25. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen

Bir Adım Daha

Gaye !

Ertesi sabah ofise girdiğimde Selin çoktan gelmişti.

Masasına oturmuş, elindeki kahveyi karıştırıyordu.

Beni görür görmez:

"Uyudun mu?"

"Evet."

"Kaç saat?"

"Yeterince."

"Yani?"

"Selin."

Gülümsedi.

"Tamam."

Çantamı masama bıraktım.

Bilgisayarı açtım.

Dün depoda bulduğumuz dosya hâlâ aklımdaydı.

16 Ekim 2014.

Mert'in kaybolmasından bir gün önce.

Ve o belgede Demir'in adı vardı.

Dosyayı yeniden açtım.

Sayfayı uzun süre inceledim.

Sonra bir şey fark ettim.

Toplantıya katılan kişilerin isimlerinin yanında saatler yazıyordu.

Demir'in karşısında:

21.40

Mert'in karşısında:

22.15

Ve toplantının bitiş saati:

22.37.

Kaşlarımı çattım.

Mert toplantıdan sonra yirmi iki dakika daha oradaydı.

Peki neden?

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

"Bir şey buldunuz."

Demir.

Hemen dosyayı kapattım.

"Hayır."

"Yalan söylüyorsunuz."

"Artık insanlara bu kadar kolay yalancı demeniz normal mi?"

"Yüzünüzü okuyabiliyorum."

"Ne kadar rahatsız edici."

Sandalyemi ona çevirdim.

"Bir şey soracağım."

"Buyurun."

"16 Ekim gecesi toplantıdan sonra Mert'le görüştünüz mü?"

Demir'in yüzü değişmedi.

"Hayır."

"Kesin mi?"

"Evet."

"Dosyada 22.15'te onun hâlâ binada olduğu görünüyor."

"Ben o sırada çıkmıştım."

"Kaçta?"

"21.50 civarı."

"Demek onu görmediniz."

"Hayır."

Gözlerimi kıstım.

"Doğru söylüyorsunuz."

"Bu bir soru muydu?"

"Hayır."

Demir hafifçe gülümsedi.

"Öyleyse neden sordunuz?"

"Kontrol ediyordum."

"Neyi?"

"Sizi."

Bu kez gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

"Başarılı oldunuz mu?"

"Henüz değil."

"Kolay olmayacak."

"Farkındayım."

Bir an birbirimize baktık.

Sonra Demir dosyayı masama bıraktı.

"Bugün benimle geliyorsunuz."

"Nereye?"

"Eski Karaca Vakfı binasına."

"Orada ne var?"

"Geçmiş."

Bu kelimeyi söylerken sesi değişmişti.

"Ve siz geçmişi araştırmayı seviyorsunuz."

"Sen de geçmişinden kaçıyorsun."

Söz ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum.

Demir durdu.

Birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.

"Kaçmıyorum."

"Öyle görünüyorsunuz."

"Belki bazı kapıları açmak istemiyorumdur."

"Neden?"

"Çünkü bazı kapıların arkasından çıkan şey, insanın sandığından daha ağır olabilir."

Bu kez cevap veremedim.

Demir arkasını döndü.

"On dakika sonra çıkıyoruz."

Arabada bu kez müzik açıktı.

Ama düşük seste.

Yol boyunca birkaç kez konuşacak gibi oldum.

Vazgeçtim.

Sonunda dayanamadım.

"Demir."

"Evet?"

"Bir şey sorabilir miyim?"

"Sorabilirsiniz."

"Çocukken nasıldınız?"

Bir an şaşırdı.

"Bu beklemediğim bir soru."

"Niye?"

"Genellikle bana Mert'i soruyorsunuz."

"Bugün başka bir şey soruyorum."

Direksiyona baktı.

Sonra:

"Yaramazdım."

Güldüm.

"Siz mi?"

"Evet."

"İnanmıyorum."

"İnanmayın."

"Ne yapardınız?"

"Babamın arabasını kaçırırdım."

"Kaç yaşındaydınız?"

"On üç."

"On üç yaşında araba mı kaçırdınız?"

"Bahçede sürüyordum."

Gülmeye başladım.

Demir bana baktı.

"Ne?"

"Hiç. Sizi ilk kez normal bir insan gibi gördüm."

"Normal bir insanım."

"Şüpheli."

Bu kez o da güldü.

Kısa bir süre sonra sessizlik yeniden çöktü.

Ama bu kez ikimiz de daha rahattık.

Ben ise içimden başka bir şey düşünüyordum.

Demir'i tanımaya başladıkça ondan nefret etmek zorlaşıyordu.

Bu düşünceyi hemen bastırdım.

Abim için.

Ama bu kez o cümleyi söylerken içimde bir soru oluştu:

Ya intikam almak istediğim insan, sandığım kişi değilse?

Ve daha kötüsü...

Ya onu tanıdıkça kaybetmekten korkmaya başlarsam?