9. bölüm · Kalbimin Baş Belası

9. Bölüm Kilitli

Nehirr .

Devamını sabah atacağım keyifli okumalar ~
-
-

Deniz

Sahilde yaşanan o malum andan beri okuldaki tek amacım Teoman’dan köşe bucak kaçmaktı. Onu koridorda ya da bahçede uzaktan bile görsem yönümü değiştiriyor, utancımdan yüzüne bakamıyordum.

Öğle arası sınıfta otururken Teoman’ın yakın arkadaşı Kutay nefes nefese sınıfa girdi ve doğrudan benim sıramın önünde durdu.

"Deniz, acil gelmen lazım,"
dedi panik bir sesle.

"Kimya öğretmeni seni çağırıyor. Çok önemli ve acil bir konu varmış, hemen yanına gitsin dedi."

"Kimya hocası mı?"

dedim şaşırarak.
"Neredeymiş ki?"

"Tiyatro salonunun oradaki kulis odasında, yeni proje için malzemeleri düzenliyordu, seni orada bekliyor. Çabuk ol,"

Hocayı bekletmemek için hiç düşünmeden sıramdan fırladım ve hızlı adımlarla tiyatro salonunun olduğu koridora indim. Salonun kapısını itip içeri girdiğimde içerisi loş ve tamamen sessizdi. Sahnede ya da kulis tarafında hiç ışık yanmıyordu. Kaşlarımı çatarak kulis odasının kapısına doğru yürüdüm.

"Hocam?"

diye seslendim içeri adım atarken.Tam o sırada arkamdaki kapı büyük bir gürültüyle kapandı ve kilit sesi salonda yankılandı. Korkuyla arkamı döndüğümde kapıya yaslanmış, elindeki anahtarı parmağında sallayan Teoman’ı gördüm.

Elimi alnıma vurdum.
İçimden kendime deli gibi kızıyordum. Ben bu Kutay’a nasıl inandım ya? Nasıl bu tuzağa düşebildim? diye kendi kendime söylendim."Senin ne işin var burada?" dedim, "Aç şu kapıyı, çıkacağım."Teoman anahtarı montunun cebine atıp bana doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.

"Bundan sonra nereye kaçacaksın deniz kızı? Kaçacak yerin kalmadı, konuşmalıyız seninle."
"Şu an seninle hiçbir şey konuşmak istemiyorum Teoman,"
dedim kafamı ters yöne çevirerek.
"Hemen aç şu kapıyı."

Teoman bir an duraksadı koyu kahverengi gözlerini benden kaçırarak yere baktı. Harbi harbi üzülmüş gibi bir izlenim veriyordu

"Niye benden kaçıyorsun Deniz?"

dedi, sesi o kadar kısık ve hüzünlü çıkmıştı ki şok oldum.

"O sahil kenarındaki öpücük yüzünden mi? Benden o kadar mı nefret ettin? Tiksindin mi benden?"

"Ne? Hayır, ne alakası var be!"

diye panikle atıldım. Amacına ulaşmıştı, beni bir anda savunmaya geçirmişti.

"Nefret falan etmedim Teoman, sadece... ne bileyim, ani oldu. Utandım işte.

"Demek sadece utandın..." diye mırıldandı keyifle.
"Demek benden nefret etmiyorsun."

"Pislik!" diye tısladım beni kandırdığını anlayarak.

"Sırf laf almak için numara yaptın değil mi? Aç şu kapıyı, gitmek istiyorum!"

"Açmıyorum," dedi

"Benimle harbi harbi konuşana kadar buradasın deniz kızı."
"Teoman, yapma şunu, ver anahtarı!" diyerek eline doğru hamle yaptım.Ben onun eline vurmaya çalışırken, Teoman anahtarı havada yakalamak isterken ıskaladı.

Metal anahtar büyük bir hızla elimizden kaydı ve sahnenin hemen altındaki o dar, karanlık zemin boşluğunun ızgarasından içeri dıngırdayarak düştü.

İkimiz de aniden donakaldık. Salonda sadece anahtarın derinlerden gelen o düşüş sesi yankılandı.Hızla ızgaranın başına çöküp karanlık boşluğa baktım. Ulaşılması imkansız bir derinlikteydi.

Başımı kaldırıp şok içinde Teoman'a baktım. Onun da o ukala yüz ifadesi tamamen donmuştu. Gözlerini büyüterek boşluğa, sonra bana baktı.

"Oha..." diye mırıldandı Teoman, ensesini kaşıyarak. "Lan... Harbiden düştü."

"Aferin Teoman!"
diye bağırdım sinirle ayağa fırlayarak. "Mükemmel plan dâhisi! Kilitli kaldık işte burada! Şimdi ne yapacağız?!"Teoman kapıya gidip kulpu birkaç kez zorladı ama kapı sımsıkı kilitliydi.
"Eee..." dedi kollarını göğsünde birleştirerek bana bakıp sırıtırken. "Anlaşılan öğle arası bitene kadar, hatta belki de akşama kadar tamamen baş başayız baş belam. Konuşmak için harika bir zaman, ne dersin?"

Sinirle kapıya doğru yürüyüp yumruğumu sertçe ahşap kapıya vurmaya başladım.

"Okulun ortasında kilitli kaldık diyorum sana! Ne dediğim farkında mısın ya of of "

Kapıyı üst üste, hırsla yumruklamaya devam ettim ama nafileydi. Son darbeyi indirdiğimde avcumun içinde keskin bir acı hissettim. Gayriihtiyari durup elimi çektim.

Yumruk yaptığım yer tamamen kızarmıştı ve deli gibi sızlıyordu. Acıyla kısık bir ses çıkardım.Tam o sırada Teoman arkamdan sessizce yaklaştı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, iki eliyle birden bileklerimi havada yakaladı ve beni kapıdan uzaklaştırdı.

Dokunuşuyla birlikte tenimi yakan o tanıdık sıcaklık, loş tiyatro salonunda yeniden canlandı. Sırtım göğsüne yaslanmıştı."Sakin ol,"
diye fısıldadı

"Ellerini mahvettin. Bakayım şuna."
Beni yavaşça serbest bıraktı ama kızaran sağ elimi kendi büyük avcunun içine aldı. Parmak uçlarıyla, kızaran yerlere canımı acıtmamaya dikkat ederek nazikçe dokundu.

"Kendine niye zarar veriyorsun?"

diye mırıldandı gözlerimin içine bakarak. "Kapıyı kırabileceğini mi sandın?"

Bileğimi elinin arasından hızla çektim ama o an kalbimin ritminin yine o sahildeki gibi hızlandığını hissettim.

"Kutay'a inanıp buraya gelen kafama sıçayım zaten,"

diye olduğum yerde söylendim ters bir yöne bakarak.Teoman bana doğru bir adım daha attı, aramızdaki mesafeyi iyice azalttı. Gözlerini doğrudan gözlerime dikti.

"Benden kaçıp duruyordun. Konuşmak için başka şans bırakmadın kusura bakma " demişti
Konuşacak bir şeyimiz yok bizim Teoman,Anahtar da gitti zaten. Sayende burada mahsur kaldık Teoman bana doğru bir adım daha attı.

"Var, iyi biliyorsun," dedi sesi yavaşlarken. "Sabahtan beri sınıfta yüzüme bile bakmıyorsun Deniz. Sahilde ne olduğunu konuşacağız. Öptüm seni ve sen o andan beri benden köşe bucak kaçıyorsun.

"Teoman bunu bu kadar açık ve net bir şekilde yüzüme söyleyince kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim. Yanaklarımın aniden ısınmasına engel olamadım ama bozuntuya vermemek için çenemi dikleştirdim.

"Kaçtığım falan yok," diye yalan söyledim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Sadece... yaptığın şey çok saçmaydı. Sırf beni delirtmek için yaptın kesin. Karşılık vermedim bile sana."

Teoman bu lafımın üzerine hafifçe güldü,

"Karşılık vermedin ama beni itmedin de deniz kızı,"

dedi, bana doğru hafifçe eğilerek.

"Gözlerini kapattın. Eğer benden gerçekten nefret etseydin, o an beni orada bırakıp gitmezdin."

Haklıydı. Onu itmemiştim, hatta içten içe o anın yoğunluğuna kapılmıştım offf haklı olamazdı..

Kumsall
Öğle arasının bitmesine on dakika kalmıştı ama Deniz hâlâ sınıfa dönmemişti. Kimya odasında da kimse yoktu. Koridorda panik içinde yürürken Aras’la karşı karşıya geldim.

Aras, benim bu telaşlı halimi görünce kaşlarını çattı.

"Kumsal, ne bu halin? Deniz nerede?"
diye sordu."Bilmiyorum Aras ya,Kutay sınıfa gelip Kimya hocasının Deniz’i çağırdığını söyledi. Deniz de gitti ama hâlâ ortalıkta yok."

Aras’ın yüzü bir anda ciddileşti.

"Kutay mı dedi?"
diye mırıldandı, çenesini sıkarak.
"Teoman’ın arkadaşı olan Kutay..."
"Evet, o."

"Yürü, Kutay’ı bulup nerede olduklarını öğreneceğiz,"

Birlikte hızlı adımlarla kantinin oraya doğru indik ve Kutay’ı arkadaşlarıyla gülerek konuşurken bulduk.

Aras hiç ikiletmeden doğrudan gidip Kutay’ın yakasını kavradı ve onu duvara doğru itti. Kantindekiler bir anda sessizleşti.

"Kutay, Deniz nerede?" diye kükredi Aras. "Teoman'la ne işler çeviriyorsunuz siz?"

Kutay ellerini havaya kaldırıp sırıtmaya çalıştı.

"Sakin ol ortak ya, ne işler çevirmek falan? Bilmiyorum ben."

Aras daha da sinirlenirken ben araya girdim. Kutay’ın tam karşısına dikilip parmağımı yüzüne doğru salladım.

"Bana bak sınıfa gelip yalan söyleyen sendin! Eğer Deniz'in nerede olduğunu hemen şimdi söylemezsen o sırıtan yüzünü harbi harbi dağıtırım senin! Çabuk konuş!"

Kutay benim bu ani parlamam karşısında şok oldu, gülüşü yüzünde dondu.

"Tamam be, ne bağırıyorsun hemen..."
diye mırıldandı, yakasını Aras'tan kurtarmaya çalışarak.

"Tiyatro salonundalar. Teoman orada bekliyordu."
Aras, Kutay’ı bırakıp hızla tiyatro salonuna doğru koşmaya başladı. Bense arkama dönmeden önce Kutay’ı baştan aşağı süzüp ters bir bakış fırlattım. Kutay arkamdan hâlâ şaşkın şaşkın bakıyordu

Aras’la birlikte koridoru neredeyse koşarak geçtik ve tiyatro salonunun büyük dış kapısının önüne geldik. Aras hiç ikiletmeden kapının kulpunu hırsla aşağı yukarı salladı ama kapı milim bile oynamadı.

"Teoman! Deniz! İçeride misiniz?!" diye kükredi Aras, kapıya sert bir tekme atarak.

"İçerideyiz Aras, sakin ol!"
diye bağırdı Teoman içeriden. Ses kapının arkasından boğuk geliyordu.

"Ama kapıyı açamayız. Anahtar sahnenin altındaki boşluğa düştü, kilitli kaldık."

"Ne demek kilitli kaldık?! Yalan söyleme Teoman, aç şu kapıyı diyorum sana! Ne işiniz var sizin orada baş başa?!"

Aras inanmayarak kapının kulpunu tekrar zorladı, omzuyla kapıya yüklendi ama kapı sımsıkı kilitliydi.

"Deniz! Ses ver, iyi misin?!"
diye bağırdım ben de endişeyle.

"İyiyim Kumsal, bir şey yaptığı yok,"
diye bağırdı Deniz içeriden.

"Ama harbi kilitliyiz. Çıkarın bizi buradan."

Aras sinirle saçlarını karıştırıp ne yapacağımızı düşünürken, koridorun sonundan gelen ayak sesleriyle ikimiz de arkamıza döndük.

Elinde bir anahtarlık sallayarak, gayet rahat adımlarla bize doğru yürüyen Kutay’ı görünce şok oldum.Kutay yanımıza kadar gelip şaşkınlığımıza hiç aldırmadan anahtarı kilide soktu ve tek hamlede kapıyı açtı. Kapı ardına kadar açıldığında Deniz ve Teoman içeride bize bakıyordu. Ben hemen Deniz’in yanına gidip koluna girdim.Kutay anahtarlığı parmağında sallayıp o bilmiş gülüşünü yüzüne yerleştirdi

"Eee..." dedi bize doğru hafifçe eğilerek.

"Teoman'ı tanıyorum sonuçta. Gitmelerinin üzerinden bir saatten fazla zaman geçti, ikisi de çıkmadı. Hem siz de yanıma geldiniz ,Merak ettim.
Teoman’ın kesin bir işler karıştırıp anahtarı kaybedeceğini tahmin etmiştim zaten. Gidip görevliden yedek anahtarı aldım, geldim. Tahminim de doğru çıkmış işte."(Anlam karşılık oldu düzelticem😔)

Aras düz bir sesle,
"Yürü Deniz, sınıfa gidiyoruz," dedi.Sınıfa doğru yürürken arkama dönüp Kutay’a baktım. Kutay arkamızdan elleri cebinde, halinden gayet memnun bir şekilde sırıtarak bakmaya devam ediyordu.

-Sizce Kutay ve Kumsal çift olsun mu yorumlarda cevaplarınızı beklerim