Bölüm 5- Kanla Gelen İsim

Vaveyla Yazarı: Pinyata .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: Bölüm 5- Kanla Gelen İsim

*Bölümde hapishane kısmında zaman atlaması vardır, Elanore artık 18 yaşında.

BÖLÜM 5 - Kanla Gelen İsim

"Elanore Williams!"

Adımın yankılanmasıyla önümdeki sıradan ayrılıp bana seslenen kadın gardiyana doğru yürüdüm.

"Şu odaya geçip üzerindeki her şeyi çıkar, ayakkabı bağcıklarını da" dedi sert bir sesle. "Üstün arandıktan sonra sana uygun bir üniforma verilecek. Onları giyeceksin."

İfadesiz yüzümle kadına bakmaya devam ettim. Zihnimin ücra bir köşesinde hâlâ Jess'in gelip bana her şeyin kötü bir şaka olduğunu söylemesini umut ediyordum. Boş boş beklememe sinirlenen gardiyan, elindeki jopla beni dürtüp girmem gereken odaya doğru iteledi.

Sakin adımlarla odaya girip bütün kıyafetlerimi çıkardım. Beni bekleyen diğer gardiyan gerekli kontrolleri yaptıktan sonra giymem için sıradan iç çamaşırları ve turuncu bir forma verdi. Eşyalarımın hepsi şeffaf bir torbaya tıkılırken işlemlerim tamamlanmış olmalı ki, dışarıdaki kadın, "Sıradaki!" diye bağırdı.

Odadan sessizce çıkıp önümdeki soğuk koridoru takip ettim. Arkamda bıraktığım sadece kıyafetlerim değil; masumiyetim ve içimdeki o son aydınlık kırıntısıydı. Ben artık annesini öldürmenin cezasını hapiste çürümekle çekecek olan bir katildim.

Katildim.

Bu iğrenç gerçek ne zaman zihnime çarpsa aklımı kaybedecek gibi hissediyordum. Jess dirayetli olmam gerektiğini, beni her hafta görmeye geleceğini ve eğer içeride hiçbir problem çıkarmazsam beni buradan kurtaracağını söylemişti.

Açıkçası bu yeni cehennemimden çıkıp gitmek isteyecek miydim, onu bile bilmiyordum. Artık bana ait hiçbir yer, hiç kimse yoktu. Dudaklarımdan istemsiz bir hıçkırık koptu.

Yanıma ne zaman yaklaştığını fark etmediğim bir kız, "Burada mızmızları sevmezler" diye fısıldadı.

Kahve gözleri ve siyah saçları, esmer teniyle kusursuz bir bütünlük oluşturmuştu. Ona baktığımda aklımdan geçen ilk şey, manken gibi güzel bir kızın bu cehennemde ne aradığıydı.

"Çok kalmayacağım" diye mırıldandım.

Kızdan gür ve alaycı bir kahkaha döküldü. "Zaten hiçbirimiz buraya gömüleceğimizi düşünmeyiz" demesiyle tüylerim diken diken oldu. Ailemin cenaze törenine bile katılmamıştım. Yüzümü ekşittim.

"Bir süre ölümden söz etmek istemiyorum."

"Ne oldu? Yoksa sevdiğin birisi mi öldü?" diye sordu.

Cevap vermeden gözlerimi kaçırdım. Adımlarımı hızlandırdım.

"Yine karşılaşacağız!" diye seslendi arkamdan. Millet gerçekten manyaktı. Dışarıdan bakıldığında annesini yakan bir katil gibi mi görünüyordum?

Bana ayrılan bölmeye girdiğimde odada üç tane ranza olduğunu gördüm. Asosyalliği dibine kadar yaşadığım için yalnız olmaya çok alışıktım. 5 numaralı ranzaya doğru gidip bedenimi yorgunlukla sert yatağa bıraktım ve uyumaya çalıştım.

…

Annemin yanmış cesedi ayağa kalkmış, ağır adımlarla bana doğru yürüyordu. Kömüre dönmüş ellerini havaya kaldırmış, yüzsüz silüetiyle benimle konuşuyordu:

Kızım... Beni neden öldürdün?
Kızım... Ben sana ne yaptım?

Fısıltılar zihnimde çığlıklara dönüşürken kan ter içinde rüyamdan uyandım. Gözlerimi açtığımda karşımda bana bakan üç farklı yüz vardı. Önce şaşkınlıkla bana bakan bu yüzler, saniyeler sonra kahkahalarla gülmeye başladı.

"Nasıl da korktu ama!"
"Size demiştim, ailesini öldürmüş."
"Haha, keşke bizim ailemizi de öldürse."

Ne saçmaladıklarını anlamıyordum. Benim katil olduğumu nereden biliyorlardı? Büyük ihtimalle koridordaki o esmer kız yumurtlamıştı. Avuçlarımı sıkarak üstümdeki ince battaniyeyi fırlattım. Önümde dikilen üç kızı da sertçe iterek koğuştan hızla çıktım.

O esmer kızı tuvaletten çıkarken gördüğüm an hiç düşünmeden üstüne atladım.

"Bunu neden yaptın!" diye bağırarak saçlarına yapıştım. Beklemediği bu saldırının şokuyla çığlık atan kız, elleriyle yüzünü korumaya çalışıyordu.

“Neyi yaptım be! Bırak beni!”

Babamın annemi dövüşünü defalarca izlediğim için bir insanın canını en çok nasıl acıtacağımı çok iyi biliyordum. Yumruklarım gittikçe hırslanırken gardiyanın biri gelip beni yaka paça kızın üstünden çekti. Sonrasında beni tek kişilik, karanlık bir hücreye fırlatıp kapıyı üzerime kilitledi.

Kimse beni anlamıyordu. Sadece ceza vermeyi biliyorlardı. Ne olduğunu, bunu neden yaptığımı sormamışlardı bile.

Hücrenin soğuk zemininde otururken içimdeki nefret bir zehir gibi damarlarıma yayılıyordu. Kendimi sakinleştirmek için Jess’i düşünmeye başladım.
Jess... Jess yanıma gelip beni kurtaracak. Evet, bana söz verdi.
Peki lanet olası Jess, ben her şeyi yıkıp küle çevirmeden önce neredeydi?!

…

Hücre cezam bittikten sonra normal koğuşa geri dönmüş, ilerleyen günlerde oradaki kızlarla kaynaşmıştım. Hakkımda çıkan dedikoduları o esmer kız yerine bir gardiyanın güya diğerlerinin dikkatli olması için yumurtladığını öğrenmiştim. Ona karşı öfkem gittikçe büyürken yeni arkadaşlarıma hikayemin aslını anlatmaya karar verdim. Gerçekleri duyan arkadaşlarım, babamın ölümüne sevinirken annemin de ateşler içinde kaldığını öğrendiklerinde benimle beraber gözyaşı dökmüşlerdi.

Annemin ölümü hala içimde derin bir yarayken her gün yolunu gözlediğim ama beni asla ziyarete gelmeyen Jess bu süreci asla kolaylaştırmıyordu.

Belki de kaltak Cathie, yine Jess’in aklına girmiş ve ona beni terk etmesini söylemişti.

Sinirle avuçlarımı sıktım. Dışarı çıktıktan sonra ilk işim o sinsi yılan Cathie’yi bulup öldürmek olacaktı!

Jess’i bekleyerek günler sayışım, sıradan bir sabah "Elanore Williams! Ziyaretçin var!" anonsunu duyana kadar devam etti.

Kalbim göğüs kafesimi kırarcasına atarken sevinçle gardiyanın yanına koştum. Yürürken zihnimde Jess’e nasıl hesap soracağımı kuruyordum. Onu o kadar çok özlemiştim ki önce boynuna sarılacak, hemen ardındansa suratına çok sert bir yumruk indirecektim.

"Geldik" diyen gardiyanın sesiyle hayallerimden koptum.

Bana eliyle içeriyi işaret ettiğinde odaya büyük bir heyecanla daldım. "Jess!"

Fakat kelime havada asılı kaldı.

"Sen Jess değilsin."

Karşımda oturan adam; delici, buz mavisi gözleri, hafif dalgalı sarı saçları ve kusursuz, sert yüz hatlarıyla son derece yapılıydı. Odanın havası onun varlığıyla aniden ağırlaşmış, oksijen çekilmiş gibiydi. Adamın dudaklarına tehlikeli, ince bir tebessüm yerleşti. Nazikçe eliyle karşısındaki sandalyeyi işaret etti.

"Otur lütfen."

"Sen kimsin?" diyerek bir adım geriledim.

"Ben senin psikoloğunum."

"Ama... Benim zaten bir psikoloğum var ve—"

Cümlem, adamın o iri elini masaya sertçe vurmasıyla bıçak gibi kesildi. İrkilerek karşımda oturan bu yabancıya baktım. Gözlerindeki tebessüm artık açık ve karanlık bir tehdit barındırıyordu.

"Anlıyorum... Sana sadece birkaç soru soracağım. Otur lütfen."

Gözlerim az önce girdiğim kapıya kaydı. İçgüdülerim bana bu adamın bir psikolog falan olmadığını, ondan derhal kaçmamı haykırıyordu. İçgüdülerimi dinleyerek hızlıca kapıya doğru koştum. Yumruklarımla demir kapıya vurarak avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.

"Çıkartın beni buradan! Yardım edin!"

Çığlıklarım koridorun sessizliğinde yankılanıp kaybolurken, arkamdan gür, tüyler ürpertici bir kahkaha duyuldu.

"Bitti mi?"

Kimsenin bana yardıma gelmeyeceğini anlayınca çaresizce arkama döndüm. Buz mavisi gözleriyle göz göze geldik. Kriz geçirmemin onun için hiçbir anlamı yokmuş gibi, beni sakinleştirmeye çalışmamış, hatta yerinden bile kımıldamamıştı. Eliyle hâlâ sandalyeyi gösteriyordu. Titreyen ellerimle sandalyenin sırtını kavradım.

Aklıma gelen fikirle dudaklarımda sinsi bir gülümseme belirdi. Elimin altındaki sandalyeyi kavradığım gibi tüm gücümle karşımda rahatça oturan adamın kafasına doğru savurdum ve hızla masanın üstüne çıktım.

Bunu hiç beklemediği belliydi. Masanın üzerinden bacağımı savurarak suratına bir tekme atmayı denedim. Fakat refleksleri insanüstü, bir yırtıcı kadar hızlıydı. Kendine gelip hamlemi algılaması saniyesini almadı. Ayak bileğimden yakaladığı gibi beni kendine doğru sertçe çekti.

Dengemi kaybederek sırtüstü masaya çakıldım. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, o iri, güçlü elleriyle boğazıma yapıştı ve bedenini üzerime eğdi. Ciğerlerime hava gitmesi için resmen çırpınıyordum. Ellerim, boğazımı sıkan o aşılmaz ellerin üzerine kapandı. Parmakları boğazımda hafifçe gevşedi ama üstüme daha da eğildi. Dudakları yüzümü teğet geçerken, o ölümcül ve pürüzsüz sesiyle fısıldadı:

"Tek anladığın şey şiddet, değil mi?"

Cevap vermedim.

"Sonuçta... Babandan sadece bunu öğrendin."

Bu cümleyle birlikte başımı hızla ona çevirdim, gözlerimiz yeniden çarpıştı. Babamı nereden tanıyordu? Bu lanet olası adam kimdi?!

"Bırak beni!" diye bağırarak altından kurtulmak için çırpınmaya başladım.

Derin bir nefes vererek bu beyhude çabalarıma göz devirdi.
"Hâlâ anlamadın mı? Senin benden kaçma ihtimalin yok!"

Yüzüme doğru kükrediğinde bu kez gerçekten korkmuştum. Haklıydı. Bu adamı alt etmem imkânsızdı. Çırpınmayı bıraktığımda, boğazımdaki elini çekerek ağır ağır üstümden kalktı. Elini bana uzatıp bekledi.

Elini es geçip kendim kalkmaya yeltendiğim an bileğimden yakalayarak beni havaya kaldırdı. Ayaklarım yerden kesilmişti. Beni masaya geri oturttu, sandalyeyi çekip tam karşıma geçti. Uzun boyu yüzünden, ben masanın üzerindeyken ancak göz göze gelebiliyorduk.

Elini uzatıp yüzüme düşen saç tutamını kulağımın arkasına itti. Parmakları çenemi sıkıca kavradı.

"Şimdi anlaştığımızı sanıyorum, Elanore" dedi yumuşak ama tavizsiz bir tonla.

Korkuyla başımı salladım.

"Elanore... Açıkçası hikâyeni duyduğumda senden çok etkilendim."

"Ne hikâyesi?" diye fısıldadım. Dudaklarına şeytani bir gülümseme yerleşti.

"Tabii ki ailen evin içindeyken evi cayır cayır yakma hikâyen... Evi dışarıdan da yakabileceğini biliyordun, değil mi?" diye sordu.

Anılar zihnime dolarken onu sertçe uyardım.

"Sus."

"Ama onları cayır cayır yanarken en önden izlemek istedin."

"Kes sesini!"

Yüzüme doğru eğildi. "Hadi Elanore... Bana kalbindeki karanlığı göster ki sana onu sevmeyi öğreteyim."

Gözümden kopan bir damla yaş elimin üzerine düşerken, masanın kenarını daha sıkı kavradım. "Annemi öldürmek istemedim," diye itiraf ettim titreyen bir sesle.

"Ama öldürdün... Canını sıkma, böyle şeyler hep olur. Büyük planların parçası, küçük bedeller ödemektir" diyerek beni teselli etmek istercesine omzumu sıktı.

"Valerian Mercer," diyerek elini uzattı.

Elini havada bırakarak, "Elanore Williams" dedim.

"Bir gün o eli sıkmayı öğreneceksin, Elanore. Emin ol, bu çok uzak bir zamanda olmayacak."

"Rüyanda görürsün!"

Elini bana doğru hızla savurduğunda refleksle yüzümü kapattım. Valerian’ın benimle alay ettiğini anladığımda büyük bir utanç dalgası bedenimi esir aldı. Yanaklarım ateş gibi yanarken, "Elanore, buraya neden geldiğimi konuşalım istersen." dedi sakin bir sesle.

"Öncelikle hak etmediğin sürece sana zarar vermeyeceğim. Ama hak ettiğinde... İşte o zaman cehennemin olmaktan çekinmeyeceğim."

İfadesi aniden ciddileşti. "Şimdi beni dikkatlice dinlemeni istiyorum. Lockwood ailesi, çok köklü bir örgütün parçası. Biz de onların sadık hizmetkârlarıyız. Sen de Lockwood ailesinin adaylarından birisin. Testleri başarıyla geçtiğinde bir Lockwood hizmetkârı olacaksın. Bunun karşılığında... İstediğin her şeye sahip olabilirsin."

"Başarısız olursam?"

"O zaman ölürsün."

Bu kelime ağzından çıktığı an bedenim korkuyla kasıldı. "Bana istediğim şeyi veremezsiniz ki."

"Lockwood’ların sana Jess’in kalbini veremeyeceğini mi düşünüyorsun?"

Damarlarımdaki kanın donduğunu hissettim. Jess’i nereden biliyorlardı?

"B-ben onu... Onun kalbini falan istemiyorum!" diyerek çenesini dikleştirdim.

Valerian bu acınası çabama sadece göz devirdi.
"Birinci kural: Lockwood’lardan istediklerini sakın gizleme. İkinci kural: Sana bir hediye sunulduğunda, onu cömertçe kabul et. Yoksa bunun bedelini ağır ödersin."

"Neden her şeye bir bedel ödüyoruz?" diye sorduğumda alaycı bir şekilde güldü.

"Sadık hizmetkârlar olduğumuz için... Şimdi ilk dileğini dile ki sana bir hediye sunayım."

Jess’i ondan istemeye utandığım için bakışlarımı yere indirip, "Buradan çıkmak," diye fısıldadım.

"Dileğini Lockwood’ların kabul ettiğine emin olabilirsin. Şimdi sana bir hediye sunacağım... Yeni bir isim. Bundan sonra Arya Nova Williams olacaksın."

"A-ama ben adımı seviyorum," diye itiraz ettiğim saniye, Valerian ne ara çıkardığını göremediğim bıçağını sağ koluma acımasızca sapladı.

Avazım çıktığı kadar bağırırken kolumdan sıcak kanlar süzülmeye başladı. Valerian’ın beni buradan çıkaracağını sanırken aslında beni öldüreceğini fark etmek zihnimi dehşete düşürdü.

"Sana bir hediye sunulduğunda... Cömertçe kabul et" dedi fısıldayarak. Hatırlattığı kuralın bedelini anında kanımla ödemek beni şoka sokmuştu. Bıçağı tenimin içinde acımasızca biraz daha çevirdi. "Kabul et..."

Çığlık çığlığa konuştum: "Ka-kabul ediyorum! Ben Arya Nova Lockwood’um!"

Kelimenin ağzımdan çıkmasıyla dudaklarından neşeli bir kahkaha döküldü. Kolumdaki bıçağı sertçe geri çekerken, "Bakıyorum da hemen Lockwood olmuşsun... Şimdilik Arya Nova Williams. Eğer sınavı başarıyla geçersen, Lockwood olabilirsin" deyip kanlı eliyle kafamı okşadı.

Sol elimle sağ kolumu sıkıca tutup fışkıran kanı durdurmaya çalışırken gözlerim gittikçe kararıyordu. Valerian üstündeki pahalı ceketi çıkarıp omuzlarıma bıraktı. Tam omzumu saklayacakken elleri dizlerimi ve omuzlarımı buldu; anlaşılan bana daha fazla zarar vermeyecekti.

Beni tek hamlede kucağına almasıyla neye uğradığımı şaşırdım.

Şaşkınlıkla ona bakarken, kolumdan damlayan kanlar yere düşüyor, ardımızda nereye gittiğimizi belli eden kırmızı bir iz bırakıyordu. Kapıya ulaştığımızda sadece "Açın" dedi ve ağır demir kapı anında açıldı. Bizim arkamızdan kapıyı kapattığında, Valerian beni arka taraftaki acil çıkışa doğru taşıyordu.

"Hey, beni revire götür..." diye mırıldandım bilincim bulanıklaşırken.

"Önce buradan çıkalım, sonra koluna bakarız" deyip beni dışarıda bekleyen simsiyah bir SUV’ye doğru taşıdı.

Araba hareket ederken cezaevinin o soğuk, kasvetli duvarları arkamda kalıyordu. Neler olduğunu hâlâ idrak edemiyordum ama Lockwood'ların o mutlak gücünün boyutunu şimdiden iliklerime kadar hissetmiştim.

Kan kaybından dolayı kapanmak üzere olan gözlerim son bir kez karanlığa yenik düşerken, duyduğum son şey Valerian’ın öfkeli sesiydi.

"Lanet olsun! Aptal kız! Neden koluna tampon yapmıyorsun!"

Sonrasında beni saran tek şey karanlık... ve Valerian'ın o sıcak, güçlü kolları oldu.
Sevgilerle, Pinyata ✶
vote★

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.