26. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen
Bir İsim
Sabah telefonumun titreşimiyle uyandım.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Bir an baktım.
Sonra açtım.
"Efendim?"
Karşıdan birkaç saniye sessizlik geldi.
Ardından erkek sesi:
"Derin Hanım?"
"Evet."
"Bugün ofise gelmeyin."
Kaşlarım çatıldı.
"Sen kimsin?"
Telefon kapandı.
Yataktan doğruldum.
Kalbim hızlanmıştı.
İlk düşündüğüm kişi Demir oldu.
Ama hemen kendimi durdurdum.
Hayır.
Telefonumu tekrar kontrol ettim.
Numara kayıtlı değildi.
Mesaj yoktu.
Sadece cevapsız arama geçmişi.
Tam o sırada Gölge hesabına bir bildirim geldi.
Ekrana baktım.
Yeni mesaj.
"Kopmuş sayfayı arıyorsan, yanlış yere bakıyorsun."
Nefesimi tuttum.
Kim olduğunu bilmiyordum.
Ama bir şey kesindi.
Biri beni izliyordu.
Ofise yine de gittim.
Selin beni kapıda görünce şaşırdı.
"Senin bugün gelmemen gerekmiyor muydu?"
"Kim söyledi?"
"Demir."
Olduğum yerde durdum.
"Demir mi?"
"Evet."
"Ne zaman?"
"Sabah erkenden aradı."
İçimde bir huzursuzluk oluştu.
"Ne dedi?"
"Senin bugün ofise gelmeyeceğini söyledi."
"Başka?"
"Hayır."
Selin yüzüme baktı.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Yine o kelime."
"Selin..."
"Tamam."
Masama geçtim.
Bilgisayarı açtım.
Ama çalışamadım.
Demir neden benim gelmemi istemiyordu?
Dün gece söyledikleri aklıma geldi.
Senin başına bir şey gelmesini istemiyorum.
Telefonum çaldı.
Bu kez Demir'di.
Açtım.
"Neredesin?"
"Ofiste."
Kısa bir sessizlik.
"Sana gelme demiştim."
"Sen bana emir veremezsin."
"Derin."
"Ne?"
"Seni korumaya çalışıyorum."
"Ben korunmak istemiyorum."
"Bu konu tartışmaya açık değil."
"Benim hayatım."
"Tam da bu yüzden."
Sesindeki sertlik arttı.
"Akşam konuşacağız."
"Hayır."
"Derin."
"Ne?"
"Defter yanında mı?"
Bir anda sustum.
"Niye?"
"Yanında mı?"
"Evet."
"Kimseye gösterme."
"Demir—"
Telefon kapandı.
Ekrana baktım.
İçimdeki bütün soru işaretleri daha da büyümüştü.
Öğleye doğru Demir ofise geldi.
Doğrudan benim masama yürüdü.
"Benimle gel."
"Hayır."
"Beş dakika."
"Burada konuşabiliriz."
Selin başını kaldırıp bize baktı.
Demir ona kısa bir bakış attı.
Sonra yeniden bana döndü.
"Beş dakika."
Ayağa kalktım.
Koridora çıktık.
"Şimdi söyle."
Demir etrafa baktı.
"Burada değil."
"Neden?"
"Çünkü dün gece biri vakfa girmiş."
Kalbim hızlandı.
"Ne?"
"Sabah güvenlik kayıtlarını kontrol ettim."
"Bir şey çalınmış mı?"
"Hayır."
"Öyleyse?"
"Arşiv odasına girilmiş."
Defteri çantamda daha sıkı tuttum.
"Defter için mi?"
"Bilmiyorum."
"Sen biliyorsun."
Demir yüzüme baktı.
"Hayır."
"Yalan."
"Derin."
"Bir şey saklıyorsun."
"Çünkü seni tehlikeye atacak bir şeyi bilmeni istemiyorum."
"Ben zaten tehlikedeyim."
Bu kez sustu.
Sonra yavaşça:
"Hayır."
"Ne?"
"Sen Mert yüzünden tehlikedesin."
İsmimi duymuş gibi değil, abimin adını duymuş gibi oldum.
"Mert'i tanıyordun."
"Evet."
"Ne kadar?"
Demir gözlerini kaçırdı.
"Sandığından fazla."
"Ne demek bu?"
"Onu sadece babamın çevresinden tanımıyordum."
Kalbim hızlandı.
"Nasıl tanıyordun?"
Demir cevap vermedi.
"Demir."
Bir süre sonra:
"Mert benimle çalışıyordu."
Dünya bir anlığına sessizleşti.
"Ne?"
"Kaybolmadan önce."
"Ben bunu bilmiyordum."
"Biliyorum."
"Sen onunla çalıştın."
"Evet."
"Ve bana söylemedin."
"Çünkü bunu bilmenin seni nasıl etkileyeceğini biliyordum."
"Sen benim hakkımda ne biliyorsun ki?"
Demir gözlerimin içine baktı.
"Sandığından daha fazla."
Boğazım düğümlendi.
"Ne biliyorsun?"
Tam cevap verecekken koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
"Demir Bey."
İkimiz de döndük.
Gülşah Hanım elinde bir zarfla bize doğru geliyordu.
Zarfı Demir'e uzattı.
"Bu az önce sizin odanızda bulundu."
Demir zarfı aldı.
Üzerinde tek bir isim vardı.
MERT.
Demir'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Ben de zarfın üzerindeki isme baktım.
Mert.
Abimin adı.
Ve o anda anladım.
Geçmiş artık sadece geçmiş değildi.
Birileri onu yeniden açıyordu.
Ve bu kez...
Bizi de içine çekiyordu.
