Bölüm 4- Yalnızlığın Ateşi

Vaveyla Yazarı: Pinyata .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 4- Yalnızlığın Ateşi

BÖLÜM 4 - Yalnızlığın Ateşi

Elanore Williams

Annemin evde olmadığı bir gün, günlerdir zihnimde yeşeren karanlık planı devreye soktum. Babama görünmeden gizlice evimize iki sokak ötedeki hırdavatçıya gittim.

Yaşlı adam tezgahın üzerine koyduğum şişelere tuhaf bir bakış attı. "Hepsi beş yüz lira tuttu. Hayırdır kızım, evi mi yakacaksın?" diyerek poşeti uzattı.

Aklımdan geçenleri okumuş olmasının verdiği dehşetle, poşeti elinden hızla çekip alarak arkama bile bakmadan dükkandan koşarak çıktım.

Eve geldiğimde zile basmak yerine açık bıraktığım arka pencereden içeri süzüldüm. Ancak çıkardığım tıkırtıları duyan babam çoktan mutfağa gelmişti bile.

"Ben sana ses çıkarmayacaksın demedim mi lan!" diyerek yüzüme o kadar sert bir tokat attı ki neye uğradığımı şaşırdım.

Elimdeki poşeti görmesini istemediğim için kendimi tokatın etkisiyle yere düşmüşüm gibi yere doğru savurdum. Ayağımla poşeti masanın altına doğru ittim. "Özür dilerim baba..."

Saçlarımdan kavrayıp beni acımasızca ayağa kaldırdı. "Git bana içecek bir şeyler hazırla" deyip beni mutfak sandalyesine doğru fırlattı. Karnıma batan sandalyenin kenarıyla inleyerek iki büklüm oldum.

"Tamam baba, hemen getiriyorum."

Bu itaatkar tavrım ona yeterli gelmiş olacak ki, söylenerek salona geçişini izledim. Salondaki televizyonun sesini duyduğum an hareketlendim. Dolaptan meyve suyunu çıkardım. İçine bolca alkol ve babamın zulasından aşırdığım uyku ilaçlarını ezip karıştırdım. Bardağı tepsiye koyarak salona adımladım.

Televizyonun karşısında yayılarak oturuyordu. Ona tiksinerek baktım.Bardağı elimden sertçe çekip alırken yüzüme bakmadı bile.

O içeceğini yudumlarken, ben sessizce yukarı çıkıp odama girdim. Yıllarımı geçirdiğim, gözyaşlarımla ıslanan bu odaya belki de son kez boş gözlerle baktım. Yatağımın altına sakladığım diğer yanıcı maddeleri ve alkol şişelerini çıkararak bütün üst kata dökmeye başladım. Her yere. Halılara, perdelere, yataklara…

Bu lanet evde yaşayan ve canımı yakmaya devam eden hiçbir anıya tahammülüm yoktu. Her şeyin yok olup gitmesini istiyordum.

Sessiz adımlarla aşağı inerken göz ucuyla salona baktım. Babam hala koltukta oturuyordu ama başı geriye düşmüştü. Duvardaki saate baktım ;ilacın tamamen etki etmesine yirmi dakikadan az kalmıştı. Bodrum kata inip oraya da alkol döktükten sonra, son bir umut kırıntısıyla, titreyen ellerimle telefonumu çıkardım. Jess’i aradım.

Eğer şimdi açarsa, gelip beni tekrar bu cehennemden kurtarırsa, yemin ederim bu evi yakmayacak ve babamı öldürmeyecektim. Tekrardan gelip bana sarılmasına, beni bütün kötülüklerden korumasına ihtiyacım vardı.

Telefon defalarca çaldı. Ve ardından aylardır duymaktan midemi bulandıran o mekanik ses kulaklarıma doldu: "Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor..."

O kaltak Cathie’nin bile telefonu açmasına razıydım!

Çığlık atarak telefonu var gücümle duvara fırlattım. Parçalanan telefonun sesi, içimdeki son merhamet kırıntısının da kırılma sesiydi. Büyük bir hırs ve öfkeyle elimdeki bidonu bodrumun her köşesine boşalttım. Bodrumun sağındaki kilere yaklaştığımda kapının kilitli olduğunu fark ettim. Umursamadım. Kapının altından içeriye sızacak kadar sıvı döküp ateşledim.

Alevler hızla ahşap zemin üzerinde dans etmeye başladığında, koşarak üst katlara çıktım ve oradaki birikintileri de tutuşturdum. Ev büyük bir hızla yanmaya başlarken son kez salona gittim. Babam elindeki bardağı sehpaya bırakmış, derin ve ölü gibi bir uykuya dalmıştı.

Yarısı dolu bardağı havaya kaldırarak "Şerefine." dedim. Şerefsizin teki olduğunu hatırlayınca kendimi düzelttim.
“Şerefsizliğine.”

Kalan sıvıyı babamın üzerine döküp çakmağı fırlattım. Ateş saniyeler içinde kıyafetlerini sardı. Uyansa bile o odadan çıkamasın diye salonun kapısını dışarıdan kilitledim. Bu pislik adamın öldüğünden emin olmalıydım.

Mutfağa doğru koştuğumda, alevlerin çoktan her yeri sardığını gördüm. Tişörtümün yakasını çekip ağzımı ve burnumu kapatsam da yoğun dumandan dolayı şiddetle öksürüyordum. Evin dış kapısına yöneldim ama sıcaklıktan genleşen kapı sıkışmıştı; açılmıyordu.

Bir an babamla beraber kendimi de öldürecek olmam beni aşırı derecede korkuttu. Kendime tokat atarak kendime gelmeye çalıştım.

Alevler gittikçe büyüyor, etrafımda adeta bir ölüm çemberi oluşturuyordu. "Lanet olsun!" diye bağırıp alevlerin üzerinden atlayarak mutfağa geri döndüm. İçeri girerken açık bıraktığım pencere tek kurtuluşumdu. Pencereye doğru koşarken, sıçrayan kıvılcımlar kıyafetlerimi tutuşturmaya başlamıştı.

Ateş seslerinin arasından cılız bir çığlık sesi duyar gibi olmuştum. O lanet adamın son saniye de olsa uyanması beni gülümsetmişti. Acı çekerek öleceğini bilmek müthiş bir histi. Var gücümle cama tutunarak kendimi camdan dışarı attığım an, arkamdan kulakları sağır eden büyük bir patlama sesi geldi. Patlamanın şiddetiyle yere savruldum.

Evden sürünerek uzaklaşıp sokağın karşısındaki kaldırıma çöktüm. Bedenim yaşadığım olayın şokuyla soğuktan tir titriyordu ama karşımda alev alev yanan cehennemin sıcaklığı yüzüme vuruyordu. Sokağa dökülen komşuların çığlıklarını, "Ev yanıyor!" bağırışlarını ve uzaktan gelen itfaiye sirenlerini ruhsuz gözlerle izledim. O kadar çok yanıcı madde dökmüştüm ki, itfaiye gelene kadar evden geriye sadece simsiyah bir iskelet kalmıştı.

…

Sokağın başından hızla yaklaşan polis arabasından Jess’in indiğini gördüm. Yanındaki o sinsi, güzel kadını gördüğüm an onun Cathie olduğunu anlamıştım. Henüz beni fark etmemişlerdi. Jess dehşet içinde yanan eve doğru koştu.

"Yaralı var mı! İçeridekiler çıkmış mı!" diye bağırıyordu telaşla etraftakilere.

Endişeli yeşil gözleri kalabalığı tararken kaldırımda kıvrılmış halde duran beni buldu. Yüzündeki ifade anında değişti. Herkesi ve her şeyi boş vererek koşar adımlarla bana doğru gelmeye başladı.

Cathie arkasından, "Hey, dur! Nereye gidiyorsun!" diye seslense de Jess onu dinlemedi.

Yanıma ulaştığında dizlerinin üzerine çöküp beni hızla göğsüne bastırdı. "Çok şükür... Çok şükür yaşıyorsun" diye fısıldayarak is kokan saçlarımdan öptü. Sanırım Cathie’ye karşı tercih edildiğim ilk ve tek andı bu.

İçimde biriken o devasa nefretle onu var gücümle itip göğsünü yumruklamaya başladım.

"Seni defalarca aradım! Hiçbirinde açmadın, sen yoktun!"

"Şşşh, tamam... Geldim, geçti."

"Hayır gelmedin!" diye daha yüksek sesle, boğazım yırtılırcasına bağırdım. "Senin yüzünden kendi evimi yaktım ben!"

Jess şaşkınlık ve dehşetle elini hızla ağzıma kapattı. Beni susturmaya çalışıyordu. Başımı iki yana sallayarak elinden kurtuldum.

"Susmayacağım! Sen gelmedin! Babam bizi mahvetti anladın mı? Ondan kurtulmak için onu da, evimi de yakmam gerekti!"

Jess bu kez her iki eliyle yüzümü tutup ağzımı daha sert bir şekilde kapattı. Gözleri dolmuştu ve yeşil harelerinde daha önce hiç görmediğim saf bir korku vardı. "Sus... Lütfen sus. Yalvarırım sus, seni duyacaklar."

Onun acınası yalvarışlarının arasından, Cathie'nin o soğuk ve otoriter sesini duydum.

"Elanore Williams. Evini yakmaktan ve kasten adam öldürmekten tutuklusun. Sessiz kalma hakkına sahipsin. Söyleyeceğin her şey mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabilir. Avukat tutma hakkın var..."

Duyduğum resmi sözcüklerle kanım dondu. Tek bir kelime edemedim. Cathie bir polis memuru olarak tam karşımda dikiliyordu.

Jess çaresizce Cathie’ye döndü. "Cathie, yapma. O daha çocuk... Aylardır şiddet görüyordu ve ben görevimi yapmadım. Bu benim suçum!"

"Evini ve ailesini yakan hiç kimse yeterince küçük değildir, Jess. Kızı bırak" diyen Cathie, bileğimden tutup beni sertçe ondan kopardı. Jess beni ısrarla bırakmak istemiyordu.

"Jess, kızı bırak yoksa adaleti engellemekten seni de tutuklayacağım!"

Jess ellerini yavaşça geri çekerken son bir kez kulağıma eğildi. "Seni kurtaracağım" diye fısıldadı çatallı bir sesle.

Ama Cathie’nin dediği gibi, ben artık kurtarılacak kadar küçük değildim. Ve bir daha asla Jess Valmont’un o sahte sözlerine inanmayacaktım. Bileklerime soğuk metal kelepçeler takılırken başımı eğdim; Cathie beni zorla polis aracına doğru sürükledi.

…

Sorgular boyunca cezam hafifletilmeye çalışılsa da, sonuç olarak kasten adam öldürmek büyük bir suçtu. Üstelik o sabahki çapraz sorguda hayatımın en büyük, en kanlı yıkımını yaşamıştım.

Ben o gece sadece bana cehennemi yaşatan babamı değil, annemi de öldürmüştüm.

İtfaiye ekipleri annemin yanmış cesedini bodrumdaki o kilitli kilerde bulmuştu. O gün o kilerde ne arıyordu? Ben o kapıyı kilitli olduğu için zorlarken, içeriden neden tek bir ses bile çıkarıp orada olduğunu söylememişti? Bu soruların cevabını asla bilemeyecektim.

Jess, ifademi kendi elleriyle ayarlamaya çalışmış; annemi babamın öldürdüğünü, benim de bunu görüp cinnet geçirerek evi yaktığımı iddia etmemi istemişti. Bu yalana tutunup kurtulmayı ne kadar istesem de, annemi, o zavallı kadını kendi ellerimle yakmış olmanın verdiği o ağır, boğucu suçluluk duygusu beni paramparça etti. Cathie bu paramparçalığımdan faydalanıp bana her şeyi itiraf ettirmişti.

Şimdi, demir kapıları üzerime kapanan bu cezaevinde hayatımın yaklaşık on yılı geçecekti. Ve bundan sonra elimden gelen tek şey, buradaki insanların bana babamdan daha merhametli davranmalarını umut etmekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.