6. bölüm · Kalbimin Baş Belası

6.Bölüm: Ayakkabı Bağcığı

Nehirr .

Gözlerimi açtığımda pencerelerden sızan parlak sabah güneşi doğrudan gözlerimi alıyordu.
Deniz de kıpırdanıp gözlerini açtı.

Burnunun dibinde beni görünce bir an paniklese de hemen kendini toparladı, ceketimi omuzlarından çıkarıp bana fırlattı ve o eski dik başlı maskesini yüzüne geçirdi.

Tam o sırada spor salonunun demir kapısı hışımla açıldı. Müdür yardımcısı elindeki dosyayı bacağına vura vura içeri daldı. Dışarıdaki kâğıt dolu bahçeye bakıp köpürdü.

"Sabaha kadar yattınız mı siz! Yarın velileriniz okula gelecek, dördünüzü de disipline sevk ediyorum!"

diye kükredi.Yumruklarımı sıktım, tam hocanın üzerine yürümek için sert bir adım atacaktım ki, okulun dış bahçesinden gelen yüksek, öfkeli bir topuklu ayakkabı sesi ve hırçın bir çığlık salona kadar yankılandı.
"Teoman! Leyla! Neredesiniz?!"
Bu ses annem Şebnem’in sesiydi.
Leyla ile aynı anda gözlerimizi büyütüp birbirimize baktık. Müdür yardımcısı kaşlarını çatarak
"Neler oluyor dışarıda?"

diye mırıldandı ve kapıya doğru yürüdü. Biz de arkasından loş salondan çıkıp okul koridoruna, oradan da ana bahçe kapısına doğru ilerledik.

Annem, o asil ama şu an kelimenin tam anlamıyla ateş saçan duruşuyla müdür yardımcısının tam karşısına dikildi.

"Şebnem Hanım, buyurun? Bir sorun mu var?" diye sordu müdür

sesindeki o az önceki diktatör tavırdan eser kalmamıştı.
"Bana bak hadsiz!"
diye kükredi annem, parmağını müdürün göğsüne doğru sallayarak.
"Sen benim oğluma ve kızıma ceza verebilecek kapasiteyi, hakkı kendinde nasıl buluyorsun?! Kimsin sen?!"
Müdür yardımcısı yutkundu, hemen kendini savunmaya çalıştı:
"Şebnem Hanım, çocukların bir cezası vardı, onu çekeceklerdi ve gideceklerdi. Büyütülecek bir duru-"
"Sen ne saçmalıyorsun be adam!" diyerek sözünü ağzına tıktı annem. Öfkesi ses tonundan taşıyordu.

"Eve gelmedi benim çocuklarım! Gece boyu evlerinde değillerdi! Sen neyin kafasındasın, neyi büyütmeyeceğim?!"

Müdürün yüzü aniden kireç gibi bembeyaz oldu. Hatanın büyüklüğünü yeni fark ediyordu.

"Ben... Şebnem Hanım, gerçekten çok özür dilerim, durumun bu kadar—
"Kes!"
diye kestirip attı annem, elini havaya kaldırarak.

"Boş zırvalıklarını kendine sakla! Bir daha benim çocuklarına ceza vermeye kalktığını görmeyeceğim. Bunun hesabını bizzat sana çok yakında ben soracağım zaten, merak etme!"

Annem arkasını dönüp bize baktı.
"Teoman, Leyla, hemen arabaya!"
dedi emreder bir sesle.Müdür yardımcısı arkamızdan sinirden ve utançtan kıpkırmızı olmuş bir şekilde soluyordu.
Şebnem Hanım'a diş geçiremeyeceğini anlayınca, öfkesini içeride kalan Deniz ve Aras’tan çıkarmak ister gibi onlara döndü ve ters bir sesle bağırdı:
"Gidin buradan! Defolun, gözüm görmesin hiçbirinizi!"
Leyla ön koltuğa bindi, ben de arkaya geçtim.
Arabanın kapısını hışımla kapatıp dikiz aynasından arkaya baktığımda, Deniz ve Aras’ın yan yana, sabahın bu erken saatinde boş sokakta öylece yürümeye başladıklarını gördüm.

Tam o sırada Deniz birden duraksadı ve kafasını aşağıya eğdi; ayakkabısının bağcığı çözülmüştü. Üstündeki ince hırkayla rüzgarda titrerken eğilmeye çalıştı ama Aras ondan önce davrandı.

Hiç gocunmadan Deniz’in önünde dizlerinin üstüne çöktü ve ayakkabının bağcıklarını yakalayıp bağlamaya başladı.
O sırada Aras yukarı bakıp bir şey söyledi, Deniz de rüzgarda uçuşan saçlarının arasından Aras’a bakarak içten bir şekilde güldü.Aynada gördüğüm bu görüntüyle birlikte göğsümün tam ortasına öyle bir yumruk oturdu ki, nefesim kesildi.

Dişlerimi birbirine bastırdım, ellerim oturduğum koltuğun kenarını sımsıkı kavradı. Aras'ın dün gece Leyla’ya olan o yakın tavrı zaten tepemi attırmıştı ama şu an Deniz’in önünde eğilmiş olması, ikisinin birbirine bakıp o kahrolası samimiyetle gülüşmesi beni kelimenin tam anlamıyla çileden çıkardı.

İçimde uyanan bu yakıcı, zehirli öfkeye hiçbir anlam veremiyordum. Alt tarafı bir bağcık bağlamıştı işte, ne vardı bunda? Ama hayır, o herifin Deniz'e dokunması, Deniz’in dün gece bana karşı savurduğu o sert dalgaların aksine Aras’a böyle rahatça gülümsemesi kanımı beynime sıçratmıştı.

Henüz içimdeki bu saçma sahiplenme duygusunun, ona karşı bir şeyler hissettiğimi kendime bile itiraf edecek durumda değildim. Sadece o sokakta, Deniz'in önünde diz çöken ve onun o güzel gülüşünü gören kişinin Aras olması fikrinden nefret etmiştim.
Bakışlarımı aynadan zorlukla çekip kafamı koltuğun arkalığına yasladım. Cebimdeki telefonu çıkarırken sakinleşmeye çalışıyordum ama nafileydi.
O herifin Deniz'in etrafında daha fazla dolanmasına izin vermeyecektim.

Deniz 🧜🏻🌊
Şebnem Hanım’ın arabası gözden kaybolduğunda Aras’la birlikte soğuk kaldırımda bir süre sessizce yürüdük.
Bağcığımın açıldığını fark edip durduğumda, Aras hiç ikiletmeden önümde eğilip ayakkabımı bağlamıştı. Onun bu ani jestine şaşırıp hafifçe gülmüştüm, o da bana eşlik etmişti.

Kısa bir süre sonra Aras’la vedalaşıp kendi mahalleme doğru saptım. Okul açılalı henüz birkaç gün olmuştu ama şimdiden her şey olmuştu .

Sokağın köşesini dönüp bizim evin eski, boyası dökülmüş kapısının önüne geldiğimde içime o tanıdık kasvet çöktü.

Derin bir nefes alıp anahtarı kilide soktum. Kapıyı açıp içeri adımımı atar atmaz, mutfaktan gelen sert ayak sesleriyle birlikte annem Nuray tam karşımda bitti. Yüzündeki o nefret dolu, çiğ ifadeyi görür görmez gecenin tüm yorgunluğu omuzlarıma bindi.

"Sen yine koca peşinde misin de bu saatte eve geldin?!"

sesindeki nefret duvarlarda yankılanarak.Cevap vermeme fırsat tanımadan üstüme doğru bir adım attı. Gözleri öfkeyle parlıyordu.

"Eğer koca arıyorsan sana evimizin yakınındaki komşunun oğlu Ömer var, onu alayım ne dersin?! Bu okula başlayalı kaç gün oldu lan! Eve gelmemek ne demek?! Daha okul masrafların var, çilen de bitmiyor ki bir! Hep yeni bir şey var! Geber de kurtulayım senden ,Ali ac bir şey bile yemedi yemek yapsana.. yok sen anca koca ara gez toz, geber valla geber "

"Geber" kelimesi havada asılı kaldığında içimde hiçbir şey kıpırdamadı. Alışmıştım. Bu evde benim varlığım, onun hayatına yüklenmiş en büyük cezaydı. Tam dudaklarımı aralayıp ona haksız yere
ceza aldığımı, sabaha kadar okulda kaldığımı söyleyecek gibi oldum. Ama hemen ardından duraksadım.
Dudaklarımı birbirine bastırdım

Değmezdi.

Hiç değmezdi..

Ona kendimi açıklamaya, masumiyetimi kanıtlamaya çalışmak duvara dil dökmekten farksızdı.

Karşısında tek bir damla gözyaşı bile dökmedim, dökerek ona bu zevki yaşatmayacaktım.Tam o sırada odanın kapısından küçük kardeşim Ali fırladı.

Korkuyla dolu gözleriyle doğrudan yanıma koştu ve küçük kollarını belime dolayarak bana sımsıkı sarıldı. Onun o masum, sıcak kokusunu içime çektiğimde boğazımdaki düğüm daha da büyüdü ama yine de ağlamadım.

Ali'nin saçlarını okşayıp annemin nefret saçan bakışları altından sıyrılarak odama geçtim.

Kapıyı arkamdan yavaşça kapattım.Odamın ortasında, yatağımın kenarına çöküp boş gözlerle duvara baktım. Bir de döndüğüm bu cehenneme baktım.Masamın üzerindeki eski resim defterimi ve kurşun kalemimi elime aldım. İçimdeki o kelimelere dökemediğim, haykıramadığım her şeyi kağıda dökmek ister gibi sert çizgilerle resim çizmeye başladım. Kalemin kağıda sürtünürken çıkardığı o hışırtı, odadaki tek sesimdi..

- diğer bölümde görüşürüzz beğendiyseniz önermeyi unutmayın lütfen:))
💖💖💕