9. bölüm / 9
Kalbimdeki YabancıBölüm 8- Meleksi Yüz
Bölümler 9Şu an: Bölüm 8- Meleksi Yüz
- 1 Bölüm 0- Tanıtım526 kelime
- 2 Bölüm 1- Artık Korkmak Yok1.884 kelime
- 3 Bölüm 2 - Kusursuz Hayal3.253 kelime
- 4 Bölüm 3- Tekrar Başa Dönmek2.076 kelime
- 5 Bölüm 4- Yalnızlığın Ateşi1.219 kelime
- 6 Bölüm 5- Kanla Gelen İsim1.842 kelime
- 7 Bölüm 6- Köpeklere Yem Edeceğim2.624 kelime
- 8 Bölüm 7- Ufak Bir Pürüz1.983 kelime
- 9 Bölüm 8- Meleksi Yüz2.624 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 8- Meleksi Yüz
Valerian'la yaşadığımız o şiddetli tartışmanın üzerinden tam iki gün geçmişti. Aldığı o gizemli telefon çağrısından beri yüzünü hiç görmemiştim; bu sessizlik sinirlerimi daha da geriyordu.
Sabah temizlik listesini kontrol ettiğimde, bugün sıranın bende olduğunu görmek canımı sıkmıştı. Zaten yeterince derdim yokmuş gibi bir de temizlikle uğraşacaktım!
Yüzümü buruşturarak temizlik malzemelerinin bulunduğu dolaba doğru isteksizce adımladım. Ancak dolabın kapağını açtığım an genzime dolan o ferah, yoğun okyanus kokusuyla olduğum yere çivilendim.
Alaric; sıcak kahverengi gözleri ve o her zamanki sarsılmaz karizmatik duruşuyla tam karşımdaydı, dudaklarında hafif bir tebessümle bana bakıyordu. O kadar şaşırmıştım ki, parmaklarım gevşedi ve elimdeki vileda kovası gürültüyle yere düştü.
Alaric, o asil duruşundan hiçbir şey kaybetmeden usulca eğilip kovayı düzeltti. Sonra o pürüzsüz, sakin sesiyle, "Günaydın" dedi.
"Günaydın..." diye mırıldandım.
"Bugün seni bekliyordum. Sen gelmeyince ben geleyim dedim" diyerek gülümsedi.
Kaşlarım çatıldı. "Nasıl yani?".
"Valerian sana söylemedi mi? Bugün seninle ufak bir yolculuğa çıkacağız" dediğinde içimi ani bir öfke kapladı. Valerian bana hiçbir bok söylememişti. Ancak bunu Alaric ile paylaşıp o kaba adamı daha fazla sinirlendirmeli miyim, yoksa bu durumu kendime mi saklamalıyım emin olamamıştım.
"Sanırım aklımdan çıkmış..." diye yalan söyledim. Alaric ağır adımlarla ilerlerken, sessizce peşine takıldım. Attığı her adımda o büyüleyici okyanus kokusu zihnimi uyuştururcasına burnuma doluyordu. Siyah, devasa SUV'un önüne geldiğimizde, nezaketle kapıyı açıp binmemi bekledi. Deri koltuklara yerleşirken, umarım beni tenha bir köşede öldürmeye götürmüyordur diye geçirdim içimden.
Alaric tam karşıma yerleştikten sonra şoföre gidebileceğimizi işaret etti. Ardından o keskin ama sıcak gözleri benimkilerle buluştu. Araç ormanlık yolda, devasa ağaçların arasından süzülürken kaçamak bakışlarla onu süzmeden duramıyordum. Alaric bu tedirgin bakışlarıma gülümsedi.
"Lockwood'lara henüz alışamadığını biliyorum" dedi, en derin sırlarımı okuyabiliyormuş gibi bir ses tonuyla.
Ona kırgınca gülümseyip, "Zor oluyor alışmak... Yani hapiste olmadığım için elbette mutluyum ama...".
Cümlemi nazikçe böldü. "Bugün Veronica ile bir gün geçirmeni istiyorum. Bu sayede Lockwood'ların kurallarını daha iyi anlayıp tarihimizi de öğrenebilirsin.".
Suratım anında asıldı. Veronica demek, Valerian da demekti; çünkü o kibirli adam, o kaçık kadının dibinden bir saniye bile ayrılmıyordu!. Alaric aklımdan geçenleri okumuş gibi hafifçe gülümsedi.
"Valerian ile pek anlaşamadığınızı biliyorum... Ama bu sadece bir alışma süreci. Bunların hepsini aşacaksın ve bizim en iyi Lockwood'larımızdan birisi olacaksın. Gözlerindeki o ateşin yakıcılığını şimdiden hissedebiliyorum, Arya."
Alaric'in bana böyle umutla bakması ve hayatımda belki de Jess'ten sonra ilk defa birinin bana bu denli inanması tuhaf hissettirmişti. Jess aklıma gelince yüzüm tekrar buruştu. O pislik polisi aklımdan atmalı ve ondan tamamen uzaklaşmalıydım.
"Bana neden bu kadar güveniyorsun?" diye sordum doğrudan onun kahve gözlerinin içine bakarak.
Bana dudak kıvrımlarında tehlikeli bir sır barındıran bir tebessümle karşılık verdi. "Sanırım hislerim öyle dediği için... Sende Lockwood'ları omuzlarında taşıyabilecek o karanlık ve güçlü ruh var."
Çok geçmeden, o ilk gün gördüğüm şaşalı, devasa beyaz villaya vardık. Demir döküm aslan figürlü ağır kapılardan geçtikten sonra SUV geniş bahçede durdu. Alaric benden önce inerek centilmence elini uzattı. Elini tutup tutmamakta kararsız kalsam da başka çarem olmadığı için uzattığı eli tutup indim.
Malikanenin geniş merdivenlerini tırmanırken, tepede bana üstten bir bakışla gülümseyen Valerian'ı ve hemen yanındaki Veronica'yı gördüm. Valerian'ı görmemle istemsizce gözlerimi devirdim.
Alaric, Veronica'ya sıcak bir gülümsemeyle baktı. Ancak bakışları Valerian'a kaydığında, gözlerinde anlık, soğuk bir durulma sezdim. Bu ikili arasında ne tür bir güç savaşının döndüğünü merak ediyordum.
Veronica etrafındaki gerginliği görmezden gelerek bana içten görünmeye çalışan bir şekilde gülümsedi. Zarif, ince parmaklı elini bana doğru uzattı. "Hoş geldin, Arya."
Ona sahte gülümsemelerimden birini sunarak, "Hoş buldum" dedim ve uzattığı elini tutup nazikçe sıktım.
O an Valerian, sanki çok büyük bir hata yapmışım gibi kaşlarını derince çattı. Gözleriyle dizlerimi işaret edip, elini düz tutarak aşağı yukarı hafif bir hareket yaptı. Sanırım ona dizlerimi kırarak reverans yapmamı istiyordu.
Veronica, Valerian'ın arkamdan yaptığı bu sessiz müdahaleyi fark edip gülümsedi. "Sorun değil... Bugün her şeyi ayrıntılı bir şekilde öğreneceğine eminim" dedi ve elini elimden çekerek içeri doğru ilerlemeye başladı. Sanırım peşinden gitmem gerekiyordu.
Alaric arkamdan, "Ona hak ettiği özeni göstereceğine eminim, Veronica" diye seslendi.
Veronica'nın yerine cevap veren Valerian oldu. "Emin olabilirsin, Alaric... Onu en iyi Lockwood'lardan birisi yapacağız."
Yapacağız demesiyle kanım dondu. Veronica'yla tek kalacağımı sanıyordum ama anlaşılan Valerian denen baş belası onun yanından bir saniye bile ayrılmayacaktı. Gerginlikle yutkundum. Valerian bu korkumu fark edip bana döndü ve dudaklarına yerleşen o alaycı, tehlikeli sırıtışla göz kırptı. Aramızdaki bu sessiz ama yoğun iletişimi fark eden Veronica, kaşlarını kaldırarak ikimize baktı.
Valerian, öğretmeni tarafından suçüstü yakalanmış yaramaz bir öğrenci gibi anında ciddileşip omuzlarını silkerek önüne döndü. Valerian, Veronica'dan gerçekten tırsıyor olmalıydı. O dev gibi, korkutucu adamın bu çıtı pıtı kadından böyle çekinmesine şaşkınlıkla baktım. Kesinlikle aralarında bir şey vardı!
...
Çok geçmeden, yüksek tavanlı, devasa kapıları olan bir odaya girdik. Burası ana hamama açılan, etrafı geniş pencerelerle ve kadife koltuklarla çevrili şık bir soyunma ve bekleme odasıydı. Veronica boynundaki ipek fuları nazikçe çözerken, göz ucuyla Valerian'a baktı.
"Sen çık, Valerian."
Valerian anında çenesi kasılarak itiraz etti. "Sizin bir numaralı korumanız olduğumu biliyorsunuz."
Veronica, onun bu korumacı tavrına inanmamış gibi gözlerini devirdi. Şaşkınlık içinde onların arasındaki bu tuhaf dinamiği izliyordum. Altın sarısı saçlarını savurarak, "O zaman bizden önce gidip hamamı kontrol et bakalım... Sonrasında odanın dışında nöbet tutmanı istiyorum" dedi otoriter bir sesle. Valerian isteksizce başını sallayarak hamamın kalın kapılarından içeri girdi.
O sırada Veronica bana doğru dönüp, "Soyun" diye emretti.
Ona şaşkınlıkla bakarken, Valerian'ın çıkıp gitmesini beklediğim için hareketlerimi olabildiğince yavaşlattım. Ayakkabılarımın bağcıklarını oyalanarak çözerken, Valerian içeriyi kontrol etmeyi bitirmiş olacak ki hamamdan çıktı. Tam yanımdan geçerken gözleri saniyeliğine bana takıldı; o karanlık bakışlarında tuhaf bir ağırlık vardı. Sonra sessizce odadan ayrıldı.
O gittikten sonra hızlıca üstümü çıkarıp Veronica'nın bana uzattığı, üzerinde kırmızı çizgileri olan kalın havluya sarıldım. Veronica'ya baktığımda o da aynı havluyu vücuduna sarmıştı. Dolgun göğüslerine, kusursuz bembeyaz tenine ve ince bacaklarına bakmaktan kendimi alamadım. Veronica onu böyle süzmemden garip bir şekilde memnun olmuş gibi gülümsedi.
Bana sırtını dönerek hamamın kapısına doğru ilerledi. Arkasından odaya adım attığımda nefesim kesildi. Siyah damarlı beyaz mermerlerin devasa sütunlar halinde yükseldiği, altın varaklı kurnalarından suların döküldüğü ve buharın mistik bir dans ettiği, krallara layık şaşalı bir hamamdı burası. Sıcak ve nemli hava anında tenimi sararken, ağzım açık bir şekilde etrafı ve Veronica'nın o zarif hareketlerini izledim.
Çok geçmeden ortadaki devasa, yuvarlak sıcak taşa oturan Veronica, hemen karşısını işaret etti. Onu takip edip tam karşısına oturdum.
"Daha önce hiç hamama gitmiş miydin, Arya?".
"Hayır... Bu ilk olacak" dedim sıcak taşın ısısı tenime işlerken.
"Eminim çok seveceksin... Önce terleyeceğiz" dedi ve mermerin üzerine sırtüstü uzandı. Onu taklit ederek ben de sıcak mermere uzandım.
"Beklerken... Sana Lockwood'ları anlatmak istiyorum; böylelikle burada ne aradığına dair zihnini kemiren soruları giderebilirim." Ona bakıp başımı onaylarcasına salladım.
"Dedem, Alaric Lockwood... Bizim kurucumuzdur.". Kaşlarımı çatmamla, kafa karışıklığımı anlayarak gülümsedi. "Evet, Alaric dedemin adına sahip. Neyse, devam ediyorum... Dedem savaştan kaçarken buraya geliyor. Burada zengin bir efendisi oluyor ve onun hizmetkarı olarak çalışmaya başlıyor. Çok geçmeden tek başına yaşayan bu ev sahibi ile dedem arasında çok güçlü bir dostluk kuruluyor." Derin bir nefes aldı; sanki hikayenin bu kısmını anlatmak ona acı veriyordu.
"Zamanla ev sahibi, dedemi sıradan bir hizmetkar gibi değil, evin diğer efendisi gibi görmeye başlıyor. Her şey harika giderken ev sahibine atılan çirkin iftiralardan dolayı devlet onun tüm mallarına el koyuyor ve o adam, dedemin gözlerinin önünde acımasızca katlediliyor." Duyduğum bu vahşi hikayeyle yüzümü buruşturdum.
"Dedem ise, ev sahibinin adaletini yıllar sonra kendi kurduğu yeraltı ekibinin karanlık araştırmalarıyla buluyor. İşte Lockwood'ları kurma sebebi tam olarak bu."
"Adaleti sağlamak için. Haksızlığa uğrayanları korumak için... Burası sadece bir örgüt değil, Arya. Biz kimsesizlerin kimsesiyiz" demesiyle şaşkınlıkla ona baktım. Gerçekten düşündüğümde, ben de artık bu dünyada yapayalnız, kimsesiz birisiydim.
"Senin ailenle ne yaşadığını hiç konuşmadılar, Arya. Seni sadece kolundan tutup o soğuk hücreye attılar." Yüzüme vurduğu bu acı gerçeklikle, kalbime paslı bir bıçak saplanmış gibi hissettim; nefesim kesildi.
"Seni o çok güvendiğin polis bile dinlemedi. Bir kere bile ziyaretine gelmedi, Arya. Ama biz seni o karanlığın içinden alıp kimsesizliğinden kurtardık. Sana yepyeni, güçlü bir hayat sunuyoruz. Bunun kıymetini bil.".
"Ama bunun ağır bir karşılığı var, değil mi?" diye sordum, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. Soruma gülümsedi.
"Tahmin ettiğimden daha zekisin... Bunun bir karşılığı yok, sorumluluğu var. Burada oldukça senin gibi kimsesiz, çaresiz insanlara yardım edeceksin. Burada hepimiz birbirimizin sırtını kollarız. Devletin yaptığı o ölümcül hataları sessizce, gölgelerin içinden düzeltiriz. Kendi askerimizi, polisimizi, avukatımızı, savcımızı, aşçımızı... Aklına gelebilecek her şeyi kendimiz yetiştiririz.". Sonrasında ses tonunu yükselterek, gözlerinde delice bir pırıltıyla coşkuyla konuştu.
"Yeni bir devlet kuracağız, Arya! Sen de bunun bir parçası olacaksın. Burada en tepeye yükselmek de, alçalıp hiçliğe karışarak yok olmak da tamamen senin ellerinde." Sonrasında dikleşerek uzandığı mermerden kalktı. Ayaklarını aşağı doğru sarkıttı ve kapıda bekleyen hizmetliye eliyle zarif bir işaret yaptı. Hizmetli anında yanımızda bitti.
"Bu kadar tarih şimdilik yeter... Hadi keselenelim," dedi. Hizmetli onu başıyla saygıyla onaylayarak üzerimizdeki havluları nazikçe çekip aldı.
Hizmetlinin elindeki kese vücudumun her yerinde geziniyordu. Tam kendimi rahatlamış hissedeceğim anda baskıyı artırıyor ve sertçe, tenimi yakarcasına kese yapıyordu. Yaklaşık yirmi dakika süren bu can yakıcı ama arındırıcı işlemden sonra garip bir şekilde hafiflemiş hissettim.
Veronica çıplak, kusursuz bedeniyle ayağa kalkarak duşların olduğu tarafa yürüdü. Onu büyülenmiş gibi takip ettim. Vücudunu suya tuttuktan sonra dönüp beni süzdü. Gördüklerini beğenmiş olacak ki, "Tenin açılmış, güzel" diye mırıldandı.
Ben de vücudumu sıcak suyla arındırdıktan sonra köpüklerle dolu geniş bir jakuziye girdik. Hizmetliler tekrardan gelerek başımıza ve omuzlarımıza mayışmamızı sağlayan bir masaj eşliğinde köpükleri sürmeye başladılar. En sonunda tamamen durulandıktan sonra, üzerimize geçirilen yumuşacık yeni bornozlarla o buharlı odadan çıktık.
Çok geçmeden, odaya geçip uzandığımızda, Veronica'nın izniyle yüzümüze ferahlatıcı bir maske sürdüler. Yanımıza taze sıkılmış portakal sularımızı bırakıp gözlerimize salatalık dilimleri yerleştirdiler. Salatalıkları birkaç dakika sonra sıkılıp savurup attığımda, Veronica'nın da aynısını yaptığını fark edip sırıttım.
"Harika hissediyorum" diye fısıldadım. Veronica bu itirafıma nazik, tatlı bir kahkaha attı.
"Ben de"
"Sana bazı sorular sorabilir miyim?" dedim merakıma yenik düşerek.
"Tabii, Arya. Aklındaki her soruyu sormanı istiyorum."
"Valerian ile aranda tam olarak ne var?". Sorum üzerine Veronica'nın yudumladığı portakal suyu boğazına takıldı ve şiddetle öksürmeye başladı. Hizmetliler panikle koşarak etrafını sardı.
Veronica onları eliyle sertçe durdurduktan sonra boğazını temizleyip tekrar uzandı.
"O bir Mercer. Ve benim korumam."
"Sadece bu kadar mı?" dedim gözlerimi kısarak.
"Evet, bu kadar.". Ses tonu biraz fazla kesin, fazla savunmacıydı.
"Mercer tam olarak nasıl olunuyor? Ben Lockwood olduktan sonra Mercer mi olacağım?".
"Hayır. Mercer'ler küçüklüğünden itibaren alınıp özel olarak Asil Lockwood'ların yetiştirdiği kişilerdir. Sonrasında yeni Lockwood'ları eğitmekle ve Asilleri ölümüne korumakla görevlendirilirler."
"Yani Valerian'ı siz mi yetiştirdiniz?"
"Evet. Babam yetiştirdi."
"Valerian küçükken de böyle miydi?"
"Nasıl mıydı?"
"Böyle dayanılmaz derecede sinir bozucu mu?"
"Valerian'a karşı özel bir ilgin var sanırım" demesiyle yanaklarıma hücum eden ısıyla kıpkırmızı kesildim.
"Ha-hayır, yok! Sadece... Bana çok garip, agresif davranıyor" diyerek kekeledim.
"Valerian mükemmel bir Mercer. Sadece şiddete ve karanlığa diğerlerinden daha yatkın. İlk gün mesela, seni o şekilde bıçaklamasına hiç gerek yoktu.".
Sızlayan kolum aklıma gelince yüzümü buruşturdum. "Evet, o! O odaya bir kabus gibi girdi ve gözünü bile kırpmadan beni bıçakladı... Neler olduğunu anlayamadım bile!"
"Bu yüzden alışma sürecinde sana biraz kolaylık sağlıyoruz. Normalde hiç kimse Lockwood'ların kurallarını aksatamaz. Diğer arkadaşların sen revirde acı içinde yatarken genel kurallar hakkında çoktan eğitim aldı. Senin bu eksikliğini de en kısa zamanda Karen giderecek."
"Karen?".
"İlk gün size o konuşmayı yapan Mercer."
"Onu Valerian'ın karısı falan sanmıştım" dediğimde Veronica odada yankılanan neşeli bir kahkaha attı.
"Gerçekten komik birisin, Arya. Buraya uyum sağlamanı kolaylaştırmak için bugünü özel olarak planladım. Sana Valerian'ın çalışma alanında da kötü davrandığını biliyorum... Bu yüzden olaya el atmak, dizginleri eline almak zorunda kaldık."
Gözlerim irileşti. "Bizi... İzliyor musunuz?".
"Evet, her yerde kameralar var," demesiyle kafamı usulca kaldırıp duvar köşelerine baktım. Gerçekten de öyleydi; yaşadığım her an, attığım her adım kayıt altındaydı.
"O yüzden mi Valerian'ın telefonu çaldı?".
"Evet. Seni orada parçalamaması için... Aslında ekrandan oldukça nazik gözüküyordu ama yine de riske atmak istemedim."
"Onun nazik hali buysa... Gerçekten bilemiyorum," diye mırıldandım.
"İlk gün kaçırdığın eğitimleri almanı sağlayacağım. Bu süreçte sen de buranın kurallarına alışmaya çalış. Ayrıca, öfke problemlerin için de destek almanı istiyoruz. Burada ölümcül kurallar var, Arya. Canının istediği gibi her yere, herkese saldıramazsın. Özellikle de Valerian'a.". Adını duymamla yutkundum. Tamam, sanırım artık işler ciddileşiyordu veya ben bu karanlık dünyanın ne kadar tehlikeli olduğunun henüz yeni farkına varıyordum.
"Ben bu içimdeki öfkeyle nasıl baş edeceğimi bilmiyorum... Düşünerek hareket edemiyorum. Lütfen onu içimden söküp alın" dediğimde yüzüne anaç ama ürkütücü bir gülümseme yerleşti.
"Onu senden söküp alamayız, Arya. Bizim senin sakinliğine değil, öfkeni kusursuzca kontrol etmene ihtiyacımız var. Öfke en güçlü, en keskin silahtır. Ve biz sana bu öfkeyi kime yönlendirmen gerektiğini öğreteceğiz."
Benim öfkem şu aralar tamamen Valerian ve Jess'e karşıydı.
"Peki... Jess? Onu bir daha tekrar görebilecek miyim?".
"Jess defteri şimdilik tamamen kapandı, Arya. Önce buraya, bize ait olman lazım. Zihninde oluşturduğun o kusursuz adamdan başkası değil Jess. Onu uzaktan da olsa sevmeye devam edebilirsin.".
"Ya yakından seversem?" diye meydan okudum.
Bakışları anında soğudu, buz gibi bir tehdit barındırıyordu. "Sana karşı gösterdiğimiz bu anlayışı sakın sınama, Arya. Ne denildiyse onu harfiyen yapmayı öğrenmelisin ki sonuçları senin bedenin için zararlı olmasın" diyerek bıçaklanan koluma anlamlı bir bakış attı.
Kolum o an tekrar ince ince sızlarken, gözlerimi kırpmadan Veronica'nın üstüne diktim. Ne söylendiğini, altındaki o kanlı mesajı net bir şekilde anlamıştım. Onları dinlemezsem, ölürdüm.
"Hadi, şu maskelerimiz çıkarılsın da gidelim," dedi havayı anında değiştirerek. Eliyle zarif bir işaret vermesiyle hizmetliler sessizce gelip yüzümüzdeki maskeleri nazikçe sildiler. Yüzümüzü hoş kokulu kremlerle nemlendirdikten sonra görünmez birer hayalet gibi yanımızdan ayrıldılar.
Veronica giyinme kabinine girip, yeni, V yaka şık bir beyaz elbiseyle dışarı çıktı. Arkasından ben de kabine girdiğimde, benim için de Veronica'nınkiyle aynı kesime sahip ama derin mavi renkte bir elbise bırakıldığını gördüm. Aynadaki yansımama gülümseyerek, yeni iç çamaşırlarımla birlikte elbiseyi üzerime geçirdim.
Gerçekten uzun zamandır ilk defa bu kadar güzel bir gün geçirmiş gibi hissediyordum. Veronica aynanın önünde altın sarısı saçlarını nazikçe tararken aynadan göz göze geldik. Bana bakıp gülümseyerek boşta duran diğer tarağı uzattı. Yanına oturup ıslak saçlarımı taramaya başladım. Veronica işini bitirip yanımdan bir kuğu gibi süzülerek gittikten sonra, hizmetliler benim saç taramamın bitmesini sessizce bekledi.
Bittikten sonra tarağı nazikçe Veronica'nın aldığı yere bıraktım. Veronica'nın etrafına yaydığı öyle asil bir havası vardı ki, sanki içimde gizli kalmış o nazik, kibar kızı zorla ortaya çıkarıyordu.
Hizmetliler beni Veronica'nın gittiği geniş, manzaralı odaya götürdüklerinde, onu tekli lüks bir koltukta oturmuş çayını yudumlarken buldum. Karşısındaki sehpada benim için de bir bardak dumanı tüten çay bırakılmıştı. Koltuğa oturup çayımdan ufak bir yudum alırken, tavandan yere kadar uzanan büyük camlardan dışarıdaki ormanlık alanın karanlığına daldım.
Kafamı duvara doğru çevirdiğimde ise Valerian'ı görmemle bedenim kaskatı kesildi. Gerçekten de Veronica'nın dibinden bir saniye olsun ayrılmıyordu. Gözleri beni bulduğunda dudakları yukarı kıvrıldı, bana sinsice ve kışkırtıcı bir şekilde gülümsedi; ardından hemen göz temasımızı kesti.
"Bahsettiğim eğitimleri almaya bugün başlayacaksın... Sana Valerian ile birlikte uygun, yoğun bir program hazırladık.". Veronica'nın gözleri Valerian ile buluştuğunda, Valerian ona sanki dünyadaki en değerli varlığıymış gibi yoğun bir sadakatle bakıyordu. Bu ikisinin arasındaki o karanlık ve gizemli bağın ne olduğunu bilmiyordum ama sıradan bir koruma-patron ilişkisinden çok daha fazlası olduğuna kesinlikle emindim; Veronica ne kadar inkar ederse etsin.
Başımı itaatkar bir şekilde onaylar anlamda salladım.
"Karen ile buradaki işleyişi sıfırdan, en ince ayrıntısına kadar öğreneceksin. Çayını bitirdikten sonra Karen'in yanına gidebilirsin."
Veronica çayını benden önce bitirmiş ve yanımdan zarifçe süzülüp gitmişti. Aynı hamamda, aynı sabunlarla yıkanmıştık ama o yanımdan geçerken ondan buram buram gelen kendine has bir okyanus kokusu vardı. O gittikten hemen sonra Valerian hiç çekinmeden onun boşalttığı koltuğa oturdu ve o karanlık, otoriter sesiyle bana, "İç," diye emir verdi.
Aramızdaki hava aniden ağırlaşmıştı. Kalan çayımı, ona karşı gelip damarına basmamak için tek yudumda mideme indirip, onun geniş omuzlu silüetinin peşine takıldım.
Veronica'nın üstü kapalı ölüm tehdidinden sonra, öldürüleceğim aptalca hareketler yapmamak en akıllıcasıydı. Sonuçta Valerian, o kusursuz, yakışıklı yüzünün hemen arkasında, sağı solu belli olmayan sadist bir kaltak taşıyordu.
Valerian beni büyük malikanenin derinliklerinde, modern bir sınıfa benzeyen izole bir odaya getirdi. İçerisi boştu. Karen yoktu. Karen'in olmamasıyla kaşlarımı şüpheyle çattım.
"Karen nerede?" diye sordum. Valerian sorumu duymazdan gelerek öğretmen masasının önüne doğru ağır ağır ilerledi, eline masanın üstündeki ahşap cetveli aldı ve ritmik bir şek
Bölüm etkileşimi
