20. bölüm · Karanlığın Ardındaki Sen
Akıl mı? Kalp mı?
Ertesi gün uyandığımda aklımdaki ilk şey bir mesajdı.
Bunu kendime itiraf etmek istemiyordum.
Çünkü o mesajı beklememeliydim.
Demir Karaca'dan gelecek herhangi bir şeyi beklememeliydim.
Ama insan bazen kendine karşı dürüst olmak zorunda kalırdı.
Telefonumu elime aldım.
Gölge hesabını açtım.
Yeni mesaj yoktu.
Nedense içimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu.
Hemen ardından kendime kızdım.
Bu saçmaydı.
Ben buraya onunla yakınlaşmaya gelmemiştim.
Ben buraya cevap bulmaya gelmiştim.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Ama birkaç saniye sonra tekrar aldım.
Çünkü bazı alışkanlıklar, insan fark etmeden oluşurdu.
İşe gittiğimde herkesin konuştuğu tek bir şey vardı.
Dünkü haber.
Masama oturduğum anda önümde birkaç yorum belirdi.
Demir Karaca hakkında yazdığım haber beklediğimden fazla ses getirmişti.
Ama beni asıl şaşırtan şey...
İnsanların ilk kez onun hakkında farklı konuşmasıydı.
"Demir Karaca'nın bilinmeyen yüzü."
"Yıllardır saklanan sessizlik."
Başlıklar bunlardı.
Ekrana baktım.
Ben onun gizemini çözmeye çalışırken...
Belki de farkında olmadan onu daha da merak edilir hâle getirmiştim.
Tam o sırada Gülşah Hanım yanıma geldi.
"Derin."
Başımı kaldırdım.
"Evet?"
"Demir Karaca'dan yeni bir açıklama geldi."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne açıklaması?"
"Senin haberin hakkında."
Bir an durdum.
"Ne demiş?"
Gülşah telefonunu uzattı.
Ekranda kısa bir cümle vardı.
"Bazı insanlar gerçeği görmek için değil, gerçeği bulmak için bakar."
Altında Demir Karaca'nın adı vardı.
Kaşlarımı çattım.
Bu onun tarzıydı.
Az kelime.
Çok anlam.
Ama asıl dikkatimi çeken şey başka bir şeydi.
Bu cümle...
Sanki bana yazılmış gibiydi.
Öğleden sonra Gülşah Hanım beni tekrar çağırdı.
Bu kez odasında tek başınaydı.
"Derin, sana bir şey söyleyeceğim."
Ses tonu ciddiydi.
"Dinliyorum."
"Demir Karaca hakkında araştırma yapmaya devam edeceksen..."
Durdu.
"...sadece haberleri değil, insanları da takip et."
Anlamadım.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Gülşah gözlerini benden kaçırmadı.
"Demir Karaca'nın hayatında bazı insanlar vardır."
"Kimler?"
"Geçmişinden gelen insanlar."
İçimde bir şey kıpırdadı.
"Onlardan biri abimle bağlantılı mı?"
Soruyu sorduğum an odanın sessizliği değişti.
Gülşah'ın yüzündeki ifade çok kısa sürdü.
Ama gördüm.
Bir şey biliyordu.
"Bu ismi neden söyledin?"
Boğazım düğümlendi.
Çünkü ilk kez biri benim içimde sakladığım yaraya dokunmuştu.
"Çünkü bazı cevapların orada olduğunu düşünüyorum."
Gülşah birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça:
"Bazen cevapları ararken..."
dedi.
"...bulduğun şey, aradığından daha ağır olabilir."
Akşam eve döndüğümde yine aynı şeyi yaptım.
Bilgisayarımı açtım.
Araştırma yaptım.
Eski haberler.
Eski belgeler.
Eski isimler.
Ve sonunda...
Bir isim gözüme takıldı.
Yıllar önce Demir Karaca'nın yanında çalışan biri.
Mert Alkan.
Hakkında çok az bilgi vardı.
Ama bir detay dikkatimi çekti.
Abimin öldüğü dönem...
Bu adam da ortadan kaybolmuştu.
Kalbim hızlandı.
Belki de ilk gerçek ipucum buydu.
Tam o sırada telefonum titredi.
Gölge hesabı.
Mesaj Demir'dendi.
Demir Karaca:
"Bugün sessizsiniz."
Ekrana baktım.
Garipti.
Beni fark etmişti.
Yazdım.
"Bazen insan düşünürken sessiz kalır."
Cevap geldi.
Demir Karaca:
"Ne düşünüyorsunuz?"
Parmaklarım durdu.
Gerçeği yazamazdım.
"Abimin ölümünü."
"Senin geçmişini."
"Senin yüzünden kaybettiğim hayatı."
Bunların hiçbirini yazamazdım.
Onun yerine:
"İnsanların anlattıklarıyla gerçekler arasındaki farkı."
yazdım.
Uzun süre cevap gelmedi.
Sonra:
Demir Karaca:
"Bazen o fark, insanın hayatını değiştirir."
Bir an durdum.
"Sizin hayatınızı değiştirdi mi?"
diye sordum.
Bu kez cevap çok geç geldi.
Dakikalar...
Belki de daha fazla.
Sonunda ekranda tek bir cümle belirdi.
Demir Karaca:
"Benim hayatımı değil."
Bir saniye durdu.
Ardından ikinci mesaj geldi.
"Bir başkasının hayatını."
Ekrana bakakaldım.
Çünkü o an içimde tuhaf bir his oluştu.
Sanki yıllardır kapalı duran bir kapının önündeydim.
Ve kapının arkasında...
Bütün cevaplar vardı.
Ama bilmiyordum.
O kapıyı açtığımda sadece gerçeği değil...
Kendi kalbimi de kaybedebilirdim.
