8. bölüm · Karakaya Ayazı
BÖLÜM 8: GİZLİ ELİN SAHİBİ VE YURT ODASINDAKİ YÜZLEŞME
Ankara’nın gri gökyüzü, kampüsün üzerine kurşun gibi ağır bir gece bırakmıştı. Kar taneleri camlara vururken, Alya odasında battaniyesine sarılmış, az önce yaşananların şokunu üzerinden atmaya çalışıyordu. Zeynep’in ve arkasındaki o kirli çetenin ne kadar ileri gidebileceğini artık çok net biliyordu. Bu şehirde hayatta kalmak, nefes almak bile bir lükstü.
Kapısı tıklatıldığında, gelenin Atlas olduğunu düşünerek başını kaldırdı. Ancak kapıyı aralayan kişi odadaki havayı bir anda buz kesti.
Karan.
Üstünde siyah deri ceketi, saçları hafif dağınık ve gözlerinde o her zamanki tehlikeli parıltıyla odanın ortasında dikiliyordu. Odadaki yabancı kokusu, Alya’nın midesini kasındırdı.
"Kapıyı kilitlemeyi unutmuşsun," dedi Karan, sesindeki o umursamaz tonla odaya göz gezdirirken. "Şehirdeki bütün mekanlardan adının silindiğini, iş arayıp kapı duvar olduğun dedikodusu tüm kampüse yayılmış. Doğru mu?"
Alya oturduğu yataktan yavaşça kalktı. Gözlerindeki kırgınlık yerini yavaş yavaş buz gibi bir öfkeye bırakıyordu. "Seni ilgilendirmez, Karan. Hem zaten senin istediğin de bu değil miydi? Piyonun tahtadan düşmesi..."
Karan kaşlarını çattı. Adımlarını Alya’ya doğru atarken sesindeki tını sertleşti. "Ne saçmalıyorsun yine? Hangi piyon?"
"Beni kandırdığını!" Alya’nın sesi odada yankılandı. Gözlerinden akmaya hazır yaşları gururuyla bastırdı. "Bana koruyucu melek rolü oynayıp, arkamdan bu zenginlerin oyuncağı haline getirmeni... Zeynep’in bana yaptıklarını, bu okulda bana yaşatılanları görmezden gelmeni! Biliyorsun değil mi? Adımın kara listeye alındığını, işsiz kaldığımı sen de biliyorsun."
Karan bir an duraksadı. Zeynep’in adını duyduğunda gözlerindeki o anlık şüphe belirginleşti ama egosuna yenik düşerek bunu belli etmemeye çalıştı. "Zeynep’in ne yaptığı beni ilgilendirmez Alya. Ve benim arkandan iş çevirdiğim falan yok. Sadece... Kendi ayakların üzerinde duramayacağını ilk günden söylemiştim."
"Defol git," dedi Alya, kapıyı işaret ederek. Sesi titriyordu ama kararlıydı. "Beni kullanmana, hayatımla oynamana daha fazla izin vermeyeceğim. Bitti Karan. Oyun bitti."
Karan, Alya’nın bu diklenişi karşısında şoke oldu. Bugüne kadar kimse ona bu şekilde kafa tutmamıştı, hele ki bu ezik burslu kız asla. Öfkeyle bir adım daha atıp Alya’nın kolunu sertçe kavradı.
"Bana sesini yükseltme Alya!" diye kükredi Karan. "Benimle böyle konuşamazsın!"
"Bırak kolumu!" Alya canının yandığını belli etmeden kolunu çekti.
Tam o sırada oda kapısı ardına kadar açıldı. İçeriye giren Atlas, Karan’ın Alya’nın kolunu tuttuğunu gördüğünde gözleri dönmüştü. Bir saniye bile düşünmeden Karan’ın üzerine atıldı.
Karan yakasında Atlas’ın ellerini bulduğunda şaşkınlıkla geriye doğru savruldu. "Atlas! Ne yapıyorsun ulan sen?!"
Atlas, Karan’ın boğazına yapıştığı eliyle onu duvara itti. Gözlerinde hayatı boyunca görmediği bir öfke vardı. "Çek elini o kızdan, Karan! Yetti artık senin bu oyunların, bu ezik gururun!"
Karan, Atlas’ın bu kadar sert tepki vermesine anlam veremeyerek güldü ama içindeki o kıskançlık ve öfke ateşi körüklenmişti. "Sen... Sen bu kız için bana mi saldırıyorsun? Yoksa... O gün gizlice borcunu ödeyen o hayırsever sen miydin Atlas?"
Odada devasa bir sessizlik oldu. Alya şaşkınlıkla Atlas’a döndü.
Atlas, Karan’ın gözlerinin içine bakarak yavaşça ellerini indirdi. Yüzündeki o sükunet yerini acı ama gururlu bir ifadeye bıraktı.
"Evet," dedi Atlas, sesindeki tok tonuyla. "Ben ödedim. Çünkü senin yapamadığını, o adamlığı ben yaptım."
Karan, dostu bildiği adamın gözlerindeki o cevabı aldığında zihninde her şey buz gibi bir netlikle oturdu. Dostlukları, o dondurucu Ankara gecesinde, kırılan aynalar gibi paramparça olmuştu.
