6. bölüm · Karakaya Ayazı
BÖLÜM 6: İKİ YÜZLÜ SOSYETE VE KIRILAN AYNALAR
Karakaya Üniversitesi’nin ihtişamlı balo salonu, hafta sonu düzenlenecek olan geleneksel "Kış Balosu" öncesinde şimdiden dedikoduların ve yapay gülüşlerin merkezî hâline gelmişti. Kristal avizelerin altındaki devasa masalarda oturan zengin çocukları, ellerinde ithal içkileriyle her zamanki gibi kimin ne giydiğini, kimin kiminle çıktığını çekiştiriyordu.
Ancak bu kalabalığın içinde, adeta fırtınanın merkezindeymiş gibi duran iki kişi vardı: Barlas ve Zeynep.
Barlas, elindeki viski bardağını masaya sertçe bırakırken gözlerini salonun kapısına dikmişti. Yüzündeki o kasvetli ve öfkeli ifade, etrafındaki Tunç ve Çağrı’nın bile gerilmesine yetiyordu.
"Hâlâ kabullenemiyorum," dedi Barlas, dişlerinin arasından fısıldayarak. "O Karan bozuntusu, sırf bana inat gitti o burslu kızı yanına aldı. Okulda resmen kral edasıyla dolaşıyorlar. Ve en sinir bozucu olan ne biliyor musunuz? Kız hâlâ bir şeyin farkında değil."
Zeynep, karşısında bacak bacak üstüne atmış, tırnaklarındaki koyu kırmızı oje Every an incelerken alayla güldü. "Merak etme Barlas, o kızın gözündeki o aptal romantik perde çok yakında kalkacak. Karan’ın gerçekte nasıl bir canavar olduğunu anladığında, sığınacak bir delik arayacak." Zeynep’in gözleri salonun diğer köşesine kaydı. "Asıl mesele Karan’ın son zamanlardaki tuhaflığı. Borç meselesinden beri ortalıkta gergin geziyor. Sanki kendi kurduğu tuzakta kendi ayağına dolanmış gibi..."
Selin, elindeki şarap kadehini dudaklarına götürürken araya girdi: "Bence o kızdan çoktan sıkılmıştır. Karan’ın işi biter bitmez nasıl birini harcadığını tarihe bakarak görebiliriz."
O sırada salonun kapısı açıldı. İçeriye giren isim herkesin bakışlarını üzerine çekmesine yetmişti. Alya, üstünde günlerdir ders çalışmaktan morarmış göz altları ama dik tutmaya çalıştığı gururlu duruşuyla salona adım attı. Karan yanındaydı, fakat aralarındaki mesafe eskisi gibi yakın değildi; Karan sanki zorunlu bir görevli gibi arkasından yürüyordu.
Barlas, Alya’yı gördüğünde yerinden fırlayacak gibi oldu ama Zeynep onu bileğinden yakalayıp durdurdu.
"Otur yerinde Barlas," dedi Zeynep, dudaklarında zehirli bir tebessümle. "Bugün sahneyi onlara bırakalım. Yarınki balo, her şeyin sonunun başlangıcı olacak."
Alya, salonun gürültüsünden ve üzerindeki dik bakışlardan bunalarak tuvalet koridoruna doğru kaçtı. Aynanın karşısına geçip yüzüne soğuk suyu çarptı. Gözlerini aynadaki yansımasına diktiğinde, son birkaç haftada ne kadar yıprandığını net bir şekilde gördü. Karan’ın o günkü imalı suçlamaları, telefon yüzüne kapanmaları, borç meselesindeki o paranoid öfkesi... Her şey üst üste biniyordu.
Bu ilişki değil, diye geçirdi içinden, gözleri dolarken. Bu bir esaret.
Tam o sırada tuvaletin kapısı açıldı ve içeriye Zeynep, yanında Selin’le birlikte girdi. Zeynep, aynanın önündeki Alya’yı süzerken yüzündeki o kibirli maske tam anlamıyla yerleşmişti.
"Bakıyorum da havalarımız biraz sönmüş, küçük bülbül," dedi Zeynep, alaycı bir ses tonuyla ellerini önünde bağlayarak. "Karan’ın sevgilisi olmak hani her şeyi hallediyordu? Görüyorum ki hâlâ o ucuz montunla, buradaki zenginlerin arasında ezilmeye mahkûmsun."
Alya arkasını döndü, çenesini dikleştirerek Zeynep’in gözlerinin içine baktı. "Senin derdin ne Zeynep? Neden her adımımda karşıma çıkıp zehir kusuyorsun?"
Zeynep kahkaha attı. Bu kahkaha salondaki müzikten bile daha rahatsız ediciydi. "Benim derdim senin bu koca kampüste fazla havaya girmiş olman, tatlım. Karan Karakaya senin gibi birini sadece eğlence olsun diye yanına alır. Sanıyor musun ki seni gerçekten seviyor? Sen sadece Barlas’a atılmış bir tokattın. O tokat atıldı, oyun bitti. Şimdi gerçeğe uyanma vakti."
Alya’nın kalbine bir ok gibi saplandı bu sözler. Karan’ın ona davrandığı o soğuk anlar, telefonları yüzüne kapatması zihninden bir film şeridi gibi geçti. Ama bunu Zeynep’in ağzından duymak, acısını katbekat artırıyordu.
"Sen..." dedi Alya, sesi titreyerek ama gururundan ödün vermeyerek. "Sen Karan’ın sana bakmamasının acısını benden çıkarıyorsun. Ne kadar hırs dolu olursan ol, bu gerçeği değiştiremezsin."
Zeynep’in yüzündeki gülüş anında soldu. Gözlerindeki o kibirli ifade yerini saf bir öfkeye bıraktı. Bir adım öne atılıp Alya’nın yakasına yapışacakken, kapının aralığından görünen bir gölge ikisinin de durmasına neden oldu.
Kapı aralığında duran Atlas, olanları başından beri izlemişti. Yüzündeki o buz gibi sert ifadeyle içeri girdiğinde, odadaki sıcaklık bir anda sıfırın altına düşmüş gibi oldu.
"Zeynep," dedi Atlas, alçak ama tehditkâr bir sesle. "Haddini aşıyorsun. Derhal dışarı çık."
Zeynep, Atlas’ın o karanlık bakışlarıyla karşılaşınca yutkundu. Atlas, Karakaya grubunun içinde bile çekinilen, kafasını kaldırmaya cesaret edilemeyen nadir insanlardan biriydi. Zeynep, Selin’e dönerek başını salladı, Alya’ya son bir nefret dolu bakış fırlattıktan sonra tuvaleti terk etti.
Ortalık sessizliğe büründüğünde Atlas, Alya’ya doğru birkaç adım attı. Gözlerinde Zeynep’e karşı duyduğu öfkenin izleri silinmiş, yerine Alya için duyduğu o derin, sessiz şefkat yerleşmişti.
"İyi misin?" diye sordu Atlas, yumuşak bir sesle.
Alya gözlerindeki yaşları hızla sildi. "Neden herkes üzerime geliyor Atlas? Ben sadece buraya okumak için gelmiştim..."
Atlas, Alya’nın o kırık hâlini gördüğünde dayanamadı. Elini uzutup Alya’nın omzuna hafifçe dokundu. "Çünkü onlar bu dünyanın kurallarına göre oynuyorlar Alya. Ama sen... Sen bu kirliliğe fazla temizsin."
Alya, Atlas’ın gözlerindeki o samimiyeti gördüğünde içindeki tüm duvarların yıkıldığını hissetti. Karan’ın sahte kollarından çok uzaklarda, ilk defa sahici bir sığınak bulduğunu hissettiği o an, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir eşikti.
