Bölüm 2 - Kusursuz Hayal

Vaveyla Yazarı: Pinyata .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 2 - Kusursuz Hayal

Bölüm 2 - Kusursuz Hayal

Elanore Williams

Jess’in hayatıma girmesiyle birlikte her şey değişmişti. Hayatım o kadar harika gidiyordu ki ben bile şaşırıyordum. Jess dediğini yapmış, posta kutusuna telefonu bırakmıştı. Babamın telefonu yakalamaması için hep giydiğim hırkanın içine gizli bir cep dikmiştim. Bu yüzden istese de telefonu bulamazdı.

Hayatımdaki şu anlık tek problem babamın yersiz öfke krizleriydi.

Geçen hafta yaklaşık dört beş kez bize şiddet uygulamaya kalkmıştı. Hepsinde Jess'in dediğini yapıp, annemi arkamda bırakarak aradan kaçmış ve onu aramıştım. Jess her seferinde en geç yarım saatte gelip bizi babamın elinden kurtarmıştı. Babamı alıp karakola götürmüş ve sonrasındaki sızlanmalarından anladığım kadarıyla, ona kameraların görmediği yerlerde kendi dilinden bir "uyarı" yapmıştı.

Utanmaz babamın Jess hakkında yaptığı şikayetler ise hiçbir işe yaramamış, Jess her defasında aklanmıştı. Bunları düşündükçe kıkırdamadan edemiyordum.

Babamın artık Jess’ten ödü kopuyordu. Bize eskisi gibi yaklaşamıyor, sadece uzaktan bağırıp hakaret ediyordu. "O polis olmasaydı sizi bir kaşık suda boğardım!" diye kükrüyor, hıncını evdeki eşyalardan çıkarıyordu. Bense bunları duymazdan gelip ulaştığımız bu garip huzura şükrediyordum.

Babam beni okula istemeye istemeye yazdırmış ve eğer notlarım yine düşük gelirse bu sefer o yeşil gözlü polisin ne dediğini umursamadan beni okuldan alacağını söylemişti. Jess, çalışmam için bana bir sürü kitap almıştı ve odamdaki tozlu boş raflar artık kitaplarla doluydu. Eksik kalan derslerimi elimden geldiğince tamamlamaya çalışıyordum.

Tek sorun hala hiçbir arkadaşımın olmayışıydı. Ben de bunu fırsata çeviriyor, bilmediğim her şeyi, hatta aslında bildiklerimi bile bahane ederek gidip Jess'e soruyordum.

İlk anlatışında hemen anlamış gibi davranıp onun takdirini kazanmak en büyük zevkimdi. Jess’in akıllı kadınlardan hoşlandığını duymuştum. O da benim bu çabamı tebrik ediyor, ne kadar zeki bir kız olduğumdan sık sık söz ediyordu. Ona karşı olan saplantılı duygularım her geçen gün büyürken, "Belki o da bana karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır" diye ümit etmeden duramıyordum.

Aslında Jess’in bana karşı romantik bir ilgisi olmadığını, beni sadece yardıma muhtaç küçük bir kız kardeşi olarak gördüğünü içten içe biliyor ama bunu inatla görmezden geliyordum.

Belki iki yıl daha sabredip biraz daha büyürsem, diye geçiriyordum içimden. On sekizinci yaş günümde Jess'e olan aşkımı itiraf edebilir, aramızdaki o yaş farkı uçurumunu kapatabilirdim.

Elimdeki piknik sepetiyle karakolun köşesinde Jess'i beklerken, onun kapıdan çıkmakta olduğunu gördüm. Beni görünce adımları yavaşladı, yüzünde sevinçten çok panik ve şaşkınlık vardı. Hızlıca yanıma geldi.

"Hey... Elanore... Ne hoş bir sürpriz ama haberim yoktu?" diyerek koluma girdi ve beni hızlıca karakol kapısının önünden uzaklaştırdı.

"Evet! Sana sürpriz yapmak istedim. Sevinmedin mi yoksa?" Jess'in bu ziyaretimden neden bu kadar rahatsız olduğunu anlayamıyordum.

"Yani... Memnun kaldım evet ama burası bir karakol. Benim düşmanlarım da var, buraya böyle kafana göre gelmemelisin."

Jess'in söyledikleri karşısında kaşlarımı çattım. Saatlerdir ona sandviç ve kek hazırlamakla uğraşmıştım. Üstelik otobüs param olmadığı için yaklaşık beş kilometre yolu yürüyerek gelmiştim. Karşılığı bu muydu cidden? Öfkeyle elimdeki sepeti yere fırlattım.

"İyi, giderim o zaman!"

Jess oflayarak eğildi ve yere saçılan sandviçleri, kekleri toplamaya başladı. Temiz olanları ayırırken, kaptan düşüp tozlananları köşedeki çöpe attı. Bu sırada kollarımı göğsümde bağlamış, hırsla onu izliyordum.

"Hadi gel, burada konuşmayalım" deyip arabasına doğru ilerledi.

Otoparka peşinden giderken, sigara içmeye çıkmış birkaç polis memurunun bizi görüp kıkırdadıklarını duydum.

"Bu Jess’in yavuklusu değil mi? Duyduğuma göre reşit bile değilmiş!"

Duyduklarımla dudaklarımda sinsi bir gülümseme belirdi. Evet, reşit değildim ama dışarıdan Jess'in sevgilisi olarak görünmek son derece hoşuma gitmişti.

"Ona piknik yapmaları için bir şeyler hazırlamış... Ne tatlı."

Jess'e baktığımda, benim hissettiğim gururun tam tersine, sinirden boyun damarlarının belirginleştiğini gördüm.

"Ben de Jess gibi şeker versem peşimde dolanır mı acaba? Acıkmış hissediyorum."

Bu iğrenç lafı duymamla midem kasıldı ve gülümsemem anında silindi.

"Arabaya geç" diyerek eliyle kapıyı işaret etti. Dediğini yapıp koltuğa yerleştiğimde, Jess'in şoför koltuğuna binmediğini fark ettim. Camdan dışarı baktığımda nefesim kesildi.

Jess, az önce arkamızdan o iğrenç lafı eden esmer memurun yakasına yapışmış, yüzüne öyle sağlam bir yumruk geçirmişti ki adam arabaların arasına savrulmuştu.

"O benim sevgilim falan değil. Sadece koruduğum küçük bir kız çocuğu! O hastalıklı düşüncelerini ondan uzak tut!" diye kükredi Jess. Adam yerden kalkmaya cesaret edemezken, Jess üstünü başını düzeltip hışımla arabaya bindi.

Arabayı hızla otoparktan çıkarıp sahil kenarındaki o ıssız koya gelene kadar tek kelime etmedi. Burası onunla beraber zaman geçirmeyi sevdiğimiz bir alandı. Jess'in hobisi balık tutmaktı ve bazen hafta sonları bana burada balık tutmayı öğretirdi.

Sepetten kurtardığı sandviçlerden birini çıkarıp ona uzattım. Paketini nazikçe açarken yeşil gözleri düşünceli ve gergindi, uzaklara bakıyordu. Yanına gidip ben de arabanın kaputuna yaslandım ve kendi sandviçimi yemeye başladım.

"Seninle aramda bir şey olduğunu sanıyorlar Arya" diye konuya girdi birden.

"Sansınlar!" diye savunmaya geçtim hemen.

"Sanamazlar Arya. Sen daha on altı yaşındasın. Ayrıca ben sana o gözle bakmıyorum. Sen benim için sadece yardıma muhtaç bir kız kardeştin."

Bunu demesiyle içimdeki o öfke alevlendi. Ne demek kız kardeşiydim! Tamam, benimle hiç sevgililerin yaptığı gibi vakit geçirmemiş, bana bir kez bile öyle bakmamıştı ama duyduğum bu net reddedilişi kabullenemiyordum.

"Ama kız kardeşin değilim!"

"Evet değilsin! Sen az önce o adamlara karşı çıkmak yerine gururla gülümseyene kadar onlar da öyle sanıyordu."

"Ama... Yanlış biliyorlardı, düzeltmek iste-"

"İsteme Elanore! Beni nasıl bir duruma düşürdüğünün farkında mısın? İçeride hem yalancı konumuna düştüm hem de şu an... Söyleyemiyorum bile o iğrenç kelimeyi!" demesiyle kaputtan indim.

"Jess ben... On sekiz olana kadar..." diye saçmalayarak durumu kurtarmaya çalıştım.

"Sen on sekiz olana kadar diye bir şey yok Arya! Sen yirmi olsan da yok, yirmi beş olsan da! Ben sadece o evdeki haline acıdığım için sana yardımcı oluyorum, hepsi bu!"

Sözleri yüzüme inen sert bir tokat gibiydi. Buz kestim. Yeşil gözlerinde, o kelimeler ağzından çıkar çıkmaz bir pişmanlık geçtiğini görür gibi oldum. Ama artık çok geçti. Gözlerim doldu. Onu arkamda bırakarak koşmaya başladım. Ciğerlerim ve bacaklarım oksijen için bağırırken, sahil boyunca kumlu zeminde delice koştum.

Çok geçmeden bana yetişip kolumdan yakalamasıyla, dengemizi kaybedip kumların arasına savrulduk. Jess'in göğsüne düşmüştüm. Ona tutunarak kalkarken yüzüne kırgınlıkla bakmaya devam ettim.

"Elanore... Ben öyle söylemek istemedim. Çok sinirlenmiştim."

"Tam olarak öyle söylemek istedin. Bana acıyorsun."

"İstemedim, sadece... Bana karşı bir ilgin var, farkındayım. Ve bu, daha önce kimseden şefkat görmediğin için hissettiğin sahte bir duygu. Kendi yaşıtın, sana daha uygun birini bulmalısın... Mesela okulundan birini?"

Bu önerisiyle yüzümü buruşturdum. Kesinlikle şu an Jess'ten nefret ediyordum.

"Konuşma Jess. Seni duymak istemiyorum" diyerek kumların üzerinden kalktım ve ona sırtımı döndüm.

…

Jess'in sahil kenarındaki o acı itirafından sonra aylar geçmişti.

İlk başlarda gurur yapıp Jess'e küs kalsam da, ilerleyen günlerde kimsesizliğim yüzüme tokat gibi çarptı. Okulda bir türlü arkadaş edinemiyordum. Bunda okula başladığım ilk haftalarda vücudumda hala geçmeyen o morlukların da payı büyüktü. Herkes beni belalı, bulaşılmaması gereken sorunlu bir tip olarak görüyordu. Özellikle erkekler, "Kızına bunu yapan babası bize neler yapmaz" diyerek kıkırdayıp özenle benden uzak duruyorlardı.

Bu yalnızlığın canımı yaktığı kadar, sonunda yine Jess'e muhtaç olmak da canımı sıkıyordu. Dışarı çıkıp bir şeyler yapabileceğim tek bir arkadaşım bile yoktu. Bir derdim olduğunda arayabileceğim kimsem yoktu.

Zil sesiyle kendime gelip sınıftan çıkan insanları izledim. Her seferinde sınıftan en son çıkıyordum, belki birisi bana acıyıp benimle konuşur diye. Kimse benimle konuşmadığı gibi şükürler olsun ki zorbalanmıyordum da. Okuldan beni almaya bazen üniformasıyla Jess'in gelişi sanırım bunu engelliyordu. Zorbalanmayacak kadar yalnız, fark edilmeyecek kadar siliktim.

Bugün de o günlerden biriydi. Siyah kot pantolonu, vücudunu saran mavi gömleği ve her zamanki kusursuzluğuyla karşımda duran Jess, arabaya geçmem için kapıyı açtı.

"Hâlâ küs müyüz?"

"Evet."

"Doğru olanı yaptığımı, sana gerçekleri söylemem gerektiğini biliyorsun Elanore."

"Doğru olanı yapman umurumda bile değil."

"O zaman hislerimi umursa. Sana karşı o şekilde bir şeyler hissetmiyorum."

Gözlerim doldu. Aptal yaratık! Zaten sevilmediğimi sonuna kadar hissediyordum, bari bunu bugün, tam da bugün yüzüme vurmasaydın.

Çok geçmeden araba şık bir pastanenin önünde durdu. Neler olduğunu anlamak için Jess'e baksam da "Hadi in"den başka bir cevap alamadım.

İnip onu takip ettiğimde, vitrindeki pastaların önünde bekliyordu.

"Neyli pasta seversin?"

"Anlamadım?"

"Bugün doğum günün değil mi?" demesiyle hissettiğim sıcaklıkla şok oldum. Bugün doğum günümdü ve o karmaşanın içinde ben bunu tamamen unutmuştum!

"Ne! Bugün 21 Aralık mı? Zaman ne kadar çabuk geçiyor."

"Evet öyle. Hadi bir tanesini seç."

Gözüm vitrindeki, üstünde beyaz çikolata süslemeleri olan devasa çilekli pastaya takıldı. Ancak hemen altındaki fiyat etiketini görmemle gözlerimi hızlıca kaçırdım. Zaten yeterince Jess'e yük oluyormuş gibi hissediyordum, bir de bu doğum günü saçmalığı için ona masraf çıkarmak istemezdim. Gözlerimi alt raftaki, çok daha ucuz duran ufak fıstıklı çikolatalı pastaya çevirdim.

"Bunu istiyorum."

Jess benim ne yapmaya çalıştığımı anında anlayarak beni umursamadı ve tezgahtara dönüp, "Şu büyük beyaz çikolatalı çilekliyi alıyoruz" dedi.

"Hey! Ben bunu istemiyorum, yanlış anladın!"

"Hayır, gayet doğru anladım. Pastaya nasıl iç geçirerek baktığını gördüm."

"Yani... Güzel bir pastaydı ama ben diğerini yemek istedim."

"Fiyatlarını düşündüğünü biliyorum Elanore. Maalesef fiyat etiketlerini sana kapatmak gibi bir seçeneğim yok."

"Zaten çok masraf yapıyorsun..."

"Sorun değil" diyerek pastanın parasını ödedi.

Tekrardan arabaya bindik ve bu kez oldukça lüks bir sitenin önünde durduk.

"Bugün ne kadar çok farklı yere gidiyoruz" dediğimde güldü. Onun o içten gülüşünü duymayı gerçekten çok seviyordum. Ayrıca doğum günümü hatırlaması, içimdeki o zehirli umut tohumlarını yeniden yeşertmişti.

"Doğum gününü arkadaşlarınla kutlamayı istersin diye düşündüm" deyip gülümsedi.

Bunu demesiyle sertçe yutkundum. İşte şimdi gerçekten sıçmıştım. Çünkü ben aylardır Jess'i kendi uyum problemlerimle üzmemek, onun gözünde 'ezik' görünmemek için sınıfta duyduğum dedikoduları kendi başıma gelmiş gibi anlatıyordum. Jess beni okulun popüler ve sevilen kızı sanarken, ben aslında görünmez bir hiçten başkası değildim. Ve şimdi içeride hangi sahte arkadaşlarım olabilirdi ki?

Jess'in evine geldiğimizde kapıyı tanımadığım, Jess'le yaşıt olduğunu tahmin ettiğim bir kadın açtı. Jess ile sarıldıktan sonra Jess bana bakıp bizi tanıştırdı.

"Cathie, iş yerinden arkadaşım. Elanore ise... Biliyorsun."

Acı acı gülümsedim. Tabii ki biliyordu! Acıyıp sahip çıktığın o zavallı, şiddet gören kızı kim bilmezdi ki zaten?

Cathie; kahve rengi dalgalı saçları, sıcak kahve gözleri ve bembeyaz teniyle minyon, inanılmaz tatlı bir kadındı. İncecik bacaklarını saran kot pantolonu ve beyaz tişörtüyle son derece sıradan giyinmişti ama saçları, tırnakları, duruşu o kadar özenli ve bakımlıydı ki, kendi soluk yansımamdan utanarak onu kıskanmadan edemedim.

"Merhaba," deyip çekinerek elimi uzattım. Cathie abartılı bir sevecenlikle, sanki küçük bir çocukmuşum gibi elimi sıktı.

İçeriye, salona geçtik. Jess etrafta birilerini arar gibi bakınıyordu. Cathie'ye kaş göz yapmasıyla neler döndüğünü anlamaya çalıştım. Etrafta doğum günü balonları ve süsler asılıydı. Sanırım bana okul arkadaşlarımla ilgili bir sürpriz yapacaklardı ve benim ortalıkta olmamam lazımdı.

Gülümsemeye çalışarak, "İzninizle, tuvalete gidiyorum" dedim.

Tuvalete girip kapıyı kapattıktan sonra ellerimi yıkayıp aynadaki yansımama baktım. Fena görünmüyordum ama kesinlikle Cathie kadar kadınsı ve güzel değildim. Gözüm lavabonun üzerindeki aynalı dolaba kaydı. İçini açtığımda, raflar dolusu pahalı makyaj malzemesi ve kadın kremleri görmemle ağzım açık kaldı. Diş fırçalıkta da iki tane fırça yan yana duruyordu.

Cathie kaltağı Jess ile beraber mi yaşıyordu? Bu yüzden mi aramızda hiçbir şey olamaz diyordu! Tam olarak ne dönüyordu arkamdan?

Yüzüme biraz daha soğuk su vurduktan sonra sakinleşmeye çalıştım. Tuvaletten çıkıp salona doğru yavaş adımlarla ilerlerken, içeriden gelen hararetli bir tartışma sesi duydum. Adımlarımı durdurdum ve duvara yaslanarak onları dinlemeye başladım.

"Neden kimseyi aramadın Cathie?"

"Sence aramadım mı Jess! O verdiğin numaraların hepsi Elanore'yi tanımadığını söyledi!"

"Nasıl tanımazlar! Yanlış numara olmalı. Sana verdiğim isimler olduklarına eminsin değil mi?"

"Eminim... Bak istersen kendin kontrol et."

"Ben... Neler olduğunu anlamıyorum. Her gün mutlu mutlu onlarla olan anılarını anlatıyor bana Elanore."

"Anlaşılan küçük kızımız sana biraz yalan söylüyor."

Cathie'nin bunu o tatlı ama yargılayıcı sesiyle söylemesi sinirlerimi tepeme çıkardı. Evet, yalan söylüyordum ama o sinsi kadın kim oluyordu da beni Jess'e karşı kötü gösteriyordu?

Jess sıkıntıyla yüzünü sıvazladı. "Çağırabileceğimiz başka birileri var mı?"

"Yani... Departmandan insanları, bizim çocukları çağırabiliriz. En azından yalnız hissetmez."

"Tamam sen ara hallet, ben de Elanore'yi oyalayayım..." dedi Jess ve koltuktan ayaklandı.

Bana doğru geleceğini anladığım an, duyduğum her şeyi ve içimdeki o devasa kırgınlığı saklayarak saklandığım köşeden çıktım. Coşkuyla koşup Jess'e sıkıca sarıldım.

"Çok teşekkür ederim!"

Jess'in kolları ilk başta şaşkınlıkla yan tarafında asılı kalsa da, çok geçmeden o da bana şefkatle sarıldı.

"Bir şey değil... Hadi gel, parti başlamadan sana evimi gezdireyim" dedi.

Balkona çıktığımızda büyük bir ahşap salıncak gördüm. "Deneyebilir miyim?" diyerek atıldım hemen. İzin verip beni arkamdan hafifçe sallamaya başladı.

"Biliyorsun ki... Burası bir polis evi" diye söze girdi yavaşça.

"Evet" diye mırıldandım.

"O yüzden... Kendi arkadaşlarının buraya gelmesi güvenlik açısından pek uygun olmazdı. Ama yalnız kutlayalım istemediğim için, benim departmanımdaki insanları çağırdım."

Jess'in beni üzmemek için söylediği bu yalana karşı içim burkularak acı acı gülümsedim. Anlaşılan az önce yaşananları bana çaktırmayacak, 'yalanlarımı' bugün yüzüme vurmayacaktı. Bunun tadını çıkarmaktan zarar gelmez diye düşündüm.

"Hmm... Üzüldüm, eminim çok gelmek isterlerdi" deyip dudak büktüm. Jess bu halime acıyarak baksa da yalanımı yüzüme vurmadı.

Çok geçmeden salıncaktan indim. Evin içini gezmeye devam ederken yatak odasına girdik. Yerde, yatağın hemen kenarına atılmış o kırmızı, dantelli sütyeni görmemle olduğum yerde kaskatı kesildim. Jess ilk başta neden durduğumu anlayamadı. Sonrasında baktığım yere baktığında, o da kırmızı sütyeni gördü. Hemen yanına gidip ayağıyla yatağın altına doğru iteledi. Yanakları kızarmıştı.

"Şey... Oda biraz dağınıkmış..." diyerek ensesini kaşıdı.

Kulaklarım uğuldarken, duvardan yardım alarak odadaki tekli koltuğa oturdum. Jess ne haltlar yiyordu böyle!

"Jess... O kimin?" diyerek ona kırgın, dolmuş gözlerle baktım. Bakışlarını kaçırdı.

"Cathie'nin."

Kalbim sıkıştı, göğsüme koca bir taş oturdu. Jess'in beni asla sevmeyeceğini söylüyordu ama gözümün önünde bir başkasıyla olabileceği gerçeği hiç bu kadar sert çarpmamıştı yüzüme.

"Neden aranızda bir şey olduğunu bana demedin?"

"Yani... Seni üzmek istemedim. Bana karşı olan hislerinin sadece bir saplantı olduğunu, gerçek olmadığını anladıktan sonra diyecektim."

"Gerçekler, Jess."

"Değiller, Elanore" deyip önümde diz çöktü ve yüzümü büyük avuçlarının arasına aldı. Kalbim hızlanırken, yeşil gözlerine hapsolmuştum. "Sadece... Daha önce kimseden değer görmediğin, kimseyle böyle bir yakınlık kurmadığın için hisleri karıştırıyorsun."

"Daha öncesiyle alakası yok Jess! Sen de bunu öğreneceksin."

"Ben değil, sen öğreneceksin Elanore! Şu an çocuksun diye bu saplantılı hallerini görmezden geliyorum ama bir gün büyüdüğünde, bunun nasıl saçma bir durum olduğunu düşünüp kendin gülerek hatırlayacaksın!"

Ellerini yüzümden çekip sertçe ayağa kalktı ve odadan bir hışımla çıktı.

Koltukta sessizce ağlamamak için kendimi tutarken, çok geçmeden odaya Cathie girdi. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi, o iğrenç neşesiyle gülümsüyordu.

"Elanore... Ben de her yerde seni arıyordum!" diyerek koluma girip beni oturduğum yerden kaldırdı. Çıtı pıtı bir kız olabilirdi ama o kadar enerjikti ki beni kolayca sürükledi.

Beni salona götürdüğünde, karşımda Jess'in arkadaşlarından isimlerini bilmediğim birkaç memur gördüm. Hep beraber "İyi ki doğdun Elanore!" diyerek beni alkışlıyorlardı.

Önüme konulan o gösterişli beyaz çikolatalı pastada on yedi tane mum yanıyordu.

Herkes "Bir dilek tut, gözlerini kapa" derken, Jess odadaki kişilerin arasından sıyrılıp yanıma gelmişti.

"Hadi bizi bir çekin" deyip telefonu Cathie'ye verdi.

Cathie gülümseyerek telefonu alırken, Jess elini omzuma güç vermek istercesine, bir abi gibi koydu. Sanki az önce yatak odasında yaşanan o sert tartışmayı silmek, bugünü benim için kurtarmak istiyor gibiydi.

Gözlerimi kapatıp içimden bütün ruhumla bir dilek diledim.
Tanrım lütfen... Lütfen Jess benim olsun. Sadece benim.

Gözlerimi açtığımda, mumlardan bir tanesi hâlâ cılızca yanıyordu. Dileğimin kabul olmayacağından korkarak ona panikle ve hızlıca üfleyip söndürdüm. Etraftaki memurlar benim bu çocuksu halime güldü. Ama ben hiç eğlenmiyordum.

Partinin ilerleyen saatlerinde büyükler kendi aralarında sohbet edip alkol alırken, benim köşede meyve suyu içmem gerekiyordu. Hepsinin kendi arasında sohbete daldığını fark ettiğim an, masadaki açık viski şişesinden bardağıma biraz doldurup mutfağa geçtim ve hızlıca kafama diktim. Boğazımdan mideme inen o ateşle yüzümü buruşturdum.

Arkamdan gelen ağır adım seslerini duymamla yutkundum. Gelen, otoparkta gördüğüm esmer tenli, iriyarı polis memuruydu.

"Bu kadar hızlı içersen... Sarhoş olursun küçük kız" diyerek mutfaktaki boş sandalyeye yayılarak oturdu.

"İçme demeyecek misin?" diye diklendim.

"Kendi kararlarını alacak kadar büyüksün" demesiyle kaşlarımı çatarak ona baktım. Bu adamın yüzündeki o sinsi ifadeyi bir yerden hatırlıyordum ama nereden olduğuna tam emin değildim.

"Seni bir yerden tanıyor muyum?"

"Senin için Jess suratıma yumruk atmıştı ve sen beni tanıyıp tanımadığını mı düşünüyorsun?" deyip iğrenç bir kahkaha attı.

Aklıma aylar öncesindeki otopark olayı gelmesiyle buz kestim. Bu adam, "Ben de şeker versem peşimden gelir mi?" diyen o sapıktı.

Ceketinin ön cebinden jelatinli bir şeker çıkarıp masanın üstüne, tam önüme doğru itti.

"Artık Jess'in hayatında yatağını ısıtan başka birisi olduğuna göre..." Arsızca baştan aşağı beni süzüp göz kırptı ve mutfaktan sırıtarak ayrıldı.

Midem gerçekten bulanıyordu. Sanırım Jess'in demek istediğini, beni korumaya çalıştığı o karanlık dünyayı artık anlamıştım. Bu adamlar benden gerçekten çok büyüktü ve midemi bulandırıyorlardı!

Doğum günümden sonra Jess ile olan buluşmalarımıza artık maalesef Cathie de geliyordu.

Cathie'yi, Jess'in hatrına ne kadar sevmeye çalışsam da, içimdeki kıskançlık bir canavar gibi beni ele geçiriyordu. Özellikle Jess'in omzunda yatıp ona sarılırken, ya da Jess ona o aşık bakışlarını atarken aklımı kaçıracak gibi oluyordum.

Yine öyle oturduğumuz bir gün, elimdeki sıcak çayı 'yanlışlıkla' Cathie'nin üstüne döktüm.

"Upss."

Cathie çığlığı basıp hemen ayağa fırladı. Kaynar çayın değdiği teninden kumaşı uzaklaştırmaya çalışırken panikle lavaboya doğru koştu. Jess bana onaylamaz, sert bir bakış atarak Cathie'nin arkasından gitti.

Çok geçmeden Jess masaya tek başına döndüğünde yüzünden düşen bin parçaydı.

"Elanore! Sen ne yaptığının farkında mısın?"

"Elimden kaydı."

"Elinden kaymadığını ikimiz de çok iyi biliyoruz!"

"Saçmalama Jess! Ben de Cathie'yi seviyorum."

Bana 'cidden mi?' der gibi, hayal kırıklığıyla baktı.

"Gerçekten! Bak senin kadar değil ama..."

"Elanore! Artık Cathie'ye alışmalısın. Anla şunu, o benim hayatımda. Hem o seni gerçekten çok seviyor."

Bunu duymamla gözlerimi devirdim. Cathie'nin beni falan sevdiği yoktu! Sadece Jess'e iyi görünmek için benimle ilgilenen sinsi bir yılandı.

"Sevmiyor! Sen yokken bana kötü davranıyor" diye yalan söyledim. Aslında kötü davrandığı falan yoktu, hatta sinir bozucu derecede iyiydi ama Jess'in onu savunmasına katlanamıyordum.

"Ne yapıyor da kötü davranıyor?"

"Bakışları... Beni küçümsüyor, rahatsız oluyorum!" diye söylendim.

"Bence biraz uyduruyormuşsun gibi Elanore... Tıpkı diğer yalanların gibi" demesiyle kıpkırmızı kesildim.

Diğer yalanlarım da neydi! Başka nelerimi biliyorlardı arkamdan? Başımı dikleştirip inkar etmeye devam ettim.

"Hangi yalanlarım?"

"Okulda bir sürü arkadaşın olduğu yalanı gibi mesela."

"Yalan değiller tamam mı! Ayrıca..."

"Sus Elanore. Yalan o ağzına hiç yakışmıyor."

Öfkeyle yerimden kalkıp ellerimi masaya sertçe vurdum.

"Senin de yanına o Cathie kaltağı hiç yakışmıyor!"

Arkamdan duyduğum o ince, kırgın sesle neye uğradığımı şaşırdım.

"Kim yakışıyor peki Elanore?"

Cathie, lavabodan dönmüş, tam arkamda durmuş sorgulayıcı ve yaşlı gözlerle ikimize bakıyordu. Cevap vermedim. Sandalyedeki ceketimi hışımla alıp kafeye ve onlara sırtımı dönerek dışarı çıktım.

Arkamdan Jess ve Cathie'nin ilk defa gürültülü bir şekilde kavga ettiklerini duyuyordum. Aptal Cathie! Jess'in eski sevgililerinden birini çok sevip onu özlediğimi sanıyordu büyük ihtimalle. Benim gibi küçük bir kızın, o koca adamı arzulayabileceğine ihtimal bile vermiyordu. Burun kıvırarak eve doğru adımladım.

Eve vardığımda babam, nerede kaldığıma ve o "polisin orospusu" olduğuma dair ağza alınmayacak küfürler savurarak üzerime yürüdü. Onu umursamadan, yüzüne bile bakmadan hızla odama çıkıp kapıyı kilitledim ve kendimi yatağa attım.

Yatakta tavanı izlerken telefonuma gelen mesaj sesiyle dikleştim. Telefonumda zaten sadece Jess'in numarası kayıtlıydı.

Elanore. Bugün yaşanan o çirkin şeylerin bir daha tekrarlanmasını istemiyorum.

Cevap yazdım.

Ben de Cathie'yi görmek istemiyorum.

Birkaç dakika sonra cevap geldi.

İyi. Bundan sonraki buluşmalarımıza gelmez.

O mesajı okuduktan sonra sevinçle odamda zıplamaya başladım. Kendi kendime sessizce dans ediyordum. Artık Cathie denen kadından kurtulmuştum. Jess yavaş yavaş, tamamen benim olacaktı.

...

Ben Jess ile buluşmalarımıza Cathie gelmeyince çok mutlu olacağımı söylemiştim değil mi? Şimdi o gerizekalı halimin kafasını duvarlara sürtmek istiyordum.

Çünkü Cathie gelmeyince her şey daha kötü olmuştu. Hem Jess ile daha az buluşuyorduk artık, hem de her buluşmamızda o kadından söz etmeden duramıyordu.

Artık Jess'le olan bütün sohbetlerimiz Cathie üzerine dönmeye başlamıştı. Ondan o kadar çok bahsediyor, gözleri o kadar aşkla parlıyordu ki, kızı sanki yıllardır tanıyor gibiydim. İçimde filizlenen ve giderek büyüyen o zehirli kıskançlık ateşiyle, Jess’in o aptal merhametini ve ilgisini tekrar tamamen kendi üzerime çekmek için tehlikeli bir yalan uydurdum.

Bir gün onun yanındayken, sesimi titreterek ve en masum, acınası ifademle yüzüne baktım.

"Jess, biliyor musun... Babam geçen gün bizi yine dövdü."

Jess’in yüzündeki o neşe anında silindi. Kaşları endişeyle çatıldı. "Ne! Bana neden söylemedin?"

Omuz silktim, sesime kırgın bir ton katarak çantamı toplamaya başladım. "O kadar çok Cathie ile yaptıklarından bahsediyorsun ki... Zaman ayırıp bizim için geleceğini düşünmedim."

Bana şaşkınlık ve ağır bir suçlulukla bakarken, çantamı alıp arkama bile bakmadan yanından ayrıldım. Onu vicdan azabıyla baş başa bıraktığım o an için kazandığımı sanmıştım.
Sevgilerle, Pinyata ✶
vote★

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

45okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.