37. bölüm · Kalanlar Ve Kaçanlar

36. Bölüm |Sezon Finali|

• Nowelia •

Hazırsanız,

Başlıyoruz...

***

"Gecee! Yaşlandık burada çık artık."

Deneme kabininin aynasından üzerimdeki elbiseye bakarken Defne'nin belki de milyonuncu bağırışını dinliyordum. Yaklaşık on beş dakikadır kabinin içinde bana zorla seçtirdiği elbiseleri deniyordum ama hiç biri içime sinmediği için dışarı çıkıp onlara göstermiyordum. Bana kalsa elbise almaya gerek bile yoktu ama Defne çok ısrar ediyordu. Sırf onun hatırına ayak uydurmaya çalışıyordum ama eve dönüp yatağıma yatma isteğime hakim de olamıyordum.

Elbiseyi bir kez daha süzdüm. Kırmızı parıltılı vücudu tamamen saran çok güzel bir modeldi. Başka bir zamanda olsak çok hoşuma gidebilirdi ama şu an her şey gözüme çirkin görünüyordu. Hele de elbisenin derin göğüs dekoltesinden ötürü sol göğsümde ki kurşun yaramın gözükmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Bu yara göğsümde olduğu müddetçe bana dekolte giymek yasaktı. Mecburen bu elbise de beğenmediklerimin arasında yerini alacaktı.

Aynadaki yansımamdan göğsümdeki yaraya bakarken "GECEEE!" diye bağırdı Defne. Böylece kendime geldim ve hızlıca üzerimde ki elbiseyi çıkarıp kendi kıyafetlerimi giydim. Diğer denediğim beş elbiseyi de kucağıma alarak kabinden çıktığımda karşımda ki koltukta oturan Kuzey ve yanında ayakta dikilen Defne'yi görmek şaşırmadığım bir manzara oldu.

Kuzey çıktığımı fark etmemiş olacak ki telefonuyla oynamaya devam ediyordu. Defne ise bıkkın gözlerle beni baştan aşağı süzdü ve kendi kıyafetlerimde olduğumu görünce kaşlarını çattı. "On beş dakikadır içeride ne yapıyordun acaba?" dediğinde Kuzey'in de bakışları telefonundan çekilip bana döndü ama Defne'nin aksine o elbise giymemiş olmamı hiç umursamadı.

Omuz silkip "Beğenmedim hiç birini." dedim ve kucağımdaki elbiseleri kenarda duran askılığın üstüne bıraktım. Kuzey tekrar telefonuna gömüldüğünde "NE?" diye carladı Defne. "Onların hepsi tam senin tarzına göre Gece. Nasıl hiç birini beğenmedin?"

Oflamamak için kendimi tutarken "Beğenmedim işte." diye tekrar ettim. "Ne gerek var elbise giymeye? Böyle gideyim bitsin gitsin."

"Yılbaşı partisine gidiyoruz." dedi Defne imayla. "Partiye eşofman kazakla mı geleceksin?"

Bir bakıma haklı olduğu için karşı çıkamadım. Herkesin süslenip püslenerek gittiği partiye eşofman kazakla gidemezdim ama modum o kadar düşüktü ki ne alışveriş yapmak ne de partiye gitmek istemiyordum.

Kuzey "Zorlamasana Lena." diyerek araya girdiğinde ikimizinde gözleri ona döndü ama o bize değil telefonuna bakıyordu. "Elbise giymek istemiyorsa giymesin işte niye ısrar ediyorsun?"

"Kuzey!" dedi Defne uyarıcı bir tonda. "Kızın aklına fikir sokmayı bırakır mısın? Hep birlikte bir akşam eğleneceğiz işte."

Kuzey'in umursamaz gözleri telefonundan Defne'ye çevrildiği sırada benim çıktığım kabinin yanında ki kabin kapısı açıldı ve Duru üzerinde ki muhtemelen Defne'nin seçmiş olduğu turkuaz payetli elbiseyle çıkış yaptı.

Hepimizin gözleri anında ona dönerken o bize değil üstünde ki elbiseye bakıyordu. Sanki böyle bir şey giymeye alışık değilmiş gibi elbisenin askılarını düzeltiyordu. Tamamen pullarla kaplı olan elbise ayaklarına kadar uzanıyor ince bedenini tamamen çevreliyordu. Turkuaz rengi Duru'nun sarılı mavili gözleriyle mükemmel bir uyum yakalamıştı ve baştan aşağı harika görünüyordu.

"Duru..." dedi Defne Duru'yu baştan aşağı süzerken. "Mükemmel olmuşsun."

Başımı sallayarak onay verdiğimde "Bence de çok yakışmış." dedim.

Duru gözlerini elbisesinden çekip bize baktığında yüzünde utangaç bir tebessüm vardı. Bakışları yavaşça ikimizden çekilip Kuzey'e döndüğünde Defne ve bende aynı anda Kuzey'e baktık.

Az önce elbiselerle bir gram ilgilenmeyen Kuzey'in yüzünde büyülenmiş gibi bir ifade vardı. Kocaman açtığı gözleriyle Duru'yu baştan aşağı süzüyordu. Bakışları nihayet gözlerinde durduğunda sertçe yutkunduğunu gördüm. Bilinçsiz bir şekilde "Oha." diye mırıldandığında yanımda duran Defne kolumu dürttü.

Bakışlarımı Kuzey'den Defne'ye çevirdiğimde bana kaş göz işaretleriyle bir şeyler söylediğini gördüm. Ne demeye çalıştığını da hemen anlayıp sinsi sinsi sırıtarak gözlerimle düşündüğü şeye onay verdiğimi söyledim.

İkimizde sırıtarak onlara döndüğümüzde Kuzey'in hala Duru'ya baktığını gördük. Duru utangaç bir şekilde olduğu yerde sallanıp ellerini kaldırdı ve Kuzey'e işaret diliyle bir şey söyledi.

Biz Duru'nun ne dediğini anlamadık ama Kuzey anladı. Hipnoz olmuş gözleriyle Duru'ya bakmaya devam ederken "Baya..." diye mırıldandı. Böylece Duru'nun ne dediğini anlamış olmuştuk.

Güzel olmuş muyum diye sormuştu.

Duru'nun gülümsemesi daha da genişlerken yanakları pembeleşti. İkisinin bakışmasını bölen şeyse Defne'nin "Tamam o zaman bunu alıyoruz. Sen git değiştir Gece'de elbisesini seçsin çıkalım."

Duru başını sallayarak kabine geri girdiğinde Kuzey hala arkasından bakıyordu. Bense gözlerimi hızlı hızlı elbiselerle dolu raflarda gezdirdim. Seçeneklerin hiç biri hoşuma gitmedi ama sırf mecbur olduğum için ilerledim ve gözüme ilişen en sade elbiseyi askıdan aldım.

Elbiseyle birlikte Defne'ye geri döndüğümde o bana umutsuz gözlerle bakıyordu. "O kadar seçenek içinden bunu mu beğendin gerçekten?"

Seçtiğim elbise dümdüz siyah renkte, dizin bir karış üstünde biten askılı ve dar bir modeldi. Gerçekten de diğer seçenekler içinden en kötüsüydü. Aslında bunu da diğerleri gibi beğenmemiştim ama daha fazla elbise seçmekle uğraşmak istemiyordum. Bir an önce partiye gidip Aras'ı görmek istiyordum.

"Evet öyle." diye onayladım Defne'yi. Elbiseyi koluma astığım sırada Duru'da kabinden kolunda elbisesiyle çıktı.

Duru'yu normal kıyafetlerle gören Kuzey nihayet kendisine gelmiş olacak ki hafifçe silkelendi. Ardından bakışları bana döndü ve koluma taktığım elbiseye baktı. "Ver onu." dediğinde niye istediğini anlamadım ama elbiseyi uzattım.

Kuzey elbiseyi benden aldıktan sonra Duru'ya döndü. Duru'da hiç bir şey anlamayan gözlerle baktı ama o da elbisesini uzattı. Kuzey son olarak az önce oturduğu koltuğun kenarında duran Defne'nin seçtiği elbiseyi aldıktan sonra "Siz çıkın bende ödeyip geliyorum." diyerek kasaya gitmek üzere yanımızdan uzaklaştı.

Defne çatık kaşlarıyla arkasından bakarken "Yine bize ödetmedi." dedi sıkıntılı bir sesle. Konu hesap ödemek olunca kimseye bir şey ödetmekten hoşlanmadığı için Kuzey'in ödeme yapmasından rahatsız oluyordu. Bana kalsa bende Kuzey'in bizim aldığımız her şeyi ödemesini istemezdim ama malesef Kuzey karşı çıkmamıza izin vermiyordu. Onun yanındayken elimizi cebimize bile atamıyorduk.

Göz ucuyla Duru'ya baktığımda onun yüzünde mahçup bir ifade gördüm. Ne hissettiğini az çok tahmin ettiğim için rahat olması adına yanına gidip koluna girdim. Duru'nun bakışları bana döndü ama ben ona değil Defne'ye bakıyordum. "Ay elbise alt tarafı. Ödesin ne olacak?"

Defne Duru'ya mahçup hissettirmemeye çalıştığımı anlamamış olacak ki "Parasını yiyormuşuz gibi hissediyorum." dedi sıkıntılı bir sesle.

"Parasını biz yemeyeceğiz de kim yiyecek Defne? Boş boş konuşma da gidelim." dedim. Defne tam bir şey söylemek için ağzını açacak gibi olduğunda kaş göz yaparak yanımda ki Duru'yu gösterdim. Defne de nihayet ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak ki utanarak dudaklarını birbirine bastırdı. "Haklısın ya. Hadi biz gidelim." dedikten sonra yanımıza gelip o da Duru'nun diğer koluna girdiğinde beraber mağazanın çıkışına doğru ilerledik.

˜

Bakışlarım arabanın camından yolu izlerken "Doğru yolda olduğumuza emin miyiz?" diye sordum çünkü resmen ıssız bir dağa çıkıyorduk. Yolun bir tarafı uçurum diğer tarafı dağdan oluşuyordu ve etrafta başka hiç bir şey yoktu. Durmaksızın yağan kardan ötürü ise önümüzü zar zor görüyorduk.

Şoför koltuğunda arabayı kullanan Defne "Navigasyon burayı gösteriyor." dediğinde bakışlarım camdan çekilip ona döndü. "Dağın başında parti mi olur ya?" diye sitem ettiğimde içimde nedenini bilmediğim bir ürperti vardı. Bu dağlık yol bana dün gece gördüğüm rüyayı hatırlatıyordu ve ben o rüyayı hatırlamayı hiç mi hiç istemiyordum.

"Dolunay söylenme." dedi Defne'nin yanında oturan Kuzey. Bakışları önündeydi ama dikiz aynasından devamlı Duru ve beni kontrol ettiğini görebiliyordum. İçimde ki ürperti hissi ne zaman büyüse Kuzey'e bakarak rahatlamaya çalışıyordum çünkü onun varlığı bana güven veriyordu. Kuzey yanımızdayken bize bir şey olmazdı.

Oflayarak yanımda oturan Duru'ya döndüğümde onun bakışlarının da camda olduğunu gördüm. Üzerinde mağazadan aldığımız güzel elbise vardı ve Defne'nin yaptığı makyajla güzelliği ve gözleri daha da ön plana çıkmıştı. Yine de dalgın görünüyordu. Acaba böyle bir yolda gidiyor olmak benim gibi onu da ürkütüyor muydu?

Uzanıp Duru'yu dürttüğümde irkildi ve camda ki bakışları bana döndü. Ona gözlerimi kısarak bakıp "İyi misin?" diye sorduğumda kısa bir durdu ama sonra başını sallayarak iyi olduğunu söyledi. Daha sonra da tekrar cama döndüğü için göz temasımız kesildi.

Yaklaşık on dakika boyunca dağlık yolu çıktıktan sonra nihayet navigasyon varış noktasına ulaştınız dediğinde durduk. Geldiğimiz yerde ki araba kalabalıklığını görünceyse içim biraz olsun rahatladı. Az önce ki korkum gitti yerine Aras'ı görecek olmanın heyecanı aldı.

Defne arabayı park ederken Kuzey yavaşça arkasına döndü. Duru ve beni kısa bir an süzdükten sonra "Öyle üşümeyecek misiniz siz? Niye ceket almadınız yanınıza?" diye sordu hafif kızar bir sesle.

Kaşlarımı çatıp "Sanane be-" diye çirkefleşeceğim esnada Defne hemen araya girdi. "Parti kapalı mekanda olacağı için üşümeyiz." diyerek durumu toparladı ve Kuzey'le birbirimize laf sokuşturmamıza engel oldu.

Kuzey Defne'den aldığı cevapla birlikte önüne döndü ama son kez bana gıcık gıcık bakmayı da ihmal etmedi. Ardından Defne arabayı park etti. Hep birlikte indiğimizde gözlerim hızlıca Aras'ı görme umuduyla etrafta gezindi ama kalabalıktan ötürü onu göremedim. Önümüzde korku filmlerinden fırlamış gibi duran bir malikane vardı ve içerideki müzik sesi buraya kadar geliyordu. Arabasını park eden herkeste soğukta uzun süre durmamak için hemen içeri giriyordu.

Defne elindeki telefonuna bakarak yanıma geldiğinde ne düşündüğümü biliyormuş gibi. "Aras ve Mert içerideymiş." dedi.

"Acele edelim o zaman." diyerek Defne'nin koluna yapıştım ve onu sürüklemeye başladım. Defne "Yavaş olsana!" diye söylenirken Duru ve Kuzey'de peşimize takılmışlardı.

İçeri girdiğimizde ve girişteki yönlendirmeleri takip ettiğimizde geldiğimiz yer ucu görünmeyen koca bir salondu. Hoparlörlerden çalan yüksek müzik eşliğinde insanlar dans ediyor, garsonlar masalara içki servisi yapıyordu.

Kuzey bu ortamı gördüğü anda kaşlarını çattı. "İnsanların eğlence anlayışını asla anlayamayacağım." diye söylendiğini duydum ama umurumda değildi. Sadece Aras ve Mert'i bulmak istiyordum. Her ne kadar Aras'ın yanına gidemeyecek, onunla konuşamayacak olsamda görmek istiyordum.

Yanımda duran Defne "Oradalar." diyerek işaret parmağıyla gösterdiğinde bakışlarım hemen o yöne döndü ve uzun masalardan birinin önünde duran Aras ve Mert'i gördüm. Mert'in bakışları etrafta gezinirken o da bizi arıyor gibiydi ama Aras durgun gözlerle önüne bakıyordu.

Aramızda ki uzak mesafeye rağmen onu görmüş olmak kalbimin sıkışmasına sebep oldu. Bir haftadır çektiğim özlemin ateşi içimde harlandı sanki. Kısa bir an donakaldığımı hissettim. Beni kendime getiren şeyse yanımdaki Defne ve Mert'in göz göze gelmesi oldu. İkisi de birbirlerini gördükleri anda gülümsedi ve Defne hızlı adımlarla onlara doğru yürüdü. Mert'in yanına vardığı andaysa parmak uçlarında yükselerek kollarını boynuna doladı. Mert'te aynı hızda ona sarıldığında ikisini izleyen Kuzey "Bu bütün gece böyle devam ederse ben katil olurum yalnız." dedi öfkeyle. Ben onu hiç umursamadım ama Duru işaret diliyle bir şeyler söyleyerek Kuzey'in dikkatini kendisine çekti. Saniyeler içerisinde Defne ve Mert'i unutan Kuzey'de işaret diliyle Duru'yla konuşmaya başladığında onlarda yanımdan geçerek Defne'ye doğru yürüdü ama ben olduğum yerde durmaya ve Aras'a uzaktanda olsa bakmaya devam ettim.

Ne gözümü alabildim, ne de göze alabildim.

Aras'ın durgun gözleri yanı başında sarılan Defne ve Mert'i fark edince gözleri hızlıca birini arar gibi etrafta gezindi ve çok geçmeden bakışları beni buldu. Göz göze geldiğimiz anda biraz daha özlemle kavruldum ama belli etmemeye, ifademi düz tutmaya çalıştım.

Aras'ın bakışları tüm çehremde gezindi. Bana bakınca her ne gördüyse kaşları çatıldı. İçinde tutmaya çalışır gibi dudaklarını birbirine bastırdığı sırada arkamdan "Gece?" diyen bir ses ilişti kulağıma.

Bakışlarımı güçlükle Aras'tan çekip sese döndüğümde karşımda görmeyi beklemediğim Kayra'dan ötürü "Kayra?" dedim istemsizce.

Kayra hafifçe gülüp "Buyur benim." dedi ama ben gülmedim. "Senin ne işin var burada?" dediğimde hadsiz bir soru sorduğumu biraz geç fark ettim. Çocukta tıpkı bizim gibi yeni yılda eğlenmeye gelmişti işte neyi sorguluyordum ki?

Kayra sorduğum sorunun saçmalığını fark etmiş olacak ki "Geçiyordum uğradım." diyerek benimle dalga geçti. Daha sonra da hafifçe bana doğru eğilip kulağıma yaklaştı ve fısıldayarak "Aramızda kalsın ama bu gece sahnedeyim." dedi.

Ani yaklaşımından rahatsız olduğum için bir adım geri çekildim ve "Ne güzel." dedim. Daha fazla onunla konuşmaya devam etmek istemediğim için "Arkadaşlarım bekliyor ben gideyim en iyisi." dediğimde Kayra minik bir baş selamı verdi. "Eğlenmene bak." derken yüzünde anlam veremediğim bir gülümseme vardı.

Başımı sallayarak ona arkamı döndüm. Tam bizimkilerin yanına yürüyeceğim esnada tekrar Aras'la göz göze geldiğim için olduğum yerde durmak zorunda kaldım. Ama bu defa Aras az önceki gibi bakmıyordu. Sanki öfkelenmiş gibiydi. Kaşları çatık, çenesi gergindi.

Neden böyle baktığını anlayamasamda yavaşça masaya doğru yürüdüm ve Defne'nin yanına geçtim. Sol tarafımda Defne, onun yanında Mert, Mert'in yanındaysa Aras vardı. Sağ tarafımdaysa Kuzey ve Duru işaret diliyle kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Mert ve Defne'de kendi dünyalarına kapılmıştı. Olduğu yerde boş boş duran Aras ve bense bakışmaktan başka hiç bir şey yapmıyorduk. Ne ben onun, ne de o benim yanıma gelmiyordu ama gözlerimizde birbirinden kopamıyordu.

Bakışlarımı bir an bile Aras'ın üstünden çekemezken sahne ışıkları değişti ve ortam karanlığa gömüldü. Müzik sesi kesildi ve yerini insanların attığı heyecanlı çığlıklar aldı. Yanıp sönen renkli ışıklar sadece sahneyi aydınlatmaya başladığında yavaşça o tarafa döndüm.

Başta Kayra olmak üzere bir kaç kişi sahneye çıkıyordu. İnsanlar Kayra'nın adını bağırıyordu.

Sol tarafımdan Kuzey "Bu bizim üst katımızda oturan puşt değil mi?" dediğinde sesini duyurabilmek için bağırması gerekmişti. Ve bu bilgiyi öğrenen Aras'ın gözleri anında bana dönmüştü.

"Kayra." diye düzeltti Kuzey'i Defne. Böylece Mert'in bakışlarıda bize döndü. İkisininde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı.

Garsonlardan bir kaçı bizim masamıza içki servisi yaparken Kuzey dışında kimse içkiye uzanmaya yeltenmedi. Kuzey aldığı kadehi kafasına dikerken sahne ışıkları mikrofonun başında duran Kayra'yı aydınlatmaya başladı. Arkasındakilerde müzik aletlerinin başına geçerken Kuzey "Bu herifi dinlemek istemiyorum ben!" diye söyleniyordu.

Kayra çoktan mikrofonu eline aldı. Bir kaç defa vurduktan sonra "Hoşgeldiniz!" dedi coşkulu bir sesle. Kalabalık çığlıklar eşliğinde ellerini havaya kaldırırken ben göz ucuyla tekrar Aras'a baktım. Normalde onun da buradaki insanlar gibi çığlıklar atıyor olması gerekirdi ama yapmıyordu. Eğlenen insanların arasına karışmıyor olduğu yerde duruyordu. Bir saniyeliğine gözlerinin bana döndüğünü gördüm. Göz göze geldiğimizde karanlıktan ötürü yüz hatlarını tam olarak seçememiştim ama kahvenin en koyu tonu gözlerindeki kederi iliklerime kadar hissetmiştim. Bakışlarını kaçıran ilk kişiyse ben oldum. Hızlıca göz temasını kesip tekrar sahneye döndüm ve Kayra'ya baktım çünkü Aras'a uzun süre bakmak canımı yakıyordu.

"2027 yılına gireceğimiz bu gece de bizlerle olmanızdan büyük mutluluk duyuyoruz." dedi Kayra. Kalabalık tekrar çığlıklara boğulurken onun gözleri sanki birini arıyormuşçasına etrafta gezindi. Uzun Uzun insanları izlediğinde bir noktada bakışları bizim masamıza döndü ve beni gördü. Sanki az önce kalabalıkta aradığı kişiyi bulmuşçasına gülümsediğinde kaşlarımı çattım.

Bu bana mı sırıtıyordu?

"Başlamadan önce özel olarak söylemek istediğim bir şarkı var." dedi Kayra. Bakışları hala bendeydi. Ya da ben yanlış anlıyordum. Bunu kontrol etmek için sağıma soluma bakındım ve acaba bana değil başkasına mı bakıyor diye anlam vermeye çalıştım. Sağ tarafımda Kuzey duruyordu. Kuzey'e bakıp sırıtacağını düşünmediğim için bu sefer sol tarafıma baktım. Solumda da Defne vardı. Defne'ye bakıyor olabilirdi ama Defne hemen yanında duran Mert'e bakıyordu. Mert'e ona bakıyordu. İkisi kendi aralarında fısıldayarak bir şeyler konuşuyorlardı. Onlara bakıp sırıtması çok saçma olmaz mıydı?

Tekrar sahneye döndüğümde amacım Kayra'nın gözlerinin hala burada olup olmadığını kontrol etmekti. Hala buradaydı. Yüzündeki gülümsemeyse yerli yerindeydi.

Ve bakışlarının hedefi bendeydi.

Kayra göz göze geldiğimizde daha çok gülümsedi. Böylece baktığı kişinin gerçektende ben olduğumu anlamış oldum. Neden bana bakıp sırıttığını anlamadığım için boş boş gözlerimi kırpıştırdığım sırada "Bu şarkıyı bana ilham olan ay yüzlü kıza armağan etmek istiyorum." dedi Kayra mikrofona. "Umarım dinleyince uykusuz gecelerine huzuru, ruhunun ayazına baharı getirebilirim."

Olduğum yere kilitlendim. Kalabalıktan çığlıklar, oooo sesleri yükseliyordu. Ama daha kötüsü sağımda duran Kuzey ve Duru, solumda duran Defne ve Mert, Mert'in yanında duran Aras'tı.

Hepsi aynı anda bana bakmıştı.

Onların bakışları bir anda bana yönelince ne yapacağımı bilemediğim için boş boş bakmaya devam ettim. Bu sırada "Dolunay..." dedi yanı başımda duran Kuzey. Ona döndüğümde ateş atan mavileriyle karşılaştım. "O ay yüzlü kız benim deme sakın."

Ben daha Kuzey'e cevap veremeden "Gece..." dedi sol tarafımdan Defne. Ona döndüğümde gözlerinde şaşkınlık gördüm. "Kayra sana şarkı mı yazdı?"

Güzel soru. Kayra bana şarkı mı yazdı?

Ne bileyim ben yazdı mı yazmadı mı! En son birbirimizi paralıyorduk biz.

Defne'ye ne cevap vereceğimi bilemediğim ensada "Oha amınakoyayım!" dedi Mert. Ona baktığımda bakışlarında en az Defne kadar şok olmuş bir ifade gördüm. Ama çok geçmeden ortamdaki tüm gözler benden çekilip başka birine döndü.

Mert'in yanı başında duran Aras'a döndü.

Aras'ın yüzündeki ifadeyi seçemedim. Şaşkın mı, öfkeli mi, hayal kırıklığına mı uğramış belirleyemedim. Hepsinin karmaşası olan bir duygu vardı ifadesinde. Bu görüntü bile göğsümün ortasına bir bıçak misali saplanırken sahne de gitar sesi duyuldu. Böylece Aras bakışlarını benden çekti. Diğerleri de sahneye döndü ve o ay yüzlü kıza yazılan şarkının giriş melodisine odaklandı. Onlar hiç bir şey anlamıyorlardı ama ben duyduğum melodiyle bir kez daha kilitlendim olduğum yere.

Günlerdir balkonda sabahlarken uyumamı sağlayan melodiydi bu.

Şoka girdim. Gerçekten de olduğum yerde şoktan kaskatı kesildim. Gözlerimi kırpmak istedim ama onu bile beceremedim. Tüm odağım kulaklarıma dolan melodideyken neler olduğuna anlam veremiyordum.

Bir haftadır geceleri balkonda sabahlıyordum. Bir haftadır sadece Kayra'nın melodisini dinleyerek uyuyabiliyordum. Kendi bestesini yaptığını tahmin etmiştim ama bu besteyi bana yaptığını hiç düşünmemiştim. Gitarını dinlerken söylediği sözlere hiç odaklanmamıştım. Sadece uyumak için müziğin büyüsüne kapılmıştım.

Şimdiyse geceleri uyumamı sağlayan şarkının bana yazıldığını öğreniyordum.

Ben şok içerisinde sahneye bakmaya devam ederken Kayra'nın gitarına bateri de eşlik etti. Bir anda grup halinde müziğe girdiklerinde kalabalık suspus oldu çünkü yavaş bir melodiydi bu. İnsanın ruhuna huzur veriyordu. Duyunca işi gücü bırakıp sadece uyuma isteği getiriyordu.

En azından bir haftadır her gece bana olan buydu.

Kayra bir yandan gitarını çalmaya devam ederken mikrofana yaklaştı. Gecelerdir odaklanmadığım sözleri o büyüleyici sesiyle okumaya başladı.

"Hırçın dalgaların esti bir kış günü bana."

"Bilmezdim bu kadar kapılacağımı dünyaya."

"Şimdi ılık bir esinti vursa saçlarına."

"Parlasa gözlerin dolunay ışığında."

Kayra sustu. Gitar ve bateri tekrar melodilerini konuşturdu. Solumda duran Kuzey'in müzikten benim gibi etkilenmek yerine "Ne diyor lan bu!" dediğini duydum ama ona odaklanamadım. Müziğe o kadar kapılmıştım ki başımı sahneden çevirmeyi başaramadım.

"Şehrin ışıkları bir bir yanarken,"

"Öfkeli gözlerin bir bana yorgunken,"

"Aşka fakir kalbim ayazda seni ararken,"

"Bir sıcak avuntu gerek bana."

Kayra sözleri okudukça bir hafta önce sitenin bahçesinde konuştuklarımız geldi aklıma. Yavaş yavaş kelimeler anlamlanmaya başlarken benim öylesine söylediğim şeylerin bir şarkının sözleri olarak duymak kulaklarımı uğuldattı. Ne diyeceğimi, ne hissedeceğimi şaşırmıştım. Tepki vermem gerekirdi belki ama yapamıyordum. Şoktan olduğum yerden kımıldayamıyordum.

"Dünyanız yansın, adaletiniz batsın."

"Bu evsize bir dost lazım."

"Şimdi ılık bir esinti vursa saçlarına."

"Aşka fakir kalbim doysa bu gece karanlığa."

Kayra tekrar gitarına girdi. Bateri ve gitar mükemmel bir uyumla son melodilerini çaldı. Ardından şarkı sonlandı. Kalabalıktan çığlık sesleri yükseldi. İnsanlar kendilerinden geçmişçesine zıplıyor, şarkının mükemmelliğini kutluyorlardı. Kayra mikrofana bir şeyler söylüyordu ama hiç birini duyamıyordum. Üstümden tır geçmişti sanki. Evet şarkı güzeldi. Hatta çok güzeldi ama bu ne demekti şimdi?

Kayra bana mı aşıktı?

Ne alaka ya!

"Ben bu herifi gebertirim!" dedi Kuzey. Ses tonunda ki öfke bariz ortadaydı ama ondan daha öfkeli olan biri varsa o da sol tarafımda olan ve üzerime doğru yürüyen Aras'tı. Ne ara yerinden kımıldadığını bilmiyordum ama öfkeli gözlerle bana doğru geliyordu.

Bir kaç büyük adımla dibimde bitti ve tek hamlede kolumu kavradı. Şok olmuş gözlerle kolumu tutan eline baktığım sırada beni de peşine takarak kalabalığa doğru yürümeye başladı. Neye uğradığımı şaşırdım ama adımlarımı anında onun hızına uydurdum. Birlikte kalabalığa daldığımızda arkamda kalan Kuzey'in "LAN!" diyen bağırışını duydum. Muhtemelen Aras'ın beni götürdüğünü fark etmişti ve her an müdahale edebilirdi.

Arkamı dönüp göz ucuyla Defne'ye baktığımda ona gereken mesajı gönderdim. Defne anında vermek istediğim mesajı havada kaptı ve peşimizden gelmek üzere adım atan Kuzey'in önünü kesti. Kuzey bir anda Defne tarafından durdurulunca ben sırıtarak önüme döndüm.

Aras'la gitme şansını Kuzey yüzünden kaçıracak değildim sonuçta.

Aras'la birlikte kalabalığı yararak ilerlediğimizde nereye gittiğimiz hakkında hiç bir fikrim yoktu. Sadece Aras'a ayak uyduruyorum. Yüzünü görebilmek için başımı kaldırdığımda buzdan soğuk gözlerinin bende değil önünde olduğunu fark ettim. Ona beş metre öteden bakan biri bile öfkesini görebilirdi. Neye bu kadar öfkelendiğini anlamaksa hiç zor değildi.

Her şeyi çok yanlış anlamıştı.

Saniyeler içerisinde kalabalığın arasından sıyrılıp bir kaç koridordan geçtikten sonra mekanda ki tuvaletlerin önüne geldik. Aras çok düşünmeden güm diye erkekler tuvaletine daldı. Kolumu tuttuğu için bende peşinden içeri girmek zorunda kaldığımda pisuvara işeyen erkek görmekten ödüm koptu ama neyse ki kimse yoktu. Tuvalet tamamen boştu.

İşime gelirdi.

Aras içeri girdiğimizde kolumu bıraktı. Temasını kesmesi üzerine bir uçurumdan düşüyormuşum gibi hissettim. "Aras..." dedim ama bana cevap vermeden arakasını döndü ve tuvaletin kapısını kapatıp kilitledi. Tekrar bana dönmesini bekledim ama yapmadı. Arkasını dönmedi. Eli hala kapı kolundayken öfkeyle aldığı soluklardan sırtı hızlı hızlı inip kalkıyordu.

Yine "Aras-" demeye yeltendiğimde "Hırçın dalgalar ha?" diyerek sözümü kesti. Ne dediğini anlayamadığım için refleks olarak "Ne?" dedim. Böylece Aras yavaşça bana doğru döndü. Göz göze geldiğimizde yüzünde öfkenin yanında hayal kırıklığı görmek içime dokundu. "Hırçın dalgaların esmiş ya ona." diye tekrar ettiğinde jetonum nihayet düştü.

Kayra'nın şarkısının sözleriydi bu.

Ne diyeceğimi bilemediğim için bir kaç saniye boş boş göz kırpıştırdım. Kendime gelebildiğimde "Benim haberim yoktu-" demek istedim ama "Bir hafta." diyerek kesti Aras lafımı. Sıktığı dişlerinin arasından güçlükle konuşuyordu. "Sadece bir hafta. Bir hafta görüşmedik ve o bir hafta da neyin hırçın dalgasını gördü lan o herif!"

Ben söylediklerinden hiç bir şey anlamazken o ellerini saçlarına geçirdi. Kafasının içinde her ne düşündüyse histerik bir şekilde gülüp "Öfkeli gözlerin ona yorgunmuş?" dedi bu sefer. "Ne bilir lan o senin gözlerinin yorgunluğunu? Ne biliyorda konuşuyor? Hırçın dalgaymış! Ben onu boğardım o dalgalarda da dua etsin sivil dövemiyorum."

Art arda saydırdıklarını dinlerken "Aras-" diyerek araya girmek istedim ama bu defa "Ulan!" diyerek susturdu beni. Bakışları bana döndüğünde öfkesi gitti yerini hayal kırıklığı aldı. "Ulan ben bir haftadır senin gözlerine hasretim, herifin teki çıkıp parlıyor falan diyor! Nereye parlıyor? Kime parlıyor? Sana mı parlıyor sanki sana ne oluyor-"

"ARAS!" dedim daha yüksek sesle. Böylece susmak zorunda kaldı. Göz göze geldiğimizde ona doğru bir adım atarak aramızda ki mesafeyi azaltıp "Sen bana mı sinirlisin şu an?" diye sordum.

Aras'ın ifadesi değişti ve "Ne?" dedi şaşkınca. Dik dik bakmaya devam ettiğimi görünce hızlıca başını iki yana salladı. "Hayır tabiki niye sana sinirleneyim? Ben seni biliyorum. Sen göz ucuyla bile bakmamışsındır o herife de o neyden neyi çıkarıp şarkı yazmıştır."

Verdiği tepkiyle birlikte bocaladım çünkü beni suçlamasını, hak etmediğim imalar yapmasını bekliyordum. Ama yapmamıştı. Beni suçlamamıştı. Bunun yerine ben seni biliyorum demişti.

Aras beni biliyordu. Ben bir şey yapmamıştım.

Kalbime nereden geldiğini bilmediğim bir sıcaklık dolarken biraz daha yaklaştım ona. İyice dibinde bittiğimde artık yüzünü görebilmek için başımı kaldırmam gerekiyordu. "O zaman kime söyleniyorsun şu an?"

Aras aramızdaki mesafeyi azalttığımı fark etmemiş olacak ki "Kendime söyleniyorum!" diye yükseldi. "Ben bir haftadır hasretinden geberirken herifin tekinin gözlerine şarkı yazmasını sindiremiyorum! Ay yüzlü diyor lan! Benim bir haftadır göremediğim yüze ay yüzlü diyor! Onun ayını gökten indirip bir tarafına montelerdim ben ama-"

Aras devamını getiremedi.

Çünkü aniden onu kendime çekip dudaklarına yapıştım.

Tüm vücudu kaskatı kesildi. Bir kaç saniye boyunca ne yaptığımı algılayamıyormuş gibi tepkisiz durduğunda bile geri çekilmedim. Boyuna yetişebilmek için parmak uçlarımda dururken bir ellerimle omuzlarından destek alarak dengemi sağlamaya çalıştım. Aras ise hala tepkisizce duruyor öpüşüme karşılık vermiyordu.

Onu kendisine getirebilmek için dişlerimi sertçe alt dudağına sapladığımda boğuk bir inilti döküldü dudaklarından. Bunun üzerine dişlediğim noktayı serbest bırakıp daha yumuşak hareketlerle öpmeye başladım. Böylece Aras'ta ne yaptığımı idrak edebildi. Kendisine geldiği anda dudakları aralandı ve benimkileri esir alıp öpücüğüme karşılık vermeye başladı.

Kayra falan umurumda değildi. Aras'ı özlemiştim.

Çok özlemiştim.

Nefessiz bir şekilde öpüşmeye başladığımızda Aras'ın elleri belime yerleşti ve beni kendisine yasladı. Parmak uçlarımda durduğum için dengemi zor sağlıyordum ama onun belime yerleşen elleri beni kolayca dengeledi. Öpüşmeyi ben başlatmıştım ama devamını o getiriyordu sanki. İri parmakları sertçe kavradığı belimi sıkarken dudakları o kadar vahşi hareket ediyordu ki ona yetişmekte zorlanıyor, hızına ayak uyduramıyordum.

Bir saniyeliğine nefes alabilmek için geri çekildiğimizde bile hala alınlarımız birbirine yaslı, gözlerimiz kapalıydı. Aras'ın nefessizlikten aldığı hızlı soluklar yüzüme çarparken gözlerini ilk açan kişi ben oldum. Aras'ın yüzünün her bir santimini inceledim ve "Hırçın dalgaymış, ay yüzmüş falan hiç biri umurumda değil." dedim kendimden emin bir sesle. Kelimelerin tamamı plansız bir şekilde dudaklarımdan süzülüyordu ve onları durdurmaya çalışmıyordum.

Aras bana cevap vermedi ama yavaşça gözlerini aralayıp o da bana baktı. Belimdeki elleri beni kendisine ilmeklemek ister gibi daha da sıkılaştı. Bundan cesaret alırmışçasına dudaklarımı tekrar dudaklarına bastırdım ama öpmedim. Bunun yerine yavaş yavaş dilimi dudaklarının üstünde gezdirdim. Bu hareketimle birlikte Aras derin bir soluk çekti ama durmadım. Dilimi gezdirdiğim noktalara küçük küçük öpücükler kondurmaya başladım. "Sana daha önce de söyledim." dedim bu esnada. "Sularında boğulmak istediğim tek kişi sensin."

"Tehlikeli sularda yüzüyorsun."

"Boğ beni o sularda."

Bu cümleyle birlikte Aras neye gönderme yaptığımı anlamış olacak ki genzinden hırlamaya benzer bir inilti döküldü. Vahşi bir dürtüyle ileri atılıp dudaklarımı esir aldığında aynı hızda ona karşılık verdim. Dudaklarımız aynı anda aralandı ve bir yapboz misali iç içe geçti. Aynı saniyelerde dillerimiz de içeride buluşup birbirine karıştığında Aras'ın belimdeki elleri aşağı doğru süzüldü ve kalçamın üstüne geldi. İri elleri kalçalarımı kavradığında boğuk bir mırıltı döküldü dudaklarımdan. Sesim Aras'ı daha çok tahrik etmiş gibi kavradığı kalçalarımı sıktığında dudaklarımı dudaklarından çekip "Aras!" diye inledim. Ellerim benden bağımsız bir şekilde harekete geçip Aras'ın üstündeki ceketi bulduğunda hiç düşünmeden ceketi omuzlarından aşağı doğru çekiştirdim. Aras'ta bana destek verdiğinde ceket önce omuzlarından, ardından kollarından süzülüp yere düştü ve karşımda beyaz gömleğiyle kaldı.

Benim bu hareketimden Aras'ta cesaret almış olacak ki kalçamda duran elleri daha da aşağı süzüldü ve elbisemin eteğini kavradı. Yavaşça yukarı doğru sıyırdığında heyecandan nefesimi tuttum. Kalbim resmen ağzımda atıyordu. Tüm vücudum tir tir titriyor bir adım ötesine geçmek için sabırsızlanıyordu.

Aras elbiseyi yukarı doğru sıyırdı. Elbise önce kalçalarımı, ardından belimi aştı. Göbek deliğimin üzerine kadar çekiştirip bıraktığında artık bacaklarım ve iç çamaşırım tamamen açıktaydı. Bir saniyeliğine Aras'ın geri çekildiğini ve görmek ister gibi aşağıya baktığını gördüm ama daha sonra sabredemiyomuş gibi tekrar bedenini bedenime yasladı. Elleri tekrar aşağı yöneldi ama bu defa kalçamı avuçlamak yerine bacaklarımı kavradı. Beni tek hamlede havaya kaldırdığında minik bir çığlık firar etti dudaklarımdan. Refleks olarak omuzlarına tutundum ama beni zaten düşürmeyeceğini çok iyi biliyordum.

Aras iki büyük adımla arkamda ki el yıkama lavabosunun yanında duran tezgaha geldi ve beni oturttu. Bu sayede boylarımız eşitlendiği için parmak uçlarımda durma derdinden kurtulmuştum.

Tezgaha oturduğum anda bacaklarımı aralayıp Aras'a yer açtım. Aras anında bacaklarımın arasına girdiğinde tekrar dudaklarıma yapıştı ve benimde öpüşüne karşılık vermem uzun sürmedi. Uzun ve soluksuz bir öpüşme sonrası Aras'ın dudakları kontrolü tamamen eline aldı. Sanki günlerdir bu anı bekliyormuş gibi aceleci bir şekilde önce üst dudağımda dilini gezdirdi. Ardından alt dudağımı dişleriyle kıstırıp çekiştirdi. İçsel bir dürtüyle inlediğimde Aras yavaşça dudaklarımı serbest bıraktı. Hafifçe geri çekildiğinde bakışları tüm çehremde gezinip en sonunda gözlerimde durdu. "Dün gece de uyumadın değil mi?"

"Ne?" dedim nefes nefese. Aldığım hızlı soluklardan göğsüm onunkine çarparken algılarım tamamen kapalı olduğu için ne dediğini anlayamıyordum.

"Uyumadın." diye tekrar etti Aras. Dudakları dudaklarıma çok yakın bir mesafeden konuşuyordu. Belimdeki elleri yavaşça aşağı doğru süzülüp üst bacağımı kavradığında "Aras..." diye bir fısıltı döküldü dudaklarımdan ama bu devamı gelecek bir cümle değildi. Bu bıkmadan adını sayıklıyor olmamın eseriydi. Bakışlarım gözlerinden dudaklarına indiğinde onu tekrar öpmek için ilkel bir arzu duyuyordum.

Aras parmaklarını üst bacağımda gezdirirken "Dün gece de diğer bütün geceler gibi uyumadın." dedi yine. Böylece ne demeye çalıştığını anladım. Bakışlarım dudaklarından çekilip gözlerini bulduğunda bacağımı okşayan eli yüzünden başım dönüyordu. "Nereden anladın?" diye sordum nefes nefese. Evet günlerdir doğru düzgün uyumamıştım ama o bunu nereden anlamıştı?

"Bakışlarından." dedi Aras. Daha da yaklaştı ve dudaklarını çeneme bastırdı. Hafif bir öpücük kondurup "Duruşundan." dedi ve aşağı doğru süzüldü. Tenimde ıslak bir yol çizerek boynuma ulaştığında geçtiği yerlere diliyle darbeler bırakması tekrar "Aras..." diye inlememe sebep oldu. O ise iniltilerimin tamamını daha sert öpücüklerle karşıladı. Boynumu dudaklarıyla kıstırdı. Önce öptü, ardından derin bir soluk alarak kokumu içine çekti. "Sesinden." dedi bu esnada. "Sana dair olan her şeyden yorgunluğun anlaşılıyor."

İçim titredi. Anlaşılıyor diyordu ama ondan başka kimsenin anladığını düşünmüyordum. Bir haftadır yüzümü gördüğü yoktu ama yine de bir bakışta uykusuz ve yorgun olduğumu anlıyordu. Ondan başka kimse anlamıyordu. Bir tek o vardı. Aklımda, kalbimde, tenimde, her yerimde. Tüm vücudum adını sayıklıyordu sanki. Her bir zerrem Aras'ı istediğini haykırıyordu ve ben daha fazla ne duygularıma ne de bedenimin arsuzuna engel olamıyordum. Engel olabilirim sanmıştım ama olamıyordum.

Olmakta istemiyordum.

"Yokluğunda uyuyamadım." diye bir fısıltı döküldü dudaklarımdan. Belki de bunu söylediğime pişman olacaktım. Aras'a yokluğunun bana uykusuzluk getirdiği bilgisini vermek mantıklı bir karar olmayacaktı. Zayıf noktamı bu şekilde ellerine bırakmak hiç akıllıca değildi biliyordum.

Ama yine de söyledim. Engel olmak istemedim.

Aras'ın dudakları boynumdan çekildi. Yüzümü görebilmek için başını kaldırdığında bende ona baktım ve gözlerindeki şaşkınlığı gördüm. Uykusuzluğumun sebebinin yokluğu olacağını hiç düşünmemiş gibi "Ben yokum diye mi uyuyamadın?" diye sorguladı.

Yutkundum ve Sadece bakmakla yetindim. Sessizliğimin üzerine Aras doğruldu. Bir eli hala üst bacağımdayken bakışları gözlerimde, dudakları nefesini soluyabileceğim kadar yakınımdaydı. "Gitmemi isteyen sendin." diye fısıldadığında yüzüme çarpan nefesi kalbimde ılık bir esinti bıraktı.

Hiç bir şey söyleyemedim. Hiç bir savunmam yoktu. Gitmesini aslında hiç istememiştim ama kalmasını dilemekten korktuğum için öyle davranmıştım. Ben kimsenin kalmasını istemezdim. Eğer birine kalmasını isteyecek kadar çok bağlanmaya kalkarsam ona kalmadan ben arkamı dönüp giderdim. Sonradan karşılığını vermem gerekmesin diye kimseden hiç bir şey istemezdim. Ödeyemeyeceğim borçlar almaz, kalamayacağım bağlılıklar kurmazdım. Ait olmadığım evlerde durmaz, gönüllerde haddinden fazla taht kurmazdım.

Ama Aras beni değiştiriyordu. Konu o olduğunda içime bir sürü istek doğuyordu. İstekler beklentileri, beklentiler korkuları beraberinde getiriyordu. Korku bende öfke yapıyor günün sonunda ortaya böyle bir manzara çıkıyordu.

Korkularım isteklerimi hep bastırıyordu.

Düşüncelerimi baskılayıp sesimi zar zor bulabildiğimde "İstersen hala gidebilirsin." dedim. Yine hissettiklerimi kendime sakladım, Aras'a hiç bir şey yansıtmadım. Söylediğimin aksine içimden bunu yapmamasını diledim. Gitmesini istemiyordum ama ona gitme diyemezdim. Zaten bunca olan şeyden sonra buna hakkım da yoktu.

Aras'ın gözleri gözlerimden bir saniye bile ayrılmazken ne düşündüğünü anlamaya çalışıyor, gidecek mi diye merak ediyordum. Kendimi şimdiden gitme ihtimaline alıştırmıştım. Bu yüzden de giderse ona kızmazdım. Hatta en doğrusunu yaptığı için gurur duyardım çünkü ben onun yerine olsam benim yanımda bir dakika bile durmazdım.

Aras baktı. Uzun uzun, içi gidiyormuş gibi baktı. Kendine geldiğinde derin bir nefes verdi dudaklarıma doğru. "Bu kadar mı zor?" diye sorduğunda ne dediğini anlayamadığım için "Hı?" diye mırıldandım. Bakışlarımı gözlerinden dudaklarına indirmemek için tüm gücümü kullandım.

Aras kederle baktı yüzüme. "Kalmasını istediğin birine gitme demek senin için bu kadar mı zor?"

Tekrar yutkundum ve "Sana gidebilme özgürlüğünü tanıyorum." dedim kalmasını istediğim gerçeğini ört pas ederek. Bunu onun için de yapıyordum aslında. İstediği zaman gidebilmesi için ondan hiç bir şey istemiyor yanımda zorla tutmamaya çalışıyordum.

Aras'ın bakışlarında ki kederde hiç bir değişim olmazken "Özgürlük dediğin bu şey sadece gitmekten mi geçiyor?" diye sordu bu sefer.

Bu soru göğsümün ortasında garip bir sızı oluşturdu. Yine de yansıtmadım ve başımı onaylar anlamda salladım. Benim için özgürlük her şey demekti ve o da sadece gitmekten geçiyordu. Beraberinde yalnızlık getiriyordu ama güvenemediğim kalabalıklardansa güvenli yanlızlık daha mantıklı geliyordu.

Tanıdık kötülükler bilinmez iyiliklerden daha hayırlı geliyordu.

Aras gözlerini yumup derin bir nefes verdiğinde yakınlığımızdan ötürü nefesi yüzüme çarptı ve ben zihnimde ki tüm dengelerin onun bir nefesiyle şaştığını hissettim. Kafasının içinde ne düşündü bilmiyordum ama gözlerini geri açtığında bakışlarında kararlılık vardı. "O halde ben ucunda sensizliği getiren bu özgürlüğü istemiyorum." dedi pat diye.

Dumura uğradım. İstemsizce "Ne?" dediğimde Aras'ın kendinden emin bakışlarında hiç bir değişim olmadı. "Özgürlükse de benim özgürlüğüm değil mi?" dedi bana doğru yaklaşırken. Yüzlerimiz arasında ki mesafe gittikçe sıfırlanıyordu ve her bir kelimesinde benim kalbim sıkışıyordu. "Özgürlük kimsenin etkisi altında kalmadan, kendi irademizle seçebilme şansımız değil mi?" dediğinde dudaklarımızın ucu birbirine dokundu. Hafif bir öpücük kondurdu dudağımın kenarına. "Ben seni seçiyorum." diye fısıldadı "Ve sende özgür iradenle benimle kalmayı seçene kadar hiç bir yere gitmiyorum."

Kalbim sıkıştı. Gerçekten de kalbimde ki o sıkışmayı fiziksel olarak hissettim. Tüm vücudum sıcacık oldu ve ben günler sonra ilk defa ısınabildiğimi hissettim. Omurgamdan aşağıya doğru elektrik akımı benzeri bir his süzülürken ellerim benden bağımsız bir şekilde harekete geçip Aras'ın yüzünü kavradı ve dudaklarım vahşi bir dürtüyle dudaklarının üstüne kapandı. Ani öpüşümle birlikte Aras'ın hafifçe gülümsediğini gördüm.

Hem de gamzesi belli olacak şekilde.

Aras'ın dudakları da aralandı ve benimkileri esir aldı. Dili anında harekete geçip ağzımın içine doğru yol aldı. Aynı saniyelerde bacağımı okşayan elinin hareketleri de sertleşti. İki eli birden kalçamın biraz aşağısını, kavrayıp sıktığında boğukça inledim ama ağzımın içinde olan dili yüzünden sesim dışarı çıkamadan içeride kayboldu. Aras'ın yaptığı her bir dil darbesi sanki kasıklarıma uyarı gönderiyordu. İç çamaşırıma nabız gibi vuruyor daha fazlası için yanıp tutuşuyordu.

Nefes nefese kalınca dudakları dudaklarımdan ayrıldı ve "Sikeyim..." diye fısıldadı. Bacaklarımı avuçlayan elleri tekrar setçe etimi kıstırdığında "Aras!" diye inledim. İnlememle birlikte Aras'ın yüzüne yarım bir sırıtış yerleşti ve gözleri gözlerimi buldu. "Adımı mı ezberliyorsun hayırdır?"

Gülümsedim ve oturduğum tezgahta biraz geri kaydım. Bacaklarımı daha çok araladığımda Aras'ın bakışları yüzümden çekilip bacaklarımı buldu. Elbisem göbek deliğime kadar sıyrıldığı için tüm iç çamaşırım gözlerinin önündeydi.

Sırtımı geriye doğru yatırıp "Ben adımı ezberletmeye başlamadan sussan iyi olur." dediğimde Aras'ın sırıtması daha da genişledi. "Senin adın benim ezberimde zaten merak etme."

Ben daha söylediği şeyi sindiremeden tekrar vahşi bir dürtüyle ileri atıldı ve dudaklarıma yapıştı. Öpüşüne karşılık verdim ama Aras bu defa uzun uzun ağzımda oyalanmak yerine tenimde süzülerek aşağı doğru yol aldı. Dudakları önce çeneme, oradan da boynuma ulaştığında geçtiği noktalara ıslak öpücükler konduruyordu.

Daha da aşağıya gidip boynumdan gerdanıma ulaştığında sırtım bir yay gibi gerildi. Tüm vücudum kasılırken ellerimle tezgahtan destek alarak geriye yaslandım ve göğsümü ön plana çıkardım. Aras'ın elleri de üst bacağımdan yukarı doğru süzülüp iç çamaşırımın kenarlarını buldu. Çekiştirerek üstümden atması için kalçamı havaya kaldırdım ama tam bu sırada kulağıma başka bir ses doldu.

Çaresizce bağıran bir kadın sesi.

Hemen ardından gelense başka bir erkek sesiydi.

"Yok... Yok olmaz... Yok! Yok! Yok! YOK! OLMAZ OLMAZ!"

"UPS! Kusura bakma savcı hanım ya. Sana söylemeyi unuttum ben. Ölmek mi yaşamak mı diye sorunca kastettiğim yaşam seninkiydi ama ölüm seninki değildi."

Kulaklarım uğuldudadı. Tüm vücudum kaskatı kesildi. Hayal görüyorum sandım. Olmayan sesler duyuyorum sandım. Kulağımda yankı yapan kendi çığlıklarım zihnimin içinden geliyor sandım ama beni bu fikirden kurtaran Aras oldu. Dudakları gerdanımdan çekildi ve hafifçe doğrulup "Bu ses ne?" dedi.

İşte o an tüm dünyamın başıma yıkıldığını hissettim.

"Savcı hanım bak ahkam kesmeyi biliyordun. Lafa gelince çok güzel konuşuyordun. Neydi o senin masalların? Mekke'ymiş karıncaymış falan. Şimdi senin ne farkın kaldı bizden? Bak biz de katiliz sende. Hatta sen bebek katilisin."

Gözlerim donuklaştı. Zihnimde bana dair ne varsa karanlığa karıştı. Kulaklarımda defalarca kez Şimdi senin ne farkın kaldı bizden? Bak bizde katiliz sende. Hatta sen bebek katilisin cümlesi çınladı ama tüm bunlardan daha çok canımı yakan şey Aras'ın da benimle birlikte bunları duyuyor olmasıydı.

Artık her şeyden haberi vardı.

Hafifçe üzerimden doğrulduğunda ve gözleri benimkileri bulduğunda yüzünde gördüğüm ifade dehşetti. Kelimelerle tarif edemeyeceğim türden bir dehşetle bakıyordu bana. "Gece..." diye fısıldayışını uğuldayan kulaklarım yüzünden zar zor algıladım ama ismimi neden bu şekilde sayıkladığını anladım.

Aras sesimi tanımıştı.

Aras Murat itinin de sesini tanımıştı.

Donakaldım. Ama daha kötü olan Aras'ın da donakalmış olmasıydı. Dehşet içindeki gözleri gözlerimdeyken duyduğu kelimeler kulaklarında çınlıyormuşcasına o da benim gibi olduğu yerde kalakalmıştı.

"Hayır..."

"Evet savcı hanım evet. Sen yaptın. Yaşamayı seçtin. Sonuçlarına katlan. Seçiminin sorumluluğunu üstlen. Mekke uğruna ölen karıncaya da söyle ölmeyi bayılmak sanmasın. Ölmek öyle kolay olsa herkes ölürdü zaten. Ölüm bedeldir. Ya ödersin ya da ödetirsin. Sen ödetmeyi seçtin. Yaşamayı seçtin."

Nereden geldiğini bilmediğim sesler bir an bile susmazken "Gece..." diye tekrar etti Aras. Ama onu duyamadım. Başımı kaldırıp yüzüne bile bakamadım. Tüm vücudum tir tir titriyordu ama bu defa sebebi yakınlığımız değildi.

Sebebi korkuydu.

Burada olmazdı. Burada olmamalıydı.

"Hayır... Yapmadım... YAPMADIM! BEN BİR ŞEY YAPMADIM!"

"Yaptın savcı hanım. Sen bir bebeğin vurulmasını sağladın. Şimdi hatanın bedelini üstlenmen lazım. Bebek vurulmadı. Kurşun onu sıyırdı. Tıpkı senin kolunu sıyırdığı gibi. Ama sen bir yetişkinsin. Oysa bebek. Bir kaç dakika içerisinde kan kaybından ölecek. Acı çekerek, ölümün tüm sızısını hissederek, kan kaybederek bu dünyadan gidecek. Anlıyor musun?"

"Hayır... Hayır... Hayır..."

Aras'ın başı sesin nereden geldiğini anlamak ister gibi havaya kalktığında tavanın köşesinde duran hoparlörle karşılaştı. Benim çığlıklarım, benim haykırışlarım, benim inkarlarım, benim kendimi savunma çabalarım... Hepsi o hoparlörde yankılanırken kaşları usulca çatıldı. Gerilen çenesinden dişlerini sıktığını anladım ama bu öfkesinin bana mı yoksa başkasına mı yönelik olduğunu anlayamadım.

Bana da olabilirdi. Bu öfke, bu dehşet, bu nefret... Hepsi bana da olabilirdi.

Aras benden nefret ediyor olabilirdi.

Bu düşünceyle birlikte tüm vücudum buz kesti. Bir buz kütlesiymişimcesine donmaya başladığımda Aras'ın belimde duran elleri tenimde ki bu değişikliği hissetti. Bakışları tavandan çekilip bana döndü ama bu defa ben ona bakmadım. Başımı kaldıramadım, gözlerinde ki nefretle yüzleşmeyi göze alamadım.

Bunun yerine onu göğsünden sertçe itekleyerek kendimden uzaklaştırdım.

Bir anda ellerimi göğsüne yerleştirip onu sertçe iteklediğimde Aras geriye doğru savruldu ama son anda düşmeden dengesini sağladı. "Gece-" demeye yeltendi ama devamını getiremeden apar topar oturduğum tezgahtan atladım. Titreyen ellerimle belime kadar sıyrılan elbisemin eteklerini aşağı doğru çekiştirerek düzelttim ve ileri atıldım.

Amacım kapıdan çıkıp gitmekti ama ben daha kapıya yaklaşamadan Aras önüme geçerek durdurdu beni. "GECE!" dedi daha yüksek sesle. Kapıyla arama siper oldu ve çıkmama izin vermedi. Bu hareketiyle korkuyla geriledim.

Çıkmama izin vermiyordu. Gitmeme izin vermiyordu.

O da diğerleri gibi beni kapatmaya çalışıyordu.

Zihnime bir anda hücum eden tonla düşünceyle titremelerim daha çok arttı. Korkuyla bir adım daha geriledim ama dengede durmayı beceremeyip sendeledim. Aras halimi fark ettiğinde bir adım atarak bana doğru yaklaştı. Elleriyle omuzlarımı kavrayıp beni sabit tutmaya çalıştı ama daha fazla tetiklemekten başka hiç bir işe yaramadı. Temas etmesiyle irkilerek yerimden sıçradım ve verdiğim bu tepkiler yüzünden Aras çaresizce yüzüme baktı.

Hoparlörden yükselen çığlıklarımın sesi ise bir an bile susmadı.

"Yapamam... Yapamam... Ben... Ben yapmadım... Ben böyle olsun istemedim..."

"Senin yüzüden. Sen yaptın savcı hanım. Git ve sorumluluk al. Acısını sonlandır."

Tüm vücudum Aras'ın ellerinin altında tir tir titrerken "Bırak..." diye fısıldadım zar zor. Bağırmak istedim. Çığlık atmak istedim. Onu iteklemek, üstüne saldırmak, çıkıp gidebilmek için ne gerekiyorsa yapmak istedim ama yapamadım. Ne elimi, ne de eğdiğim başımı yerden kaldıramadım. Göz pınarlarım ağlayamamanın verdiği etkiyle cayır cayır yanmaya başlarken titremekten baika hiç bir şey yapamadım.

Aras bu halim karşısında ne yapacağını bilemiyormuş gibi çaresizce yüzüme baktı. Tuttuğu omuzlarımdan beni sertçe sarstığında "GECE!" dedi tekrar daha yüksek sesle. "GECE BANA BAK!" diye bağırdı ama yapamadım. Başımı kaldıramadım. Olduğum yerden bir milim bile kıpırdayamadım. Bunun üstüne Aras'ın bir eli omuzumdan çekilip yüzümü kavradı ve beni kendisine bakmaya zorladı. Gözlerimi kapatmak onunla göz göze gelmemek istedim ama onu bile beceremedim. Gözlerimi kırpamadım.

Mecburen onun bakışlarıyla yüzleşmek zorunda kaldım.

Göz göze geldiğimizde yüz ifadesini okumaya, benden ne kadar nefret ettiği görmeye çalıştım ama onu bile beceremedim. Aras'ın mimiklerini analiz edemedim. Tek yaptığım titreyerek bakmaktı. Bedenim hiç bir komutu yerine getiremeyecek kadar aciz kalmıştı. Korkuyordum işte. Çok korkuyordum ve bu defa bastıramıyordum. Aras'ın hissettiklerimi görmesine engel olamıyordum.

Aras'ın yüzümü kavrayan eli nazikçe yanağımı okşadı. "Buradayım." dedi kendinden emin bir sesle. "Gece buradayım. Buradayım güzelim. Sakin ol. Bana bak sadece sakin ol." diye telkinler vermeye başladığında amacının ne olduğunu anlayamıyordum. Neden burada olduğunu bana hatırlattığını bilmiyordum ama ona inanmak istiyordum. Burada olduğuna, yanımda olduğuna tüm kalbimle inanmak istiyordum ama yapamıyordum. İçimde o güven duygusunu hissedemiyordum. Hiç bir zaman hissedememiştim zaten, yine hissedemiyordum. Omuzlarımı tutan ellerinden güç almam gerekirken ben ne zaman itekleyeceğini hesap etmeye çalışıyor, kendimi bu ihtimale hazırlıyordum.

Bir gram olsun sakinleşmezken güçlükle aralanan dudaklarım "A-Aras..." diye sayıkladı sadece. Devamını getiremedim. Getirmeyi çok istedim. Konuşmayı, kendimi savunmayı, derdimi anlatmayı her şeyden çok istedim ama yapamadım.

Çünkü hoparlör benden önce davrandı.

Önce küçük mırıltılar duyuldu. Sonra büyük iç çekmeler. En sonundaysa benim hıçkırarak ağladığım ve tüm duvarlarımı yıkıp tamamen zalime teslim oluşlarım.

"Yalvarıyorum... Yalvarıyorum!"

Yalvarışlarım.

"Vay be! Savcı yalvarıyor. O kadar şey oldu hiç ağlamadın, hiç itaat etmedin savcı hanım. Bir bebek mi sizi bu hale getirdi?"

Çaresizliğimin alaya alınışı.

"YALVARIYORUM! LÜTFEN! BİR ŞEY YAPIN! ONU KURTARIN LÜTFEN!"

Daha çok ağlamam ve daha çok yalvarmam.

"Ne kadar da trajik... Ama savcı hanım unuttun mu? Herkes bedelini öder. Sen söylemiştin bunu bana. Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin demiştin. Şimdi konu kendin olunca mızıkçılık yapma. Bedelini öde. Acısını sonlandır."

Daha çok alaya alınmam.

"YAPAMAM! YAPAMAM! NE OLURSUNUZ KURTARIN ONU LÜTFEN! BENİ ÖLDÜRÜN... BENİ ÖLDÜRÜN ONU KURTARIN NE OLURSUNUZ YALVARIYORUM!"

Hoparlörden son kez duyulan şey benim haykırışlarım oldu. Çığlık atarak ağlayışlarım, defalarca kez art arda yalvarışlarım... Ama en kötüsü bebekten gelen küçük inlemelerdi. Acıdan ağlayamadığı için çıkardığı kısık kısık mırıltılardı. Tüm bu sesler o gün yaşadığım ıstırabı bana tekrar hatırlattı. Ciğerimde tıpkı o gün olduğu gibi yangın çıktı. Cayır cayır yandı göz pınarlarım. Ama bu defa yaş akıtamadı.

Aras'ın kolumdaki elleri donuklaştı, tutuşu gevşedi. Yüzünde ki dehşete düşen ifade daha da büyüdü. Sanki kafasının içinde bazı taşlar yerine oturmuş gibi bir ifade belirdi yüzünde. Her ne düşündüyse göz bebekleri titreşti. Kendine gelebildiğine "Gece..." diye sayıkladı. "Gece sen ne yaptın?"

Zihnimde koca bir hortum çıktı. Onun dudaklarından çıkan tek bir cümleyle her şey darmaduman oldu, ortalığa saçıldı.

Beni öldürseydi, beni gömseydi, benim cesedimi çiğneseydi bu kadar olmazdı. Bu dünya üzerinde hangi işkence varsa hepsini yapsaydı ama böyle bakmasaydı. Bu cümleyi kurmasaydı. Hayatım boyunca ölümle burun buruna geldiğim tüm anlar başa sarsaydı, ben binlerce kez ölseydim de bu görüntüyü görmeseydim keşke.

O kadar acıttı işte.

Aras'ın gözlerinde ki dehşet ifadesi bir an bile silinmedi ama benim hissettiğim acı kanımda kaynadı. Bir buhara dönüştü sanki. Duman oldu havaya karıştı. Acım geçti ama yerini durdurulamaz bir öfke aldı. Neye, kime, niçin olduğunu bilmiyordum.

Sadece öfkeyi hissedebiliyordum.

Öfke beni kendime getirdi. Öfke beni hep kendime getirirdi. Titremelerim daha çok artarken "BIRAK!" diye haykırdım ama onun bırakmasına fırsat bırakmadan silkelenerek omuzlarımı tutan ellerinden kurtuldum. Aras daha ne yaptığımı idrak edemeden sertçe göğsüne vurdum ve onu geriye savuracak, hatta arkasında kalan duvara çarpacak kadar kontrolsüz bir güçle itekledim.

İteklememin etkisiyle Aras geriye doğru savrulup arkasında ki duvara çarparak durduğunda kendine geldi. Yüzündeki ifade değişti ama artık nasıl baktığı umurumda bile değildi. "Gece-" demeye yeltendi yine ama devamını dinlemedim. O tekrar yanıma gelemeden ileri atıldım.

Titreyen ellerimle nasıl yaptığımı bilmiyordum ama kilitli kapıyı açıp bedenimi dışarı attım. Aras'ın arkamdan "GECE!" diye bağırdığını duydum ama onu dinlemeden koşmaya başladım. Nereye gittiğimi bilmeden, sırtımı öfkenin verdiği güce yaslayarak, ayaklarımda kalan son dermanla koştum.

Bir kaç koridordan geçip geldiğimiz yolu gerisin geri gittim. Aras'ta tam arkamdaydı. Adım sesleri kulaklarımda yankılanırken "GECE DUR!" diye bağırıyor, peşimden koşuyordu ama yakalayamıyordu. Konu gitmek olduğunda kimse hızıma yetişemiyordu.

Işıklar kapalıydı. Her yer kapkaranlıktı. Bu tuhaftı çünkü Aras'la birlikte buraya gelirken etrafta çığlık atan insanlar vardı. Yanıp sönen renkli ışıklar, içki servisi yapan garsonlar vardı. Şimdi ortalıkta hiç birini göremiyordum. Karanlıktan önümü bile göremiyordum. Neye dayanarak koşuyordum bilmiyordum ama bir an bile durmuyordum. Aras arkamdan bağırmaya devam ediyordu. "GECE GİTME ORAYA!" diyordu. Nereye gitmeme engel olmaya çalıştığını bilmiyordum. Gitmemi istemiyorsa neden peşimden geldiğini de anlayamıyordum. Umurumda da değildi. Ne aklım başımda, ne de duygularım kontrolüm altında değildi.

Gözüme bir ışık kaynağı çarpınca adımlarım o yöne döndü. Koşarak ışığa doğru gittiğimde geldiğim yerin bir kaç dakika önce Aras'la çıktığımız parti salonu olduğunu anladım. Son hızda koşup içeri daldığımda planımda mekanı terk etmek vardı ama salonda gördüğüm görüntüyle adımlarım olduğu yerde taş kesildi. Aras'ta peşimden salona girdi ama yanıma varamadı. Onunda adımları durdu ve sadece karşımızda ki manzaraya bakakaldı.

Az önce çığlıklar eşliğinde dans eden insanlar gitmişti. Kayra ve grubu da sahnede değildi. Salon tamamen boşaltılmış geriye sadece eli silahlı adamlar ve bizimkiler kalmıştı.

Mert, Defne, Kuzey ve Duru... Hepsi sırasıyla dizilmişti. Mert'in bakışları Defne'nin üzerindeydi ama içeri girdiğimiz anda bize çevrilmişti. Aynı şekilde Defne, Duru ve Kuzey'in gözleri de bize döndüğünde "DOLUNAY!" diye bağırdı Kuzey. Bakışlarım ona doğru döndüğünde bana doğru bir adım attı ama hareket edemeden olduğu yerde kalmak zorunda kaldı.

Çünkü odadaki eli silahlı adamların hepsi beni nişan aldı.

Bir anda üzerime dönen silahlarla birlikte olduğum yere kilitlendiğimde Defne'nin attığı tiz çığlık doldu kulaklarıma. Hemen ardından "SAKIN!" diye bağırdı Kuzey. Kime veya neye bağırdığını bilmiyordum ama benim canım için korktuğunu görebiliyordum. Az önce yanıma gelebilmek için attığı bir adımı usulca geri çekti ama yine de silahların hiç biri üzerimden çekilmedi.

Korkmayı bekledim. Beni nişan alan silahlar yüzünden birazcık bile olsa tedirgin olmayı bekledim ama içimde hiç bir duygu kırıntısı oluşmadı. Bakışlarım teker teker eli silahlı adamların üzerinde gezindiğinde kaç kişi olduklarını saymaya çalıştım. Fazlaydı. Baya fazlaydı. Salonun etrafını tamamen çevrelemiş tüm çıkış noktalarımızı kapatmışlardı. Ellerindeki silahların hedefinde şimdilik ben vardım ama her an değişebilirdi. Hedef her an sevdiklerimden biri olabilirdi. Bu düşünceyle birlikte tedirgin oldum işte. Sevdiklerimin başına bir şey gelmesinin düşüncesi bile korkmama yetti.

Neler olduğunu idrak etmeye çalışırken bir anda her yer karanlığa gömüldü. Işıklar aynı hızda tekrar açıldığında bu sefer sadece az önce Kayra'nın performans sergilediği sahne aydınlatılmıştı. Sahnenin tepesindeki spot ışıklar yandı ve tüm gözler oraya döndü. Gördüğüm kişiyle ise tüm dengelerim bir kez daha şaştı.

"Hoşgeldiniz!" dedi Murat itinin coşku dolu o iğrenç sesi. Haftalardır görmediğim o iğrenç gülümsemesi yerli yerindeydi. Kanlı canlı karşımızda duruyordu. Ona dair farklı olan tek şey sol elinin tamamen sargılı olmasıydı.

Aras'ın kırdığı parmakları hala iyileşmemişti.

Buz gibi bir soğukluk tırnaklarımdan, saç köklerime kadar yayıldığı sırada Murat itinin bakışları bana döndü ve iğrenç gülümsemesi daha da büyüdü. "Savcı Hanım!" dedi coşkulu bir sesle. "Beni özledin mi?"

Cevap vermedim. Veremedim. Normalde olsa ağzıma geleni söyler, gidebildiğim kadar inadına giderdim ama normalde değildik. Ben eskisi gibi değildim. Ben artık eskisi kadar cesur değildim. Bu herife diklenmemi sağlayan gücüme artık sahip değildim.

Çünkü yapacaklarının bir sınırının olmadığını en acı şekilde öğrenmiştim.

Mert, Defne ve Kuzey'in korku dolu gözleri bir benim bir de Murat itinin arasında mekik dokurken arkamdan son hızda yaklaşan adım sesleri duydum. Başımı çevirdiğimde bana doğru gelen Aras'ı gördüm. Harekete geçmesiyle birlikte beni nişan alan silahların bir kaçı ona döndü ama yine de durmadı. Bir kaç büyük adımla yanıma vardı ve geldiği anda yaptığı ilk şey uzanıp elimi tutmaktı.

Şok içerisinde birleşen ellerimize baktım. Aras'ın parmakları yanımda olduğunu hissettirmek ister gibi sıkı sıkı parmaklarımı kavradığında hissettiğim soğukluk biraz olsun azaldı ama Murat itinin "Ama olmaz ki böyle." diyen sesiyle tekrar eski haline döndü.

Bakışlarım ona döndüğünde yüzünde sahte bir üzüntü gördüm. "Ben size safları sıkılaştırabilirsiniz demedim ki?" dediğinde "SİKTİR GİT!" diye bağırdı Aras. Beni korumak ister gibi arkasına çekmeye çalıştı ama kıpırdamadım. Her ne kadar ileri gidemiyor olsam da onun arkasına saklanmazdım. Hele de bizi nişan alan bu kadar çok silah varken Aras'ı önüme kalkan yapamazdım.

Murat iti dalga geçer gibi gülümsedi. "Birbirinize bu kadar sahip çıkmanız ne hoş-" dedi ama cümlesini bölen şey Kuzey'in "AMACIN NE LAN İT OĞLU İT!" diyen gürlemesi oldu. Bakışlarım ona döndüğünde Kuzey'in diğerlerinin bir adım önünde durduğunu gördüm. Bir adım arkasında, sol tarafında Duru vardı. Sağ tarafında ise el ele tutuşan Mert ve Defne. Mert Defne'yi özellikle arkasına almıştı. Sanki Kuzey'le bir olup Duru ve Defne'yi korumaya çalışmışlar gibi ikisinin de elleri kan içindeydi. Yüzlerinde gördüğüm öfke ise insanın içini ürpertiyordu.

Murat itinin bakışları Kuzey'e döndüğünde "Ama ayıp oluyor Kuzey'ciğim." dedi. Kuzey'inse gözlerinde birkaç kıvılcım birden patladı sanki. "SİKERİM LAN O DİLİNİ!" diyerek ileri atıldı ama bir adım bile gidemeden yine durmak zorunda kaldı çünkü silahların bir kısmı tekrar bana döndü.

Diğer kısmı ise Duru'ya.

Aras bana dönen silahları gördüğü anda "SAKIN!" diye bağırdı. Beni arkasına çekmeyi başaramayınca tuttuğu elimi bırakmadan önüme geçti ve bana gelme ihtimali olan kurşunlara bedenini siper etti. "ARAS!" diye bağırdım. Arkasından çıkmaya çalıştım ama izin vermedi. Tek eliyle beni arkasında tutmaya devam ederken bakışları sadece silahların üzerindeydi.

Kuzey'in attığı adım silahların bize dönmesiyle olduğu yerde taş kesildi. Eğer konu kendi canı olsa hiç umursamadan Murat itinin üstüne atlardı ama konu bizim canımızdı. Bizim canımızı riske atacak hiç bir hamle yapamazdı. Öfkeli mavileri çaresizce bir bana, bir de Duru'ya baktığında "Orospu çocuğu!" diye sayıkladı. İleri doğru attığı bir adım geri çekildi ama olduğu yerde durmak yerine uzandı ve Duru'nun elini kavradı. Tıpkı Aras'ın bana yaptığı gibi o da Duru'yu kendisine çekip arkasına aldığında "YİYORSA BENİ VUR LAN KANINI SİKTİĞİMİN PİÇİ!" diye bağırıyordu.

"Ama sen beni hala tanımadın mı?" dedi Murat iti. "Ben kimseyi vurmam. Sevdiklerinin vurmasını sağlarım." dediğinde bakışları Kuzey'in arkasına saklamaya çalıştığı Duru'ya döndü. Kuzey Duru'ya daha çok siper olacağı sırada Murat iti hepimizi mahvedecek o cümleyi söyledi. "Öyle değil mi kızım?"

Kızım.

Kulaklarım uğuldadı. Zihnimin içerisinde kızım diyişi yankılandı. Odadaki tüm gözler Duru'ya döndü ama Duru sanki burada değilmiş gibi boş gözlerle önüne baktı. Sanki bedeni buradaydı ama zihni bambaşka yerdeydi. Okyanus gözleri bir robot misali donuktu. Ne ona doğrultulan silahları, ne Kuzey'in onu arkasına çekme çabasını, ne de Murat itinin ağzından çıkan lafları duymuyor gibi bir hali vardı.

Tüm vücudum donakalmıştı ama Defne'nin "N-Ne?" diye sayıkladığını duyduğum anda kendime geldim. Bakışlarım Duru'dan çekilip Kuzey'e döndüğünde onun mavi gözlerinde gördüğüm dehşet ifadesi yüreğimi paramparça etti. Kuzey baktığı noktaya kilitlenmişti. Duru'nun elini tutan eli gevşemiş, donma haline girmişti.

Murat iti Kuzey'in geldiği bu halden gurur duyar gibi gülümsedi. "Siz bilmiyor muydunuz?" dediğinde sanki şaşırıyormuş gibi davrandı. "Ah! Kızımın kusuruna bakmayın. Malum iletişim konusunda biraz zayıftır. Kendisini tanıtamamıştır."

Hiç kimseden ses çıkmadı. Hiç kimse ağzını açıp Duru'ya edilen hakarete karşı çıkmadı. Ne Mert, ne Aras, ne Defne, ne de benden hiç bir tepki gelmedi. Kuzey zaten donmuş gibiydi. Hepimizin aklında tek bir soru vardı.

Duru bize ihanet mi etmişti?

"Tanıştırayım." dedi Murat iti. Sağ eli usulca havaya kalkıp Kuzey'in arkasında kalan Duru'yu işaret etti.. "Güzeller güzeli kızım Duru Akar!"

Duru Akar.

Duru'nun acıyla gözlerini yumduğunu gördüm. Kuzey'se dengesi bozulmuş gibi sarsıldı. Sanki duyduğu soy isim göğsüne saplanmış gibi olduğu yerde titredi. "Ne..." dedi ama devamını getirmeden önce kendisine gelebilmek için silkelendi. Silkelendiği anda yüzündeki dehşet ifadesi de silindi. Az önceki öfkesi geri döndü ve Duru'nun elinde ki gevşeyen eli tekrar sıkılaştı. Onu daha çok kendisine çektiğinde Duru bunu beklemiyor olacak ki yumduğu gözlerini açıp Kuzey'ye baktı.

Ama Kuzey ona bakmıyordu. Öfke dolu mavileri sadece Murat itinin üstündeydi. Tüm bedeni öfkeden titrerken "NE SAÇMALIYORSUN LAN SEN!" diye bağırırken Murat itinin Duru hakkında ki söylediği hiç bir şeye inanmıyormuş gibi bir hali vardı. Onun dışında kimse konuşmuyordu. Hepimiz duyduklarımızı, burada olanları sindirmeye çalışıyorduk.

Murat iti Kuzey'e bakıp daha derin gülümserken "Buraya nasıl geldim sanıyorsunuz?" dedi. Bir kez daha şaştı dengem. Bir kez daha yıkıldı dünyam başıma. Gözlerim kardeşim yerine koyduğum, onu korumak için evime aldığım, Kuzey'le yakın olmasını sağladığım kıza, Duru'ya dönerken Murat iti konuşmaya devam ediyordu. "Biricik kızım tesisiniz sistemini çabuk çözdü. Övünmek gibi olmasın ama zekasını babasından almış belli. Yılbaşı partisine gideceğinizi duyunca da hemen bana haber verdi. Babacığım sensiz olmaz lütfen bu gece aramıza katıl dedi. Kıramadım bende. Kızım sonuçta. İnsan nasıl kıyabilir evladına?"

İnsan nasıl kıyabilir evladına?

Bu cümleyle birlikte Duru'nun gözleri Kuzey'den çekilip Murat itine döndü. Bir şey söylemek ister gibi ağzını açtı ama daha sonra bunu istese bile yapamayacağını hatırlamış olacak ki araladığı dudaklarını geri kapattı. Okyanus gözlerinin çevresi kızardı ve başını önüne eğdi. Ona söylenenleri inkar etmek için hiç bir şey yapmadı.

O an bir kaç görüntü aynı anda düştü zihnime. Duru'yla ilk kez karşılaştığım güne gittim kafamın içinde.

Güzergahta bana içinde Fesx olan çorbayı getirmişti. Kim olduğunu sorgulamıştım. Çok küçük görünüyor bu insanların yanında ne işi var demiş ona yardımcı olmak istemiştim. Defalarca kez konuşmaya çalışmış ama yapamamıştım. Hiç birinde Duru'dan cevap alamamıştım.

Sevkiyatın olduğu gün kelepçemi çözdüğünde ve beni kurtarmak için plan yaptığında onu da yanıma almak istemiştim. Sende benimle geleceksin demiştim. Yüzünde gördüğüm kederi o zaman anlamamıştım. Ben seninle gelemem dediğinde neden gelemeyeceğini anlamamıştım.

Yapılan deneyleri biliyordu. Çocukları tuttukları yeri biliyordu. Güzergahın sistemine girip kapıları açabiliyordu. Tüm bunları sorgulamamıştım. O an aklımda olan tek şey çocukları kurtarmak olduğu için Duru'nun bu sistemi nereden bildiğini hiç sorgulamamış, onu kafamda şüpheli konumuna sokmamıştım.

Şimdi hepsi anlamlanıyordu.

Kendime gelip zihnimden çıkabildiğimde baktığım ilk kişi Defne oldu. Benimle aynı anda o da bana baktığında aynı şeyleri düşünmüşüz gibi gözlerimizle konuştuk.

Duru'yu eve aldığımız ilk günü konuştuk. Bizimle iletişim kurabilmesi için not defteri verdiğimizi, kız kardeşimiz yerine koyup bizden biri saydığımız anları hatırladık. Onu Kuzey'in yanına yolladığımızı, Kuzey'i kendisine bağlamasını istediğimiz anları hatırladık. Bir bakışa tonla acı, tonla hayal kırıklığı sığdırdık ama ikimizde ağzımızı açıp konuşamadık.

Bunun yerine aynı anda Kuzey'e baktık.

Kuzey'in yüzünde gördüğüm ifadeyi seçemedim. Acı mı, dehşet mi, hayal kırıklığı mı karar veremedim. Sanki hepsinden biraz biraz vardı. Duru hakkında öğrendiği gerçekler birer hançer misali göğsüne saplanıyormuş gibi serbest olan elini kalbine bastırdı. Duyduğu kelimeler zihninde dönüyordu sanki. İnkar etmek ister gibi başını iki yana sallıyor ama yapamıyordu.

Bunun üstüne Duru'nun elini tutan eli çözüldü. Duru hissettiği boşlukla anında Kuzey'e baktığında gözlerinin kızarıklığı biraz daha arttı. Bir kez daha araladı dudaklarını. Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı ama aynı saniyelerde yine konuşamadığını hatırlamış olacak ki çaresizce yutkunmaktan başka hiç bir şey yapamadı.

Kuzey yavaşça arkasını döndü. Mavi gözleri Duru'ya baktığı anda titreşti. Güçlükle "Duru..." diye sayıkladığında sesinde öyle büyük bir acı vardı ki benim bile canım yandı. Ama daha kötü olan sanki sesinde ki bu acı Duru'ya hiç dokunmuyormuş gibi mimiklerinde hiç bir değişim olmadı. Gözleri kızarıyordu ama yüzünde başka hiç bir duygu yoktu.

Kuzey Duru'nun bu durgunluğunu aldırmadı. "Yapmadım de..." diye fısıldadı zar zor. Duru tepkisizliğini korumaya devam ettiğinde Kuzey ona doğru bir adım atarak aralarında ki mesafeyi azalttı. Öyle ki Duru'nun artık yüzünü görebilmek için başını kaldırması gerekiyordu.

Başını kaldırıp Kuzey'e baktı. Kuzey Duru'nun gözlerinde ne gördü bilmiyorum ama gördüğü şeyi inkar etmek ister gibi başını iki yana salladı. Bir anda uzanıp sıkıca Duru'nun kollarını kavradı ve "Yapmadım de." dedi tekrar. Sesinde adeta bir yakarış vardı. Sanki tek umudu Duru'nun dudaklarından çıkacak bir yapmadım kelimesiymiş gibi ısrar ediyordu.

Ama Duru konuşamıyordu.

Duru yine tepki vermedi. Yüzünde ki boş ifade değişmedi. Kızaran sol gözünden bir damla yaş süzülürken mimiksiz ve tepkisizdi. Onun bu tepkisizliği Kuzey'in titremelerini arttırdı. Kollarından tuttuğu kızı kendisine getirmek ister gibi bir kaç defa sarstığında acısı öfkeye dönüşmeye başlamıştı. "YAPMADIM DE!" diye bağırdığında ben bile irkildim öfkesine. Ama Duru'nun ifadesinde hiç bir değişim olmadı. Yüzünde hiç bir duygu belirtisi yoktu ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sanki porselen bir bebek ağlıyormuş gibi görünüyordu. Oysa porselen bebekler ağlayamazdı. Oyuncakların canları da duyguları da olmazdı.

Duru tam olarak cansız porselen bir bebek gibi tepkisiz bakıyor ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Kuzey Duru'da ki bu tepkisiz hali görmezden gelmeye devam ederken "Yapmadım de Duru." diye tekrar etti. Bu defa bağırmamıştı. Bu defa sesi adeta yalvarıyormuş gibi çaresiz çıkmıştı. "Yapmadım de Duru. Yapmadım dersen sana inanırım. Bu piçin ağzından çıkan hiç bir şey umurumda olmaz sana inanırım. Yeter ki yapmadım de. Yapmadım dersen yemin ederim ki sana inanırım."

Duru yutkundu. Gözlerinden akan yaşlar hızlandı ama herhangi bir mimik yapmadı. Kendisini savunmaya çalışmadı. Konuşamıyordu ama mimik yapabilirdi. Başını iki yana sallayabilirdi. Murat itinin yalan söylediğin bize bir şekilde anlatabilirdi ama yapmıyordu.

Kuzey'in gözleri de kızarmaya başladığında sebebi öfke mi üzüntü mü ayırt edemedim. Daha sert sarstı Duru'yu. "YAPMADIM DE!" diye bağırdı çaresizce. "DURU YAPMADIM DESENE!" diye yalvardı. O kadar kendisini kaybetmişti ki Duru'nun istese bile ona cevap veremeyeceğinin farkında değildi. Kağıt kalem yoktu yanımızda. Kollarını da tutuyordu kız elini kaldırıp işaret dilini kullanamazdı.

Duru istese bile konuşamazdı.

"Vay be." dedi Murat iti sahte bir üzüntüyle. Onun sesini duymak tüylerimi ürpertiyordu. Aras sanki ne hissettiğimi biliyormuş gibi daha sıkı kavradı elimi. Korkumu geçirmeye, yanımda olduğunu hissettirmeye çalışıyordu ama bir işe yaramayordu. Vücudum üşümeye devam ediyor, avucunun içindeki elim titriyordu.

Murat iti "Biricik kızımı bu kadar sevdiğinizi bilmiyordum." derken kızım kelimesinin özellikle üstüne bastırmıştı. Kuzey'e bu gerçeği defalarca kez hatırlatarak acı çektirmeye çalışıyordu ve başarıyordu. Kuzey acıyla yutkunmuş ama başını çevirmemşti. Gözleri bir an bile Duru'dan ayrılmıyordu. Sanki bakışlarında göreceği ufacık bir yaşam belirtisi bekliyordu. Konuşamadığını çok iyi bildiği halde yapmadım demesini bekliyordu.

Murat itinin bakışları Kuzey'den çevirilip Duru'yu buldu. "Duru." diye seslendiğinde dakikalardır tepkisiz olan Duru'nun başı usulca babasına çevrildi. Kuzey'in tüm vücudu taş kesildi bu görüntü karşısında. Duru'yu tutan elleri kendi iradesinden bağımsız gevşedi.

Murat iti kızına en iğrenç gülümsemelerinden birini gönderdi. "Gel babacığım yanıma. Senin görevin bundan sonra başka."

"KES LAN SESİNİ!" diye bağırdı Kuzey. Ona baktığımda ölüm saçan gözlerle Murat itine baktığını gördüm. İmkanı olsa onu hemen burada öldürürdü. Bize bir şey olmayacağından emin olsa silahların hiç birini umursamaz üstüne atlardı. Öfkeden zangır zangır titriyor ve elinden hiç bir şey gelmiyor olması onu daha da delirtiyordu.

Murat iti Kuzey'i umursamadı. Bakışları Duru'dan bir an bile çevrilmeden. "Buraya gel Duru." diye emretti. Sesinde artık az önce kullandığı sahte yumuşaklık yoktu. Artık açık açık emir veriyordu. Kuzey Duru'yu ona vermek istemiyor olacak ki arkasına almaya çalıştı ama o an başka bir şey oldu.

Duru bir adım geri çıktı ve Kuzey'den uzaklaştı.

Kuzey'in elleri Duru'nun geri çekilmesiyle birlikte boşluğa düşerken donakaldı. Başı usulca Duru'ya döndü ama Duru ona bakmadı. Göz ucuyla bile olsa Kuzey'e bakmadı. Yüzündeki durgunluk ve yaşlı gözleriyle birlikte babasına doğru bir adım attığında başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki.

Duru bize gerçektende ihanet etmişti.

Bu görüntü karşısında zihnim yine andan koptu ve haftalar öncesine gitti. Duru'nun bulunduğu o gün Arin'le aramızda geçen konuşmayı hatırladım.

"Arin Duru'nun bunları anlatmaya hazır olduğunu düşünmüyorum."

"Onu burada şüpheli sıfatıyla tutuyoruz Gece. Kim olduğunu ve Murat Akar hakkında neler bildiğini bize anlatmak zorunda."

"Duru şüpheli değil. Ben ona kefilim. Duru bir şeyler biliyor olsa bile onlardan değil. O bana yardım etti."

Hayatım boyunca çok az insana güvenmiştim. Kendimi kimseye güvenmemek uğruna yetiştirmiştim. Güvenmeyi bir risk olarak görmüş bu riskin altına girmeye hiç cesaret etmemiştim. Derdim ki kendi kendime: güvenmemekten kimse ölmez ama güvenmekten çok kişi ölür diye. Buna bilir, bunu konuşurdum. Buna göre yaşar, Buna göre yaklaşırdım insanlara.

Ama Duru... Ona güvenmiştim. Ona güvenmeyi seçmiştim. Çünkü bana yardım etmişti. Beni kurtarmak için kendisini tehlikeye atmıştı. Benimle birlikte çocukları kurtarmak için canını gözden çıkarmıştı. Onu bulduğumuzda yara bere içindeydi. Tıpkı bana yaptıkları gibi ona da işkence etmişlerdi.

İnsan insanı yarasından tanır derler. Duru'ya bakınca gördüğüm tek şey yaralardı. Ona güvenmemi sağlayan şeyde tam olarak bu yaralardı.

Ama Duru ihanet etmişti.

Aras'a baktım önce. Şoka girmiş gibiydi. Mert'te ondan farklı değildi. İkiside duyduklarını sindiremiyor gibiydi. Pek tanımıyor olsalar bile Duru'nun ihanetini kaldıramıyor gibilerdi.

Defne'ye baktım sonra. Yaşlarla dolu mavi gözlerinde en az bende olan kadar büyük bir hayal kırıklığı vardı. Defne'ye bakıyor olmaksa bana dün gece gördüğüm rüyayı hatırlattı.

Rüyamda gördüğüm Kuzey ağlıyordu. Yaşlar içinde ki gözleriyle Murat itine bakıyordu. Murat itinin arkasında ise mavi gözlü biri vardı. Defne sanmıştım. Bu mavi gözleri nerede görsem tanırım sanmıştım.

Tanıyamamıştım.

O maviler Defne'ye değil Duru'ya aitti.

Murat Akar'ın arkasında duran kişi Duru Akar'dan başkası değildi.

Tüm bu gerçekler aynı anda suratıma bir tokat misali çarparken Duru babasının yanına varmıştı. Sahneye çıkmış babasının bir adım arkasında yerini almıştı. Artık gözlerinden akan yaşlarda kalmamıştı. Duygusuz, hissiz, cansız bir porselen bebekten farksızdı.

Bakışlarımı güçlükle ondan çekebildiğimde Kuzey'e döndüm. Kuzey'se bana bakmıyordu. Acı içinde ki mavilerinin hedefinde Murat iti ve Duru vardı. Sanki bu manzara en çok onun canını yakmıştı.

Yakardı tabi. İnsanın canını enn çok sevdiği yakardı.

Kuzey Duru'ya aşıktı.

Bunu anlamak için bakmam yetiyordu. Kuzey'in hislerini görmem için konuşmasına ihtiyacım yoktu. Onu anlamak için anlatmasına ihtiyacım yoktu. Acısını dönüştürdüğü öfkeyi görmek, ciğerinin yangının gözlerine vuruşunu görmek beni mahvediyordu.

Yanına gitmek istedim. Elini tutmak ona destek olmak istedim ama yapamadım. Olduğum yerden bir milim bile kıpırdayamadım. Vücudum daha çok üşümeye başlayınca Aras'ın elimi tutan eli daha da sıkılaştı. Ona da bakamadım. Sadece Kuzey'in gözlerinde gördüğüm ıstıraba odaklanmıştım.

Murat iti başını kızına çevirdi. Gururlu bir tebessümle ona baktıktan sonra "Evvet!" dedi coşkuyla. "Sıra geldi yeni yıl hediyenize."

"NE İSTİYORSUN SİKİK HERİF!" diye bağırdı Mert. Defne'nin önünde duruyor elini tutuyordu. Aras benim, Mert Defne'nin elin tutuyordu. Herkes sevdiğinin yanında dururken Duru Kuzey'e ihanet ediyordu.

Defne'nin dolu gözleriyse Kuzey'in üzerindeydi. Burada olan hiç bir şey umurunda değil gibiydi. O da tıpkı benim gibi sadece Kuzey'in yaşadığı acıyı düşünüyordu. Mert Defne'yi korumak için önüne siper oluyordu ama bakışları sürekli Aras ve bizim olduğumuz tarafa kayıyordu. Silahlar olmasa yanımıza gelmek isterdi ama bu şartlar altında yapamazdı. Ufacık yanlış bir hareketimizde hepimizin beynini dağıtırlardı.

"Hediye sana değil diye kıskanma Mert'ciğim." dedi Murat iti. Mert "Siktir lan oradan!" diye karşılık verdi ama umursamadı. Başı usulca bize doğru çevrildi. Yüzünde ki iğrenç gülümseme eşliğinde bana baktı ve "Savcı hanım!" dedi.

Ben daha tepki veremeden Aras "SİKTİR GİT!" diyerek beni arkasına çekti. Murat iti onun tepkisini de umursamadı. Sadece bana bakıyordu. "Bu sene ki yeni yıl hediyem sana."

Çaresizce başımı iki yana salladım. Hediye dediği şey neydi bilmiyordum ama kesinlikle istemiyordum. Bir an önce buradan çıkıp gitmek istiyordum ama olduğum yerde durmaktan başka hiç bir şey yapamıyordum.

Murat iti gülümsedi. "Verin müziği!" diye bağırdığında sahnede ki hoparlörlerin hepsi aynı anda çalıştı ve ezbere bildiğim ses kaydı tekrar çalıştı.

"Savcı hanım bak ahkam kesmeyi biliyordun. Lafa gelince çok güzel konuşuyordun. Neydi o senin masalların? Mekke'ymiş karıncaymış falan. Şimdi senin ne farkın kaldı bizden? Bak biz de katiliz sende. Hatta sen bebek katilisin."

"Hayır..."

"Evet savcı hanım evet. Sen yaptın. Yaşamayı seçtin. Sonuçlarına katlan. Seçiminin sorumluluğunu üstlen. Mekke uğruna ölen karıncaya da söyle ölmeyi bayılmak sanmasın. Ölmek öyle kolay olsa herkes ölürdü zaten. Ölüm bedeldir. Ya ödersin ya da ödetirsin. Sen ödetmeyi seçtin. Yaşamayı seçtin."

"Hayır... Yapmadım... YAPMADIM! BEN BİR ŞEY YAPMADIM!"

"Yaptın savcı hanım. Sen bir bebeğin vurulmasını sağladın. Şimdi hatanın bedelini üstlenmen lazım. Bebek vurulmadı. Kurşun onu sıyırdı. Tıpkı senin kolunu sıyırdığı gibi. Ama sen bir yetişkinsin. Oysa bebek. Bir kaç dakika içerisinde kan kaybından ölecek. Acı çekerek, ölümün tüm sızısını hissederek, kan kaybederek bu dünyadan gidecek. Anlıyor musun?"

"Hayır... Hayır... Hayır..."

"Anlıyorsun. Acısını sonlandırman lazım. Senin yüzünden zaten ölecek. Acı çekerek mi ölsün? Git acısını sonlandır. Bir hata yaptın sorumluluğunu üstlen. Onu ölümün acısından kurtar."

"Yapamam... Yapamam... Ben... Ben yapmadım... Ben böyle olsun istemedim..."

"Senin yüzüden. Sen yaptın savcı hanım. Git ve sorumluluk al. Acısını sonlandır."

"YALVARIYORUM! LÜTFEN! BİR ŞEY YAPIN! ONU KURTARIN LÜTFEN!"

"Ne kadar da trajik... Ama savcı hanım unuttun mu? Herkes bedelini öder. Sen söylemiştin bunu bana. Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin demiştin. Şimdi konu kendin olunca mızıkçılık yapma. Bedelini öde. Acısını sonlandır."

"YAPAMAM! YAPAMAM! NE OLURSUNUZ KURTARIN ONU LÜTFEN! BENİ ÖLDÜRÜN... BENİ ÖLDÜRÜN ONU KURTARIN NE OLURSUNUZ YALVARIYORUM!"

Tüm yaşananlar tekrar hoparlörlerde çınlarken ellerimi kulaklarıma bastırmak istedim. Ne kendi çığlıklarımı, ne de Murat itinin sesini duymak istemedim ama yapamadım. Göz pınarlarım ağlayamamanın etkisiyle cayır cayır yanarken sadece bana dönen dehşet içinde ki gözlere baktım.

Herkes. Odada ki herkes. Mert, Defne, Kuzey hatta Duru bile. Hepsinin gözleri bana dönmüştü. Dehşet içinde bakıyor duyduklarını sindirmeye çalışıyorlardı.

Bir kişi. Sadece bir kişi bana bakmadı.

Aras başını çevirip yüzüme bakmadı.

"Bilsen tutmazsın elimi. Bilsen bakmazsın yüzüme. Bilsen silmezsin gözümün yaşını. Bilsen varlığıma bile katlanamazsın. Bilsen sevmezsin beni. Bilmiyorsun. Hiç bir şey bilmiyorsun Aras hiç bir şey bilmiyorsun."

Biliyordum. Bunun olacağını en başından beri biliyordum. Öğrendikleri takdirde kimsenin beni dinlemeyeceğini biliyordum. Herkesin gözünde suçlu olacağımı biliyordum. Kimsenin beni anlamayacağını, Aras'ın bana bakmayacağını biliyordum. Bakmazdı. Ben olsam bende bana bakmazdım.

Kimse bir bebek katiline inanmazdı.

Yine de bekledim. Bir umut... Bir umut Aras'ın başını çevirmesini bekledim. Kısa bir anlığına bile olsa bakmasını bekledim. Beklentiye girmekten nefret eder, kendimi beklentilerin tamamından korumak isterdim ama yine de Aras'ın bana bakmasını bekledim.

Yapmadı. Aras bana bakmadı.

Göğsümün üstünde ki kurşun yarasının üstüne bir bıçak saplandı. Yetmedi saplandığı yerde derin oyuklar açtı. Gözlerim Aras'tan çevrilip birleşen ellerimize değdiğinde Aras'ın elimi o kadar da sıkı tutmadığını fark ettim. Her an bırakabilidi. Her an gidebilirdi. Her an beni bir uçurumdan aşağı yuvarlayabilirdi.

O beni itmeden ben atlamalıydım.

Elimi sertçe kendime çektim ve o yapamadan Aras'ın elini ben bıraktım. Bunun üzerine Aras'ın gözleri nihayet bana döndü ama bu defa ben ona bakmadım. Bakışlarımı kaçırdım ve bir adım geri çıkarak ondan uzaklaştım.

Aras geri gitmemin üzerine "Gece-" demeye yeltendi ama lafını kesen şey "Savcı hanım da sandığınız kadar masum değilmiş öyle değil mi?" dedi. Böylece Aras'ın gözleri benden çekilip ona döndü. Bir şey söyleyeceğini sandım. Susutrmaya, beni savunmaya çalışacağını sandım ama yapmadı. Sadece baktı. Az önce bana bakmamıştı ama Murat itine baktı.

Göğsümdeki yara bir kez daha sızlarken bir adım daha geri gittim. Sorun değil dedim içimden kendi kendime. Böyle olacağını biliyordum, kendimi bu ihtimale hazırlamıştım dedim. Aras'ın ya da bir başkasının beni savunmasına ihtiyacım yok ben kendi kendime yeterim dedim. Bir adım daha geri giderken güçlü durmaya, yere savrulmamaya çalıştım. Başardım da. Sendelemeden ayakta durabildim ama yine de yüreğimin darmaduman olduğunu hissettim. Ayakta kalabilmek hissettiğim acıyı baskılamıyordu ama en azından kimse de görmüyordu. Bakmadan göremezlerdi gerçi.

Aras bana bakmamıştı.

Niye bakmamıştı? Bu kadarını hak etmiş miydim gerçekten?

Geri gitmeye devam ettim. "Bir hain ve bir katilimiz var." dedi Murat iti bu esnada. Bu cümleyi bir bana, bir de Duru'ya bakarken söylemişti. Gülümsemesi daha da genişledi. "Peki onlar kimin en sevdikleri?" diyerek devam ettiğinde gözleri sırasıyla Mert, Defne, Aras ve Kuzey'in üzerinde gezindi ve Kuzey'de durdu.

Kuzey başına geleni anlamış gibi irkildiğinde "Seç bakalım Kuzey Kayaç." dedi Murat iti. Kuzey'in bakışları ona döndü. Korkuyla bir adım geri çıktığında "Sakın-" demeye yeltendi ama Murat iti ondan önce davranarak cümlesini tamamladı.

"Seç bakalım Kuzey Kayaç. Gece Yüksel mi, yoksa Duru Akar mı? Hainden mi yoksa katilden mi vazgeçiyorsun?"

Kuzey'in titrediğini gördüm. Olduğuı yere kilitlendi ve hiç bir tepki veremedi. O tepki veremedi ama "SİKTİR GİT LAN!" diye bağırdı Aras. Nihayet sessizliğini bozmuştu. Beni bulmak ister gibi elini geri doğru uzattı ama uzattığı eli boşlukta savruldu. Bunun üzerine durdu. Başı yavaşça arkasını döndü ama beni bir adım arkasında değil metrelerce uzağında gördü. Aramıza koyduğum mesafeye bakınca dehşete düştü. Ne ara bu kadar uzağa gittiğimi sorguladı sanki. Bakmadığı o kısacık zaman diliminde nasıl bu kadar gidebildiğimi sorguladı ama umursamadan yanıma gelmek istedi. Bana doğru bir adım attı ama attığı bir adım Murat itinin "Dur orada." demesiyle yarıda kaldı. Hemen ardından odada ki silahlar bir kez daha bana döndü.

Artık istese bile yaklaşamazdı.

İfademde hiç bir değişim olmadı. Canım umurumda değildi. Bu gece olanlardan sonra yaşamak arzu ettiğim bir şey değildi. Bana dönen silahların hiç biri de korkutmadı o yüzden. Bir milim bile kıpırdamadım yerimden.

Birilerinin yaşaması için birilerinin ölmesi gerekirdi. Kimi zaman hak edeni, kimi zaman hak etmeyenler için kendini feda etmek gerekirdi.

Bu hikayedeki hak eden ben miydim ki?

Ama benim aksime Aras'ın gözlerine dehşet veren bir korku yerleşti. "Hayır..." diye fısıldadığını duydum. Çaresizce beni nişan alan silahlara baktı. Yanıma gelemeyeceğini anlayınca olduğu yerde sendeledi ve "Hayır lan hayır!" diye haykırdı.

Onu bu şekilde görmek kaşlarımı çatmama neden oldu. Benim için endişeleniyor muydu? Niye endişeleniyordu ki? Katildim işte. Ölmem gerekirdi. Bu zamana kadar hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya çalışmamam gerekirdi. Bunu çoktan hak etmiştim. Sevinmesi gerekmez miydi? Niye acı çekiyormuş gibi bakıyordu. O acı çekince benim elim ayağım birbirine dolanıyordu.

"Evet Kuzey. Seni bekliyoruz." dedi Murat iti. Onun konuşmasıyla birlikte bakışlarım Aras'tan çekilip Kuzey'e döndüğünde onun donmuş gibi kalakaldığını gördüm. Adını duyunca kendisine geldi. olduğu yerde bir kez daha titredi ve kızaran gözleri bana döndü.

Göz göze geldik. O an zihnim andan koptu. Sanki Kuzey'in zihni de andan koptu. İkimizde aynı anda geçmişe gittik.

Önce on dört yaşıma, bileğimden süzülen kanlarla soğuk banyo fayansında uzandığım zamana.

Sonra on sekiz yaşıma, elimde küçücük bir bavulla otogarda istanbul yolunda olduğum zamana.

En sonundaysa yirmi altı yaşıma, Aras ve Kuzey'ye kıyamadığım için kendi kalbime sıktığım ana.

Kuzey beni kaybetmenin acısını iliklerine kadar hissettiği tüm anları teker teker hatırladı. Gözlerinin kızarıklığı biraz daha artarken ağlamamak için kendisini sıktığını anladım. Tek bir gece de hem sevdiği kadının ihaneti, hemde kardeşini kaybetme ihtimaliyle yüzleşmişti. Ciğerini yeterince sökmüşlerdi ama yetmemişti. Birde seçim yapması lazımdı. Sevdiği kadın ya da kız kardeşinden birinin ölüm emrini vermesi lazımdı.

Bakışlarını benden çekildi ve Duru'ya döndü. Ona baktığında hangi anlara gitti bilmiyorum ama biraz daha mahvoldu. Duru'nunsa gözleri duygusuzdu. Tıpkı benim gibi o da ölümden korkmuyor gibiydi. Kuzey şu anda ondan vazgeçse umurunda olmayacaktı sanki. O kadar tepkisiz, o kadar hissizdi okyanus gözleri.

Kuzey sırasıyla ikimize de baktı. Çaresizce başını iki yana sallarken "Yapma..." diye fısıldadı. Seçim yapmak istemiyordu. Eğer namlu elinde olsaydı o da benim gibi kendisine çevirirdi. Kafasına sıkar bitirirdi bu işkenceyi. Ama mümkün değildi. Namlu Kuzey'de değildi. Kendisini öldüremezdi. Birimizden vazgeçecekti.

Bilmedikleri şeyse Kuzey'in hiç kimsenin ölüm emrini veremeyecek olmasıydı. O kimseyi öldüremezdi. Hele de herhangi bir kadının ölüm emrini hiç veremezdi. Onun annesi bir erkek yüzünden bu dünyadan gitmişti. Kuzey bu travma yüzünden yıllarca babasına benzemekten korkmuştu. Bu korku onda Defne'yi ve beni korumayı kafasına koydurtmuştu. Bizi koruyamadığını düşündüğü her bir anda kahrolmuştu.

Onun babası sevdiği kadının katiliydi. Kuzey hain bile olsa sevdiği kadının ölüm emrini veremezdi.

Ama hayatını korumaya adadığı kız kardeşinin öldürülmesini de izleyemezdi.

Eğer imkanım olsa onu bu eziyetten kurtarmak için ben sıkardım kendime. Onu bu yükün altında bırakmamak için bir kez daha öldürürdüm kendimi ama mümkün değildi. Silah benim elimde de değildi. Namlunun ucunda olan bendim. Ona rağmen kendim için hiç endişeli değildim. Tüm endişem ardımda bırakacağım enkazdaydı. Tüm endişem Kuzey'in bizim yüzümüzden yaşadığı acıdaydı.

"Üç saniyen var." dedi Murat iti. Beni ve Duru'yu nişan alan silahların tetiği çekildi.

Defne'nin "OLMAZ!" diye bağırdığını duydum. Ona döndüğümde mavi gözlerinden süzülen yaşlarla karşılaşmak içime dokundu. "GECE OLMAZ!" diye bağırdığında bana koşmak ister gibi bir adım attı ama Mert sıkı sıkı omuzlarına sarılarak ona engel oldu. Hareket edip canını riske atmasına izin vermemek için onu sabit tutmaya çalışırken Defne hıçkırarak ağlıyor, bana koşmaya çalışıyordu. "GECE OLMAZ! GECE OLMAZ!" diye sayıklarken Duru'nun canı umurunda bile değilmiş gibiydi. Ya da umurundaydı ama o beni seçiyordu.

Pek çok kişinin aksine Defne hep beni seçiyordu.

Bakışlarım Defne'den çekildiğinde Mert'e baktım. Mert'in de gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Titreyen eleriyle Defne'yi sabit tutmaya çalışırken o da ağlıyordu. Konuşmuyordu ama korku dolu gözleriyle bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde ona nasıl baktım bilmiyorum ama dişlerini sıktı. Bakışları benden çekilip Kuzey'e döndü ve "DURU'YU SEÇ LAN!" diye bağırdı öfkeyle. O da Duru'yu gözden çıkardı. Sadece benim canımın derdine odaklandı.

Kuzey acıyla gözlerini yumdu. Gerilen çenesinden dişlerini sıktığı anlaşılıyordu. Mesele seçmek değildi. Mesele öldürmekti. Mesele birinin ölüm emrini vermekti. Kuzey bunu yapamazdı. Kuzey hiç bir kadının canını gözden çıkaramazdı. Ne benden, ne de Duru'dan vazgeçemezdi.

Hain ve katil bile olsak vazgeçmezdi.

"Üç." dedi Murat iti. "Ya sen seçersin ya ben."

Kuzey yumduğu gözlerini geri açtı. "KENDİMİ SEÇİYORUM!" diye bağırdı. "BENİ VUR ŞEREFSİZ YİYORSA BENİ VUR!"

Murat iti başını iki yana salladı. "İki." dedi. "Ben kimseyi vurmam. Sevdiklerinin vurmasını sağlarım."

"İYİ BOK YİYORSUN OROSPU ÇOCUĞU!" diye karşılık verdi Kuzey. Murat iti ise keyifle güldü. "Bir." dedi. Silahlar nişan aldı. "DUR LAN DUR!" diye bağırdı Kuzey. Bense gözlerimi kapattım. Hangimizi vuracağını bilmiyordum ama yine de kendimi ölümün o soğuk havasına hazırladım. Ömrümde ölümden bir kere kaçmıştım. Bir kere kaçmış ve bedelini çok ağır ödemiştim. Bu defa yapmayacaktım. Bu defa bildiğimden şaşmayacaktım. Ölümden korkmayacak, askine hep yaptığım gibi uçurumdan dans ederek atlayacaktım. Uçurumlar tanıdıktı. En azından altında seni bekleyen şey ortadaydı.

Tanıdık kötülükler bilinmez iyiliklerden daha hayırlıydı.

Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapattım. Ama gözlerimi kapatmadan önce gördüğüm son şey karşımda hareketsizce duran Aras'ın yüzü oldu. Hareket etmiyordu ama ona baktığım anda kıpırdadı. Murat iti "Sıfır." derken bana doğru koşmaya başladı. Aynı saniyelerde ortalığı ne olduğunu bilmediğim bir duman kapladı. Işıklar kesildi ve her yer karanlığa gömüldü ama karanlık silahın patlamasına engel olamadı.

Vuruldum sandım. Vuruldum da yere yığılıyorum sandım. Silahtan çıkan sağır edici ses kulağımda çınlarken yere doğru savruldum ama bu kurşunun etkisi değildi. Biri beni sertçe itmişti sanki. Sırtüstü zeminde yapıştığımda gözlerimi açtım. Yerdeydim. Silah patlamıştı ama yaralı değildim. Kurşunların hedefinde değildim.

Kurşunların hedefinde olan kişi Aras'tı.

Aras az önce benim durduğum yerde duruyordu. Az önce benim ölüme kendimi hazırladığım noktada duruyordu. Beni itmişti ama kendisi kurşunların hedefinde duruyordu. Üzerinde ki beyaz gömlek kırmızıya bulanıyordu.

Gözlerim donuklaştı. Dünyam yerinden oynadı. Aynı saniyelerde bir sürü silah aynı anda patlamaya başladı. Ortalık karanlık ve duman kaplıydı. Kimler vuruldu, kimler öldü, kimler kaldı bilemedim.

Sadece Aras'ı görebildim.

Aras elini karnının üzerine attı. Yavaşça başını eğip avucuna bulaşan kana baktığında göz bebekleri titreşti. Ayakta duramıyormuş gibi dizleri titreyerek yere yığıldığında ay güneşin yörüngesinden çıktı sanki. Dünya ekseninden kaydı. Yer yerinden oynadı, ne var ne yok üstüme yıkıldı da ben altında kaldım. "ARAS!" diye bağırdığımda tüm bedenim panik moduna girdi.

Yanına koşmak istedim. Düştüğüm yerden kalkmak istedim ama harekete geçtiğim anda biri kollarımı kavradı. Neye uğradığımı şaşırdım. Bakışlarımı güçlükle Aras'tan çekip beni tutan kişiye döndüğünde korkuyla sarsıldım.

Deccal buradaydı. Tam tepemde duruyordu. Kaşından başlayıp dudağının kenarına kadar inen yara izi karanlıkta bile belli oluyordu. Sadece bu yarayı görmek bile beni korkudan titretirken bedenime temas ediyor olması mahvediyordu.

"S-sen..." diye sayıkladığım esnada kollarıma asıldı. Engel olmama fırsat kalmadan beni çekiştirerek yerden kaldırdığında "BIRAK!" diye bağırdım. Bakışlarımı ondan çevirip Aras'a döndürdüğümde onu yerde görmek boğazımı yırtacak büyüklükte bir çığlık atmama sebep oldu. "BIRAK!" diye haykırdım tekrar. Bir sürü silah aynı anda patlayıp kulaklarımı uğuldatırken Deccal'in iğrenç ellerinden kurtulmak için tüm gücümle çırpındım.

Deccal'se durmadı. "YÜRÜ!" diye emretti sadece. Asıldı saçlarıma ve beni yerlerde sürükleyerek çekiştirdi. Çığlıklar attım, kendimi paraladım. Defalarca kez "ARAS!" diye bağırdım ama kurşunlar yüzünden kendi sesimi duyamadım. Ona koşabilmek için elimden gelen her şeyi yaptım ama ne Aras'ın yanına gidebildim, ne de Deccal'den kurtulabildim. Silah sesleri eşliğinde karanlığa sürüklenirken bunun kaçıncı ölüşüm olduğunu hesap edemedim.

Bazen feda etmek gerekirdi. Kimi zaman hak edeni, kimi zaman hak etmeyenler için kendini.

Aras bunu hak etmemişti.

Aras benim yüzümden ölmeyi hiç hak etmemişti.

***

Sezon finali...

Koca bir sezonu daha geride bıraktık ve yine her şey olabilecek en kötü halde bitti 🫠

Diyecek pek fazla sözüm yok. Yeni sezon hakkında ki teorilerinizi buraya bırakmayı unutmayın.

Bu bölümde Kayra'nın Gece'ye yazdığı şarkının söz yazarı olan editörüme buradan teşekkürlerimi ileteyim. Eline emeğine sağlık harika oldu 🫶

Bu zamana kadar burada benimle birlikte kitabıma eşlik eden güzel okurlarıma çok teşekkür ederim 💖
29 Ağustos cumartesi günü üçüncü sezonda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

İnstagram:nowelia_09
TikTok:nowelia_09