydı. Önceden çiftleri hedef alan Zodiac, şimdi şehir merkezinde, kamuya açık bir alanda bir cinayet işlemişti. Bu cesaret değildi sadece, açık bir meydan okumaydı.
---
Jack Dann olay yerindeydi. Taksinin yanına geldiğinde, içerideki kan kokusu boğazını yaktı. Telsizler çatırdıyor, polis memurları telaşla konuşuyordu. Ancak Jack’in gözleri sadece bir noktaya odaklanmıştı: taksimetrede durmuş zaman. Paul’ün saatine baktı—21:55. Cinayet anıydı bu.
Aracın içindeki izler dikkatlice incelendi. Zodiac, bu kez kendini daha fazla göstermişti. Katilin eldiven giymediği düşünülüyordu çünkü ön koltukta çıplak parmak izine benzeyen bir leke bulunmuştu. Bu küçük detay, Jack’in kalp atışlarını hızlandırdı. Belki de bu, ilk somut izdi.
Dr. Raye, ertesi sabah Jack’in ofisine geldi. Cinayet dosyasını birlikte açtılar. “Bu kez çok daha özgüvenli davranmış,” dedi. “Artık bir sonraki seviyeye geçti. Bu onun polisle oynadığı bir oyun değil yalnızca; bu artık bir gösteri.”
Jack başını salladı. “Ve seyircileri biziz.”
---
Zodiac bu olaydan üç gün sonra San Francisco Chronicle gazetesine mektup gönderdi. Mektubun içinde, Paul Stine’ın kanıyla lekelenmiş bir kumaş parçası da vardı. Cinayeti sahiplenmişti. Yazdıkları yine tüyler ürperticiydi:
“Bir okul otobüsünü durduracağım ve lastiklerini patlatacağım. Sonra çocukları teker teker avlayacağım.”
Şehirde panik büyüdü. Aileler çocuklarını okula göndermemeye başladı. Polis, okul servislerine eskort koymak zorunda kaldı. Jack, bu tehdidin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kestiremiyordu ama Zodiac’ın her tehdidinin altında bir hesap olduğunu biliyordu.
---
Olayın ardından Jack ve Dr. Raye, Zodiac’ın profiline dair yeni gözlemler geliştirdiler. Dr. Raye şöyle dedi:
“Bu adam dikkat çekmek istiyor. Artık sadece cinayet işlemiyor, toplumun damarlarına korku enjekte ediyor. O bir mesaj vermek istiyor: ‘Beni durduramazsınız.’”
Jack panoya dönüp gözlerini bir kez daha haritadaki kırmızı iğnelere dikti. Her cinayet yeri, bir sonraki saldırının habercisi gibiydi. Ancak bu son olay, coğrafi olarak sapma göstermişti. Bu da Zodiac’ın sabit bir kalıpta hareket etmediğini gösteriyordu.
Jack dosyalara dalmışken Dr. Raye sessizce konuştu: “Sana bir şey soracağım Jack… Zodiac'ın kendini bu kadar merkeze koymasının ardında yatan dürtü sence ne olabilir?”
Jack hafifçe gülümsedi. “Kontrol. Herkesin hayatı üzerinde kontrol kurmak istiyor. Onu durduramayacağımıza inanmak istiyor.”
Bu sırada, Paul Stine’ın ailesiyle de temas kuruldu. Ailesi perişandı. Jack, eşiyle yaptığı görüşmede, cinayetin işlenme şeklinden bahsetmekte zorlandı. Kadın sessizce ağladı ve sadece bir şey söyledi:
“Lütfen başka aileler bizim gibi olmasın…”
Bu cümle Jack’in aklına kazındı.
---
Günler geçti. Medya Zodiac’ı manşetlerinden indirmedi. Halkın ilgisi arttıkça Zodiac daha da motive oluyordu. Ama bir noktada sessizlik oldu. Zodiac, aniden ortadan kayboldu. Ne bir mektup, ne bir cinayet... Bu sessizlik, Jack için en tehlikeli dönemdi. Çünkü Zodiac her geri çekilişinden sonra, daha büyük bir şiddetle geri dönüyordu.
Jack bu süreyi değerlendirdi. Daha önceki cinayetlerdeki şifreli mektupları yeniden analiz etti. El yazısındaki küçük farklılıklar, mesajlar arasında geçen ortak kelimeler… Her biri, Jack’in zihninde bir yapbozun parçaları gibiydi. O parçalar bir araya gelmek üzereydi.
---
Sonunda Jack bir gece rüyasında Zodiac’la yüzleşti. Göz göze geldiler. Karanlık bir odada sadece ikisi vardı. Zodiac konuşmadı ama gözleri her şeyi anlatıyordu: “Siz beni anlayamazsınız.”
Jack uyanıp ter içinde kalmıştı ama bu rüya ona bir fikir verdi. Zodiac’ın iletişim kurmak için seçtiği kelimeler... Belki de bir şifre değil, bir itiraf saklıydı orada.
---
Yeni ipuçları, yeni cinayetleri tetiklemeden önce değerlendirilmeliydi. Çünkü Jack’in artık bir amacı vardı: sadece Zodiac’ı yakalamak değil, onun neden böyle biri olduğunu çözmek. Bu bir takıntıydı. Ve her takıntı gibi, onu ya sona götürecekti ya da yok edecekti.
Jack kendine söz verdi:
“Bir gün o maskeyi düşüreceğim.”
---
İz bırakan bir cinayet, psikolojik bir savaş ve karanlığın içinde umut arayan bir adam... Taksimetrede durmuş zaman, artık geriye değil ileriye akıyordu. Zodiac’ın gölgesi hâlâ karanlık sokaklarda dolanıyordu. Ve Jack, bu gölgenin peşini bırakmayacaktı.
