11. bölüm / 25
Karakaya AyazıBÖLÜM 11: ZEHRLİ İMZALAR VE GECE YARISI PAZARLIĞI
Bölümler 25Şu an: BÖLÜM 11: ZEHRLİ İMZALAR VE GECE YARISI PAZARLIĞI
- 1 BÖLÜM 1: ANKARA'NIN AYAZI VE AYDINLI KIZ926 kelime
- 2 BÖLÜM 2: SAHTE BİR SIĞINAK714 kelime
- 3 BÖLÜM 3: ZEYNEP'İN KISKANÇLIK ALEVLERİ VE VİTRİNİN ÇATlakLARI655 kelime
- 4 BÖLÜM 4: GİZLİ EL VE YURT ODASINDAKİ VEDA941 kelime
- 5 BÖLÜM 5: GÖLGEDEKİ TEHLİKE VE YENİ BİR İTTİFAK662 kelime
- 6 BÖLÜM 6: İKİ YÜZLÜ SOSYETE VE KIRILAN AYNALAR753 kelime
- 7 BÖLÜM 7: ZEHRLİ DOKUNUŞ VE SOKAKTAKİ AYAZ703 kelime
- 8 BÖLÜM 8: GİZLİ ELİN SAHİBİ VE YURT ODASINDAKİ YÜZLEŞME493 kelime
- 9 BÖLÜM 9: ALKOLÜN SİSİ VE GECE GELEN ÇIĞLIK716 kelime
- 10 BÖLÜM 10: TAHTIN MİRASI VE KÜLLERDEN DOĞANLAR584 kelime
- 11 BÖLÜM 11: ZEHRLİ İMZALAR VE GECE YARISI PAZARLIĞI525 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 BÖLÜM 12: DÜŞMANIN SOFRASINDA564 kelime
- 13 BÖLÜM 13: KÜLLERİN ARASINDAKİ YÜZLEŞME601 kelime
- 14 BÖLÜM 14: GECE YARISI İTİRAFI VE YÜZLEŞME666 kelime
- 15 BÖLÜM 15: KÜLLERİN ÜZERİNDE YENİ BİR SABAH544 kelime
- 16 BÖLÜM 16: ANKARA'NIN YENİ DENGELERİ VE GİZLİ TEHDİT431 kelime
- 17 BÖLÜM 17: DOSYADAKI GİZLİ İMZA VE BEKLENMEYEN İTTİFAK542 kelime
- 18 BÖLÜM 18: YÖNETİM KURULUNDAKİ BÜYÜK PATLAMA443 kelime
- 19 BÖLÜM 19: KÜLLERDEN YÜKSELEN ANLAŞMA VE YENİ SAYFA522 kelime
- 20 BÖLÜM 20: YENİ DUVARLAR VE BAŞLANGIÇLAR373 kelime
- 21 BÖLÜM 21: İMZA VE YENİ UFUKLAR334 kelime
- 22 BÖLÜM 22: YARININ SAHİPLERİ320 kelime
- 23 BÖLÜM 23: SONBAHARIN İLK YAPRAĞI VE YENİ UFUKLAR413 kelime
- 24 BÖLÜM 24: SONSUZLUĞUN EŞİĞİNDE385 kelime
- 25 BÖLÜM 25: KÜLLERDEN DOĞANLAR (FİNAL)359 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karakaya Holding’in yönetim kurulu odasındaki loş ışık, masanın etrafında oturan hissedarların gergin yüzlerine vursun diye özel olarak ayarlanmış gibiydi. Mehmet Karakaya’nın ölümünün üzerinden geçen iki hafta, şirketin borsadaki değerini ezici bir düşüşe sürüklemişti.
Karan, babasının o devasa deri koltuğunda otururken, önündeki devleşen evrak yığınlarına bakıyordu. Artık o şımartılmış, her istediğini elde eden genç adamdan eser kalmamıştı; gözlerindeki o buz gibi karanlık, holdingin camlarından dışarı yansıyan Ankara’nın gri silüetiyle yarışıyordu.
Kapı hafifçe aralandı ve içeriye Zeynep girdi. Üzerinde kusursuz dikilmiş siyah bir tayyör, yüzünde ise zafer sarhoşluğunu gizlemeye çalışmayan o tehlikeli tebessüm vardı. Arkasından gelen avukat kılıklı iki kişi, ellerindeki kalın dosyaları masaya bıraktı.
"Başınız sağ olsun Karan," dedi Zeynep, sesindeki sahte üzüntüyü hiç saklama gereği duymadan. "Ancak işler durmuyor, biliyorsun. Piyasalar sabırsızdır."
Karan başını kaldırdı, bakışlarını Zeynep’e dikti. "Burada ne arıyorsun Zeynep? Burası oyun alanı değil."
"Oynadığımızı kim söyledi?" Zeynep masaya doğru yaklaştı, ellerini mahun ahşaba dayayıp Karan’ın gözlerinin içine baktı. "Barlas’ın ve ailemin temsil ettiği grup, holdingin düşen hisselerini toplamak için hazır bekliyor. Ve sana çok net bir teklifle geldim: Şirketin yönetim kontrolünü bize devret, karşılığında borçlarını kapatalım ve bu enkazın altında kalmaktan kurtul."
Karan alayla güldü. Bu gülüş, odadaki herkesin ürpermesine neden oldu. "Babamın koltuğunu ve bu imparatorluğu size bırakacağımı mı sanıyorsun? Alabileceğiniz tek şey, ellerinizde patlayacak bir iflas belgesi olur."
Zeynep’in yüzündeki gülüş anında soldu. Dişlerini sıkarak doğruldu. "Çok geç kalmış olacaksın Karan. O burslu kızın uğruna harcadığın her şeyi, şimdi bu holdingle birlikte kaybedeceksin."
Zeynep arkasını dönüp çıkarken, kapının önünde sessizce olanları izleyen Atlas ile göz göze geldi. Atlas’ın bakışlarındaki o net tehdit, Zeynep’in adımlarını bir anlığına yavaşlatsa da kadın kendini toparlayıp odadan fırladı.
Atlas içeri girip kapıyı kapattı ve masaya yaklaştı. "Zeynep haklı bir konuda," dedi Atlas, ciddi bir sesle. "Barlas ve arkasındaki konsorsiyum parayı bastırıp hisseleri topluyor. Tek başına bu krizi göğüsleyemezsin Karan."
Karan başını ellerinin arasına aldı. "Biliyorum... Ama onlara boyun eğmektense bu şirketi ateşe veririm."
Aynı saatlerde, üniversite kampüsünün dışındaki sakin bir kafede Alya, önündeki ders kitaplarını toplarken masaya bırakılan gölgeyle irkildi. Başını kaldırdığında karşısında Barlas’ı buldu. Barlas’ın yüzünde o her zamanki kibirli, rahatsız edici sırıtış vardı.
"Ne istiyorsun Barlas?" dedi Alya, toparlanıp kalkmaya yeltenerek.
Barlas eliyle oturması için bir işaret yaptı. "Sakin ol Alya. Seninle sadece küçük bir dostane sohbet etmek istedim. Karan’ın şu aralar ne kadar zorda olduğunu biliyorsun değil mi? Holding elinden kayıp gidiyor, babasının iflas mirasıyla baş başa kaldı."
"Bunların benimle ne ilgisi var?"
"İlgisi şu," dedi Barlas, öne doğru eğilerek. "Karan seni sadece bir oyuncak olarak kullandı, bunu sen de biliyorsun. Şimdi ise o oyuncağı taşıyacak gücü kalmadı. Eğer akıllı bir kızsan, bu bataktan elini çabuk çekersin. Yoksa o zengin çocuklarının arasında ezilen yine sen olursun."
Alya, Barlas’ın gözlerinin içine baktı. İçindeki korku çoktan yerini sarsılmaz bir cesarete bırakmıştı.
"Karan’ın ne yaşadığı ya da neyi kaybettiği beni ilgilendirmiyor, Barlas," dedi Alya, net ve sert bir sesle. "Ama unutma; sizin bu parayla, güçle satın alamadığınız gururumuz var. Ve ben buraya kimsenin oyuncağı olmaya gelmedim."
Alya çantasını omzuna atıp arkasına bile bakmadan kafeden çıktı. Barlas ise arkasından bakarken ilk defa bu kızın küçümsenemeyecek kadar tehlikeli bir iradeye sahip olduğunu fark etti.
Ve Ankara’nın ayazı, yaklaşan büyük fırtınanın en sert habercisi gibi sokakları dövmeye başladı.
