8. bölüm / 9
Kalbimdeki YabancıBölüm 7- Ufak Bir Pürüz
Bölümler 9Şu an: Bölüm 7- Ufak Bir Pürüz
- 1 Bölüm 0- Tanıtım526 kelime
- 2 Bölüm 1- Artık Korkmak Yok1.884 kelime
- 3 Bölüm 2 - Kusursuz Hayal3.253 kelime
- 4 Bölüm 3- Tekrar Başa Dönmek2.076 kelime
- 5 Bölüm 4- Yalnızlığın Ateşi1.219 kelime
- 6 Bölüm 5- Kanla Gelen İsim1.842 kelime
- 7 Bölüm 6- Köpeklere Yem Edeceğim2.624 kelime
- 8 Bölüm 7- Ufak Bir Pürüz1.983 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 8- Meleksi Yüz2.624 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 7- Ufak Bir Pürüz
Arya Nova Williams
Sınavı geçtiğimiz geceden beri Valerian’dan asla bir ses çıkmamıştı. Veronica asilce süzülerek hayatta kalmayı başaran hepimizi tebrik etmiş, bu gecenin bizim için sadece küçük bir başlangıç olduğunu söylemişti. Sonrasında Valerian, evde şimdilik istediğimiz gibi takılabileceğimizi söyleyerek majesteleriyle birlikte karanlığa karışıp gitmişti.
Ormandan sağ çıkan 53 kişiyle birlikte kendi aramızda sabah-akşam nöbetlerine ayrılmış, geniş odaları paylaşmıştık. Bu organizasyonların hepsini Toprak yaptığı ve en önemlisi o gece ona geri dönüp hayatını kurtardığım için kendime güzel bir oda kapmıştım. Grace'in cılız itirazlarına rağmen; Grace, ben, Toprak ve iki kişi daha bu odada kalıyorduk.
Odaların hepsinde beş tane tek kişilik yatak, iki tane baştan sona uzanan geniş giyinme dolabı, boy aynası, tuvalet ve oturmak için rahat bir koltuk vardı. Burası dışarıdan lüks bir yurt gibi görünse de aslında altından bir hapishaneydi.
İkinci günün sabahında mutfağa su içmek için indiğimde karşımda görmeyi hiç beklemediğim birini gördüm. Valerian’ı. Giydiği siyah pantolonu ve vücuduna tam oturan dar lacivert kazağı kaslarını belli ederken, geriye doğru taranmış sarı saçlarıyla tek kelimeyle kusursuz görünüyordu. Onun bu şeytani çekiciliği fena halde canımı sıktığı için dişlerimi sıktım.
Valerian’ın o delici, buz mavisi gözlerini üzerimde hissederken onu tamamen görmezden gelerek mutfak tezgahına doğru ilerledim. Arkamdan gelen o tok, ağır ayak seslerinden peşime takıldığını anlamak zor değildi.
Hemen arkamda durup, "Tebrik ederim," dediğinde, alaycı bir şekilde gözlerimi devirip bardağıma su doldurmaya başladım. Kaç gündür Veronica ile hangi cehennemde kilitliyse oraya dönebilirdi; Valerian’sız gayet mutluyduk.
Sessizliğimin kalıcı olduğunu, ona zerre kadar tepki vermeyeceğimi anlayınca hafifçe burun kıvırıp mutfaktan usulca çıktı. Ben de suyumu içip yukarıdaki odama çıktım ve koltukta boylu boyunca uzanan Toprak’ı ayağımla dürttüm.
"Toprak. Kalk."
Anlamsız mırıltılar eşliğinde bana sırtını döndüğünde sinirlendim. Bu kez ayağımla sırtına sağlam bir tekme geçirdim. Attığım tekme canını yakmış olacak ki hışımla bana döndü.
"Sorunlu musun kızım sen?"
"Sana kalk dedim!"
"Bana bak Arya... Bir daha beni böyle uyandırırsan, Valerian’ın yapamadığını bizzat ben yaparım. Seni o köpeklere..."
Cümlesi kapıdan gelen o soğuk ve keskin sesle bıçak gibi kesildi.
"Valerian neyi yapamamış?"
İkimiz de aynı anda kapı pervazına döndük. Valerian omuzlarını kapının pervazına yaslamış, öfkeyle kararan mavi gözleriyle bize bakıyordu. Sesindeki o tekinsiz ton, Toprak’ın anında renginin atmasına sebep oldu. Toprak’ın bu dehşete düşmüş haline dayanamayıp sırıttım. Valerian’ın gözleri bir saniye bile gecikmeden beni bulduğunda gülümsememi anında yüzümden sildim.
"Şe-şey... Yanlış duymuş olmalısınız Mercer... Yani demek istediğim—"
"Gevelemeyi kes Toprak," diye tısladı Valerian, sesi odanın duvarlarına çarptı. "Ölmenizi isteseydim, o gece o ormanda ölürdünüz!"
Bağırışının yankısı daha geçmeden arkasını dönüp gitti. O odadan çıkar çıkmaz Toprak sinirle yataktan fırlayıp üzerime yürüdü.
"Bana Valerian’ın kapıda olduğunu neden söylemedin seni kaltak!"
"Seni neden uyandırdığımı sanıyorsun?" diye omuz silktim ve onun sinir krizini umursamadan odadan çıktım.
Valerian hepimizi arka bahçedeki antrenman alanına toplamış ve ısınma hareketlerini göstermesi için Grace’i başımıza dikmişti. Grace bize nizami esneme hareketleri yaptırırken, Valerian kollarını geniş göğsünde çaprazlamış, kenardan Toprak’a adeta ölümcül bakışlar atıyordu. Toprak ise ecel terleri dökerek gözlerini Grace’ten ayırmıyor, Valerian’ın daha fazla dikkatini çekmemek için her hareketi asker gibi kusursuz yapmaya çalışıyordu.
Grace ısınmayı bitirdiğinde Valerian’ın otoriter sesi duyuldu. "Herkes ikili gruplar halinde eşleşsin. Dövüşeceğiz."
Valerian ve Grace yapmamız gereken savunma hareketlerini göstermek için merkeze geçerken, Toprak anında ensemden tutarak beni kendine çekti.
Ensemdeki elini sertçe savurup, "Siktir git, seninle eşleşmeyeceğim" dedim.
Beni umursamadan tam karşıma geçti ve gardını aldı. "Senin yüzünden sabahtan beri Valerian’ın hedef tahtasındayım. Seni çiğ çiğ yiyeceğim Arya."
Çok geçmeden hareketleri karşılıklı denemeye başladığımızda, Toprak birden ritmi bozdu. Sağdan gelen sahte bir kroşeyle yüzümü korumamı sağladıktan sonra, açıkta kalan karnıma sol eliyle öyle sağlam bir yumruk geçirdi ki nefesim boğazımda tıkandı. Mideme yediğim darbeyle kasılıp kalırken, acıyla iki büklüm oldum.
Toprak sırıttı. "Bütün gücümü kullanmamıştım bile!"
Nefes almaya çalışırken ona dişlerimi sıkarak sinirli bir bakış attım. Çok geçmeden yere kapaklandığımı gören Valerian yanımıza doğru yürüdü. Yerde acı çeken halime küçümseyici, buz gibi bir bakış attıktan sonra Toprak’a döndü.
"Sanırım kendine dişine göre bir rakip bulamamışsın" dedi alaycı bir sesle.
Toprak, Valerian'ın bu yorumundan biraz yüz bularak elini ensesine götürüp kaşıdı. "Biraz öyle oldu Mercer."
Valerian sinsice gülümsedi. Sonra gözlerini bana çevirdi. "Tatlım... Sen biraz köşeye çekil. Şınav falan çek" diyerek beni eliyle nazik ama itiraz kabul etmez bir şekilde kenara ittirdi.
Gitmek istemediğimi belli edercesine ayaklarımı yere direttiğimde, kolumdaki parmaklar sıkılaştı. Gözlerindeki o ölümcül parıltı, 'Eğer itaat etmezsen seni burada parçalarım' diyordu. Sesli bir şekilde nefes verip kolumu ondan hışımla kurtardım ve dediği gibi köşeye çekildim.
Şınav çekmek için yere uzanmıştım ki Valerian'ın tok sesi duyuldu. "Madem bütün gücünü kullanmadın Toprak, bir de benim üzerimde dene."
Toprak’ın yüzündeki o ukala sırıtış saniyeler içinde silinirken, Valerian kazağının kollarını yavaşça dirseklerine kadar kıvırırken gözlerini Toprak'tan ayırmıyordu. Toprak tereddütle gardını aldı ve sağ eliyle sert bir yumruk savurdu.
Valerian yerinden bile kımıldamadı. Toprak'ın bileğini havada yakaladığı gibi onu kendine doğru çekti ve boşta kalan dirseğini doğrudan Toprak'ın yüzüne geçirdi. Toprak'ın burnundan fışkıran kanla birlikte acı dolu bir çığlık yükselirken, Valerian ona nefes alma şansı tanımadı. Bileğini bükerek onu dizlerinin üzerine çöktürdü ve ardından göğsüne okkalı bir tekme atarak Toprak'ı sırtüstü yere serdi.
Toprak daha ne olduğunu anlayamadan Valerian onun üzerine çöküp yakasına yapıştı. Çenesi seğiriyor, sabahki hıncını kusursuz ve acımasız vuruşlarıyla çıkarıyordu. Herkes antrenmanı bırakmış, nefesini tutmuş bir şekilde bu tek taraflı katliamı izliyordu.
Toprak yerde kanlar içinde iki büklüm kıvrılırken, Valerian onun kulağına doğru eğildi. Sesi fısıltı kadar kısıktı ama kelimelerin arasında 'Arya' isminin geçtiğine yemin edebilirdim.
Toprak dehşetle açılmış gözleriyle başını salladı. Valerian o sinsi sakinliğine geri dönerek ayağa kalktı ve Toprak’a elini uzattı. Toprak, titreyen eliyle ona tutunduğunda, Valerian onu tek hamlede ayağa kaldırdı ve sırtını sertçe sıvazladı. O sıvazlamanın bile Toprak’ın canını yaktığına emindim.
Valerian’ın kavgasını izlerken kanım donmuştu. Benimle o gece ormanda ve odada boğuşurken, bana karşı aslında zerre kadar güç uygulamadığını, sadece benimle oynadığını ilk defa dehşetle fark ediyordum.
Valerian'ın delici bakışları hepimizin üzerinde gezindi. "Devam edin."
Bir saat sonra yorgunluktan cıvkımız çıkmış, kendimizce dövüşmek yerine sadece ayakta kalabilmek için garip hareketler yapmaya başlamıştık. Valerian aramızda bir avcı gibi dolaşıyor, kimisine yanlışını gösteriyor, kimisine bağırıyordu.
Ama beni tamamen yok sayıyordu. Varlığımı silmişti. Az önce kan kusturduğu Toprak bile biriyle eşleşmiş antrenmana devam ederken, beni köşede tek başıma, izole bir şekilde aptalca şınav çekmeye zorlamasına fena halde sinirleniyordum.
Daha fazla dayanamayıp yerden kalktım. Valerian verandadaki tekli koltuğa kurulmuş, bir ayağını dizinin üzerine atmış bizi izliyordu. Yanına doğru yürüdüğümü fark edince yüzünü buruşturdu.
"Valerian."
"Mercer," diye düzeltti beni, gözlerini bile kısmadan.
"Sıkıldım. Beni de biriyle dövüştür."
Bunu söylediğimde gözlerinden karanlık, tehlikeli bir parıltı geçse de saniyeler içinde o alaycı ifadesine geri döndü. "Olmaz," diyerek dilini şıklattı.
"Neden? Herkes dövüşüyor."
"53 kişisiniz Arya," dedi hafifçe bana doğru eğilerek. "Ve tahmin et bakalım, bu 53 kişi arasında dövüş geçmişi olmayan, kemikleri kâğıt kadar ince ve en sıskanız kim?"
Sinirden dişlerimi sıktım. "Grace’i o gün benim elimden kurtarırken pek öyle demiyordun ama?"
Sırıttı. Dudaklarının kıvrımı fazlasıyla tekinsizdi. "Grace’i değil, seni koruyordum aptal. Onun o masum, korkak hallerine kanma. Emin ol sen daha elini bile kaldıramadan, o kız seni ortadan ikiye ayırır."
Gözlerim antrenman alanında, köşedeki Grace’i buldu. Az önce eşleştiği kızı resmen haşat etmiş, kız yerde nefes nefese kalmıştı. Sanırım Valerian haklıydı. Ama bu adama sataşmadan duramıyordum; sanki damarlarına basmak benim için bir bağımlılıktı.
"Nereden biliyorsun?" diye omuz silktim. "Belki de karşısındaki kız çok güçsüzdür." Grace denen o kızın gözlerindeki o saf korkuyu hissetmiştim, rol yapıyor olamazdı.
Sözlerim üzerine Valerian aniden ayağa kalktı. Dudaklarındaki sırıtış genişlemişti. "Öyle mi diyorsun? Görelim o zaman." Sesini yükselterek alana bağırdı: "Grace! Silas’la eşleş."
Silas’ın kim olduğuna bakmak için alanı taradım. 1.90 boyunda, kas yığını bir adamın Grace'in önüne dikildiğini gördüğümde yutkunamadım bile. Grace’in incecik bedeni o adamın yanında bir hiç gibi duruyordu.
Panikle kekeleyerek Valerian’a döndüm. "He-hey dur! Kızı resmen öldürteceksin!"
Bana sadece burun kıvırdı. Çok geçmeden Silas ilk hamleyi yaptı ama Grace... Grace aniden bambaşka bir şeye dönüştü. İncecik kızın içinden saniyeler içinde profesyonel bir katil çıktı. Silas'ın kolunu kilitleyip onu kendi ağırlığıyla yere savurması sadece saniyeler sürdü.
Tamam, bu kız kesinlikle bir ölüm makinesiydi ve Valerian haklıydı. Sadece rol yapıyordu. Yutkunarak birkaç adım geriledim.
Geri adım attığım an sırtım, ne ara arkama geçtiğini anlamadığım Valerian’ın sert, kaslı göğsüne çarptı. Nefesi doğrudan saçlarımın arasına sızarken, iri elleri omuzlarımı kavradı. Parmaklarının sıcaklığı tişörtümün üzerinden bile tenimi yakıyordu.
"Şimdi anladığına göre... Kendi seviyene uygun olan o köşeye geri dön," diye fısıldadı kulağıma.
Ellerinden kurtulup eski yerime geçerken öfkemden delirmek üzereydim. Başımda bir gardiyan gibi dikilirken mecburen dediklerini yapmaya başladım. Ancak şınav çekerken kollarım titremeye başladığında, duyduğum o ukala 'çık' sesiyle birlikte Valerian postallarının ucunu sırtımın ortasına, tam kürek kemiklerimin bittiği yere bastırdı.
Bastırmasıyla birlikte dengem sarsıldı ve titreyen kollarım vücudumu taşımayı reddedip yere kapaklandı. Toz toprak içinde kalmış yüzümü çevirip ona en sinirli gözlerle baktım.
"Neden dengemi bozdun?"
"Sen buna denge mi diyorsun?" diye güldü, gözlerinde saf bir aşağılama vardı. "Toprak'ın peşine takılmasaydın dünü atlatamazdın. Buradaki herkese iyi bak Arya... Hepsi, bu kanlı çukurda olmayı hak ediyor. Hepsi hayatta kalmayı biliyor. Peki ya sen? Sen asla."
Sözleri birer jilet gibi tenimi keserken yerden hızla kalktım. Gözlerimin dolduğunu görmesine asla izin vermeyecektim. Elanore’den miras kalmış duygusal kızı içimde bir yerlere gömecektim. Hışımla arkamı dönüp malikanenin içine doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Arkamdan "Arya!" diye bağırsa da o sadist aptalı umursamadım. Yukarı kata çıkıp odama girdim ve kapıyı arkamdan büyük bir gürültüyle çarptım. Yatağın altındaki boş çantalardan birini çekip çıkararak, işime yarayabilecek ne kadar kıyafet ve eşya varsa hırsla içine doldurmaya başladım. Tamam, şu an bir sinir kriziyle burayı terk edecek olabilirdim ama dışarı dımdızlak çıkacak kadar aptal da değildim.
Çok geçmeden odanın kapısı adeta menteşelerinden koparcasına açıldı. Valerian'ın o ezici öfkesi, daha o adım atmadan odayı doldurmuştu. Kapıyı arkasından sertçe kapatıp üzerime doğru yürüdü.
Elimdeki çantayı tek hamlede çekip yatağın diğer ucuna fırlattı. Ne olduğunu anlayamadan, beni de kolumdan kavradığı gibi çantanın peşinden yatağa fırlattı.
Atılmanın şiddetiyle yatakta geriye doğru savrulurken ancak dizlerimin üzerinde durabildim. Dağılan saçlarımın arasından, öfkeden kararmış mavi gözlerini doğrudan gözlerime dikti.
"Sen..." diye tısladı. Sakin ama inanılmaz derecede sert adımlarla yatağın kenarına geldi. "İstediğin zaman çekip gidebileceğini mi sanıyorsun?"
"Sen..." dedim aynı meydan okumayla, çenemi dikleştirerek. "İstediğin zaman sana itaat edeceğimi mi sanıyorsun?"
Bana doğru eğildi. "Sen kendini tam olarak ne sanıyorsun Arya?" Sesi gittikçe kısılıyor, kısıldıkça daha da korkutucu bir hal alıyordu.
Bu mesafenin ve bu adamın ne kadar tehlikeli olduğunu, Toprak'a yaptıklarını hatırlayarak anladım. Yataktan atlayıp ondan uzaklaşmak için ani bir hamle yaptım ama Valerian benden çok daha hızlıydı. Beni belimden yakaladığı gibi havada yakaladı ve kendine doğru çekti.
Sırtım o sert göğsüne çarparken, kalbim kafesinden çıkacakmış gibi atıyordu. Toprak'a indirdiği o yumruklardan birini bana atacağını düşünerek refleksle ellerimi kaldırıp yüzümü kapattım.
Beni omuzlarımdan tutup hızla kendine çevirdi. Yumruk atmadı. Bunun yerine bileklerimi yakalayıp ellerimi yüzümden ayırdı. İki bileğimi tek eliyle başımın hemen hizasında, duvara doğru kilitlerken, boşta kalan sıcak, büyük eliyle çenemi kavradı. Başımı zorla yukarı kaldırıp o karanlık, fırtınalı mavi gözlerine bakmamı sağladı.
Aramızda bir nefeslik mesafe kalmıştı. Bakışları dudaklarımla gözlerim arasında gidip gelirken, öfkesiyle beni yok edecek gibiydi.
"Akıllanman için..." diye fısıldadı, nefesi dudaklarımı yakarken. "...tam olarak ne yapmam gerekiyor Arya?"
Titrememi durduramıyordum. Cevap vermeyince çenemi tutan parmakları hafifçe okşar gibi tenimde kaydı ama baskısı azalmıyordu.
"Söylesene. Sana alışman için, bu kuralları öğrenmen için daha ne kadar tahammül edebilirim... Hım?"
Gözlerindeki o tehlikeli, karanlık çekime kapılmak üzereydim ki arka cebinde titreyen telefon bu büyülü dehşeti bıçak gibi kesti.
Çenemi bırakıp sinirle telefonu çıkardı. Kulağına götürdüğünde, Veronica'nın o ilahi ve emredici sesini net bir şekilde duydum. Valerian'ın acilen yanına gelmesini istiyordu.
Valerian derin bir nefes alıp, duvarla kendi arasındaki sıkışmış bedenime baştan aşağı süzücü, ateşli bir bakış attı. Bana doğru hafifçe göz kırparken bileklerimi tutan elini yavaşça gevşetti.
"Geliyorum," dedi telefona, gözlerini benden ayırmadan. "Ufak bir pürüz çıktı sadece."
Telefonu kapattı. Sanırım o bahsettiği 'ufak pürüz' bendim.
Benden bir adım geri çekilirken üzerini düzeltti. "Veronica onu bekletmemden hiç hoşlanmaz. O yüzden hareketlerine çeki düzen ver Arya. Yoksa bir dahaki sefere... seni böyle bırakmam."
Odadan çıkıp gittiğinde, dizlerimin bağı çözüldü ve yatağın kenarına çöktüm. Ona karşı tek bir kelime bile edememiş, içindeki o vahşi, karanlık ama bir o kadar da baştan çıkarıcı canavarın karşısında tamamen lal olmuştum.
Bölüm etkileşimi
