28. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen

O Gece

Gaye !

Telefonu avucumun içinde sıktım.

Demir hâlâ bana bakıyordu.

"Kimdi?"

"Kim?"

"Mesaj atan."

"Reklam."

"Derin."

Ses tonundan yalan söylediğimi anladığını biliyordum.

Ama üzerine gelmedi.

Sadece birkaç saniye daha yüzüme baktı.

Sonra gözlerini fotoğrafa çevirdi.

"Bu fotoğrafı kim gönderdi?"

"Senin odanda bulundu."

"Hayır."

Başımı kaldırdım.

"Ne?"

"Zarf."

Demir fotoğrafı elimden aldı.

"Benim odama bırakılmadı."

"Az önce öyle dediler."

"Zarfın üzerinde benim adım yok."

Zarfı gösterdi.

Gerçekten de üzerinde yalnızca:

MERT

yazıyordu.

"Öyleyse neden sana geldi?"

"Çünkü benim bulmamı istediler."

"Niye?"

Demir cevap vermedi.

Gülşah Hanım sessizce odadan çıktı.

Biz yalnız kaldık.

Demir fotoğrafı masaya bıraktı.

"Bugün eve git."

"Hayır."

"Derin."

"Hayır."

"Bu iş artık senin sandığından daha büyük."

"Benim abimle ilgili."

"Tam da bu yüzden."

"Sen de işin içindesin."

Demir başını kaldırdı.

"Ne demek istiyorsun?"

"Mert'i kaybolduğu gece gördün."

"Evet."

"Onunla çalıştın."

"Evet."

"Ve bir kazadan sonra hastaneye kaldırıldın."

"Evet."

"Sonra?"

Demir sustu.

"Sonra ne oldu?"

"Uyandığımda polis yanımdaydı."

"Ne söylediler?"

"Kazanın tek araçlı olduğunu."

"Başka?"

"Yanımda kimse olmadığını."

Kaşlarım çatıldı.

"Ne?"

"Polis kayıtlarında arabada yalnız olduğum yazıyordu."

"Bu mümkün değil."

"Ben de öyle düşündüm."

"Demek ki biri kayıtları değiştirdi."

"Ya da Mert benimle hiç değildi."

"Fotoğraf?"

Demir fotoğrafa baktı.

"Fotoğraf gerçek."

İkimiz de sustuk.

Akşam eve döndüğümde masanın üzerinde hâlâ defter duruyordu.

Çantamdan çıkardığım fotoğrafı yanına koydum.

İkisine birlikte baktım.

17 Ekim.

Fotoğrafın tarihi.

Defterin tarihi.

Ve Demir'in kazası.

Hepsi aynı gece.

Telefonumu aldım.

Gölge hesabını açtım.

Uzun süre hiçbir şey yazmadım.

Sonra tek bir cümle gönderdim:

"Mert'e ne oldu?"

Mesajı gönderdikten sonra ekrana baktım.

Dakikalar geçti.

Cevap gelmedi.

Tam telefonu bırakacakken bildirim geldi.

Bir mesaj.

"Bunu gerçekten öğrenmek istiyor musun?"

Parmaklarım dondu.

Yazdım:

"Evet."

Cevap hemen geldi.

"O zaman Demir'e sorma."

Kalbim hızlandı.

Yeni mesaj:

"Çünkü o da gerçeğin tamamını bilmiyor."

Telefon elimden kayacak gibi oldu.

Tam o sırada kapım çaldı.

Bir kez.

Sonra tekrar.

Yerimden kalkmadım.

Üçüncü kez çaldı.

Yaklaştım.

Kapının gözünden baktım.

Kimse yoktu.

Ama kapının önünde küçük, kahverengi bir zarf duruyordu.

Kapıyı açıp eğildim.

Zarfı aldım.

Üzerinde sadece benim adım vardı.

DERİN.

İçinden tek bir kâğıt çıktı.

Üzerinde bir adres yazıyordu.

Altında da:

"Yarın, 22.00."

Ve son satır:

"Mert hakkında bilmek istediğin her şeyi anlatacağım."

Kâğıdı elimde tutarken telefonum yeniden titreşti.

Demir.

Açtım.

"Efendim?"

Sesi normalden daha ciddiydi.

"Kapının önüne biri geldi mi?"

Nefesim kesildi.

"Sen nereden biliyorsun?"

Kısa bir sessizlik.

Sonra Demir:

"Çünkü benim kapımın önünde de aynı zarf vardı."

Bir an hiçbirimiz konuşmadık.

"Demir..."

"Evet?"

"Zarfın üzerinde ne yazıyordu?"

Sesi alçaldı.

"Mert."

İçimdeki bütün taşlar yerine oturmak yerine daha da dağıldı.

Çünkü artık emindim.

Birisi bizi aynı oyunun içine çekiyordu.

Ve bu kez hedef yalnızca geçmiş değildi.

Hedef bizdik.