12. bölüm · Kalbimin Baş Belası

12.Bölüm:Kim?

Nehirr .

Kafede patlayan o silah sesinin ve insanların çığlıklarının ardından hayatım saniyeler içinde paramparça olmuştu.

Teoman üzerime kapanmış, beni korumak için çırpınırken ben avcumun içindeki telefonda duran o tehdit mesajına bakıyordum. Bir sonraki kurşunun onun kalbine geleceğini söylüyordu o şeytan. Korkudan tüm vücudum titriyordu ama ne yapmam gerektiğini biliyordum. Onun yaşaması için benden nefret etmesi gerekiyordu.Herkes yavaş yavaş ayağa kalkıp kafeyi terk ederken Teoman ellerimi tuttu.

"Deniz, burası güvenli değil, hemen gidelim," Ellerimi hızla ondan geri çektim...

"Teoman, gitmiyoruz. Daha doğrusu birlikte gitmiyoruz. Buraya kadarmış, ben artık seninle olmak istemiyorum. Senden de çocukça gelecek planlarından da sıkıldım. Seni hiç sevmedim, sadece lise aşkıydı ve bitti. Beni bir daha arama!"
(Ehem.. 🥲)

Teoman şok içinde sarsıldı, ağlayarak arkamı dönüp koşarken arkamdan
"Deniz saçmalama ne olur anlat!"
diye bağırışını duymuştum ama arkama dönüp bakmadım bile.

Üç gün sonraki mezuniyete gitmedim. Annem olacak o şeytan kadın, hayatında ilk defa bir işe yaramıştı. Sırf benden kurtulmak, beni evden sepetlemek için o kadar mutluydu ki, Rusya'daki o hoca dostunu hemen ayarladı. Bavulumu topladığım gibi uçağa bindim. Türkiye'yi, aşkımı, canımı arkamda bırakıp kimsenin beni bulamayacağı yere gittim

Üç hafta sonra
Aradan üç hafta geçmişti hayat durmadan ilerliyordu ....

o üniversitenin kampüsünde, yemyeşil bahçedeki ahşap banklardan birinde tek başıma oturuyordum. Buranın havası gerçekten çok güzeldi; neredeyse üç günde bir yağan o tatlı yağmurlara, etraftaki insanların o huzurlu sakinliğine az da olsa alışmıştım. Neyse ki Kumsal ile konuşuyordum ve bazenleri yurt odasındaki kızlarla

Yağmur sonrası toprak kokusu kampüsü sararken, üzerimdeki hırkaya iyice sarındım. Ayrılığımızın ve buraya gelişimin üzerinden tam üç hafta geçmişti. Teoman'ın hasreti içimi kavururken, son günlerde üzerimde inanılmaz bir halsizlik, sürekli bir uyku hali ve geçmeyen mide bulantıları vardı.

Her şeyi buranın havasına, alışma stresine ve aşk acısına bağlıyordum.Telefonum titredi. Ekranda Kumsal’ın adını gördüm. Görüntülü arıyordu. Türkiye'de bıraktığım, her şeyimi bilen tek en yakın arkadaşımdı .Aramayı açtım, yüzümdeki bitkinliği gizlemeye çalışarak "Efendim Kumsal?" dedim.

Kumsal ekrandan bana bakar bakmaz kaşlarını çattı. "Deniz, bu ne hal? Rengin kireç gibi olmuş, gözlerinin altı morarmış. Orada kendine hiç bakmıyor musun sen?" dedi, sesinde bir endişeyle.

"Bu sadece taşınma stresi olamaz. Hemen o kampüsün yakınındaki hastaneye gidiyorsun. Kendini kontrol ettir, itiraz falan istemiyorum!"Onu rahatlatmak için "Tamam, sakin ol, gidiyorum," dedim.

Telefonu kapatıp kampüsten çıktım... Zaten Rusça bildiğim için buradaki işlerimi halletmek, doktorlarla iletişim kurmak benim için hiç zor olmamıştı. Doktor muayeneyi yapıp tahlil sonuçlarıyla odaya girdiğinde elindeki kağıtlara baktı ve doğrudan Rusça konuştu. Söylediği o tek cümle kulaklarımda uğuldadı, hastane odası başıma yıkıldı:

"Вы беременны уже три недели."
(Üç haftalık hamilesiniz.)

O an oda etrafımda döndü. Üç hafta önce... Sahilde yediğimiz o marşmelovlar, Teoman’ın ellerimin arasındaki sıcaklığı, gelecek hayalleri... Bebeğim, Teoman’ın bebeğiydi.

Hastaneden ağlayarak çıktım, kampüsteki o banka, o sakin insanların arasından geçerek kendimi zor attım. İçimdeki korku ve şaşkınlıkla hemen Kumsal’ı aradım.

Telefonu açar açmaz hıçkırıklara boğuldum. "Kumsal.. B-ben... ben hamileyim. Tam üç haftalık. Teoman'dan..."

Kumsal telefonun ucunda bir an sessiz kaldı. Sonra beni teselli eden,

"İnanmıyorum ciddi misin sakın korkma, ben yanındayım"

Rusya'nın o soğuk hastane odasından çıkıp kampüsteki o banka kendimi zor attığımda, aldığım hamilelik haberinin şokuyla kalbim duracak gibiydi. Kumsal’ı arayıp ağlayarak her şeyi anlatmıştım. O ise telefonda beni teselli ederken içimdeki o derin yalnızlık bir nebze olsun hafiflemişti.

Kumsal dışında Türkiye'den kimseyle konuşmuyordum, zaten kimsenin yüzünü görecek dermanım da yoktu. Ama o gün, telefonuma hiç beklemediğim birinden mesaj geldi:

Aras.
Ekrandaki ismini görünce şaşırarak mesajı açtım.
Aras :Bak, dediğime geldin Deniz O Teoman denilen herifle yürümeyeceğini, pişman olacağını söylemiştim sana. Arkana bile bakmadan çekip gittin, en doğrusunu yaptın. Haklı çıktım.

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Aras nefret ettiği Teoman'ın durumunu zerre önemsemiyordu, sadece kendi haklılığının tadını çıkarıyordu. Keşke gerçeği, Teoman'ın hayatını o kurşunlardan korumak için buralara kaçtığımı bilseydi...

Dişlerimi sıkarak ona cevap yazdım:
Deniz:Öyle gerekiyordu Aras. Geçmişi açma lütfen.

Aras birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra aniden konuyu tamamen değiştiren, içime bambaşka bir kurt düşüren o asıl mesajı attı:

Aras:neyse ne, o herif umurumda bile değil zaten... Ama bak Deniz, sana başka bir şey söyleyeceğim. Bilmiyorum, belki bana öyle geliyor ama Kumsal son günlerde çok garip davranıyor. Eski Kumsal değil sanki. Sürekli gizli gizli telefonlarla konuşuyor, arkamızdan bir işler çeviriyor gibi bir havası var. Bana mı öyle geliyor emin değilim ama ne bileyim, bir tuhaflık var bu kızda .

Okuduğum mesajla hafifçe kaşlarımı çattım. Kumsal benim en yakın arkadaşımdı, canımdı. Bana buralarda destek olan tek insandı. Onun hakkında böyle düşünülmesine izin veremezdim.Hemen klavyeye dokunup Aras'a yazdım:

Deniz : Yok be Aras, saçmalama. Kumsal asla öyle bir şey yapmaz. Belki de son günlerde Kutay'a aşık olmuştur, ondandır o halleri. Başka bir şey aramayın altında. Dediğim gibi aşık olmuştur hem ne güzel değil mi ??
"Aras'tan cevap gecikmedi. Sadece tek bir cümle yazmıştı ama o cümle içimi ürpertmeye yetti:"

Aras: Hiç sanmıyorum Deniz. Ben o kızın gözlerindeki o sinsi ifadeyi görüyorum. Bu iş aşk meşk işi değil, hem aşık falan olsa belki olurdu .O yalanına kendin inan ama bana yutturamazsın."

Kumsal

Deniz Rusya’ya gittiğinden beri içimde tarifi olmayan bir boşluk vardı.
Üstelik son zamanlarda kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Bazen oturduğum yerde saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyor, sanki zamanın içinden bazı anlar tamamen siliniyormuş gibi hissediyordum.

Hafif baş dönmeleri ve korkunç unutkanlıklar yaşıyordum ama hepsini Deniz’in gidişinin üzerimde yarattığı o derin yalnızlığa ve strese bağlıyordum.

Dün Deniz’in Rusya’dan ağlayarak açtığı o telefondan sonra dünyam başıma yıkılmıştı. "Üç haftalık hamileyim, Teoman'dan..." diyen sesi kulaklarımda çınlayıp duruyordu. Canımdan çok sevdiğim arkadaşımın o Rusya'da tek başına bu yükü nasıl taşıyacağını düşündükçe çıldıracak gibi oluyordum

Ertesi gün mahallede dalgın dalgın yürürken Aras aniden önümü kesti. Teoman ile aralarındaki o büyük kavgadan beri Aras zaten her şeyden nefret ediyordu ve gözü sürekli benim üzerimdeydi.Gözlerini kısarak dik dik yüzüme baktı.

"Kumsal, son günlerde sende bir gariplik var, farkında mısın? Eski Kumsal değilsin sanki. Arkamızdan bir işler çeviriyor gibisin. Sürekli kendi kendine dalıp gidiyorsun. Ne saklıyorsun sen?"

İçimdeki o devasa hamilelik sırrını ve Deniz'i koruma içgüdüsüyle aniden Aras'a doğru parladım. "Saçmalama Aras!" diye bağırdı, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Ne iş çevireceğim ben be? En yakın arkadaşım apar topar Rusya'ya taşındı, onun acısını ve yalnızlığını yaşıyorum. Git kimle uğraşıyorsan uğraş, senin bu saçma kuruntularına harcayacak vaktim yok!"

Aras arkamdan şüpheyle bakmaya devam etse de onu umursamadan hızla yanından uzaklaştım. Ama içimde, ruhumu kemiren o dehşet verici korkuya engel olamıyordum.

Deniz'e artık yeni tehdit mesajları falan gitmiyordu, onun tarafında ortalık durulmuş gibi görünüyordu ama asıl cehennemi ben yaşıyordum. Ne zaman kendi içime dönsem, o günden beri o gizemli ses zihnimin derinliklerinde beni tehdit edip duruyordu. Beni bu durumu kimseye ama kimseye söylemeyeceğim konusunda defalarca uyardı. Korkudan ve çaresizlikten mahvolmuştum.Sokakta yürürken gözyaşlarımı silerek.
"Of, ne yapacağım ben? Kim bu adamlar, benden ,bizden ne istiyorlar?
O kişi, Onun güvende olmadığını, Rusya'da bile peşinde birilerinin olduğunu yazıp duruyordu. Ama o kim olduğunu gizleyen şerefsiz beni korkutabileceğini sanıyorsa çok yanılıyordu.

Deniz’in hayattaki tek sırdaşı bendim ve ona zarar gelmesine asla izin vermezdim. Zihnimde yankılanan o sese karşı dişlerimi sıktım, yumruklarımı sıkarak içimden haykırdım:
"Kimsen bulacağım seni! Kim olduğunu öğrendiğim an seni kendi ellerimle mahvedeceğim, Deniz'e dokunamayacaksın!"