39. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen
Hatırladığım Gece
Odanın içindeki herkes sessizdi.
Ben ise geçmişin içinde kaybolmuştum.
Mert'in eli hâlâ elimdeydi.
Küçüktüm.
Koridorda koşuyordum.
Arkamdan bir kapı sertçe kapanmıştı.
"Mert!"
Sesim titriyordu.
Mert dönüp bana baktı.
"Birce abicim, beni dinle."
"Ne oldu?"
"Birazdan ne duyarsan duy, sakın buraya geri gelme."
"Abi, korkuyorum."
Mert çömeldi.
Ellerimi tuttu.
"Ben yanındayım."
Sonra arkamızdan bir ses geldi.
"Vakit kalmadı."
Başımı kaldırdım.
Yeşil takım elbiseli adam.
Yüzünü ilk kez net görebiliyordum.
Elinde siyah bir dosya vardı.
Mert ayağa kalktı.
"Sen burada ne arıyorsun?"
Adam cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
"Git."
Aynı kelime.
Yıllardır rüyalarımda duyduğum kelime.
Ama şimdi neden söylendiğini biliyordum.
Mert beni korumaya çalışıyordu.
"Birce, şimdi."
Mert beni kapıya doğru itti.
"Git!"
Koşmaya başladım.
Ama birkaç adım sonra durdum.
Arkamı dönmüştüm.
Mert hâlâ oradaydı.
Ve o adam...
Mert'in karşısındaydı.
Sonra başka bir ses duydum.
Bir araba kapısı.
Ardından babamın sesi.
"Bunu burada bitirin."
Gözlerimi açtım.
Odadaki gerçekliğe geri döndüm.
Nefes almakta zorlanıyordum.
"Babam..."
Demir hemen yanıma geldi.
"Birce."
"Babam oradaydı."
Gülşah Hanım sessizce başını salladı.
"Evet."
"Ve Mert'i orada bıraktı."
"Hayır."
Demir'in sesi ilk kez sert çıktı.
"Babam Mert'i öldürmedi."
Ona döndüm.
"Sen nereden biliyorsun?"
"Çünkü o gece babam gittikten sonra ben oraya geldim."
"Ne?"
Demir gözlerini kapattı.
"Ve Mert hâlâ hayattaydı."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Sonra?"
"Onu bulamadım."
"Demir..."
"Yemin ederim, onu öldürmedim."
"Ben sana bunu sormadım."
Bu kez sustu.
Çünkü ikimiz de başka bir şeyi düşünüyorduk.
Mert yaşıyor olabilir miydi?
Telefonum yeniden titreşti.
Gölge.
Mesajı açtım.
"Hatırladın."
Bir sonraki mesaj:
"Şimdi son parçayı bul."
Altında bir adres vardı.
Eski bir hastane.
Tarihi görünce elim titredi.
18 Ekim 2014.
Demir ekrana baktı.
"Oraya gidiyoruz."
"Sen de geliyorsun."
"Evet."
Bu kez itiraz etmedim.
Çünkü artık aramızdaki bütün sırların arasında bile bildiğim bir şey vardı.
Bu yolun sonuna birlikte gidecektik.
Hastanenin eski arşiv bölümüne girdiğimizde saat gece yarısını geçmişti.
Gülşah'ın verdiği anahtar kapıyı açtı.
Demir rafları tararken ben eski kayıtların arasında dolaştım.
Sonra bir dosya gördüm.
18 Ekim 2014 — Acil Servis.
Dosyayı açtım.
Bir isim vardı.
Mert Aksoy.
Nefesim kesildi.
"Demir."
Yanıma geldi.
Dosyayı ona uzattım.
Kayıtta tek bir bilgi vardı:
Hasta gece 02.17'de hastaneye getirildi.
Altında:
Durumu ağır.
Ve daha aşağıda...
Yakını tarafından taburcu edildi.
Demir'in yüzündeki ifade değişti.
"Yakını kim?"
Sayfanın altına baktım.
İsim kısmı karalanmıştı.
Ama imzanın hemen yanında bir harf seçiliyordu.
S.
Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.
"Artık bunu bilmeniz gerekmiyor."
İkimiz de döndük.
Kapının önünde bir adam duruyordu.
Ve ben onu görünce...
Yıllardır ilk kez bir yüzü gerçekten hatırladım.
Yeşil takım elbiseli adam
