4. bölüm · Kalbimin Baş Belası
4.Bölüm:Kavga
-Selammm eğer kitabı sevdiyseniz arkadaşlarınıza önerir misiniz tutsun isterim😔
-
-
-
Zil sesiyle birlikte matematik hocası içeri girdi
Matematik dersinde hoca tahtaya ağır formüller yazarken, havada süzülen küçük bir kağıt parçası tam önümdeki kitabın üzerine düştü.
İki sıra çaprazımdaki Teoman’a döndüğümde o ukala gülüşüyle bana bakıyordu.
Kağıdı açtım, gevşek bir yazıyla
"Sınavda notları bana verirsin artık, ne dersin?" yazıyordu.Kağıdı buruşturup sesimi sadece onun duyabileceği bir tonda tutarak fısıldadım
: "Notlarımı istiyorsan önce okuma yazmayı sökmen lazım Akkaya. Git önce harfleri öğren, sonra gelirsin."
Teoman'ın dudaklarının kenarı dünkünden çok daha gıcık ama hayranlık dolu bir gülüşle yukarı kıvrıldı. Sırasından bana bakarak o kelime oyununu yapıştırdı:
"Sert kayaya çarptık desene... Tamam Deniz. Önce alfabeyi öğreniriz, sonra seni alırız."Beynime sıçrayan kanla dişlerimi sıktım ve hiç altta kalmayarak lafı gediğine koydum:
"Sen anca rüyanda alırsın pislik Haddini bil, önüne dön!"
Lafımı bitirdikten sonra o sarsılmaz duruşumla önüme döndüm.
Teoman bu net çıkışımdan sonra bir daha bana yeni bir kağıt atmadı. Sanırım anlamıştı kime bulaştığını ...
Aradan 15-20 dakikaya yakın teneffüs zili çalmıştı şükür matematik dersi bitmişti
Sınıftaki o sıkıcı dakikaların ardından Kumsal, Aras ve ben birlikte okulun o devasa, çam ağaçlarıyla dolu bahçesine indik.
Aras’la aslında çok uzun zamandır tanışmıyorduk; o da benim gibi bu okula yeni gelmişti. Kumsal sınıfta ilk bana yer verdiğinde, Aras da tam önümüzdeki sırada oturduğu için dünkü o yalnızlığımda bize hemen sahip çıkmıştı.
Bu lüks okulun yabancısı olan bizler, Kumsal’ın o cana yakınlığı sayesinde çok çabuk kaynaşmış, okulun ikinci gününde sarsılmaz bir üçlü kanka grubu kurmuştuk.
Bahçede kendi aramızda gülüşüp tur atarken, karşı taraftan gelen kalabalık bir grup adımlarımızın yavaşlamasına neden oldu.
Teoman, yanında Kutay ve arkasında okulun popüler diğer tiplerinden oluşan arkadaş grubuyla tam karşımızdan geliyordu. Teoman'ın hemen yanında ise ikizi Leyla vardı.
Leyla, abisinin o sert ve ukala tarzının aksine hiç de şımarık bir çocuk değildi; son derece tatlı, duru bir güzelliği olan ve abisine çok düşkün bir kızdı.
Bizi gördüklerinde Teoman’ın adımları hafifçe yavaşladı. Gözleri anında beni buldu, ardından hemen yanımdaki Aras’ın koluna kaydı. Aras'ın bana bu kadar yakın durması içten içe onu feci şekilde germişti. Yüzündeki o rahat, ukala ifade saniyeler içinde silindi;
gözlerinde hem küçük bir kıskançlık hem de feci bir merak vardı. Kimdi bu çocuk ve neden benim yanımdaydı?
Bunu grubuna belli etmemek için hemen kendini topladı. Tam yanımızdan geçip gideceklerken, Teoman aniden durdu ve bizim tarafa, doğrudan Aras'a baktı."Kutay," dedi Teoman, sesini bilerek biraz yükselterek ama gözlerini Aras’tan ayırmayarak.
"Bu okulda nakil döneminde bahçedeki kalabalık bayağı artmış sanki, sence de öyle değil mi?"
Kutay ne olduğunu anlamadan sırıttı.
"Aynen kanka, her önüne gelen buraya doluşuyor."
Aras lafın kendisine geldiğini anında anladı. Yumruklarını sıkıp öfkeyle Teoman’ın üzerine doğru bir adım attı.
"Sen kendi işine bak lan! Ne dolanıyorsun peşimizde, bir problemin mi var birader?!"
diye çıkıştı dik bir sesle.Teoman ellerini yavaşça cebinden çıkarıp Aras’a doğru döndüğünde yüzündeki o oyunbaz ifade tamamen silinmişti.
"Benim bir problemim yok,"
dedi, buz gibi ve tehlikeli bir sesle.
"Ama senin kim olduğunu ve burada ne aradığını merak ettim sadece."
Aras, Teoman’ın yakasına yapıştığı an otoparkın ortasında kıyamet koptu. Leyla bir anda korkuyla öne atıldı. Hiç de kavgacı bir çocuk değildi ama canından çok sevdiği abisini korumak için çırpınarak araya girmeye çalıştı.
"Teoman yapma! Bırakın birbirinizi!"
diye bağırdı Leyla, endişeyle abisinin kolundan tutarak. Kumsal da kenardan çığlık atıyordu. Ben de kendimi kaybettim, Aras’ı tek başına o serserilerin arasında bırakamazdım.
Yerde ne bulduysam, okulun kenarındaki o devasa geri dönüşüm konteynerlerinden taşan ne kadar büyük karton, gazete ve kâğıt varsa ikişer üçer kapıp Teoman’ın grubuna doğru fırlatmaya başladım.
"Bırakın onu! Ayrılın!"
diye bağırıyordum. Fırlattığım koca karton kutulardan biri tam Kutay’ın kafasına isabet ederken, konteynerlerden saçılan binlerce kâğıt tam o sırada patlayan şiddetli sonbahar rüzgarıyla havaya uçtu.
Ortalık bir anda kâğıt fırtınasına döndü. Rüzgar; geri dönüşüm kâğıtlarını, afişleri ve eski panoları okul binasının duvarlarına, ağaçların dallarına kadar her yere fırlatıyordu. "Neler oluyor burada?! Durun dedim!" diye bir ses yankılandı.
Müdür yardımcısının bariton sesi bahçede yankılandığında hepimiz darmadağınık bir halde kalakaldık.
Aras Teoman'ın yakasını bırakırken, sırf abisini korumak için araya giren masum Leyla da nefes nefese kalmış, şok içinde duraksamıştı.
Hoca, havada uçuşan binlerce kâğıdın ve yerdeki karton kargaşasının ortasında saç baş dağılmış bize bakıyordu. Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.
"Biz bu kâğıtları, panoları haftalardır geri dönüşüm için burada topluyorduk! Sözleşme yaptık, yarın öğlen gelip alacaklar! Mahvetmişsiniz etrafı! Rüzgar okulun binasının her yerine kadar dağıtmış, bir de siz üstüne dağıttınız kim yaptı ve kim bu kavgada vardı!?"
diye kükredi hoca. Parmağıyla doğrudan dördümüzü birden işaret etti: Ben, Teoman, Aras ve sadece abisini korumaya çalışan günahsız Leyla.
-
-Merak edin diye yarıda kestimm🫠
Umarım beğendinizzzz💛💛
