6. bölüm · Kalanlar Ve Kaçanlar

6. Bölüm |Karanlığa Rağmen Parlamak|

• Nowelia •

“Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir.”
~Mustafa Kemal Atatürk

8 Mart Dünya Kadınlar
Günü Kutlu Olsun.

Erkekler tarafından katledildiği için bu günü göremeyen tüm kadınlarımızı rahmetle anıyoruz.

***

3 yıl önce.

Stresliydim. Hayatımın en önemli anını yaşıyordum şu an. Eğer bu günü de atlatırsam ömrümün geri kalanını kendimle gurur duyarak istediğim noktaya ulaştığımı bilerek yaşayacaktım.

Savcılık mülakatındaydım. Karşımda uzun bir masada oturan komisyon üyeleri duruyordu. Dakikalardır sordukları tüm sorulara elimden gelenin en iyisini yaparak cevap vermiştim. Stresime rağmen soğukkanlı görünmeyi başarabildiğimi umuyordum.

Mülakatın bitmesine az kalmıştı. Gergindim ama belli etmeyecektim.

Komisyon üyelerinden biri “Neden savcı olmak istiyorsunuz?” Dedi.

Tüm sorular beni germişti. Hiç birine verdiğim cevaplar tam olarak beni tatmin etmemişti. Ama bu soru için kendimden emindim. İlk kez bir soru karşısında hiç gerilmedim. Bütün hayatım boyunca bu mesleği istemiştim ama tabikide cevabım bu değildi.

“Hukuk alanını çok küçük yaşlarda istemeye başladım.” Diyerek girdim söze. “Savcı olmaksa sonradan gelişen olaylar üzerine verdiğim bir karardı. Bu mesleği istememin en büyük nedeni adaletin beni tatmin etmediği noktada elim kolum bağlı kalmadan adalet arayışında olanları üst mahkemeye çıkararak haklarını kavuşturmaya yardımcı olma arzumdu. Özellikle hukuk gibi önemli bir alanda bir kadın olarak insanlara yardımcı olabilmek, onların ellerinden tutabilmek, faillerin hak ettikleri cezaları almasını sağlamak, mağdurların hak ettikleri adalete kavuşmasını sağlamak, kısacası herkesin adalete kavuşmasını sağlamak için. Dünyada birileri adalet ararken elim kolum bağlı bir şekilde oturmaya katlanamadığım için bir şeyler yapabilirim diyeceğim bir konumda olmak istiyorum. Haksızlığa, adaletsizliğe tahammülüm yoktur. Bu ülkede adaleti sağlayan bir makamda vazifede olmak benim en büyük isteğimdir.” Dedim.

Komisyon üyeleri sözlerimin üstüne bir kaç not tuttu. İçlerinden biri söze girerek “Dünyada birileri adalet ararken elim kolum bağlı kalmak istemiyorum dediniz. Adaleti öncelikle kimler için sağlamak istiyorsunuz?” Diye sordu.

Durdum. Yutkundum. “Adaleti öncelikle kadınlar için sağlamak istiyorum.” Dedim umutla. “Ben gördüğümü duyduğumu unutmam. Olaylar karşısında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyemem. Haberlerde gördüğümüz ve işler ölüm evresine gidene kadar ruhumuzun bile duymadığı olayları yaşanmamış sayamam. Erkeklerin sadece ‘erkek’ oldukları için kendilerine öldürmeyi hak görmelerine izin veremem. Katledilen Özgecan Aslan’ı, Pınar Gültekin’i, Emine Bulut’u, Münevver Karabulut’u, Başak Cengiz’i İkbal Uzuner’i, Ayşenur Halil’i, Fatmanur Çelik’i ve erkek şiddetine kurban giden diğer tüm kadınlarımızı unutamam. Çünkü onların hiç biri anıt sayacına adı yazılan öylesine insanlar değil benim için. Öncelikle kadınlar için adaleti sağlamak istiyorum. Adalet arayışı yarım kalan tüm kadınlar için daha adil, daha güvenli bir Türkiye için mücadele etmek istiyorum.”

Bir müddet sessiz kalıp komisyon üyelerini izledim ve devam ettim. “Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi Kahraman Türk Kadınları yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layık. Bu yolda emek vermek, hayatımı bu mesleğe adamak istiyorum.”

Mülakat bir kaç dakika sonra bittiğinde ve dışarı çıktığımda eğer geçemeyecek olsam bile elimden gelenin en iyisini yapmış olduğumu bildiğim için kendimle gurur duydum.

Bir hafta sonra ise geçtiğimi öğrendim. Ve tamda söylediğim gibi hayatımı kadınların adalet arayışının yarım kalmamasını sağlamaya çalışacağıma dair kendime yemin ettim.

~

Günümüz:

Tesise giriş yaptığımız anda Defne tam da kendisinden beklediğim bir performans gösterdi ve düşüp bayıldı. Bu ana kadar çok bile dayandığı için hiç şaşırmamıştım. Aşırı duygu içeren herhangi bir olay yaşadığında bayılması kaçınılmaz oluyordu. Arin ve Araf bizi karşılamıştı. Üstümüzde ki kanlı ve parçalanmış elbiselere baktılar. Hemen ardından bayılan Defne'yi görünce ikiside oldukça endişelenmişti. Onlara bunun normal olduğunu, birazdan kendisine geleceğini açıklamıştım.

Kendisine gelirdi gelmesine ama benim yüzümden yaşadıklarını nasıl atlatırdı bilmiyordum...

Onu alıp dinlenme odası denilen bir yere götürdüklerinde peşlerinden gitmedim. Bunun yerine bir müddet otoparkta oyalandım ve amaçsızca bekledim. Saatler önce yaşanan her şey zihnimde tekrar tekrar başa sarıyor ve bana eziyet ediyordu. Nihayet hareket etmeye karar verdiğimde bu koca binada nereye gitmem gerektiğini bilmediğim için Defne'nin yanına gitmek üzere asansöre binip onuncu katı tuşladım. Normalde merdivenleri tercih etmeme rağmen bu sefer hem ruhen hem bedenen çektiğim yorgunluktan dolayı asansörü kullanmıştım.

Onuncu kata geldiğimde uzun bir koridor karşıladı beni. Koridorda bir sürü kapı bulunuyordu. Yazıları okuyarak dinlenme odasının yerini bulmaya çalıştım. Saat oldukça geç olduğu için etrafta kimse yoktu.

Koridorun ucundan “Gece!” Diye bir bağırış geldi. Beraberinde duyduğum adım sesleri ile kafamı o yöne çevirdim, ve bana doğru son hızda koşan Aras'ı görmüş oldum.

"Aras ben iyiyim-" Dememe kalmadan yanıma vardı ve ben ne olduğunu anlamadan iri kollarını belime sardı. Bana doğru son hızda koştuğu ve bir anda sarıldığı için duvara doğru birbirimize sarılır bir şekilde çarpmıştık. Kafamın duvara çarpmasına engel olan şeyse Aras'ın son anda belimden başıma yükselen elinin parmaklarıydı...

Başını omuzuma doğru gömüp derin bir nefes çektiğinde boynuma çarpan ılık nefesi bedenimin titremesine sebep oldu. Kan içindeki parçalanmış elbisem onu rahatsız etmiyor olacakki tüm gücü ile bana sarılıyordu. Sanki kokumu ezberlemek ister gibi defalarca kez derin derin nefesler aldı. Sarılmamızdan ötürü birbirine değen bedenlerimizden kalbinin ne kadar hızlı attığını hissedebiliyordum. Benim için çok endişelenmişti. Bundan ötürü onu geri iteklemedim veya bana sarılmasına engel olmadım. İyi olduğumu anlayıp sakinleşene kadar kollarımda rahatlamasına izin verdim. İtiraf etmek gerekirse bu sarılma sadece ona değil bana da iyi geliyordu. Yaşadığımız onca şeyden sonra sanırım birinden güç almaya ihtiyacım vardı...

Bana sarılmaya devam ederken omuzumda ki başını boynuma gömdü. Dudaklarından boğuk ve kalın bir sesle "İyisin..." Sözcükleri döküldü. Bunu bana değilde kendisine söylüyor gibiydi.

"Ben iyiyim Aras." Dedim ve rahatlaması için iki yanda sarkan ellerimden birini başına götürüp saçlarını okşadım. "Fakat sen pek öyle görünmüyorsun." Tek elim ile saçını okşarken diğer elim hareketsiz bir şekilde yanımda duruyordu. Sarılmasına karşılık vermiyordum. Bana sarılmasına izin vermemin tek nedeni gerçek anlamda benim için korkması ve sakinleşmeye ihtiyaç duymasıydı. Böyle bir durumda olmasak asla bana sarılmasına izin vermezdim. Özellikle fiziksel temastan kaçınmamın nedeni bana aşık olduğunu bildiğim halde ona umut vermemek içindi. Çünkü duyguları karşılıksızdı ve ben ona yakın davranarak umut vermek istemiyordum. Ona değer veriyordum ama onun bana verdiği şekilde olmadığı için kendimi geri tutmak zorunda kalıyordum. Ufacık bir umut tohumunu kalbine ekmekten kaçınıyordum. Hayal kırıklığına uğramasını istemiyordum. Ben kimseyi sevmezdim. Bunu anlamıyordu ve benden vazgeçmiyordu.

"Ben öldüm. Ben mahvoldum. Ben hayatımın en kötü 38 saat 18 dakikasını geçirdim." Deyince dakikaları bile saymış olması kalbimin ritmini bir anlığına değiştirdi.

Bu doğru değildi. Ondan uzaklaşmam gerekiyordu. Ona umut veriyordum.

Başını yasladığı omuzumdan kaldırıp tüm vücuduma baktı. Kıyafetlerimde ki kanlara bakınca "Bunlar kime ait?" Dedi endişeyle. Gözlerindeki korku görülmeyecek gibi değildi. Benim için bu kadar endişelenmesi tuhaf hissetmeme sebep oluyordu. Açıklama yapmaya enerjim olmadığı için sadece "benim değiller, merak etme." Demekle yetindim.

Bana baktı. Neler olduğunu sormak için ağzını açacaktı ki "Sonra." Diyerek onu durdurdum. Daha yaşananları kendim bile sindirememişken ona anlatmam imkansızdı.

Beni anlayışla karşıladı ve diretmedi. Başını tekrar omuzuma yaslayıp sıkıca bana sarıldı. Sarılmayı bitirmem gerekiyordu. Kollarının arasından çıkmak için hamle yaptığım esnada buna izin vermeden beni daha çok kendine bastırdı "Gitme." Diye bir fısıltı çıktı dudaklarından.
Duraksadım. "Bir kereliğine beni reddetme. Yeterince mahvoldum. Kokunda sakinleşmeye ihtiyacım var." Dediğinde benim için bu kadar endişelenmiş olması kalbimde ılık bir esinti oluşturuyordu.

Bir anlığına mahsus olarak girdiğim kalıplardan kurtulup onun bedenine kollarımı dolayarak sarılmasına karşılık verdim. Sadece bir kereliğine ona sarılacak sonrasında ise eskisi gibi olacaktım. Gitmemden korktuğu için gerilen bedeni gevşedi. Uzun bir süre hiç konuşmadan sadece sarıldık. İkimizinde ihtiyacı olan bu küçük yakınlaşma ilaç gibi gelmişti.

Kollarından çıkmama sebep olan şey Mert'in "Defne!" Diyen dehşet dolu bağırışı oldu. Başımı Aras'ın omuzundan kaldırarak Aras'ın geldiği koridordan bize doğru koşan Mert'e baktım. Yanımıza vardığında bizim kollarımız hala birbirine dolanıyordu. Mert yakınlığımızı zerre kadar dikkate almadan "Defne nerede?" Dediğinde onunda en az Aras kadar endişelendiği her halinden belliydi.

"O pek iyi değil. Dinlenme odasında." Dediğimde bir hışımla dinlenme odasına kapı bile çalmadan bodoslama daldı. Kapı aynı şiddetle geri kapandığında çıkan tok ses koridorda yankılanıp beni kendime getirdi. Aras'a döndüğümde ben Mert'e bakarken onun bir kere bile koyu kahve gözlerini üstümden çekmediğini fark ettim. Gözleri bütün bedenimi tarıyor açık yara varmı diye bakıyor iyi olduğuma emin olmaya çalışıyordu.

Bakışları kollarımdan omuzlarıma oradanda boynuma çıktığında kaşları çatıldı. Ellerini belimden çekip omzuma yerleştirdiğinde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum.

"Bu," Dediğinde öfkeden konuşamıyor gibiydi. Boğazından çıkan hırıltı ise patlayacak bir volkan kadar sinirli olduğunu gösteriyordu "Bunu kim yaptı?"

"Neyi?" Diye sordum çünkü neden boynuma bakarak bir şey varmış gibi konuştuğunu anlamıyordum.

"Bu," Dediğinde dişlerini sıkıyor öfkeden çenesi titriyordu. Neye bu kadar delirdiğini ise anlayamıyordum. "Boynunda ki morluğu." Dediğinde ise olduğum yere mimlendim.

Hassiktir onu unuttum ben ya!

Jhon ile yanlız kalma görevini gerçekleştirirken hayvan herifin beni dişlemesinden dolayı boynumda oluşan morluğun varlığını tamamen unutmuştum. Ellerinin arasında kasılan bedenimden ötürü Aras farkında olmadan kolumdaki eliyle kolumu sıkmaya başlamıştı. "Gece..." Dediğinde ise sesindeki çaresiz tını onun her şeyi yanlış anladığını gösteriyordu. Birden bire iki elinide bedenimden çekince bir anlığına boşlukta hissettim. Bana dokunmasını temasını kesmemesini istemem hiç doğru değildi. Önümde bir ileri bir geri yürümeye başlarken bir yandan ellerini saçlarına geçirmiş kafayı yememek için zor duruyor gibi görünüyordu. Birden bire ben ne olduğunu anlayamadan Arkamda olan duvara sert bir yumruk geçirip öfkeyle bağırdı. Tekrar yumruk atmaya hazırlanıyordu ki "Ne yapıyorsun sen!" Dedim ve elini tutarak bunu yapmasına engel oldum. Bir kere de olsa duvara o kadar sert vurmuştu ki elinin tersindeki eklem kemikleri soyulmuş yer yer kanamaya başlamıştı. "Salak mısın Aras!" Diye carladığımda gerçekten sinirlenmiştim.

Duvara yumruk atmak nedir psikopat mazoşist!

"Evet Salağım! Salak ettin kızım sen beni!" Diye bağırıp avucumun içinde olan yaralı elini kendine çekti. Sesi bulunduğumuz koridorda yankılanarak bize geri dönüyordu. "Nasıl yaparsın? Reddedebilirdin! Bu görevi nasıl kabul edersin!" Diye bağırdığında kontrolünü gerçekten kaybedip sinirlendiği nadir anlardan birindeydik. Zaten dördümüz arasında devamlı olarak her şeye öfkelenen kişi ben ve Mert'tik. Bizim Aksimize Defne ve Aras çoğunlukla sakin olurlardı. Sinirini atabilmek için bir ileri bir geri koridorda volta atıyordu bütün bedeni öfkeden ötürü tir tir titriyordu. Ve buna sebep olan kişi olduğum için birazcık kötü hissetmiştim.

Volta atmayı bırakıp bana doğru geldi. Aramızda hiç adım kalmayacak şekilde dibime girdikten sonra onca öfkesine rağmen hafif ve nazik bir şekilde bir elini yanağıma diğer elini ise morarmış boynuma yerleştirdi. Parmağı boynumun üstünde ileri geri hareket ederek oraya masaj yaparken dişlerini sıktığını titreyen çenesinden anlayabiliyordum. "Başka..." Dediğinde konuşmakta ne kadar zorlandığını görebiliyordum. Duyacağı cevabın kendisini yıkmasından korkuyordu. "Başka bir şey-" Diye devam edecekken "Hayır." Diyerek onu susturdum. "Bunu yapmasıyla kafasını yarmam bir oldu." Deyince bütün bedeni az da olsa gevşedi. Fazlası ile yanlış anladığının farkındaydım. Başkalarınında onun sandığı gibi sanmamaları için o morluğu bir şekilde yok etmem gerekiyordu.

Tekrar kollarını bedenime sardı. "Eğer öyle olsaydı..." Dediğinde bu cümleleri kurmanın onu ne kadar mahvettiğini anlayabiliyordum kelimeleri toparlamakta bile güçlük çekiyordu "Kendimi asla affetmezdim."

"Senin ne suçun olacaktı ki?" Diye sordum. Durduk yere kendini suçlaması oldukça saçmaydı. Her zaman yaptığım gibi belanın kollarına atlayan bendim. Defne'yi ise yine peşimde sürüklemiştim. Bir hata varsa o benim yüzümdendi çünkü Defne görevi reddetmek istemişti ama ben kabul etmiştim.

"Sana engel olamamak herifin tekinin-" Dedi ve devam etmek için derin bir nefes aldı. "Boynunu bu hale getirmesine engel olamamak, o uçağa binmene engel olmamak ve daha pek çok şey." Morluk olan boynuma kafasını gömdü ve o noktayı sanki yok etmek ister gibi tüy gibi hafif bir öpücük bıraktı. Bir saniyeliğine kendimi tüy gibi hafiflemiş ve sanki oradaki diş izlerinin varlığından kurtulmuş gibi hissetmiştim. Bu o kadar kısa sürmüştü ki ne ara geldi ve gitti anlamamıştım bile. O tatlı duyguyu tekrar yaşamak istediğimi fark ettiğimde ise ürperdim. Sebebini bilmediğim bir korku bedenimi kapladı. Korkuyu hissettiğim anda ise anında gerilmiş ve geri çekilmek istemiştim fakat Aras buna engel oldu. Rahatsız olduğumu anlayınca başını boynumdan çıkardı fakat kolları hala bedenime sarılıydı.

İçten içe hiç istemesemde "Şu sarılma faslını bitirmeye ne dersin?" Diye sordum. Hissettiklerimin aksine sesim gayet ciddi çıkmıştı. Sarılmasının hoşuma gittiğini anlamasın diye usta bir yalan maskesi takmıştım yüzüme. Omuz silkti ve dilini damağına şıklatarak "Hayır derim." Dedi.

"Aras ben ciddiyim."

"Bende ciddiyim."

"Aras çek ellerini üstümden!"

"Çekemem."

En sonunda artık içinin rahat ettiğini anlayınca onu omuzlarından itekleyerek kollarını belimden çekmesini sağladım. Nihayet biten sarılmamız tekrar yaşanmamak üzere burada son bulmuştu. Göğsümde bir boşluk hissettim ama bu duyguyu göz ardı ettim. Saçlarımı omuzlarımdan önüme doğru çekip o morluğu gizledim. Kimsenin yanlış anlamasına sebebiyet vermeye gerek yoktu.

Daha fazla konuşmadan birlikte dinlenme odasına ilerledik. Arin ile hesaplaşmadan önce Defne'nin durumunu görmem gerekiyordu. Yaşanan onca şeye rağmen beni bile şaşırtan bir performans sergilemiş durumu çok iyi idare etmişti. Taki en son olana kadar. Onu anlıyordum. Elinden çıkan kurşun birinin hayatını sonlandırmıştı.

Ve bunu benim için yapmıştı.

Öldürdüğü kişi bir suçlu olmasına ve yasal olarak onu öldürmesinde görevde olduğu için bir sakınca olmamasına rağmen vicdanından kaçamıyordu. İnsanlara hayat vermesi gereken elleriyle birinin canını aldığını düşündüğünü biliyordum. Bu yüzden kahroluyordu ve ben onun acısını geçiremiyordum...

Bunları yaşaması ise benim suçumdu. Artık belaya bulaşırken peşimde onu sürüklemeyi bırakmam gerekiyordu.

Dinlenme odasının kapısını açtığımda gördüğüm görüntü ile kaskatı kesildim. Ayaklarım odanın girişinde kala kaldı. Çünkü gördüğüm bu görsel göğsümün üstünde tarifsiz bir acı ve kıskançlık yayılmasına sebep olmuştu.

Kuzey buradaydı.

Ve Defne'ye sarılıyordu.

Defne onun omuzunda ağlıyordu.

Mert odanın girişinde bu görseli öylece izliyordu. Yanımızdan geçtikten sonra buraya gelmiş ama bu görseli oldukça yanlış yorumlamış gibi ayakta durmuş izliyordu.

Ben nasıl mı hissediyordum?

Tek kelime ile: kıskanıyordum.

Kuzey'in bana da sarılmasını istiyordum. Defne'yi affetti mi bilmiyordum ama affetmiş gibi görünüyordu. Affetmemiş olsaydı eğer şu an ona sarılıyor olmazdı. Affetmediyse bile en azından ona öfkeli değildi. Kuzey'in öfkesini bir kez kazanırsanız tekrar kaybedemezdiniz. Defne kazanmamış olmalıydı. Zaten o haketmiyordu Kuzey'in öfkesini. Hak eden bir kişi vardı: o da bendim.

Öyleyse ne için kıskanıyorsun Defne'yi? Diye sordu mantığım. Haklıydı. Her zamanki gibi yine haklıydı. Onu kıskanmaya hakkım yoktu. Yine de göğsümün ortasına yayılan histen kurtulamıyordum. Bende tehlikeli bir görevden gelmiştim. Bende ölebilirdim. Bende yorulmuştum. Bende korkmuştum. Benimde Kuzey tarafından sarmalanmaya ihtiyacım vardı. Bende abimi istiyordum. Defne'ye gösterdiği şefkati bende istiyordum.

Ama olmayacaktı. Ben hiç bir zaman Defne olamayacaktım. Kuzey artık sadece onun abisiydi. Benim değil.

Öylece onları izledim kapının girişinden. Elim yavaşça kapı kolundan indi. Aras bir adım arkamdaydı. Gözlerinin benim üstümde olduğunun farkındaydım. Kuzey'in kim olduğunu sorguluyordu. Sormak istediği tonla soru vardı. Neden sormadığını ise bilmiyordum. Belkide soracağı tüm soruların bana acı vereceğini bildiğinden merakını gidermeyi tercih etmiyordu. Bu tam ondan beklenecek bir şeydi. Her zaman düşünceli olan Aras'ın yapacağı bir hareketti.

Defne'nin üstündeki kanlı ve parçalanmış elbise gitmiş yerine tamamen beyaz bir pijama takımı gelmişti. Üstünü değiştirmesine bir görevlinin yardım ettiğini tahmin ediyordum. Kuzey Defne'nin uzun siyah saçlarını okşarken Defne onun omuzunda hüngür hüngür ağlıyordu. İfademde hiç bir değişim olmadı ama Defne'nin yanaklarından süzülen yaşları izlerken burnumun direği sızladı. Özgürce ağlayabiliyordu. Özgürce birinin omuzuna yaslanabiliyordu. Acısını dilediği gibi yaşayabiliyordu. Benim asla sahip olamayacağım bir özgürlüktü bu. Ben bırak ağlamayı birine sarılmayı bile beceremiyor kaçacak delik arıyordum.

Yutkundum ve güçlükle bakışlarımı onlardan çekip Mert'e döndüm. Mert benim bir kaç adım önündeydi. Sırtı bana dönüktü. Gözlerinin ise onların üzerinde olduğunu biliyordum. En az Aras kadar ona da açıklama yapmamız gerekiyordu. Çünkü bu şekilde her şeyi yanlış anlıyorlardı.

Defne'nin tam olarak neye ağladığını bilmiyordum. Bir kaç saat önce olanlardan dolayı mı bu haldeydi, yoksa Kuzey'in yıllar sonra ona sarılması mı onu bu hale getirmişti bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı:

Bende Defne olmak istiyordum. Bende onun gibi Kuzey tarafından eskisi gibi sevilmek istiyordum. Bende onun gibi acımı yaşamak istiyordum.

Ama artık ölsemde Kuzey affetmeyecekti beni. Bu gerçek ile yaşamaya mahkûmdum ben. Hak ettiğim cezamı bana en ağırıyla ödetiyordu.

Artık istesemde öyle ağlayamazdım ben. Benim böyle bir lüksüm yoktu.

Sorsan ikimiz arasında güçlü olan bendim ama ağlamaya bile cesaretim yoktu.

İçimden geçen tüm bu düşüncelerin aksine ifadesizce duruyordum. Sesimi çıkarmadım. Yine de Kuzey'in bakışları kapı önünde dikilen beni gördü. Ardından pür dikkat ona bakan Mert ve Aras'ı inceledi. Üçümüze bakarken yüzünde ufacık bir duygu kırıntısı yoktu. Aras ve Mert'e tanımadığı yabancılara bakar gibi bakıyordu. İşin acı kısmı bana da bir yabancıymışım gibi bakıyordu.

Çünkü onun için artık sadece bir yabancıyız dedi göğsümün ortasında yaşayan ve müsade etmediğim için çoğunlukla konuşamayan duygularım.

Vücudumun mantık ve duygular olmak üzere ikiye ayrıldığını düşünüyordum. Hayatımın her noktası bu iki parçam ile savaşmakla geçmişti. Duygularımın aldığı kararlar mantığıma ters, mantığımın aldığı kararlar duygularıma tersti. Çoğunlukla mantığım ile hareket ederdim. Aldığı kararlar göğsüme acı verse bile her zaman doğru olurdu. Bu yüzden gözüm kapalı güveneceğim tek kişiydi. Zihnimin içinde yaşayan mantığıma güveniyorum sadece.

Duygularımı bastırmak hiç zor değildi benim için. Mantığım devreye girdiğinde ona söz hakkı düşmezdi. Bu yüzden sesini pek duymazdım. Yılların üstüne ilk kez Kuzey'i görünce konuşmuştu. Yıllar sonra tekrar kavga etmeye başlamışlardı mantığımla. Mantığım Kuzey'in yokluğuna alışıp devam etmem gerektiğini Söylüyordu. Evet yaşadığın şey zor. Evet hatalısın. Ama Kuzey seni affetmeyeceğini söyledi. Bunun acısı ile ömür geçmez. Devam etmelisin. Diyordu.

Duygularım ise yanlızca oturup ağlamak istiyordu. Kuzey'in ayaklarına kapanmak ve af dilemek istiyordu. Ama bunlar mümkün değildi. Yıllar önce susturmuştum duygularımı. Artık söylediği hiç bir sözün kıymeti yoktu. Kontrol mantığımın elindeyken o sadece acı çekebiliyordu. Kararlara müdahale edemiyordu. Artık istesemde ağlayamazdım zaten. Bastırdığım tüm duygular bana ağlamayı da unutturmuştu.

Göz pınarlarımda hafif bir yanma hissettim. Ağlamak isteyipte ağlayamadığım anlarda oluşan ve boğazımın üstünde yaşayan yumruda beraberinde geldi. Art art zorlanarakta olsa bir kaç defa yutkundum. Mantığım haklıydı. Yapabileceğim hiç bir şeyim yoktu. Acımı kalbime gömmekten başka hiç bir çarem yoktu. O beni affetmeyecekti. Bu gerçeği kabullenmem gerekiyordu.

Yine de ufacık bir umut kırıntısı verseydi keşke. Beni affetme ihtimaline sığınabileceğim ufacık bir umut verseydi elime.

Kuzey üçümüze bir yabancıya bakar gibi bakmaya devam ederken Defne'nin burada olduğumuzu fark ettiğini sanmıyordum. İyi görünmüyordu. Psikolojik olarak çökmüştü. Böyle hissetmesi oldukça normaldi. Ayağa kalkması ve kendini toparlaması için ona destek olmam gerekiyordu ama yapamıyordum. Öylece Kuzey'i izliyordum.

Bize baktı. Kaşları hafifçe çatıldı. Defne'nin başını omzundan çekti ve yüzünü ellerinin arasına aldı. "Hemen geleceğim. Endişelenecek bir şey yok. Halledeceğiz." Dedikten sonra alnından öptü ve yataktan kalktı. Mert'in bir elinin yumruk olduğunu ve parmak boğumlarının bembeyaz kesildiğini görebiliyordum. Arkasını döndü ve hızlıca yanımdan geçip kapıdan çıktı. Bir kaç adım sesi daha duyduğumda Aras'ın da gittiğini anlamıştım. Şu anda umursayacağım son şey ikisinin öfkesiydi.

Kuzey kapıya doğru yöneldi. Bir an için yanıma geldiğini sanma gafletine düştüm ama hızlıca beni bu düşünceden kurtardı. Kolu hafifçe omzuma çarptı yanımdan geçerken. Öylece çekip gitti. Ne üstümde ki kanlı kıyafeti ne de ona attığım bakışları umursamadı.

İçimde hakkım olmayan bir öfke hissettim. Hızlıca arkamı dönüp "Kuzey!" Diye seslendim. Adımları durdu. Sırtı bana dönüktü. Yüzünü dönmese bile en azından ne diyeceğimi duymak için durması minik bir umuttu belkide.

Acıyla yutkundum. Göz pınarlarım deliler gibi yanmaya başlamıştı. Titremesine engel olamadığım sesim çaresizce "Bende senin kardeşinim..." Dedi. Ne umduğumu bilmiyordum. Belki de benide bağrına basar diye söylemiştim bunları. Ama yapmadı. Sırtı bana dönükken ne dediğimi duydu. Sonrasında ise yüzüme bakmaya tenezzül bile etmeden gitti. Ne cevap verdi, ne de baktı. Öylece gitti. Ben ise bakakaldım arkasından. Son kez denemiştim şansımı. İşte şimdi gerçektende ölsemde affetmeyeceğini kabullenmiştim.

Bu gün bir kişi için daha ölümümün kıymetsiz olduğunu kabullenmiştim. Ve Kuzey benim en çok korktuğum şeylerden birinin de ölümümden sonra kimsenin beni umursamaması olduğunu biliyordu.
CARD
Bir kaç saniye öylece boşluğa baktım. Hemen ardından silkelendim. Sanki az önce olanlar hiç yaşanmamış gibi Acımı kalbimin derinliklerine gömdüm. Ben kolay kolay yıkılmazdım. Eninde sonunda bu gerçeğe de alışacaktım. Tek gereken biraz zamandı. Yara belki iyileşmeyecekti ama illaki kabuk tutacaktı.

Defne'nin yanına gitmek istedim ama bu halde ona iyi gelemeyeceğimin farkında olduğum için önce kendimi toparlamaya karar verdim. Onunla göz göze gelmeden kapıyı kapattım. Biraz temiz hava almak için asansöre geri dönüp otoparka indim. Dışarı çıkmak üzere kapıya doğru ilerlerken bir ses duydum.

"Kim o?" Dedi Aras'ın nadir raslanan ciddi ses tonu. Sırtını duvara yaslamış sanki buraya geleceğimi biliyormuş gibi beni bekliyordu. Mert'in nerede olduğunu ise bilmiyordum.

Kuzey'i soruyordu. Artık o an gelmişti. Aras merak ettiği ama sormamak için çok çabaladığı gerçekleri bilmek istiyordu. Sekiz yıldır ikisiyle de tanışıyorduk ve iyi bir arkadaşlığımız vardı. Onlara bir açıklama borçluyduk.

Sekiz yıl boyunca iyi kötü her şeyde birlikte oldukları insanların isimlerinin bile sahte olduğunu bilseler bizimle hala konuşurlar mıydı acaba?

Aras sırtını yasladığı duvardan çekip bana doğru geldi. Aramızda üç adım mesafe kalacak kadar yaklaşınca durdu. Yüzünde merak duygusunun yanında üzüntü vardı. "Kuzey denen o herif kim ve seni neden sürekli bu hale getiriyor?" Diye sordu ve devam etti. “Biliyorum, anlatmak istemiyorsun. Ama elimde değil. Seni bana açıklama yapmaya zorlama hakkımın olmadığının da farkındayım. Yine de içimdeki bu duyguya engel olamıyorum. Sen devamlı olarak o herifin karşısında bu duruma düşünce onu mahvetmek istiyorum. Seni ne hakla üzebiliyor? Defne'ye ne için o kadar yakın davranıyor? En önemlisi ise size neden farklı isimlerle hitap ediyor?"

Art arda sorduğu soruları dinledikten sonra açıklama yapmaya nereden başlayacağımı düşündüm. Kuzey'e yaptığım ihaneti ona nasıl anlatacaktım? Ben bile yaptığım hatanın suçu ile yüzleşememişken ona nasıl anlatacaktım?

Sessizce durup beklemeye devam ettiğimi görünce "Gece..." Dedi. "Beni sevmemeni anlayabilirim. Hatta eğer istersen benden nefret bile edebilirsin." Sertçe yutkunduğunu görünce bunları söylemenin onu ne kadar incittiğini fark ettim. Neden böyle konuştuğuna ise anlam veremiyordum. Ona aşık olmamam değer vermediğim anlamına gelmiyordu. Ağzımı açıp bir şey söyleyecektim ki elini kaldırıp beni susturdu ve devam etti.

"Beni sevmemeni anlayabilirim ama başkasını sevmeni kaldıramam. Belki bu beni bencil biri yapar ama umurumda değil. Sekiz yılımı seni severek geçirdim. Her şeyinle beni reddetmene rağmen senden vazgeçip başka biri ile şansımı denemeyi aklımın ucuna bile getirmedim. Yokluğun bile benim için sadık kalmam gereken bir boşluktu. Bir kez olsun beni reddettiğin için sana öfke duymadım. Çünkü seni beni sevmeye zorlamaya hakkım olmadığını biliyordum. Ama şimdi Kuzey ve seni izliyorum. Aranızda ne var bilmiyorum ama benim açımdan bakabilirsen eğer bakmaya dayanılmaz bir manzara olduğunu görebilirsin. Kuzey seni üzüyor ve ben bunu izlemek zorunda kalıyorum. Çünkü sen onun seni üzmesine izin veriyorsun. Sekiz yıl tanıdım seni. İstemediğin kimsenin duvarlarını yıkmasına izin vermeyeceğini çok iyi biliyorum." Durdu ve burukça güldü. Sanki bu huyum en çok onu yaralamış gibi güldü. "İstemediğin kimseyi duvarlarının arkasına almadığını da biliyorum. Ne kadar çabalasamda içeri giremeyince anladım bunu. Ama konu Kuzey olunca susuyorsun, izin veriyorsun ve ben bunu görünce acı çekiyorum. Elimi uzatıp seni onun öfkesinden çekip alamıyorum çünkü buna hakkım yok."

Durdu ve kahve gözlerindeki acıyı iliklerime kadar hissedebileceğim kadar derin baktı bana. "Beni sevmeyebilirsin ama sana yalvarıyorum başkasını da sevme. Emir vermiyorum veya rica etmiyorum. Senin kalbine söz söylemeye hakkım olmadığını biliyorum. Yine de yalvarıyorum sana Gece. Lütfen bir gün birini sevmeye karar verirsen benden başkasını sevme. Çünkü kimse seni benim kadar sevemez. Kimse sana hak ettiğin değeri benim kadar veremez. Ve ben kendi acımın yanı sıra seni hak etmeyen biri tarafından üzülmene dayanamıyorum."

Sözleri nihayet bittiğinde beklemediğim itirafının şokunu yaşıyordum. Gözlerim kocaman açılırken dilim tutulmuştu. Ne diyeceğimi şaşırmıştım. Sandığımdan çok daha fazla yanlış anlamıştı. Kuzey'e aşık olduğumu sanıyordu. Üstüne üstlük beklemediğim aşk ilanlarının kalbimin ritmini değiştirdiğini hissetmek beni anlamsızca çok korkutuyordu.

"Kuzey benim abim." Dedim hızlıca. Aras'ın üzüntüsü dumura uğradı. Yüzüne yayılan şok ifadesini izledim. Abi kardeş olmamız Aklına gelmeyen bir ihtimaldi. Hızlıca açıklamaya devam ettim. "Yani aslında kuzenim. Halamın oğlu. Ama onunla aramızda hiç bir zaman kuzen ilişkisi olmadı. O hep benim abimdi. Biz üçümüz birlikte aynı evde büyüdük sayılır."

Devamını anlatmak istemiyordum. Bu yüzden üstü kapalı bir şekilde anlatacaktım. Olayın karanlık detaylarını bilmesine gerek yoktu. "Kuzey'in anne ve babası bir kaza sonucunda öldüler." Diyerek yalan söyledim. Aras her bir kelimem de daha çok şoka girerken devam ettim. "Ben ve Defne o zamanlar altı yaşındaydık. Kuzey ise dokuz yaşındaydı. O günden sonra bizimle yaşamaya başladı. Bütün hayatımız birlikte geçti. Yani sandığın gibi bir şey yok aramızda. Kuzey, Defne ve benim abim."

Yutkundum ve göz pınarlarım deli gibi sızlarken acı içinde "Yani artık sadece Defne'nin abisi..." Dedim.

O artık beni hiç bir şeyim değildi. Ben onun için bir yabancıydım.

"Ama... Nasıl olur?" Diye sordu şaşkınlıkla Aras. "Bunca zaman bir kez olsun ondan bahsetmediniz. Mezuniyetiniz de dahil olmak üzere bir kere bile görmedim onu. Şimdi birden ortaya çıkıyor ve sana böyle davranıyor..." Dedi. Böyle derken beni üzmemek için söylemediği kelimeyi anlamıştım.

Bir yabancıya davranır gibi.

Boğazıma oturan yumru bu sefer gidecek gibi değildi. Sesim titremedi. Gözlerim dolmadı. Ama yinede göğsümde bir taş vardı. O taş artık bir kaya olacak kadar büyümüştü. Taşımakta zorlanıyordum.

Belki anlatsan iyi gelir. Dedi duygularım. Ben duygularımı dinlemezdim. Mantığımın sesini bekledim ama konuşmadı. Belki de konuştu ama ben duymak istemedim. Bu yüzden anlatmak istedim her şeyi. En azından bir kısmını. "Çünkü sizi yıllardır kandırıyorum Aras. Ben aslında Gece Yüksel değilim. Gece diye biri hiç bir zaman doğmadı."

Aras'ın göz bebekleri kocaman olurken hiç bir şey söylemedi. Şoka girmişti. Bu kadarını o da beklemiyordu ama dahası vardı. Belki de artık benden nefret edecekti. Kandırıldığı için benden nefret ederse ona kızmaya hakkım olmazdı. Yinede Aras'ın benden nefret etme ihtimalinin ağırlığını hissettim kalbimde. Korkunç bir acıydı. Daha fazla kaçacak deliğim yoktu ama. Bu acıyı yaşamaktan başka çarem yoktu.

Derin bir nefes aldım ve anlatmaya en baştan başladım. "Seninle sekiz yıl önce ilk kez karşılaştığımda sana ne dediğimi hatırlıyor musun?"

Cevap veremedi. Şoktaydı. Sadece başını olumlu anlamda salladı.

"Sen ne için gidiyorsun İstanbul'a?"

"Ben kaçıyorum."

"Sana o gün kaçıyorum demiştim. Ben o gün evden kaçtım. Üniversite tercih sonuçları açıklandığında doğduğum yerde kalmak istemediğim için herkese yalan söyledim. İzmir'de bir hukuk fakültesine yerleşeceğimi sanıyorlardı. Ama ben tercih bile yapmamıştım. O gece kimseye haber vermeden evden kaçtım. Kendimi bilmediğim bir otübüse attım. Kader beni nereye götürürse yeni hayatımı orada kurmaya karar verdim. Ve sonra kendimi burada buldum. İstanbul'a gelince ismimi değiştirmek için başvuru yaptım. Gece Yüksel oldum birden. Ama sonra üniversiteye kayıt olurken işler planladığım gibi gitmedi. Defne'nin babasının öldüğünü öğrendim. Niyetimde hepsini hayatımdan silmek vardı ama yapamadım. Onu aradım. Nerede olduğumu sordu. Söylemeyecektim ama perişandı ve bana ihtiyacı vardı. Bende söyledim. O da hiç düşünmeden yanıma geldi. Benim gibi adını değiştirdi ve Defne Korkmaz oldu. İstemeden onu da peşimde sürükledim. Kimseye geçmişimizden bahsetmeden burada yeni bir hayat kurmak istedim. Defne'de benim kararlarım doğrultusunda peşimden geldi. O da bir kez olsun bana soru sormadı. Neden yapıyoruz demedi. Yaptığımız hata olacak bile olsa benimle geldi."

Aras beni şoktan şoka girerek dinliyordu. Bu anlattıklarımdan sonra benden nefret edeceğine adım kadar emindim. Bunun da acısını kalbime gömmem gerekecekti. Kimseyi hayatımda tutamıyordum. Sürekli hata üstüne hata yapıyordum. Kuzey'in yokluğu yeterince zor değilmiş gibi Aras ve Mert'i de kaybedecektim. Ve elimden hiç bir şey gelmeyecekti.

Yine de devam ettim. Yara bandını tek seferde çekeyim de bitsin istedim. "Bütün hayatımız birlikte geçti Kuzey ile. Bizim geçmişimiz çok farklı. Her şeyi üçümüz birlikte yapardık. Yaşadığımız her acıya birlikte katlanırdık ama ben sığamadım. Onlar gibi değildim. Yeni bir hayat istedim. Fevri kararlar verdim. İkisine de haber vermeden gittim. Kuzey bana ulaşmak istedi ama benim hayatımda açmak istediğim yeni sayfada ona yer yoktu." Dedim acımasızca. Aslında çok isterdim birlikte yeni bir hayata başlamayı. Ama o zamanın şartları ile imkansızdı.

İstemediğim şey Kuzey değil geçmişimdi ama o zaman bunu fark edemeyecek kadar çocuktum.

"On sekiz yaşında aptal bir ergendim." Diyerek devam ettim itiraflarıma. "Tek istediğim doğduğum evden kaçmak ve bir daha geri dönmemekti. Kuzey benimle gelemezdi çünkü o zamanlar üniversite üçüncü sınıftı. Sırf benim isteklerim yüzünden onun geleceğini mahvetmek istemedim. Aslında Defne'de planda yoktu. Sessiz sedasız uzaklaşacaktım ben herkesten. Sanki onlardan uzaklaşınca iyi hissederim sandım. Aslında o kadar aptaldım ki onlardan uzaklaşmanın bana daha çok acı vereceğini anlayamamıştım. Aklım başıma geldiğinde ve artık olgunlaştığımda aradan yıllar geçmişti. Kuzey'in karşısına çıkmayı bırak onu aramaya bile utandım. Buna hakkımın olmadığını düşündüm."

Cümlemi bitirdiğimde "Neden..." Dedi Aras. Gözlerine bakıyordum ama ne hissettiğini okuyamıyordum. Şu anda gözlerine odaklanamadığım için neler düşündüğünü anlayamıyordum. "Kuzey sen sırf yeni bir hayat istedin diye mi yapıyor bunları?"

Derin bir nefes aldım ve devam etmek için kendimi zorladım. "Sebebi benden intikam almak. Çünkü Kuzey en çok terk edilmekten korkardı..." Dedim. Gerçek yüzümü işte şimdi görecekti. "Onun en büyük korkusu ve travması terk edilmekti. Anne ve babasından sonra bana tutunarak ayakta kalmıştı. Ve ben onun korkusunu bildiğim halde terk ettim onu. Veda etmedim. Haber vermedim. Arkamda açıklama yaptığım tek bir kağıt parçası bile bırakmadım. Öyle bencildim ki düşündüğüm tek şey kendi acımdı. Uzaklaşırsam iyi olurum sandım. Pişman oldum ama yanlızca Defne ile yüzleşebilecek cesareti kendimde buldum. Kuzey ile yıllarca konuşmadık. Bir noktada onun yokluğuna alıştım ama yokluğunun acısına hiç alışamadım."

Gözlerimi gözlerinden çektim. Gerçek yüzümü görmüştü o da. Artık beni sevmesi için hiç bir nedeni yoktu. Yine de benim yüzümden Defne ile araları bozulsun istemiyordum. Her şey benim suçumdu. Hatalarımı kabulleniyordum. Zemini izlemeye başladığımda devam ettim. "Kuzey şu an benden intikam almaya çalışıyor. Sekiz yıl önce en büyük korkusunun geride bırakılmak olduğunu bildiğim halde onu terk ettiğim için bana öfkeli. Bu yüzden her fırsatta beni yok sayarak ya da canımı yakacağını bildiği cümleler kurarak İntikam almaya çalışıyor. Beni asla affetmeyecek. Yaptığım hataları yüzüme vuruyor her hareketiyle. Bunu hak ettiğim için ise sesimi çıkarmıyorum."

Sessizlik. Aras konuşmuyordu. Zemine bakan gözlerim gözlerine değmediği için ne düşündüğünü göremiyordum. Arkasını dönüp gitmesini ve beni bu otoparkta yanlız bırakmasını bekledim. Onun ve Mert'in gidişini şimdiden kabullendim. Daha kaç sevdiğimi hata yaparak kaybedecektim bilmiyordum. Sadece artık hata yapmak istemediğimi biliyordum. Artık kimseyi kaybetmek istemiyordum.

Sessizliği Aras'ın yanımdan giden ayak seslerinin bozmasını beklerken konuştu. "Gerçek adın ne peki?"

Pek çok şey sormasını beklerdim. En kötü ihtimalle gitmesini beklerdim ama benim hiç aklıma gelmeyen küçük ve önemsiz bir detaya takılmıştı. "Dolunay." Dedim. İsmimden hep nefret etmiştim. "Dolunay Akalın."

Benim adım Dolunay Akalın. Genelde insanlar yüzümün bembeyaz ay gibi parladığı için bu isme sahip olduğumu düşünür.

"Dolunay..." Diye tekrar etti Aras. Gözlerimi yavaşça zeminden çekip ona baktığımda beni izlediğini gördüm. Yüzüne minik bir tebessüm yayıldı. Gülüşüne odaklandım bir kaç saniye. "Çok güzelmiş ismin." Dedi.

Benim adım Dolunay Akalın. Adım, babamın annemden önce sevdiği kadının adı.

Pek çok şey söylemesini beklemiştim. Kuzey'e bunu nasıl yaparsın? Demesini beklemiştim. Defne'yi bencilce peşinde nasıl sürüklersin? Demesini beklemiştim. Ne için evden kaçtın? Demesini beklemiştim.

Ama aklımın ucundan dahi geçmemişti böyle bir şey söyleyeceği. Nefret ettiğim ismime güzel diyeceğini asla tahmin etmemiştim.

Ama sanırım iyi gelmişti. Yüreğim bir anlığıma ferahladı sanki.

"Bu ismi sevmiyorum." Diye saçma bir cevap verdim. Bana böyle hitap edilmesini gerçekten sevmiyordum. İsmimi değiştirdikten sonra Defne'nin bile bana Dolunay demesine izin vermemiştim. Yılların üstüne ilk kez Kuzey bana Dolunay diye seslendiğinde kalbime saplanan bıçaklardan biri de bu ismin anlamı yüzündendi.

Babam ve öteki kadının aralarındaki her şeyin nişanesiydi benim kimliğim.

"Neden sevmiyorsun?" Diye sordu.

Gülümsedim. Çok daha derin bir anlamı olsa da bunu ona söylemeyecektim. Henüz değildi. Geçmişimin diğer detayları benimle birlikte mezara gidecekti. "İsimlerin anlamları olduğuna inanıyorum." Dedim. Asıl sebebini söylemek yerine diğer bir sebebi söylemeye karar verdim. "Bir kitapta okumuştum küçükken. Dolunay demek gecenin karanlığında kalmak demek diyordu. Ayın ışığının gecenin karanlığı karşısında sönük kalması demek. Ne kadar parlarsan parla geceyle savaşamazsın eninde sonunda karanlığa gömülürsün diyordu. Ben sönük kalmak istemiyorum. İsimlerin insanın hayatını etkilediğine sonuna kadar inanıyorum. Ben karanlıkta kalmak değil karanlığın ta kendisi olmak istiyorum. Bu yüzden sen bana yıllar önce adımı sorduğunda aklıma gelen ilk isim Gece oldu. Sonra da ben Gece Yüksel oldum." Dedim.

Sessiz kaldı. Gözleri nedense beni ilk kez görüyormuş gibi bütün yüzümü inceledi. Sanki bu gün, ona kendimi ilk kez bu kadar açtığım bu anlarda yeniden tanışıyorduk. "Aslında yüzüne bakınca isminin neden Dolunay olduğu anlaşılıyor. Gerçektende ay gibi parlıyor." Dedi. Bu pekte şaşırtıcı bir şey değildi. Çocukkende herkes bana bakınca ay gibi parlıyorsun derdi. Ama adımın sebebi bu değildi.

Sessizlik büyüyünce içimi kemiren şeyleri o sormadığı için ben sordum. "Hiç bir şey söylemeyecek misin?"

Aras hipnoz olmuş gibi bana bakıyordu. Belki de hala şoktan çıkamamıştı. "Ne söylememi istersin?"

Anlamsız bir bakış attım. "Az önce sekiz yıl sonra gerçek ismimi öğrendin. Üstelik Kuzey'e yaptıklarımı da öğrendin. Defne'yi bencilce peşimde sürüklediğimi anlattım sana. Bunlar hakkında söyleyecek hiç bir şeyin yok mu?" Biraz durdum ve alt dudağımı kemirdikten sonra "Benden nefret etmiyor musun?" Diye sordum.

Benden nefret etmesini istemiyordum ama hak ettiğim buydu: nefret.

Aras kaşlarını çatıp başını iki yana salladı. "Senden nefret etmeyi ben istesem bile beceremem ki." Dedi. Duraksadım ama o devam etti. "Kuzey ve Defne ile aranızda olanlar yanlızca sizi ilgilendirir. Ayrıca on sekiz yaşında yaptığın bir şeyi hata diyerek yüzüne vurmayı yanlış buluyorum. Ben senin gözlerinde ki pişmanlığı görebiliyorum. Kuzey'in bunu göremiyor ve yıllar önce olan bir şeyin kinini güdüyor olması olgunluk seviyesini ortaya koyuyor zaten. Bu konu da yapacağım tek yorum o herifin saçma sebeplerden dolayı seni üzmesine izin vermemen olur."

Gözümü bile kırpmadan onu dinliyordum. Şaşkınlığım karşısında Aras ise tebessüm ediyordu. "Yine de sormak istediğim pek çok soru var. Fakat senin vermek istediğin cevaplar yokken bunları sormam anlamsız olur. Ama Günün birinde bana geçmişinle ilgili şeyleri anlatmak istersen aradığın yerde olacağımı bilmeni isterim."

Öylece Aras'ı izledim. Hala beni sevmeyi nasıl başarabiliyordu? Anlatmak istemediğim gerçekleri sormadan nasıl durabiliyordu? Kalbim göğüs kafesimde heyecanla hızlı hızlı atarken son bir şey daha sordum. "Bencil biri olduğumu da mı düşünmüyorsun?"

Hafifçe güldü. "Tüm benciller senin gibi olsa dünyada kötülük diye bir şeyin kalmayacağını düşünüyorum." Dedi. O anda kalbim öyle hızlandı ki sesi dışarıdan duyulacak sandım. Anlamsız bir heyecan kapladı içimi.

Bizden nefret etmiyor. Hatalarımıza ve bencilliklerimize rağmen hala bizi seviyor! Dedi duygularım. Olduğum yerde sevinçle zıplamak istedim hatta.

Sonra mantığım konuştu. Aras her zaman iyi kalpli biri olmuştur. Onun gönlünde herkesi affedecek kadar büyük bir sevgi var zaten. Sana özel bir durum değil bu. Kendini iyi hissetmen için öyle konuştu. Eğer dediği gibi yaptıklarımız küçük bir şey olsaydı Kuzey'de bizi affederdi.

Mantığımın sesi üzerine kendime gelmem uzun sürmedi. Anında bakışlarımı sertleştirdim. Hızlanan kalbimi durdurdum. Ona umut verecek herhangi bir hareket yapmaktan olabildiğince kaçındım. Kendimi kandıracağım bütün saçma fikirleri zihnimden uzaklaştırdım. Ben bencildim. Ben hatalıydım. Kendimi temize çıkarmaya hakkım yoktu. Eski Gece Yüksel oldum. Acımı kendime sakladım.

"O halde aramız iyi mi?" Diye sordum son kez.

"Göğsümde atan kalp her çarpışında ismini haykırırken aramızın bozulması imkansız savcım." Dedi.

Kaşlarımı çattım ve "Sayın savcım diyeceksin Aras!" Diye uyardım onu. Ama bu sefer yüzümde ki gülümsemeye engel olamadım. Söylediği aşk dolu sözleri hak etmediğimi ne zaman fark edeceğini bilmiyordum. Günün birinde benden vazgeçtiği zaman onun bu koşulsuz şartsız sevgisini hak edecek birinin karşısına çıkmasını her şeyden çok istiyordum.

Kahkaha atınca her şeyin yolunda olduğundan emin olmuş oldum. Tam o an Defne aklına gelince onun yanına gitmem gerektiğini hatırladım. "Ben bir gidip Defne'ye bakayım." Dedim ve asansöre doğru ilerledim. Ama gitmemin tek nedeni Defne değildi.

Ben yine kaçıyordum.

Asansöre girip onuncu katı tuşladığım esnada Aras'ın sesini duydum.

"Gece!" Diye seslendi bana. Bakışlarımı ona çevirdim.

Gülümsedi her zaman ki gibi. "Ay sandığının aksine gece’nin karanlığında kalmaz. Tam tersi: karanlığa rağmen parlar. Peşinden güneş doğar."

Asansörün kapısı kapandı ve yukarı doğru çıkmaya başladı. Ama benim aklım söylediği son cümlede kaldı.

Karanlığa rağmen parlamak.

***

Bir bölümü daha geride bırakıyoruz.

Bu bölümde az çok geçmiş hakkında bilgi sahibi oldunuz ama gizemlerin bu kadar ile sınırlı kalacağını sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz ;)

Sorular geliyor.

1. Kuzey'in anne ve babası sizce nasıl öldü?

2. Defne yaşadığı travmayı atlatabilecek mi?

3. Kırmızı görev başarı ile tamamlanmış olsa bile sizce Gece ve Defne'nin başına bela olacak mı?

Teorilerinizi yorumlarda okumak için sabırsızlanıyorum. Hoşçakalın.

Yeni bölüm tarihleri için bülten gönderilerini takip etmeyi unutmayın.
Kitabın editlerini izlemek için beni TikTok’dan takip edebilirsiniz.

TikTok:Novelia