22. bölüm · Karakaya Ayazı
BÖLÜM 22: YARININ SAHİPLERİ
Ankara’nın üzerinde yükselen güneş, artık şehre o eski, dondurucu ve acımasız ayazıyla değil; baharın getirdiği taze ve umut dolu bir nefesle doğuyordu. Karakaya Holding’in dev cam kuleleri, yeni dönemin parlayan simgesi haline gelmişti. Küllerinden doğan bu imparatorluk, artık başkasının yıkıntıları üzerine değil, hakiki bir emeğin ve adaletin üzerine kuruluuydu.
Yönetim katındaki odasında çalışan Karan, masasının üzerindeki son denetim raporlarını onaylarken kapı tıklatıldı. İçeriye giren Atlas, elindeki kahveyle her zamanki sakin adımlarla masaya yaklaştı.
"Banka denetimi de bitti," dedi Atlas, kahveyi bırakırken hafifçe gülümseyerek. "Holding artık tamamen temiz bir sayfada. Hissedarlar ve piyasa tamamen bizimle."
Karan imzasını atıp kalemi bıraktı, arkasına yaslanarak dostuna baktı. "Bu noktaya nasıl geldiğimizi düşündüğümde, ne kadar büyük bir uçurumun kenarından döndüğümüzü daha iyi anlıyorum Atlas. Sen olmasan, bu masada oturamazdım."
Atlas omuz silkti. "Ben sadece doğru olanı yaptım Karan. Artık arkaya bakmayı bırakıp önümüze bakma vakti. Şirket emin ellerde, sen de öyle."
Şehrin diğer ucunda, yeni inşaat alanının tam merkezinde duran Alya, elindeki mavi kaskı ve proje tabletini tutuyordu. Etrafında koşturan mühendisler, mimarlar ve işçiler, başkentin en büyük sanat ve kültür merkezini yükseltmek için ter döküyordu. Alya, şantiyenin tozlu zemininde yürürken içindeki o sarsılmaz huzuru derinden hissediyordu. Hayat ona hiçbir şeyi tepside sunmamıştı; her adımı kendi tırnak kazıya kazıya almıştı.
Telefonu çaldığında ekrana baktı. Arayan üniversitedeki en yakın arkadaşı ve ekibinin baş teknik sorumlusuydu.
"Alya, ilk temel dökümü için belediyeden onaylar geldi! Yarın resmi olarak törenle başlıyoruz," dedi telefondaki heyecanlı ses.
Alya derin bir nefes aldı, yüzünde yepyeni bir geleceğin ışıltısını taşıyan o net tebessümle cevap verdi: "Harika. Herkes hazırlıklarını tamamlasın, yarın en büyük adımı atıyoruz."
Telefonu kapatıp şantiyenin yüksek çelik iskelelerinin arasından gökyüzüne baktı. Ankara’nın rüzgarı saçlarını havalandırıyordu ama bu rüzgar artık üşütmüyor, aksine yola devam etmesi için ona güç veriyordu.
Zeynep ve Barlas’ın cezaevindeki soğuk duvarlar arasında kaybolduğu, geçmişin tüm karanlık gölgelerinin tarihe gömüldüğü bu yeni dünyada; herkes kendi hikayesinin gerçek kahramanı olmuştu.
Ve yarın, yeni bir sabaha uyanırken, küllerinden doğanların ateşini kimse söndüremeyecekti.
