16. bölüm · Karanlığın Peşinde : Zodiac Katili
Bölüm 14: Sessizlikte Yankılanan Çığlıklar
San Francisco’nun gece ışıkları şehrin karmaşasını gizlemeye yetmiyordu. Her köşe başında, her duvarda, her aynada bir gölge vardı sanki. Zodiac bir süredir sessizdi. Ne bir mektup, ne bir cinayet… Bu sessizlik, Jack’in uykularını daha çok kaçırıyordu.
Polis merkezinde, sigara dumanlarının arasından gözlerini kırpmadan tahtadaki kırmızı iplerle bağlı kurban fotoğraflarına bakıyordu. “Bu sessizlik, fırtına öncesi,” dedi kendi kendine. “Zodiac, geri dönüyor.”
Tam o anda kapı aralandı. Genç bir dedektif, elinde bir zarfla içeri girdi. Zarf beyazdı, üstünde daktiloyla yazılmış adres: San Francisco Polis Departmanı, Cinayet Büro Amirliği.
Zarf açıldı. İçinden çıkan tek şey, sayısız harften oluşan karmaşık bir şifreydi. Alışık oldukları gibi alaycı bir not yoktu bu kez. Sadece bir şifre. Soğuk, tehditkâr ve tekinsiz…
Jack, kaşlarını çattı. “Bu… bir meydan okuma değil,” dedi alçak sesle. “Bu bir tuzak.”
Aynı gece, şehir dışında terkedilmiş bir kulübede, kimliği belirsiz bir ceset bulundu. Eller bağlı, ağzı bantlı, ama darp ya da kurşun izi yoktu. Yanında bir not vardı:
“Sessizlik, bazen en yüksek çığlıktır.”
Jack oraya gittiğinde, cesedin etrafındaki detaylar onu şaşırttı. Olay yeri temizdi. Her şey özenle yerleştirilmiş gibiydi. Fakat duvarda kırmızı mürekkeple yazılmış bir tarih vardı: 13 Ekim.
Zodiac’ın son mektubunun üzerinden tam iki yıl geçmişti. Bu tarih, geçmişteki bir cinayetle örtüşmüyordu. Jack’in zihni alarm verdi. “Bu bir anı değil… bu bir hatırlatma.”
Adli raporda kurbanın ölüm nedeni kesinleşememişti. Ne boğulma, ne zehirlenme… Ceset sanki kalbi durmuş gibi yatıyordu. Ama Jack başka bir şey fark etti: Kurbanın avuç içinde kazınmış bir kelime vardı: “İzliyorum.”
Geri dönüş başlamıştı. Ama bu kez Zodiac sadece öldürmüyor, izliyordu… ve düşündürüyordu.
Jack, eve döndüğünde günlüğüne tek bir cümle yazdı:
“Zodiac tekrar nefes alıyor ve bu kez daha yakın.”
—
Jack, duvardaki yazıya uzun süre bakaklmıştı evde olmasına rağmen zihninden atamıyordu. "13 Ekim.” Bu tarih, onun zihninde bir kilidi açmış gibiydi. Tekrardan masasına oturdu, eski dosyaları karıştırmaya başladı. Zodiac’ın geçmişteki mektuplarına, şifrelerine, tarih vurgularına… Her satırı, her çizgiyi tekrar gözden geçirdi.
O tarih, Zodiac’ın hiçbir cinayetiyle doğrudan örtüşmüyordu. Ama Jack, bunun geçmişle bağ kuran bir başlangıç olduğunu hissediyordu. Bir anlamı olmalıydı. Belki de Zodiac, Jack’in dikkatini test ediyordu.
O gece geç saatlere kadar çalıştı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Kulübede bulunan cesedin parmak izleri eşleşmemişti, kimliği hâlâ belirsizdi. Ama avucundaki o kelime “İzliyorum”—Jack’in zihnine kazınmıştı. Zodiac bu kurbanı bir mesaj için seçmişti. Belki de bu kişi bir tanıktı. Belki onu bir şekilde fark etmişti.
Ertesi sabah Jack, Dr. Elaine West ile yeniden bir araya geldi. O artık sadece bir danışman değil, olayın ruhunu çözmeye çalışan bir ortak olmuştu. Dosyayı inceledi, fotoğraflara baktı, Jack’e döndü:
“Bu bir cinayet değil,” dedi. “Bu bir gösteri. Zodiac artık fiziksel saldırılarla değil, zihinsel manipülasyonla ilerliyor. Kurbanın ölümü sembolik olabilir. Kalp krizi ya da korkudan donup kalmak gibi…”
Jack, “Peki ya o tarih? 13 Ekim,” diye sordu. Elaine gözlerini kıstı. “Bana sorarsan bu bir sayaç. Geriye doğru işleyen bir saat gibi. Belki de yeni bir dizinin başlangıcı.”
Jack, içinden geçen tedirginliği bastırmaya çalıştı. Ama Zodiac’ın sadece bir katil değil, bir psikolojik stratejist olduğunu artık daha net görüyordu. Her şey, insanların korkularıyla oynayarak bir güç elde etme çabasıydı.
***
İki gün sonra şehir merkezinde bir adam kayboldu. Her zamanki gibi işe gitmişti, ama eve dönmemişti. Güvenlik kameraları onun son kez metroda göründüğünü gösteriyordu. Ardından hiçbir iz yoktu. Ailesine herhangi bir not bırakmamış, banka hesaplarına dokunulmamıştı.
Jack hemen alarma geçti. Zodiac, yine harekete geçmişti. Ama bu sefer öldürmüyor, iz bırakmıyor, sadece kaybediyordu.
Kayıp adamın ismi gazetelere düştüğünde, polis merkezine bir mektup ulaştı. Zarfın üzerinde bir kelebek resmi vardı. İçinde sadece iki satır yazılıydı:
“Bazıları sonsuza kadar sessiz kalır.
Bazıları ise sadece görünmez olur.”
---
Jack ve Elaine, olayları anlamlandırmak için zihinsel bir harita oluşturmaya başladılar. Kurbanlar, mektuplar, tarihler, kelimeler… Her şeyin arasında Zodiac’ın görünmeyen bir imzası vardı. Sanki her hamlesi, koca bir satranç oyununun parçasıydı. Jack bir taşı oynuyor, Zodiac üç hamle sonrasını öngörüyordu.
Jack bir gece evine döndüğünde penceresinin önüne bırakılmış küçük bir zarfa rastladı. Ne bir adres ne de pul vardı. Sadece tek kelime: “Yaklaştın.”
O an, odanın içindeki hava buz kesmişti. Jack eldivenlerini takarak zarfı açtı. İçinden bir fotoğraf çıktı. Üzerinde, geçtiğimiz haftalarda kaybolan adam metroda oturuyordu. Fotoğrafın arkasında ise şu not vardı:
"Her şeyin başladığı yere dön. Takvim geriye sayıyor."
Jack, bu mesajın yalnızca bir meydan okuma olmadığını biliyordu. Zodiac, onu kişisel bir hedef haline getirmişti. Artık sadece şehirdeki insanlar tehlikede değildi—Jack’in kendisi de bu oyunun içindeydi.
Elaine’le yaptığı sonraki toplantıda Jack sessizce, “Bana oynuyor,” dedi. Elaine başını salladı. “Ve seni yavaş yavaş yalnızlaştırıyor. Tıpkı kurbanlarını yaptığı gibi.”
İşte o anda Jack’in zihninde bir şey netleşti. Bu yalnızlaştırma çabası, Zodiac’ın son perdeye hazırlandığını gösteriyordu. Bir veda, bir zirve, bir kapanış…
Ama Jack bu defa hazır olacaktı. Çünkü bu sefer sadece kurbanları için değil, kendisi için de savaşıyordu.
---
