11. bölüm · Kalbimin Baş Belası

11.Bölüm:Bilinmeyen Numara.

Nehirr .

Teoman

Kutay tam o sırada montunun cebinden devasa bir marşmelov paketi çıkardı.

"Günün kahramanı ilan edilmeye hazırım,"

diyerek paketi havada salladı. Kumsal’ın gözleri paketi görünce parladı ama yine de inatçı tavrını bozmadı.

"Aferin Kutay bey, ilk defa işe yarar bir şey yaptın."

Kutay sahilde bulduğu temiz çubukları bize uzattı. Marşmelovları çubuklara takıp ateşin üzerine uzattık. Kutay ateşin üzerinden bize bakıp sırıttı.

"Yalnız Teoman, itiraf et, hayatında ilk defa bir kızın arkasından böyle okul duvarlarından atlayıp kaçtın. Karizmayı harbi harbi çizdirdin oğlum."
"Karizma umrumda mı sence Kutay?"

Deniz’in saçlarını parmaklarımın ucuna dolayıp yavaşça kokusunu içime çektim. "Deniz kızı yanımda ya, gerisi sadece teferruat."

"Şımarma hemen Teomannn " diye mırındandı
"Şımart o zaman," diye fısıldadım yüzünü yüzüne yaklaştırarak.

Kutay ve Kumsal'ın orada olmasını bir anlığına tamamen unutmuştum. Deniz’in dudakları hafifçe aralandığında, tam ona doğru eğiliyordum ki Kumsal’ın sesi kumsalda yankılandı.

"Öhöm! Biz hala buradayız yalnız. Sınıfta böldüm yetmedi, burada da mı böleyim yani?"

Hızla geri çekildiğimde Deniz’in yanaklarının alev alev yandığını gördüm. Başını utançla omzuma saklarken ben Kumsal’a dik dik baktım.

"Kumsal, senin bu zamanlamaların ödül hak ediyor," diye söylendim yapay bir kızgınlıkla.Kutay kahkahayı patlattı.

"Bırak sırılsıklam aşıkları Kumsal. Biz kendimize bakalım. Bak, ateş yanıyor, deniz karşımızda..."
Kutay kolunu Kumsal’ın arkasındaki kumların üzerine koyup ona doğru eğildi.
"Yok mu senin de bana söylemek istediğin bir şeyler?"
Kumsal çenesini dikleştirip Kutay’ın gözlerinin içine baktı.

"Sana söyleyecek tek bir sözüm var Kutay Ateşe fazla yakın durma, saçların tutuşacak o ukalalıktan.

Deniz omzumdan başını kaldırıp gülerek söze girdi.

"Kumsal haklı Kutay. Çocuğun önüne iki marşmelov koydun diye hemen havalara girdin, sanki kumsalı tapusuyla bize devretmiş gibi davranıyorsun."

Kutay elindeki çubuğu sallayarak Deniz'e baktı. "Aşk olsun yenge, hemen cephe mi aldınız bize karşı? Bak, Teoman ortak sessiz kalıyor, çünkü o da biliyor benim sayemde bugün bu sahilde el ele oturduğunuzu."

"Hadi oradan be," dedi Teoman sırıterek. Deniz'in elini sıkıca kavrayıp Kutay'a fırlatmak için kumdan küçük bir çakıl taşı aldı. "Ben o duvarı her türlü aşardım ortak, senin çöpçatanlığına ihtiyacım yoktu."

Kumsal elindeki yanmış marşmelovu Kutay'a doğru uzattı. "Gördün mü? Kimse seni kahraman ilan etmiyor. Al şu kömürünü de ye, ağzın tatlansın da sus biraz."

Deniz
Sahilde yaktığımız o küçük ateşin kıvılcımları gecenin karanlığına karışırken içimde tarifsiz bir huzur vardı. Kumsal, Teoman ve Kutay ile ateşin etrafında oturmuş, çubukların ucundaki marşmelovları közlüyorduk. Kutay her zamanki sakarlığıyla kendi marşmelovunu ateşe fazla yaklaştırıp kömür haline getirmişti. Ona kahkahalarla gülerken, Teoman nar gibi kızarttığı en mükemmel marşmelovu şefkatle bana uzattı. Gözlerinin içine baktım. sanki hiç bitmeyecek gibiydi ama içimdeki o gizli huzursuzluk hep oradaydı. Saat epey geç olmuştu
Teoman’la kumsalın sakinliğinde baş başa kaldık. Teoman nemli ellerimi sıkıca kavradı; parmak uçlarıyla tenini nazikçe, incitmekten korkar gibi okşadı.

"Dün geceden beri kafamda hep aynı hayal dönüp duruyor Deniz,Hayatımın geri kalanını tamamen seninle geçirmek istiyorum. İleride küçük, bahçeli, içi senin gülüşünle dolan bir evimiz olsun. Sabahları yine böyle gözlerinin içine bakarak uyanayım. Sen yanımda olduğun sürece bu dünyaya meydan okurum."

Kalbim göğüs kafesimi zorlayacak kadar hızlı çarptı. Onun bu içten sözleri içimi sıcacık yaptı.

"Ben de Teoman..." diye fısıldadım, gözlerinin içine bakarak. "Senden başka hiçbir yerde kendimi bu kadar güvende hissetmedim."

Gece yarısını çoktan geçmişti. Parmak uçlarımda basarak evin kapısını aralayıp içeri süzüldüğümde koridorun soğuk, sarı ışığı aniden yandı. Karşımda öfkeden gözü dönmüş annem duruyordu. Babam her zamanki gibi kendi halinde ve sakindi, odasında oturuyordu ve bana hiçbir şey demezdi ama annem gerçek bir şeytandı.

"Yine geç kaldın, farkında mısın?!" diye bağırdı annem. Sesi evin boş duvarlarında yankılanırken öfkesinden midem bulandı. "Saat kaç oldu Deniz?! Bu kaçıncı vukuatın?! Bizi ne duruma düşürdüğünün farkında mısın?! Sorumsuz pislik!"

Onun bu haksız bağırışlarına ve şeytani öfkesine daha fazla katlanmamak için nefesimi tutarak adımlarımı hızlandırdım ve odama geçtim. Ahşap kapıyı arkasından kilitleyip sırtımı kapıya yasladım. Kardeşim kapının arkasından "Abla, iyi misin? Annem çok kızdı mı?" diye fısıldasa da cevap verecek dermanım yoktu.

Üzerimdeki hırkayı hızla fırlatıp yatağa girdim. Kalın yorganı kafama kadar çekip karanlığa gömüldüm. Gözlerimi kapattığımda, evdeki bu kabus dolu atmosferi ve annemin sesini unutmak için sadece Teoman’ın kumsaldaki o gülüşüne sığındım.Aynı saatlerde Teoman evinin mutfağında sessizce yemeğini yiyordu. Telefonunu çıkarıp hemen beni aramış. Telefon uzun uzun çaldı ama annemin yarattığı o berbat stresten sonra içimdeki bitkinlikle telefonu açamadım. Teoman gülümseyerek bir mesaj bırakmış:

"Geldin mi eve güzelim? Uyuyana kadar sesini duymak istemiştim." Mesaja cevap veremedim. O ise benim çok yorulduğumu ve hemen uyuyakaldığımı düşünüp üstelememiş

Sabah gözlerimi açar açmaz içimdeki o burukluğu dağıtmak için hemen Teoman’ın mesajına geri dönüş yaptım. Telefonu elime alır almaz yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Ona döndüğümü görür görmez hemen aradı ve
"Bugün okul çıkışı her zamanki kafede buluşalım mı? Seni çok özledim," dedi. İçimde annemin yarattığı o berbat strese rağmen onun sesini duymak beni kendime getirmişti. Teklifini hiç reddetmedim, hemen kabul ettim. Onunla yan yana olmak, şu hayatta güvende hissettiğim tek andı ben 3 gün sonra mezuniyetimiz vardı onun içinse ayri heyecanlıydım

Kafeye gidip masada baş başa oturduğumuzda dışarıda tatlı bir ikindi güneşi vardı. Gelecek planlarımızdan konuşuyorduk. Teoman aşk dolu sözler fısıldıyor, muzip tavırlarıyla benimle flört ediyordu. Ben ise Teoman’ın masanın üzerindeki ellerini iki elimle birden kavramış, parmaklarımı onun parmaklarına kenetlemiştim. Gözlerinin içine bakarken içimden "Seni çok seviyorum, beni tüm bu kötülüklerden kurtar" diye geçiriyordumm

Ellerimi ellerinden yavaşça çektim, çantamı elime alırken Teoman’ın gözlerinin içine bakarak mırıldandım.

Ben bir lavaboya gidip geleyim hemen," diyerek masadan kalktım ve kafenin arka tarafındaki tuvalete geçtim. Aynanın karşısına geçip saçlarımı düzeltirken cebimdeki telefonum acı acı, ısrarla titremeye başladı. Ekranda bilinmeyen bir numara yazıyordu. Kaşlarımı çatarak yeşil tuşu kaydırdım ve telefonu kulağıma götürdüm.

"Deniz,O çok sevdiğin Teoman’ın ve arkadaşlarının hayatı senin ellerinde. Eğer bugünden itibaren o çocuktan tamamen uzaklaşmaz ve bu ülkeyi terk etmezsen, önce Teoman’ın canını yakarız. Polise gidersen neler olacağını..."

İşittiğim sözlerle aniden öfkeden deliye döndüm. verdiği tüm dolmuşlukla dişlerimi sıktım ve telefona doğru avazım çıktığı kadar haykırdım:

"Sen ne diyorsun be salak! Kimsin sen?! Ne saçmalıyorsun, benim sevgilimden ne istiyorsunuz?! Defol git belanı benden bulma!"Telefonun ucundaki ses hiç istifini bozmadı.

Tüyler ürpertici bir sakinlikle,
"Bize inanmıyorsun demek..." diye fısıldadı. "O zaman iyi dinle. Tam üç dakika sonra, içtiğiniz o kahveye bir silah sesi gelecek. İnanmıyorsan pencereden dışarı bak ve gör."

Ve telefon yüzüme kapandı.Elimdeki telefonla öylece kalakaldım. İçimden
"Yalan söylüyor, beni korkutmaya çalışıyor" desem de kalbimin hızına engel olamıyordum.

Titreyen ellerimle lavabodan çıktım, hiçbir şey belli etmemeye çalışarak masaya, Teoman’ın yanına döndüm.

Teoman bana bakıp gülümserken gözüm sürekli kafenin dışındaki caddede ve saatimdeydi. Zaman durmuş gibiydi. Tam üçüncü dakikaya girdiğimiz an, dışarıdan kulakları sağır eden, çok yakın bir yerden gelen keskin bir SİLAH SESİ yankılandı!

Kafedeki herkes bir anda çığlık atarak yere kapandı, tam bir panik havası hakim oldu. Teoman aniden refleksle üzerime kapanıp beni korumaya çalıştı. O an kalbim duracak gibi oldu; adamlar yalan söylemiyordu, gerçekten buradalardı ve bizi izliyorlardı.

Kafedeki kargaşa ve insanların çığlıkları devam ederken telefonum avucumun içinde tekrar titredi. Titreyen parmaklarımla gelen mesajı açtım. Yine o bilinmeyen numaraydı:

"Bak, yalan mı söylemişim? Şimdi seçim senin Deniz. Ya onun hayatını seçip gidersin ya da bir sonraki kurşun tam kalbine gelir."Teoman beni yerden kaldırmaya çalışarken endişeyle yüzümü kavradı, gözlerinde hayatımda gördüğüm en büyük korku vardı. "Deniz, iyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?"

diye sordu, sesi titreyerek. Gözlerim ekran ile Teoman'ın yüzü arasında gidip gelirken nefesimin tamamen kesildiğini hissettim. Kurşun her an gelebilirdi. O an, hikayemizin bittiğini anladım...

Sizce bilinmeyen numara kim??
ipucu tanıdık bir kişi..