20. bölüm · Karakaya Ayazı
BÖLÜM 20: YENİ DUVARLAR VE BAŞLANGIÇLAR
Ankara’nın sert ve kararlı mevsimi, bahara devredilmeye hazırlanırken şehrin üzerindeki o ağır kasvet yerini yavaş yavaş berrak bir gökyüzüne bırakıyordu. Karakaya Holding, küllerinden yeniden doğmuş; Karan, babasının gölgesinden tamamen sıyrılarak kendi imparatorluğunun kurucusu ve gerçek lideri olmuştu. Artık etrafındaki duvarları korkuyla değil, tecrübeyle örüyordu.
Holdingin geniş teras katından şehri izleyen Karan, masasının üzerinde duran yeni mimari proje dosyasına baktı. Projenin altında dev harflerle Alya Yılmaz imzası atılmıştı. Şirketin sosyal sorumluluk projesi kapsamında üniversiteyle ortaklaşa yürüttüğü modern sanat ve kültür merkezi ihalesini, Alya’nın ekibi kazanmıştı. Bu, onların yollarının tamamen ayrıldığını zannettikleri anda, kaderin onları profesyonel bir çizgide yeniden kesiştirdiği ilk büyük adımdı.
Kapı hafifçe tıklatıldı ve içeriye Atlas girdi. Elindeki kahvelerden birini Karan’ın masasına bırakırken hafifçe gülmsedi.
"Proje komitesi nihayet kararını verdi," dedi Atlas, karşısındaki koltuğa otururken. "Kazanan proje Alya’nın ekibine ait. İnanılmaz bir tasarıma imza atmışlar."
Karan başını onaylar anlamda salladı. Yüzünde artık o acı veya pişmanlık dolu ifadelerden eser yoktu; yerine olgunlaşmış, sükunetle bakan bir adamın yüz hatları yerleşmişti. "Şaşırmadım," dedi Karan, sesindeki o tok tınıyla. "O her zaman kendi ayakları üzerinde duracağını söylerdi. Zaten hak ettiği yerde."
Atlas bir an sessiz kaldı, ardından hafifçe güldü. "Peki, imza töreninde yüz yüze geleceksiniz. Hazır mısın?"
Karan derin bir nefes aldı ve dosyayı kapatıp masaya bıraktı. "Hazırım Atlas. Geçmişin hesaplaşması bitti; şimdi geleceği inşa etme vakti."
Aynı dakikalarda, üniversitenin mimarlık atölyesinde Alya, masanın üzerine yayılmış olan devasa proje planlarını inceliyordu. Ekibindeki diğer arkadaşları sevinçle kutlama yaparken, Alya’nın içindeki o derin sükunet yüzüne yansıyordu. Hayatın ona sunduğu tüm zorluklar, maruz kaldığı o kirli oyunlar ve o dondurucu Ankara günleri, onu bugünkü güçlü kadına dönüştürmüştü.
Telefonu çaldı. Ekranda Karakaya Holding’in kurumsal asistanının numarası vardı. Alya telefonu açtı.
"Alya Hanım, yarın sabah saat onda yönetim kurulu salonunda imza töreni için bekliyor olacağız. Karan Bey de toplantıda olacak."
Alya derin ama rahat bir nefes aldı. Kalbinde en ufak bir çarpıntı ya da korku yoktu. "Orada olacağım," dedi, net ve kararlı bir sesle.
Telefonu kapatıp pencereye yöneldi. Kampüsün avlusunda açmaya çalışan ilkbahar çiçeklerine baktı. Karan’la olan hikayeleri yarım kalmıştı; belki de hiçbir zaman tam olmayacaktı. Ama asıl önemli olan, ikisinin de kendi küllerinden yeniden doğmayı başarmış olmasıydı.
Ankara’nın ayazı artık geride kalmıştı. Şimdi her iki taraf için de rüzgarın yönü değişmişti; gökyüzü açıktı, yol ise yepyeni bir geleceğe uzanıyordu.
