Bölüm 1- Artık Korkmak Yok

Vaveyla Yazarı: Pinyata .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 1- Artık Korkmak Yok

BÖLÜM 1 - Artık Korkmak Yok

Elanore Williams

Gecenin sessizliğini bıçak gibi kesen bağırışlarla uykumdan sıçradım. Annemin acı dolu çığlıkları evin duvarlarında yankılanırken, ayyaş babama lanetler okuyarak üzerimdeki yorganı fırlattım. Terliklerimi bile giymeyi düşünmeden, çıplak ayaklarımla merdivenlerden aşağı koştum.

"Senden nefret ediyorum! Bırak beni!"

Annemin feryadı, yüzünde patlayan sağlam bir tokat sesiyle kesildi. Dizlerinin üzerinde duracak dermanı kalmamıştı; cansız bir bez bebek gibi yere savruldu. Babam onun sözlerini tamamlamasına izin vermeden, yerde yatan annemi acımasızca tekmelemeye başladı.

"Aptal kadın! Sana ne diyorsam onu yapacaksın!" diye kükredi babam. "Ölene kadar benden kurtulamayacaksın!"

Hiç düşünmeden ileri atıldım ve annemi kurtarmak için aralarına girdim. Ancak babamın savurduğu koca eli yüzüme çarptığı an, kendimi yerde buldum. Gözü dönmüş adam annemi bırakıp doğrudan üzerime yürüdü. Saçlarımdan kavrayıp kafamı yanımdaki duvara sertçe vurduğunda kulaklarım çınladı. Alnımdan süzülen sıcak kanı hissederken, gür sesiyle yüzüme bağırdı: "Sen sakın karışma!"

"Onun ne suçu var! Bırak kızımı!" Annem son bir gayretle üzerime kapanmaya çalışınca, babamın öfkesi yeniden ona yöneldi. Benden uzaklaşıp annemi daha sert tekmelemeye başlarken, içimdeki korku yerini saf bir hayatta kalma güdüsüne bıraktı.

Annemi hıçkırıkları arasında orada bırakıp titreyen bacaklarımla ayağa kalktım. Kanayan başımı tutarak, dengesiz adımlarla telefonumu buldum. Polisi ararken bir yandan da babamın annemi öldürmemesi için sessizce dualar ediyordum.

Neyse ki yaklaşık beş dakika içinde siren sesleri sokağı aydınlattı. Babam ne olduğunu anladığında, önce elimde sıkıca tuttuğum telefona, sonra da ölümcül bir bakışla bana döndü. Elini tehditkar bir şekilde sallayarak, seninle sonra hesaplaşacağız dercesine üzerini başını düzeltmeye başladı. Tam o sırada kapı yumruklandı.

"Açın kapıyı, şikayet var!"

Babam nefes nefese kapıyı açtı. Polisleri içeri almamak için bedenini siper ederek, "Buyurun, ne vardı?" diye sordu pişkin bir tavırla.

Öndeki polis onu sertçe iterek, "Çekil" dedi. Babam arkalarından "Evime izinsiz giremezsiniz!" diye çığlıklar atarken, içeri giren uzun boylu, siyah saçlı ve yeşil gözlü polisle göz göze geldik. Onu gördüğüm an boğazımdan acı bir hıçkırık koptu.

Yanına gelip diz çöktü. "Evde senden başkası var mı?" diye sordu yumuşak ama otoriter bir sesle.

Titreyen elimle, yerde baygın yatan annemi gösterirken kekeliyordum. "A-annem... O-orada."

Polis hemen annemin yanına gidip nabzını kontrol etti. Telsizinden ambulans isterken, diğer polis babamı çoktan ters kelepçeye alıp dışarı çıkarmıştı. Yeşil gözlü polis tekrar yanıma gelip, "Senin de benimle gelmen gerekiyor, birkaç soru soracağım" dedi.

Korku dolu gözlerle ona bakarken gitmekle kalmak arasında kararsızdım.

"Korkmana gerek yok" diyerek o yeşil gözlerini doğrudan üzerime dikti. Kolumu güven verici bir şekilde nazikçe sıktığında, hayatımda ilk defa kendimi birinin yanında bu kadar güvende hissettim.

Çok geçmeden kendimi polis ofisinde bir odada buldum. Karşımda az önceki yeşil gözlü polis vardı.

“Merhaba ben Jess. Kayıtlara göre sende.. Elenore olmalısın.”

"Evet."

"Kaç yaşındasın?"

"On altı."

"Hep böyle sorunlar yaşar mısınız Elanore?"

Bakışlarımı kaçırdım. Babamdan gerçekten utanıyordum.

"Sıklıkla."

"Ama bu ilk şikayetinizdi sanırım?"

"Evet çünkü..." diye savunmaya geçtim.

"Hey! Suçlamak için söylemiyorum... Sadece yardıma ihtiyacınız olduğunda burada olduğumuzu bilmeni isterim."

"Ben... Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum."

"Bir daha böyle bir durumla karşılaştığında... Araya girmeden bizi araman yeterli."

"Annemi öldüreceğini sandım!"

"Ya sana da bir şey olsaydı ve bizi asla arayamasaydın?"

"Bunu hiç düşünmemiştim."

"Biliyorum. Sorun yok. Sadece bazen bencillik gibi gözüken her şey bencillik değildir. Bunu bilmeni istiyorum. Uçaktayken önce kendine hava maskesini takmak gibi."

"Hiç uçağa binmedim." dediğimde güldü.

"O zaman kısaca özet geçeyim... Eğer önce kendine maske takmazsan yardıma ihtiyacı olan kişilere yardım edemezsin."

"Bu annem olsa bile mi?"

"Annen olsa bile."

"Annemin durumu iyi mi? İyi olacak mı?"

"İyi olacak. Sen de geldiğimizde yerdeydin, kafanı bir yere vurdun mu?"

"Hatırlamıyorum... Emin değilim."

"Gitmeden önce seni de bir hastaneye götürsek iyi olacak. Teşekkürler Elanore." Jess masadan kalktıktan sonra ben de arkasından kalktım. Jess koridorda gördüğü amirine beni hastaneye götüreceğini kısaca söyleyip ilerlemeye devam etti. Amiri onaylar şekilde başını sallarken bana sıcak bir gülümseme bahşetti.

Ben de ona gülümseyip Jess'e yetişmek için adımlarımı hızlandırdım. Hastaneye geldiğimizde doktor detaylı bir MR çektikten sonra vücudumdaki morlukları inceledi.

"Bunlardan bazıları yeni, bazıları eski sanıyorum?"

"E-evet."

"Beyin MR'ın çıkana kadar beklemeni ve kendini fazla yormamanı istiyorum. Vücudundaki morluklar için bir merhem yazacağım. Beş gün sabah akşam düzenli kullan, devamında geçmezlerse tekrardan beni görmeye gel, kremlerini yenileyeyim."

Olumlu şekilde başımı salladım. Elime tutuşturduğu reçete kağıdından sonra doktorun odasından çıktım. Jess bana doğru bakıyordu. Ona kısaca durumu açıkladım.

"Şey, ilaç yazdılar."

"Hadi gidip alalım."

"Ha-hayır yani... Gerek yok ben alırım." Cebimde beş kuruş bile yoktu ve eczacı kadının beni tanıyıp rencide etmesini istemiyordum. Daha geçen ay aldığımız kremlerin parasını bile vermemiştik.

Jess bana aldırmadan kolumdan tuttu.

"Saçmalama gel gidiyoruz" diyerek ilerlemeye devam etti. Ayaklarımı yere sertçe bastırdım. Utanç her yanımı sararken kolumu sertçe elinden çektim.

"Gerek yok dedim. Zaten MR çıkana kadar buradan ayrılamam." MR aklıma gelince yüzümü buruşturdum, kim bilir o ne kadardı? Babam beni şimdiye kadar öldürmediyse bile bu masraflardan sonra kesin öldürecekti.

Jess eliyle sağ köşeyi gösterdiğinde refleks olarak oraya baktım. Sonrasında çevik bir hamleyle elimdeki reçete kağıdını kaptı.

"Hey! Onu geri ver!" Sorumu aldırmadan ellerini omuzlarıma koyarak beni nazikçe kantine doğru yönlendirdi. Kantinciye "Bir çay" dedikten sonra beni bir masaya oturttu.

"Ben gidip gelene kadar burada oturup sıcacık çayını iç. Buradan ayrılma, hemen geliyorum" deyip kayıplara karıştı.

Sanırım Jess yanımda hiçbir şeyimin olmadığını anlamıştı. Yanaklarım iyice kızarırken babamdan erken eve gidersem cebinden biraz aşırıp ona borcumu ödeyeceğime dair kendime söz verdim.

Çok geçmeden Jess geldi.

"İşte ilaçların... Üstünde nasıl kullanacağın yazıyor." Sonrasında şüpheyle bana baktı.

"Okuma yazma biliyorsun değil mi?"

"E-evet!" diye olabildiğince sesimi gür çıkarmaya çalıştım. Ne sanıyordu beni bu adam! Tamam, kötü bir babam vardı ama işler her zaman böyle değildi. En azından kumarda bütün mal varlığımızı kaybedip lanet bir alkolik olup çıkana kadar.

"Okula gidiyor musun?"

"Ara verdim" dediğimde derin bir nefesi ciğerlerine çekip bıraktı. Bana acıdığını bu kadar çok belli edişi hoşuma gitmiyordu.

"Ne kadar sürelik bir ara?"

"Yaklaşık... Üç yıldır."

"Yaşını düşünürsek... Lise üçüncü sınıf olman gerekiyordu."

"Liseye gitmedim. Hem herkes gitmek zorunda değil" deyip gözlerimi kaçırdım. Babam ilkokul ve ortaokula annemin dil dökmeleriyle, yalvarıp yakarmalarıyla göndermişti ve her sene getirdiğim başarısız karnelerimden dolayı liseye gönderilmem için savaşmamıştı.

Ona kızamıyordum. Bunu hak etmediğimi biliyordum.

"Elanore... Bu öyle bir şey değil. Gitmen gerek." dediğinde iyice sinirlendim.

"Boktan karne notlarım yüzünden ekstra dayak yemek için mi? Yok ben almayayım." diyerek elimdeki boş çay bardağını uzağa fırlatıp masadan kalktım.

Jess yere fırlattığım bardağı sakince alıp çöpe attı. Sonrasında gözlerini benden ayırmadan bana döndü.

"İşte bunun için gitmen lazım Elanore. Yerlere çöp atılmaması gerektiğini bile bilmiyorsun."

"Biliyorum! Sadece sana çok sinirlendiğim için fırlattım."

Jess bu cevabıma sinirlenmiş olmalı ki ses tonunu yükseltti.

"Elanore! İtiraz istemiyorum! Sadece okula değil, bu davranışlarından dolayı bir psikoloğa da gitmen için elimden geleni yapacağım! Hadi şimdi gel anneni görelim. Sonrasında seni evine bırakacağım."

Annemi görmek kelimesini duymamla heyecanlandım. Jess istediği hayali kurabilirdi ama şimdi ona karşı çıkmak saçmalıktı. Annemi bana göstermeyebilirdi. İkna olmuş şekilde başımı sallayıp peşine takıldım.

Asansöre bindikten sonra üçüncü katta indik. Oda 372'nin önünde iki tane polis vardı. Jess kafasıyla polisleri selamladıktan sonra içeri girdi. Ben de peşinden girdim.

Annemi sedye üstünde yatarken, yaraları sarılı halde görmek içimi parçaladı. Ağzımdan istemsizce bir hıçkırık çıkarken gözlerim doldu.

"Kızım!"

"Anne!" diyerek ona doğru koştum.

Jess beni durdururken "Dikkatli sarıl" diye uyardı. Onun elini ittirirken annemin benim için açtığı kollarına atladım. Annemin yüzünü buruşturmasından canını acıttığımı anladım. Hemen ondan uzaklaşırken sorun değil der gibi gülümsedi.

"Anne... Çok korktum, iyisin değil mi?"

"İyiyim... Doktor yarın hastaneden çıkabileceğimi söyledi."

"Tamam ben de seninle beraber kalırım. Birlikte gideriz eve."

Annemin gözleri beni es geçerek Jess'i buldu. Sonrasında konuşmaya başladı.

"Kızım, sen biraz bizi dışarıda bekle."

Bakışlarım Jess'i bulurken Jess de kafasını olumlu anlamda salladı.

"Evet. Annenin ifadesini almam gerekiyor."

"Ben buradayken de alabilirsin."

"Elanore. Zorluk çıkartma. Yarın anneni tekrardan göreceksin zaten" demesiyle oflayarak odadan çıktım. Odadan çıkmadan önce kapıyı sertçe çarptım. Yaklaşık 10 dakika sonra oldukça sinirli bir şekilde Jess odadan çıktı. Neye sinirlendiğini anlayamamıştım.

"Hey... İçeride ne oldu?"

"Bir şey yok. Hadi seni eve bırakayım."

"Ben annemle kalacağım!"

"Öyle bir şey yok Elanore. Annen eve gitmeni istiyor."

"Evde ya babam varsa?" diyerek Jess'i ikna etmeye çalıştım.

"Baban üç gün daha bizimle. Rahatça evine gidebilirsin."

“Peki MR sonuçlarım? ya bir şeyim varsa.. annemle kalsam daha iyi.”

“Bir şeyin yok Elenore, İlerle.”

Arabasının kapısını açıp beni nazikçe içeri buyur ettiğinde, sessizce koltuğa yerleştim. Jess şoför koltuğuna geçip bana doğru döndü. Ona bakıp burukça gülümsedim.

"İstediğin oldu geliyorum işte, bana neden öyle bakıyorsun?"

Bu sözlerim onu güldürdü. Gür sesine gülmenin ne kadar çok yakıştığını düşünmeden edemedim. Şoför koltuğundan üzerime doğru eğildiğinde nefesimi tuttum. Yüzü yüzüme çok yakındı.

"Kemerini takalım" diye mırıldandı.

Yanaklarım hızla kızarırken aptallığıma lanet ettim. Daha önce kimse arabaya bindiğimde kemer takıp takmamamı umursamamıştı.Jess kemerimi taktıktan sonra arabayı çalıştırdı. Yolculuk boyunca hiç konuşmadık. Bana bir şeyler söylemek istiyor ama kelimeleri kafasında tartıyor gibi bir hali vardı.

Evin önüne geldiğimizde el frenini çekerek aracı durdurdu. "Geldik" dedi.

Geldiğimizi ben de görebiliyordum ama bu araçtan inip o lanet eve tekrar girmeyi kesinlikle istemiyordum. İstemeye istemeye ellerimi kemere doğru uzatıp kilidi çözdüm. Arabanın kapısını açmaya hamle yaptığımda, Jess uzanıp bileğimi tuttu.

"Bekle."

İçimde bir umut ışığıyla ona döndüm. Acaba beni bu cehennemde bırakmaktan vaz mı geçmişti?

"Bak, bunu açıklamak biraz zor" diyerek derin bir nefes aldı. "Bazen büyükler yanlış kararlar alabilir. Annen de bugün yanlış bir karar aldı."

Annem yanlış bir karar mı almıştı? Dayak yiyen oydu! Nasıl yanlış bir karar alabilirdi? Gözlerimdeki o cılız umut anında sönerken ona sinirle baktım. Neden onun farklı olmasını beklemiştim ki? Bütün erkekler aynıydı ve hepsi babam kadar işe yaramazdı.

"Hey, dur! Hemen sinirlenme, o anlamda söylemedim" diyerek ellerini iki yana kaldırdı Jess. "Annen babandan şikayetçi olmadı. Ve bizim bu konuda yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Babanı hapse atamayız. Annen, onu hapse atmamızın işleri daha da kötüleştireceğini düşünüyor. Yani... Bu evde tekrar babanla yaşamak zorundasın."

Sözcükler boğazıma dizildi, sertçe yutkundum. Daha önce defalarca dayak yemiştik ama ilk defa bütün cesaretimi toplayıp polisi çağırmıştım ben. Şimdiyse her şey çok daha kötü olacaktı. Babam telefonumu elimden alacak, beni kapıdan dışarı salmayacak ve intikamını alana kadar dövecekti.

Korkuyla Jess'in koluna yapıştım. "Bak, olmaz... Beni öldürür, anladın mı? O zaman şikayetçi olup olmamamızın da bir önemi kalmaz!" diyerek ağlamaya başladım. Sanki onu yeterince ikna edersem babamı hapse atabilirdi.

Jess, kolunu sımsıkı saran ellerime baktı. Derin bir nefes alarak kendini geriye doğru bıraktı ve yorgun bir tavırla burun kemerini sıktı. En sonunda gözlerini bana çevirdi.

"Sana numaramı vereceğim. En ufak bir sorun çıktığında beni arayacaksın ve ben gelip halledeceğim. Sana bir şey olmayacak, anladın mı?"

Ona kötü bir şaka yapmış gibi soğukça güldüm. "Eminim bu saatten sonra babam da telefon kullanmama izin verir."

Elini beni yatıştırmak ister gibi elimin üzerine koydu. Gözlerini gözlerime dikip hafifçe gülümsedi ve göz kırptı. "Babanı yarın eve getirdikten sonra posta kutunuza bir telefon bırakacağım. O telefonda numaram kayıtlı olacak. Gerekli olduğunda beni araman yeterli."

Ona şaşkınlıkla bakakaldım. Beni ilk gördüğü an mı bunu planlamıştı, yoksa annem şikayetçi olmadığında mı? Yoksa bu, herkese uyguladıkları formalite bir prosedür müydü? "Güzel plan ama... Eğer bu rutin bir şeyse babam bunu biliyordur ve kutuya benden önce bakar."

Cümlemi yüksek sesli, gür bir kahkaha böldü. Eliyle saçlarımı hafifçe karıştırıp, "Sen neler düşünüyorsun öyle... Bir şey olmayacak, güven bana" dedi.

O an içimin rahatladığını hissettim. Ona minnetle gülümseyip arabadan indim. Araba uzaklaşırken arkasından el salladım, o da bana nazikçe karşılık verdi. Yolun sonunda kaybolana kadar arkasından baktım. Ardından, derin bir nefes alıp cehennemimin kapısından içeri girdim.

Banyoda kanı ve kiri akıtan sıcak bir duş aldıktan sonra aşağı inip dağılmış evi toparladım. Duvarlardaki kan lekelerini silerken burnumun direği sızladı ama kendi kendime fısıldadım: "Artık korkmak yok... Jess var."
---
düzenlenmiş bölümle

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.