3. bölüm · Karakaya Ayazı

BÖLÜM 3: ZEYNEP'İN KISKANÇLIK ALEVLERİ VE VİTRİNİN ÇATlakLARI

Hayati şahin Albayrak

Karakaya Üniversitesi’nin koridorlarında yankılanan topuk sesleri, Zeynep’in içindeki öfkenin ve hırsın adeta birer manifestosu gibiydi. Yanında Selin, Tunç ve Çağrı ile birlikte yürürken, kampüsteki diğer öğrenciler önlerinden çekilmek için adeta yarışıyordu. Ancak Zeynep’in gözü ne Selin’in fısıltılarını ne de Tunç’un anlatsın diye çabaladığı dedikoduları görüyordu.

Aklı, kantinde Karan’ın yanında oturan o burslu kızdaydı.

"Anlamıyorum," dedi Selin, omuz silkerek Zeynep’in adımlarına yetişmeye çalışırken. "Karan, Barlas’a gıcık olsun diye buldu o kızı ama iş ciddiye bindi gibi. Okulda resmen el ele dolaşıyorlar. Oysa Karan’ın bugüne kadar kimseye böyle baktığı görülmemiştir."

Zeynep durdu. Öyle bir öfkeyle arkasına döndü ki Selin az kalsın ona çarpacaktı. Zeynep’in yüzündeki maske düşmüş, yerine saf bir zehir yerleşmişti.

"Karan kimseye öyle bakmıyor, Selin!" dedi sesi titreyerek. "O kız... O Aydın’dan gelen ezik parazit, sadece Karan’ın elindeki bir oyuncak. Karan onu Barlas’a inat kullanıyor, o kadar! Ama bu durumun okulda bu kadar uzaması midemi bulandırıyor. O kızın o masadan kalkıp tekrar yerini bilmesi gerekiyor."

Tunç hafifçe yutkundu. "Zeynep, ne yapmayı düşünüyorsun? Karan’la ters düşmek istemezsin, amcası rektör yardımcısı, kendisi de..."

"Karan’la ters düşmeyeceğim," diye araya girdi Zeynep, dudaklarında tehlikeli bir kıvrımla. "Karan o kızdan sıkılana kadar ben beklemeyeceğim. Ona öyle bir ders vereceğim ki, bu okulda nefes almanın bile zenginlerin iznine tabi olduğunu öğrenecek."

Aynı dakikalarda, Kızılay’daki o loş, sigara dumanından sararmış barda saatler gece yarısını deviriyordu.

Alya, ahşap sahnenin üzerindeki mikrofon standına tutunmuş, gözlerini hafifçe kapatarak şarkısını söylüyordu. Gündüz derslerin stresi, akşam ise Karan’ın o buz gibi, ilgisiz bakışları ruhunu tüketmişti. Sevgili olmalarına rağmen Karan onu aramıyor, mesajlarına saatler sonra tek kelimelik yanıtlar veriyordu. Okulda herkes onları konuşuyor, popülerliğin zirvesinde olduklarını zannediyordu ama Alya içeride yavaş yavaş boğulduğunu hissediyordu.

Şarkı bittiğinde salondan gelen dağınık alkışlar arasında sahneden indi. Kulise doğru yürürken mekanın müdürü Hayri Bey telaşla önünü kesti.

"Alya kızım," dedi Hayri Bey, yüzünde suçluluk dolu bir ifadeyle. "Şey... Seninle acil konuşmamız lazım."

Alya kaşlarını çatarak durdu. "Hayırdır Hayri Bey? Kötü bir şey mi oldu?"

Müdür etrafa şöyle bir bakıp sesini alçalttı. "Oldu maalesef... Yukarıdan, belediyeden ve üniversite yönetiminden adımlar geldi. Mekanın ruhsatıyla ilgili pürüzler çıkardılar. Seni korumak isterdim evladım ama..." Başını öne eğdi. "Bugünden itibaren seninle çalışamayız. Seni işten çıkarmak zorundayım."

Alya’nın dünyası baş aşağı döndü. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atmaya başladı. "Ne demek çıkarıyorsunuz Hayri Bey? Ben buradaki parayla geçiniyorum, yurdumun ücretini ödüyordum! Ne hatam oldu?"

"Hatandan değil kızım," dedi yaşlı adam çaresizce. "Zengin züppelerden biri... Adını vermediler ama buraya nüfuzlu birilerinin eli değdi. Seni burada istemiyorlar. Kusura bakma."

Alya arka kapıdan sokağa çıktığında, Ankara’nın soğuk rüzgarı yüzüne bir bıçak gibi çarptı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken içindeki o ağır çaresizlik dalgası onu sarmaladı. İşini kaybetmişti. Kirasını, yurt ücretini ödemesinin imkanı kalmamıştı. Ailesinden para istemesi, gururu yüzünden asla yapamayacağı bir şeydi.

Telefonunu çıkardı, elleri titreyerek Karan’ın numarasını tuşladı. Belki... Belki bu sefer yanında olurdu, belki derdini dinlerdi.

Telefon birkaç defa çaldıktan sonra açıldı. Arka plandan hafif bir müzik sesi geliyordu.

"Söyle Alya," dedi Karan’ın o umursamaz, mesafeli sesi. "Derste değilim ama müsait de sayılmam."

Alya yutkundu, sesi titriyordu. "Karan... Ben çok kötü bir şey yaşadım. İşten çıkardılar beni. Birileri... Birileri adımı kullanarak beni kovdurttu. Yurdun parasını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum, çok çaresizim..."

Karşı taraftan derin bir sessizlik yükseldi. Karan’ın nefes alıp verişi duyuluyordu. Birkaç saniye sonra sesindeki o buz gibi netlik Alya’nın yüzüne bir tokat gibi çarptı:

"Alya, şu an arkadaşlarımla bir mekandayım. Senin bu maddi sıkıntılarınla ya da iş dertlerinle uğraşacak psikolojide değilim. Kendin hallet."

Tüt... Tüt... Tüt...

Telefon yüzüne kapanmıştı.

Alya telefon elinde öylece kaldı. Gözyaşları buz tutan sokakta erirken, Karan’ın onu gerçekten hiç umursamadığını, o popülerliğin sadece bir yalandan ibaret olduğunu o gece, o dondurucu ayazda tamamen anladı.

Yurda döndüğünde odadaki eşyalarını sessizce bavuluna yerleştirmeye başladı. Başka çaresi kalmamıştı; burada tutunamayacaktı. Aydın’a, boynu bükük bir şekilde geri dönecekti.

Tam o sırada kapısı hafifçe çalındı. Alya gözlerini silip kapıyı açtığında karşısında koyu renk kabanıyla duran Atlas’ı gördü.

Atlas’ın gözlerinde, Alya’nın hayatı boyunca gördüğü en saf ve derin üzüntü vardı. Ve Alya, o an daha fazla dayanamayarak odanın ortasında hıçkırarak yere çöktü.