5. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen

Gülşah Erdeniz

Gaye !

Kapı arkamdan kapandığında dış dünyanın sesi bir anda kesildi.

Az önce koridorda duyduğum ayak sesleri, telefon konuşmaları ve telaşlı insanların sesleri geride kalmıştı.

Burada ise sessizlik vardı.

Ama bu sessizlik huzurlu değildi.

Daha çok...

Bir şeylerin saklandığı bir sessizlikti.

Odaya birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadan baktım.

Büyük camlardan şehrin tamamı görünüyordu. Yüksek binalar, hareket eden arabalar, birbirine yetişmeye çalışan insanlar...

Herkes bir yerlere gidiyor, bir şeyler için çabalıyordu.

Ben ise yıllardır aynı yere dönmek için beklemiştim.

Geçmişime.

Masanın arkasındaki kadın henüz konuşmamıştı.

Ama sessizliği bile kendinden emindi.

Gülşah Erdeniz.

Adını daha önce çok duymuştum.

Sadece medya dünyasında değil.

İş dünyasında da.

Onun hakkında söylenen çok fazla şey vardı.

Kimi onu acımasız bulurdu.

Kimi ise başarılı.

Ama herkesin ortak olduğu bir nokta vardı.

Gülşah Erdeniz kolay etkilenmezdi.

Kadını dikkatlice inceledim.

Kırklı yaşlarının başlarında olmalıydı.

Siyah takım elbisesi kusursuzdu.

Ne fazla gösterişliydi ne de sade.

Tıpkı kendisi gibiydi.

Dikkat çekmek için uğraşmayan ama girdiği her yerde fark edilen insanlardan.

Masasının üzerinde sadece birkaç dosya ve bir kalem vardı.

Dağınıklık yoktu.

Gereksiz hiçbir şey yoktu.

Bu kadın hayatındaki her ayrıntıyı kontrol altında tutmayı seven birine benziyordu.

"Derin Aras."

Sesini duyduğumda bakışlarımı ona çevirdim.

"Buyurun."

Dosyama baktı.

Sonra tekrar bana.

"İlginç bir isim."

Ne cevap vermem gerektiğini düşündüm.

Sadece gülümsedim.

"Teşekkür ederim."

Başını hafifçe eğdi.

"İnsanlar isimlerini seçemez."

Kısa bir duraksamadan sonra devam etti.

"Ama bazen isimler insanlara yeni bir başlangıç verir."

Bir an nefesim durdu.

Cümlesinin içinde saklı bir anlam var mıydı?

Yoksa sadece rastgele söylenmiş bir söz müydü?

Belli etmedim.

Gülşah Hanım önündeki dosyayı açtı.

CV'mi.

Sayfaları hızlıca çevirdi.

Ama dikkatimi çeken şey, okuyor gibi görünmesine rağmen aslında beni izliyor olmasıydı.

"Gazetecilik deneyimin var."

"Evet."

"Yazıların var."

"Evet."

"Başka bir ülkede çalışmışsın."

"Evet."

Dosyayı kapattı.

"Yani kâğıt üzerinde yeterlisin."

Sessiz kaldım.

Çünkü devam edeceğini biliyordum.

"Ama ben kâğıt üzerindeki insanlarla çalışmam."

Arkasına yaslandı.

"Ben insanlarla çalışırım."

İşte o an mülakatın asıl şimdi başladığını anladım.

"Bir soru soracağım."

Başımı salladım.

"Bir haber yazarken en önemli şey nedir?"

Hiç düşünmeden cevap verdim.

"Gerçek."

Gülşah Hanım'ın yüzünde küçük bir değişiklik oldu.

Ama beklediğim gibi onaylayan bir ifade değildi.

Başını hafifçe iki yana salladı.

"Yanlış."

Kaşlarım hafifçe çatıldı.

"Yanlış mı?"

Ayağa kalktı.

Pencerenin önüne yürüdü.

Şehre bakarken konuşmaya başladı.

"Çoğu gazeteci aynı cevabı verir."

"Gerçek."

"Doğru."

"Bazen."

Bana döndü.

"Ama gerçek tek başına hiçbir şey ifade etmez."

Sessizce dinledim.

"Bir olayın sadece görünen tarafını yazarsan..."

"...gerçeği değil, insanların inanmasını istediği şeyi yazarsın."

Masasına geri döndü.

Parmaklarını dosyanın üzerine koydu.

"İyi gazeteci olan kişi gerçeği bulmaz."

Bir saniye durdu.

"Gerçeğin neden saklandığını bulur."

Bu cümle odada uzun süre kaldı.

Çünkü fark etmiştim.

Bu kadın haber yazmıyordu.

İnsanların sakladığı şeylerin peşinden gidiyordu.

Çekmecesini açtı.

İçinden siyah deri kaplı bir dosya çıkardı.

Dosyayı masanın üzerine bıraktı.

Ama bana doğru itmedi.

Sadece baktı.

"Bu dosya üç yıldır burada."

Gözlerim dosyaya kaydı.

"Kimse istediğim şeyi bulamadı."

"Nedir istediğiniz?"

Soruyu sorduğum anda bakışları değişti.

Sanki beklediği cevap buydu.

Dosyayı yavaşça çevirdi.

Kapaktaki isim görünür hâle geldi.

Kalbim bir anlığına sıkıştı.

DEMİR KARACA

Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey belli etmedim.

Ama içimde yıllardır kapalı duran bir kapı açılmıştı.

O isim...

O isim benim için sadece bir isim değildi.

Bir geceydi.

Bir kayıptı.

Bir yemin gibiydi.

Gülşah Hanım bunu fark etmiş miydi bilmiyordum.

Ama gözleri hâlâ üzerimdeydi.

"Bu ismi biliyor musun?"

Başımı hafifçe salladım.

"Kim olduğunu biliyorum."

"Çoğu kişi bildiğini sanıyor."

Dosyaya dokundu.

"Kimisi onu başarılı bir iş insanı olarak görüyor."

"Kimisi tehlikeli biri olarak."

"Kimisi ise..."

Kısa bir duraksama oldu.

"...saklanması gereken bir adam olarak."

Parmaklarımı dizimin üzerinde sıktım.

"Ya siz?"

Gülşah Hanım bana baktı.

"Ben insanların söyledikleriyle ilgilenmem."

Dosyayı bana doğru itti.

"Ben kanıtlarla ilgilenirim."

Dosyayı aldım.

Açmadan önce birkaç saniye bekledim.

Çünkü o kapağın altında sadece bir adamın bilgileri olmadığını biliyordum.

Benim geçmişim vardı.

Benim öfkem vardı.

Benim cevapsız kalan sorularım vardı.

Dosyayı açtığım ilk anda karşıma çıkan şey...

Bir fotoğraftı.

Demir Karaca.

Soğuk bakışlı.

Kendinden emin.

Yanındaki kalabalığa rağmen yalnız görünen bir adam.

Ama dikkatimi çeken şey yüzü değildi.

Saatiydi.

Bir an elim durdu.

O görüntü...

Nereden tanıdığımı anlayamadığım bir his bıraktı içimde.

Gözlerimi kırptım.

Kısa bir anlığına karanlık bir oda geldi aklıma.

Bir ışık...

Bir ses...

"Git..."

Başımı hızla kaldırdım.

Gülşah Hanım hâlâ beni izliyordu.

"Bir sorun mu var?"

"Hayır."

Yalan söyledim.

Çünkü bazı gerçekleri söylemek için önce insanın kendisinin anlaması gerekiyordu.

Gülşah Hanım ayağa kalktı.

"Derin."

İlk kez ismimi böyle ciddi bir tonla söyledi.

"Bu dosyaya herkes farklı bir amaçla bakar."

"Sen neden bakıyorsun?"

Soru basitti.

Ama cevabı çok büyüktü.

Çünkü gerçek cevabı söyleyemezdim.

"Çünkü..."

Kısa bir duraksama yaşadım.

"...gerçeği bulmak istiyorum."

Gülşah Hanım birkaç saniye boyunca bana baktı.

Sonra başını hafifçe salladı.

"Yarın başlıyorsun."

Şaşırmadım.

Ama beklemiyordum da.

"İşe alındım mı?"

Dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

"Hayır."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Deneme süren başladı."

Dosyayı işaret etti.

"Ve ilk görevin Demir Karaca."

Odaydan çıkarken dosya çantamdaydı.

Ama asıl taşıdığım şey...

Yıllardır içimde taşıdığım öfkeydi.

Ve bilmiyordum...

Beni Demir Karaca'ya götüren bi yolun sonunda...
Sandığımdan daha erken oldu ben unutmadım sende unutamayacaksın Demir