8. bölüm · KADERİN OYUNU

8. Bölüm: Ölümüne Aşk

Ravzanur_mrmr

Bölüm Şarkısı: Zeynep Casalini / Duvar

🎡🎡🎡🎡

Mükemmel bir bölüm geldi.

Başlıktan da anlayacağınız üzere hüzün dolu bir bölüm oldu.

Oy ve Yorumlarınızı
Bekliyorumm...

Keyifli Okumalar Dilerimmm.
🤗✨️

🎡🎡🎡🎡

KADERİN OYUNU

Bölüm 8

Ölümüne Aşk

'Ölümüne Aşk' diye buna diyorlarmış demek ki kara gözlüm... Ne yazık ki bende sana, senin ölümüne dayanamayacak kadar aşığım... Sana ölümüne aşığım.

~ravzanur_mrmr~

🥹❤️🩹

Meraklı gözlerle bir bana, bir de Serkan'a bakıyordu. O Maskeli Adamın, Serkan olduğunu şu an öğreniyordu. Benim kadar olmasada, o da şaşırmıştı ama bunu öfkeye çevirmemişti. Benim tam tersim olarak susmayı ve öfkesini içinde yaşamayı tercih etmişti.

Gözlerini benim üzerimden çekip tekrar Serkan'a döndürdüğünde Serkan'ın gözlerinin içine biraz öncekinden farklı olarak öfke dolu bakışlar atıyordu. Demek ki yanılmıştım. Öfkesini içinde yaşıyordu ama gözleri ne kadar öfkeli olduğunu ele veriyordu.

Hiç birinin umrunda olmadığımı fark ettiğimde, gizliden Serkan'ın arkasından küçük adımlarla ilerledim ve masanın üzerinde duran butona bastım. Ayça'nın olduğu odanın ışıkları açıldı. Duvarların artık hareket etmediğini ve bunun sonucunda da Ayça'nın çığlıklarının durarak, yerini tepkisiz ifadesinin aldığını gördüm.

Gerçekten çok perişan bir hâlde görünüyordu. Dalgalı saçları kabarmıştı ve korkudan ağladığı için o gün, yani 2 Şubat okula gelirken sürdüğü maskara akmış, gözlerinin etrafını siyaha kaplamaştı.

Arkamdan bir elin omzumu sıkıcı tuttuğunu hissettiğimde daha fazla Ayça'yı inceleyemedim ve hazırlıksız yakalandığım için olduğum yerde sıçradım. Endişeyle olabildiğince yavaş davranarak arkamı döndüm. Kafamı hafif kaldırdığımda Serkan'ın kıstığı gözleriyle göz göze geldim.

Dudaklarında hafif bir tebessüm olsa bile, gözlerinin içinden alevler çıkıyordu. İkisi birleşince ortaya ürkütücü bir gülümseme çıkıyordu. Bir anlığına beni de öldürebileceğini düşündüm. Bu korkuyla bir kaç adım gerilediğimde bir süre sonra geri gitmeme engel olan kişinin göğsüne çarptım.

Olduğum yerde sıçrayarak arkamı döndüğümde Maskeli Adamlardan biri ile göz göze geldim. Çok iyi gerçekten. Hem Serkan'ın, hem de tanımadığım diğer bir Maskeli Adamın arasında sıkışıp kalmıştım.

Serkan'ın boyundan dolayı Selim'in nasıl olduğunu göremiyordum. Görmek için parmak uclarımda yükseldiğimde, Serkan bana doğru yaklaşarak aramızda olan bir kaç adımlık mesafeyi de kapattı.

Uzaklaşmak istedim ama hâla arkamda duran Maskeli Adama çarptım. Bunu görünce yüzündeki ürkütücü gülümseme daha da genişledi. Bundan destek alarak bana daha da yaklaştığında beni bileğimden yakaladı. Bileğimi o kadar sıkı tutuyordu ki, canım çok yanmıştı ama bunu belli ettirmek istemediğim için tepkisiz bir ifadeyle ona bakmayı sürdürdüm.

Kulağıma doğru eğilip, gözlerime bakmayı sürdürürken fısıldadı. "Sen o küçük beyninle bana oyun mu oynamak istedin? Tamam, oynayalım. Ama şunu unutma!"

Kulağıma çarpan nefesiyle irkildim. Rahatsız bir şekilde yüzümü buruşturdum.

"Burada tüm oyunları ben kurarım, siz de oynarsınız. Ben vezirsem, siz birer piyondan fazlası olamazsınız..."

Kulağımın yanından uzaklaştığında yüzü hâla yüzüme yakındı. Gözleri ile gözlerimi aynı hizaya getirdiğinde, bir kaşımı yukarı kaldırıp, "Bitti mi?" Diye her bir kelimeyi bastırarak sordum.

Sesimde en ufak bir korku kırıntısı olmadığını fark ettiğinde, istediğini alamadığı için daha da sinirlendi. Cevap vermeden bir süre bekledi ama ben onu biraz daha bekleyemeyecektim.

Onu sertçe göğsünden ittirerek, kendime daha kolay çıkmak için alan açtım. "Galiba bu sessizlik bittiğini gösteriyor." Yanından geçerek Selim'in yanına doğru ilerledim.

Selim ise zavallım hala yaşananların şokunu üzerinden alamamış orada öylece şaşkın şaşkın bizi izliyordu. Şu an içinden ben nasıl bir oyunun içine düştüm dediğine emindim sadece kanıtlayamazdım.

Selim'in yanına varınca tekrar ona doğru döndüm. Bir süre daha demin durduğum yere baktı ve sonunda yüzünü bana döndürdü. Bana ters ters baktığını fark ettiğimde ben de ona, ondan farksız olmayarak dik dik baktım.

Bu bakışmayı bölen Selim'in beni ısrarla dürtmesi oldu. "İlayda, Serkan'ın burada ne işi var?"

Serkan'a bakmaya devam ederken ağzımın içinden sorusunu cevapladım. "Ben sana gelme demiştim. Niye beni dinlemedin? Sen dua et de, son anda Ayça'yı kurtardım. Yoksa şu an senin yüzünden ölmüştü."

Yine birilerinin ölüm sebebini başkalarından bildiğimi fark ettiğimde, hemen düzelttim. "Pardon. Serkan yüzünden..."

Selim bu sözlerim karşısında dumura uğradı. Gözlerini fal taşı gibi açtığında hiç uygun ortam değildi ama gerçekten çok komik duruyordu. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Ne... Nasıl yani şimdi başından beri Maskeli Adam, Serkan'mıymış?" Dediğinde sesinin titrediğini belli etmemeye çalışıyordu ama başaramıyordu.

Teselli etme amaçlı elimle omzuna dokundum ve kafamı onaylar şekilde salladım. Tuttuğu nefesini dışarıya bıraktı ve ardından bir kaç soluk alıp daha verdi. Bir anda endişeyle beni süzdü. Benden bir kaç adım uzaklaştığında elim omzunun üzerinden yere düştü.

"Sen biliyor muydun? Başından beri bahsettiği o kişi... Burada olmamızın sebebi olan kişi... Sen miydin?" Sesi şaşkınlığından dolayı zayıf çıkmıştı.

"Cevap versene!" Bağırınca korkuyla gözlerimi kırpıştırdım.

Sık aralıklarla soluk alıp veriyordu ve elleri titriyordu. Olduğu yerde dört dönüp durdu.

"Hayır, hayır. Ben yanlış anladım. Böyle bir şey olamaz. Sen bize ihanet etmezsin..."

Durdu ve bir anda bakışları gözlerime kenetlendi.

"Değil mi, İlayda?"

Ona doğru yaklaştığımda Serkan sinirle araya girdi. "Tamam yeter! Alın bunları gözümün önünden. Götürüp odaya kitleyin. Kapının başında da biriniz durun. Sakın çıkmalarına izin vermeyin!" Adamlar Serkan'ın emri ile bize doğru yaklaştı.

Selim hemen önüme geçti. "Sakın yaklaşmayın! Yeter bize çektirdikleriniz. Kaç kişi daha ölmeli durmanız için."

Biraz önce beni suçlu buluyordu şimdi ise Serkan'ı. Daha demin ona benim suçlu olduğumu düşündüren şey tam olarak neydi peki?

Serkan, Selim'in bu cümlelerine karşılık sadece güldü.

Onun gülmesi bitene kadar Selim ile birbirimize kısa bir bakış attık. İkimizde bu durum karşısında baya şaşkındık.

"Ne o? Yoksa İlayda'nın koruması mı oldun iki dakika da?"

"Evet. Bir sorun mu var?"

"Yok, ama senin için var gibi." Sesi imalıydı, ayrıca pis pis sırıtmayada devam ediyordu.

"Evet, var. Çok doğru anlamışsın."

"Neymiş bakalım o sorun?"

"İlayda'ya dokunmayacaksın. Hatta... Hiç birimize dokunmayacaksın," dediğinde sanki Serkan onun dediklerini yapacakmış gibi kendinden emin bir şekilde konuşmuştu.

Ama Serkan'ın böyle bir şeyi kabul etmesi demek, kendi kurduğu oyunda piyon olmak demekti. Ve o vezirliğini birine kaptıracak gibi durmuyordu.

Sesli bir kahkaha attığında Selim ona ters ters bakmayı sürdürdü. Kahkahası sona erdiğinde ise yüzü ilk baştaki ciddi hâlini geri aldı.

"Ben neden İlayda'ya bir şey yapmak isteyeyim ki? Ama sizi bilemem tabii..."

Cümlelerinin altında derin bir ima yatıyordu ama ben ne kastettiğini direkt anlamıştım. Bana takıntılı olduğu için tabii ki zarar vermezdi. Ama diğerleri... Diğerleri onun için hiç bir şey ifade etmiyordu.

Serkan eli ile adamlarına işaret yapınca, adamlar ikimizide tutup, çekiştirmeye başladılar. Bunu yapacağım aklımın ucundan dahi geçmezdi ama tam o anda, Serkan'a yalvardım.

Başka çarem yokmuş gibi hissettim. Sanki bunu yaparsam hepimizi rahat bırakacakmış gibi bir eminlik vardı üzerimde. Adam iki kolumdan tutmuş beni çekmeye çalışırken var gücümle bağırdım.

"Serkan!" Anında tüm dikkatini bana verdi. "Ne olur, bırak bizi gidelim."

Serkan bir anda elini havaya kaldırdığında adamlar bizi çekiştirmeyi bıraktılar ama tutmayı da es geçmediler. Bana dakikalar gibi gelen bir kaç saniyede boş boş suratıma bakıp düşündü. Bende ağzından çıkacak bir kaç kelimenin merakıyla nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Selim'e dönüp baktığımda onun da benden bir farkı yoktu. Sık solukları arasında dudaklarından umarsızca bir kaç kelime döküldü.

"Bunu yapmana gerek yoktu."

Omuzlarımı kaldırıp indirerek artık çok geç olduğunu ifade etmeye çalıştım. Serkan'ın bizi serbest bırakacağına inanıyordum. İnanmak istiyordum. Tekrar gözlerimi o bir kaç dakikadır katlanamadığım çehresini çevirdim. Göz göze geldiğimizde pis pis sırıttı. Bu sırıtışın altında yatan sebeplerin hiç normal şeyler olmadığına emindim.

"Bir şartla!" Diye konuya girince ikimizde tüm dikkatimizi ona verdik. Onun istediği şartları pek yerine getirebileceğimi de sanmıyordum açıkçası ama tam tersi yaşayacakmış gibi pürdikkat onu dinlemeye koyulmuştum.

Cümlesini, "İstediğimi yaparsan," diyerek bitirince buna karşılık sessiz kalma hakkımı kullandım. Bu cümleyi kurarken o kadar onun dediklerini yapacağıma inanmıştı ki sessiz kalmam onu dumura uğrattı. Cevap veremezdim çünkü ne isteyeceğini çok iyi biliyordum. Onun benden başka bir derdi yoktu. Zaten o yüzden bunca kişiyi düşünmeden tek hamlede öldürtmüştü.

Bir süre daha konuşmamı belki bir ihtimal ona boyun eğeceğimi bekledikten sonra tekrar eli ile işaret yaptı ve adamları Tem hamlede harekete geçirtti. Adamlar bu bir kaç saniye önce ki yaşananlardan sonra sanki daha da bir öfkeyle bizi çekiştirdiler. Odadan çıkmadan önce son kez Serkan'a baktım.

Daha demin ona cevap vermediğim için kalbi kırılmıştı. Kalbinin kırıldığını bize belli ettirmemeye çalışıyordu ama ben onun nasıl olduğunu her hâlinden anlardım. Sonuçta ne kadar ona aşık olmasam bile, sevgili olduğumuz bir dönem olmuştu.

Adamlar bizi çekiştirirken, Selim ağzının içinden bir kaç küfür mırıldandı. Ben ise sadece tepkisizce Serkan'ı izledim.

O hırçın ifadesinin altında kanadı kırılmış bir yavru kuş barındırdığını biliyordum. Ne kadar gözleri ölümle yanıp tutuşuyorsa kalbi de bir o kadar aşkla yanıp tutuşuyordu. En azından bu ateşle yanıp kül olmamış kısmı. Belki de haklıydı. Belki de gerçekten sevgisizlik onu bu hâle getirmişti. Yine de her canı yanan kötüye dönüşmek zorunda değildi. Hiç değilse bile acısını sadece canını yakan kişiden çıkarabilirdi. Ama o canını yakana, canından çok aşıktı. Farkında değildi ama o Azrailine aşıktı...

🎡🎡🎡🎡

Adamlar bizi sürükleyerek bir kapının önüne getirdiklerinde durdular ve kapıyı açıp, bizi içeri ittirdiler. Kapıyı tam kapatacakları sırada Selim arkalarından bağırıp, küfür etse de duymamazlıktan geldiler ve kapıyı kapatıp, bir kaç kez üzerimize kitlediler.

Bu sefer ki olduğumuz oda farklıydı. İçerisi bomboştu. Yatak koymamışlardı. Bu da demek oluyordu ki, burada çok durmayacaktık. Ya da ben öyle tahmin ediyordum.

Belki ceza olsun diye boş zeminde uyumamızı istiyordu. Hadi Selim'i anladımda, benim de boş zeminde uyumamı ister miydi bu tartışılır.

Selim yüzünü kapıdan çekip, bana döndüğünde öfkeden suratı kıpkırmızı olmuştu ama benle konuşurken daha sakin olmaya çalıştı.

"İçeride sorduğum soruya hâla cevap vermedin. Bir cevap bekliyorum senden... Sen biliyor muydun? Bu oyunu birlikte mi kurdunuz?"

Demek ona benim suçlu olduğumu düşündüren şey Serkan ile eski sevgili olmamızdı. Benim onunla birlikte bu oyunu kurduğumu düşünüyordu.

"Hayır tabii ki. Bende senin gibi yeni öğrendim."

"Peki neden ben geldiğimde onunla aynı odadaydınız? Ne konuşuyordunuz?"

İçeri girdiğinde ikimizi baş başa görünce her şeyi otomatik olarak yanlış anlamıştı.

"Bana üçünüz arasından tercih yaptırdı. Ama ben seçemedim. Onun yerine hepinizi kurtarmak için bir plan yaptım. Gel gör ki, bu planı bozan da sen oldun."

Yüzünde ki sakinlik yerini merağa bıraktı. "A-A-Ayça ölmedi değil mi?" Bunu söylerken sesinin titremesine engel olamadı.

Ayça'yı düşünüyordu... Mert'de vardı bu üç kişi arasında ama o Ayça'yı düşünüyordu. Bu da demek oluyor ki, aralarında Ayça'nın bana söylemediği bir şeyler olmuştu.

"Yok, ben siz tartışırken son anda gidip engel oldum ama şimdi Serkan içeride ne yapıyor onu bilemem."

Yüzündeki meraklı bakışları silmeden aynı sakinlikle sordu. "Neye engel oldun?"

"Bu çok uzun bir konu. Şu an bundan daha önemli konularımız yok mu sence de?" Bana hak vererek, başını salladı.

Kapı kilidinin açılma sesini duyduğumuzda, ikimizde merakla kafamızı o tarafa çevirdik. Kapıdan içeri giren Mert ve Ayça'nın yüzü ile karşı karşıya geldik. Onlar içeri girdikten sonra kapı tekrar arkalarından sertçe kapandı.

Ayça hâla korktuğu için vücudu tir tir titriyordu. Mert ise dumur olmuştu, hiç bir tepki vermiyordu. Selim korku dolu gözlerle Ayça'nın yanına gidip, ona sarıldığında Mert hâla tepkisizdi.

Bende Mert'in yanına gitmeye karar verdim ve ona doğru bir iki adım attığımda Mert bana bakmasada geldiğimi fark etti ve eliyle olduğum yerde durmam için işaret yaptı. Durduğumda aramızda sadece bir kaç adımlık mesafe vardı. Yanına yaklaşmamam için beni durdurması beklediğim bir tepki değildi ve beni şaşırtmıştı.

"Sen biliyor muydun?" Dediğinde hâla bana bakmıyordu.

İnanamıyorum, gerçekten mi Mert? Sende mi?

"Ha... Hayır, bende sizin gibi bugün öğrendim her şeyi," dedim sesimin titremesine engel olamayarak.

Bir süre sessiz kaldı. Baktığı tarafa doğru dümdüz yürüdü ve benden uzaklaştı. Peşinden gittim ama arkası bana dönük olduğu için beni fark etmedi.

Omzuna dokundum ama hâla suratıma bakmadı. Kendimi bir hayalet gibi hissettim. Hem de en güvendiğimin yanında.

"Sende mi beni suçlu buluyorsun?" Sesim umutsuzlukla doluydu. Umut neydi ki?

"Ben beni seveceğine umut etmiştim. Buradan çıkacağımıza umut etmiştim. Ben... Ben bana inanacağına umut etmiştim."

Teker teker Serkan sayesinde bu umutlarımı yitiriyordum.

"Bende bana ihanet etmeyeceğine umut etmiştim..."

Bir anda yükselince irkildim. Sesi hayal kırıklığı ve öfkeyle doluydu. Bu kadar öfkelenmesinin sebebi bana olan güveninin kırılmasıydı. Benim ona ihanet ettiğimi düşünüyordu. Yanılıyordu ama çoktan kendi kafasında kurduklarına sanki gerçekmiş gibi inanmıştı bile.

Gözlerim dolu doluyken, hâla sırtı bana dönük olarak konuşmasını sürdürdü.

"Ama sen... Sen sadece büyük bir hayal kırıklığısın."

Son cümlesi ile olduğum yerde kalakalmama sebep oldu. Daha düne kadar benimle ilgili evlilik hayalleri kuran kişi ile bu kişi aynı olamazdı. Bu cümle tüm umutlarımı yerle bir etmişti. Kalbim bir anda karanlığa büründü ve bu karanlıkla beraber kalbimin içinde ona dair beslediğim tüm duygularda, Serkan'ın acımasızca öldürdüğü arkadaşlarımızın kanına bulandı. İşte tüm olay bundan ibaretti. Aramızda ki tek ve en büyük engel Serkan'dı.

Bunu söylerken arkası bana dönük olduğu için tepkisini göremiyordum.

Belki sadece sinirden söylenen bir cümleydi, belki gerçek benliği ile söylenen bir cümleydi. Ne değişirdi, sonuçta benim onun için bir hayal kırıklığından başka bir şey olmadığımı düşünüyordu.

Sırtına yumruk yaptığım ellerimle vurdum. "Bana bak! Gözümün içine bak! O son söylediğin cümleyi gözümün içine bakarak söyle!" Diye bağırdığımda bir kaç defa vurduğum için sarsıldı ama dönüp gözümün içine bir kere bile bakmadı.

Daha fazla hıçkırıklarıma engel olamayacağımı anladığımda onun bu ana seyirci olmaması için arkamı döndüm. Ve odanın diğer ucuna, ondan uzak olan tarafa gideceğim sırada beni bileğimden tutarak, hızla kendine çevirdi ve kafamı göğsüne yaslayıp, bana sarıldı ama ben ona karşılık vermedim.

Sanki son söylediklerinden sonra tüm hücrelerim ölmüştü. İçimdeki tüm öfke yerini göz yaşlarına bıraktı, bir kaç saniye sonra ise hıçkırıklara.

Ama bu, bu zamana kadar ağladıklarımın en şiddetlisi olmuştu. Boğazım tahriş olana kadar hıçkırarak ağladım. Sevdiğim adam beni hayal kırıklığı olarak görüyordu. Onu eski sevgilim için kullandığımı düşünüyordu. Ve beni en çok kıran ise kimsenin bana inanmıyor oluşuydu. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki?

Daha fazla ağlamamama dayanamayarak beni kendinden uzaklaştırdı.

"Özür dilerim. Ben... Ben öyle söylemek istemedim. Sinirden..."

"Sinirden söylenen tüm cümleler sakinken düşünülmüştür, Mert..." Sesim ağladığım için çatallı ve titrek çıkmıştı.

Onu daha fazla dinlemeyip, Ayça'nın yanına doğru ilerledim. Arkamdan tek bir kelime dahi edemedi çünkü o da haklı olduğumu ve beni dinlemeden suçladığı için kendisininde haksız olduğunu biliyordu. Ve bana söylediklerini, özellikle o son cümleyi ne yaparsa yapsın unutmayacaktım...

Ayça'nın yanına geldiğimde hâla Selim ile sarıldıklarını gördüm. Bu yaşadıkları Ayça için bir travma sebebiydi. Ayça'nın ölüm kelimesini söylemeye bile dili varmazken bu son zamanlarda bu kelime ile birden fazla kez yüzleşmek zorunda kalması onu bu hâle getirmişti. Bu olanlardan sonra ölüm artık hepimiz için normal bir hâl alırken Ayça için hâla söylenmesi zor bir kelime olarak kalmaya devam edecekti...

Selim geldiğimi fark edince Ayça'ya sarılmayı bıraktı ve onu alnından öperek, saçını okşadı. Ayça bunun karşısında göz yaşlarını sildi ve parmak uclarında yükselerek o da onu boynundan öptü.

Ne olurdu biz de Mert ile böyle olsaydık? Ama o tüm bu yaşananlardan beni suçlu buluyordu. Selim, Mert'e dönüp baktığında onu orada tek gördüğü için tekrar Ayça'ya döndü. Ayça'da kafasıyla onay verince Mert'in yanına doğru ilerledi. Gözlerinin etrafı ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu ve yanaklarıda göz yaşları ile doluydu.

Bir süre arkasından Selim'i izledikten sonra gittiğine tam anlamıyla emin olunca titrek bir ses ile, "Biliyor muydun?" Diye sordu.

Ben bu soruyu daha ne kadar duyacaktım. Kötü tarafıda, en güvendiğim insanlardan duyuyor olmamdı.

Demek ki benim onlara güvendiğim kadar, onlar bana güvenmiyordu.

İnsan her zaman en güvendiklerinden mi darbe yerdi?

Sanırım bunun cevabı bu günden sonra benim için evet olacaktı.

"Bari sen yapma Ayça. Benim böyle bir şey yapmayacağımı biliyorsun? Bende sizin gibi yeni öğrendim."

"İnsanın aklına senden başka biri gelmiyor ama ne yapabilirim."

"Doğru. Ama bana ne kadar takıntılı olduğunu sen biliyorsun. Hadi tamam Mert bilmiyor ama sen..."

"Mert seni mi suçladı?" Sesi endişe ve merakla doluydu.

Kafamı önüme eğip, hüzünle yanıtladım. "Ne yazık ki, evet." Eliyle kafamı kaldırıp, ona bakmamı sağladı. "Ben sana inanıyorum. Sende istemezdin böyle olmasını. Merak etme o da seni yakında anlayacaktır."

Keşke... Keşke beni ilkten anlasaydı. Baştan güvenseydi. İnsan hiç mi güvenmez sevdiğine? Tamam bende şüphelenirim ama sen büyük bir hayal kırıklığısın demem. Demedim de zaten... Beni öldüreceğini zannetmeme rağmen demedim.

"Beni boş ver, sen nasılsın?"

"Burada nasıl olunabilirse öyleyim," dediğinde bu sefer ona sıkıca sarılan taraf ben oldum.

Bir süre böyle sarıldıktan sonra yere oturup, sırtımızıda duvara yasladık. Aramızda büyük bir sessizlik vardı. Bu sessizliği bozan yine ben oldum.

"Şimdi sırası değil biliyorum ama son zamanlarda bir şey dikkatimi çekti." Ayça kaşlarını çatmış pürdikkat beni dinliyordu. "Sizin Selim ile aranızda benim bilmediğim bir şey mi var?" Bu soruma karşılık tebessüm etti, hem de içten.

"Bilmiyorum, Kaan..." Nefesini dışarıya verdikten sonra büyük bir nefes aldı ve devam etti. "Kaan öldükten sonra bana karşı daha bir samimi oldu. Ve Furkan'ın ölümünden sonrada bu samimiyet yerini aşka verdi bence... Ya da ben kafamda kuruyorum, bilmiyorum."

"Ne kafan da kurması, sana basbayağı aşık. Yoksa seni neden öpsün?"

Bir süre sessizce karşıya bakmaya devam etti sonra kafasını bana çevirdi. Tam ağzını açacağı sırada araya girdim. "Arkadaş olarak demeyeceksin herhalde."

"Gerçekten aramızdaki şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Bana da bir şey söylemiyor zaten. Sadece biraz daha yakınız o kadar. Belki de... Belki de beni kullanıyordur." Son cümleyi söylerken sesi fazlasıyla şüphe doluydu.

"Saçmalama istersen. Selim böyle bir şey yapacak biri değil. Ben artık anlam veremiyorum. Siz neden sevdiğiniz insanlara güvenmiyorsunuz?"

"Güveniyorum ama..."

"Ne ama? Şüphe bile duymamalısın. O sana zamanı gelince aşkını itiraf edecektir, sen merak etme. Her neyse şimdi bunları düşünme. Ne güzel olmuş işte. Sende bunu istemiyor muydun zaten? Bunun tadını çıkar."

Tekrar önüne döndüğünde boş boş karşıdaki duvarı seyretti. "Bu olduğumuz yerde mutlu bile olamıyorum ki, tadını çıkarayım."

Bu konuda haklı olabilirdi. Arkadaşlarımız ölürken bize mutlu olmayı geçtim, sevinmek bile haramdı. Ama kendimize engel olamıyorduk, sonuçta ölen ile ölünmüyordu. Hayat devam ediyor ve bize de olduğu kadar bu hayatın tadını çıkarmak düşüyordu.

Ayça bir süre daha sessizce karşıyı izlediğinde, benimde gözüm Selim ile Mert'in olduğu tarafa kaydı.

Her boşlukta onu düşünmeden edemiyordum. Aklımdan çıkmıyordu. Kendimden önce her an onun için endişeleniyordum. Haklı bile olsam onun kalbini kırdığım için kendime kızıyordum. Ben onu kendimden bile sakınırken onun bana güvenmemesi içimi parçalıyordu.

Bakışlarımı Mert'e çevirdiğimde o da zaten bana bakıyor olduğundan göz göze geldik.
Gördüğüm kadarıyla Selim, Mert'i teselli etme amaçlı ona bir şeyler anlatıyordu ama Mert sanki Selim hiç ona bir şey anlatmıyormuş gibi beni izlemeye devam etti.

Bende onu izledim. Selim ise hâla Mert'e bir şeyler anlatmaya, Ayça da boş zemini izlemeye devam etti.

Bir süre sonra Mert, Selim'e dönüp bir şeyler söyledi ve daha sonra yerinden kalkıp, benim yanıma doğru yürümeye başladı. Tam bu sırada kapı kilidinin açılma sesini duyunca, olduğu yerde durdu. Bu sesle hepimiz ayaklandığımızda dört tane Maskeli Adam içeri girdi ve her biri birimizi tutup, daha deminki olduğumuz odaya bizi geri götürdüler.

Oda da ki televizyonlar kaldırıldığı için odanın içerisi bomboştu. Oda da sadece Serkan vardı ve o da bize arkası dönük bir şekilde duruyordu. Diğer dört Maskeli Adam ise kapının ağzında, hazır bir şekilde Serkan'ın onlara emir vermesini bekliyorlardı.

Serkan bize döndüğünde bir kaç dakika öncesine göre daha sakindi, ta ki iğneleyici bir tavırla konuşana kadar.

"Bu yaptıklarınız yanınıza kâr kalacak sandıysanız çok yanıldınız," dediğinde boğazıma bir yumru oturdu.

Yine başlıyorduk. Kaldığı yerden herkesi öldürmeye devam edecekti. Umarım bu sefer ki kurbanı ben olurdum çünkü başka türlü birinin ölümüne dahi şahit olmak istemiyordum.

Serkan ölümcül bakışlarını hepimizin üzerinden çekip, benim üzerime diktiğinde, muradıma ermiştim.

"Sana demiştim. Beni sevmeyerek hayatının en büyük hatasını yaptın ve bunu sevdiklerinin ölümüyle ödeyeceksin diye..."

Sözlerinin altında büyük bir ima vardı. Bakışları benim üzerimden Mert'e kaydığında yutkunamadım... Kalbime bıçak saplamışlar gibi acımaya başladığında, gözlerimden alevler çıkıyordu. Ben beni öldüreceğini sanmışken o Mert'i hedef almıştı. Bunu yaparken beni yaşatacağını sanıyorsa yanılıyordu. Mert'i öldürmek beni öldürmekle aynıydı. Ama o bunu daha öğrenememişti.

Ona karşı o kadar öfkeliydim ki, tüm kelimelere bastırarak, dişlerimin arasından ona küçük bir uyarıda bulundum. "Sakın! Sakın düşündüğüm şeyi yapma. Seni buna pişman ederim. Bir daha ömür boyu hiç birimize dokunamazsın!" Kendimden çok emin bir şekilde konuşmuştum. Çünkü yapardım, biliyorum...

Bu sözlerim karşısında bir an duraksadı ama hâla vazgeçmemişti. Aklına koyduysa yapmadan durmayacaktı.

Arkamızda duran Maskeli Adamlardan birine kaş göz yaptığında, aralarından biri gelip, Mert'i tuttu ve Serkan'ın tam önüne götürdü ama Mert hiç bir tepki vermedi. Öylece onu götürmelerine izin verdi. Hayattan bıkmış bir hâli vardı.

Tamam kendi canını umursamıyordu, onu anladım ama benim arkasından ne kadar üzüleceğimi bile mi umursamıyordu?

Serkan arka cebinden silah çıkardığında bu sefer Maskeli Adamlarına vurdurtmayacaktı. Bu sefer beni, onu sevmediğime daha da pişman etmek için kendi vuracaktı Mert'i.

Mert'e baktığımda bana tepkisiz bir ifadeyle bakmaya devam ettiğini gördüm. Ben ona endişeyle bakarken onun ise yüzünde en ufak bir korku kırıntısı bile yoktu.

Gözlerimi onun üzerinden çekip, Serkan'a çevirdiğimde dudakları galibiyet ile yukarı doğru kıvrıldı. Yüzünde ürkütücü bir gülümseme oluştu.

"Sakın dedim sana. Sakın! Sonradan pişman olacağın şeyler yapma kendine."

Kelimeleri suratına tükürürcesine haykırdım ama bundan ilk söylediğim gibi etkilenmedi. Sadece sırıtmaya devam etti.

Mert'i kendine doğru çevirdiğinde artık yüzünü göremiyordum. Silahı, Mert'in tam göğsünün üzerine hedef aldı. Silahın tetiğini çektiğinde daha fazla bu sahneye şahit olamayacaktım.

Vücudum tir tir titremeye başlamıştı. Ne kadar korksamda bunu hem onun, hem de kendim için yapmalıydım.

Silahı ateşlediği sırada hiç düşünmeden Mert'i ittirip, merminin önüne atladım. Silahdan çıkan mermi göğsümün sağ tarafından içeri girdiğinde göz bebeklerim kurşunun sıcaklığıyla irileşti.

İlk bir dakika neye uğradığımı şaşırdım. Göğsümden çıkan sızı tüm vücuduma yayılırken. Kurşunun içimdeki hareketini hissettim. Mert bana doğru dönünce göz göze geldik. Afallamış görünüyordu. Bu bir kaç saniye bir iki dakika kadar uzun bir süre gibi gelmişti. Tüm vücudum acı ile yanmaya başladı. Sanki içimde bir kaynak aleti yanıyordu. İçim yanıyordu ama kafam, ellerim, ayaklarım diğer her yerim soğuyor buz kesiyordu. Yanma gittikçe artmaya başladığında bu acıya daha fazla dayanamayacağımı fark ettim. Mert bana doğru bir adım attığı sırada ayakta durmak için çabalasamda, tüm uzuvlarım uyuşmuş ve bana ihanet edercesine güçlerini yitirmişlerdi. Yere yığılmadan bir saniye öncesinde ise Serkan'ın şaşkın gözleriyle göz göze geldim.

O yeni öğreniyordu ama eğer ben bir şeyi söylüyorsam, onu yapmadan durmazdım... Bu olaydan sonra benim sevdiklerimle oyun oynamaması gerektiğini de çok iyi anlamıştır. Tabii bu biraz canıma da mal olmuştu ama Mert ve sevdiklerim için her şeye değerdi.

Üstüme doğru koşan Mert'i yarım yamalak gördüm. Gözlerimi aralık tutmak için büyük çaba sarf ettim. Mert, başımın yanına çöküp korku dolu gözlerle gözlerimin içine baktı. Gözlerinde korku ve öfkenin karışımı vardı.

Beni kollarının arası alıp sarstı. "Bunu neden yaptın? Hani beni hiç bırakmayacaktın... Bana söz vermiştin," dediğinde gözleri dolmaya başladı.

'Ölümüne Aşk' diye buna diyorlarmış demek ki kara gözlüm... Ne yazık ki bende sana, senin ölümüne dayanamayacak kadar aşığım... Sana ölümüne aşığım.

"Özür dilerim... Sana söylediğim her cümle için özür dilerim. Ne olur affet beni."

Acı içinde kıvranırken konuşmak istedim. Ona hiç küsmediğimi söylemek istedim ama yapamadım. Gözümden bir damla yaş tenimi yakarak aşağıya doğru kaydığında Mert'in alev gibi sıcak olan elleri tenime değince bir soğukluk hissettim. Belki de asıl soğuk olan bendim. Onun temasıyla titreyince Mert endişeyle elini boynuma götürdü.

"İlayda... Sen. Sen buz gibisin."

Söylediklerine inanamayan bir tavrı vardı.

"Mert..."

Sesim bir mırıltıdan farksızdı. Mert büyük bir ilgiyle kulağını bana doğru yaklaştırdı.

"Söyle güzelim."

"Mert... Mert ben üşüyorum."

Mert benim kanıma bulanmış elleriyle ellerimi tutup yanaklarına götürdü ve ısıtmaya çalıştı. Ama kollarım bağı kopmuş gibi yere düşünce gözlerim bir süreliğine kapandı.

"İlayda?"

Mert yaşadığı şokla ne yapacağını bilemeyerek ismimi bağırdı.

"İlayda!"

Yarım yamalak duyduğum haykırışla beraber sarsılınca gözlerimi geri açmaya zorladım.

"Hayır, hayır, hayır. Aç gözlerini! Bana bak. Sakın beni bırakma."

Yüzüme düşen bir kaç damlayla gözlerimi araladım. Mert'in gözleri kan çanağı gibi olmuştu. Ağlıyordu...

Her seferinde ağlamamak için kendini tutan çocuk, şimdi benim için ağlıyordu.

"Seni seviyorum İlayda! Duyuyor musun beni? Seni seviyorum!"

Duyduğum cümlenin gerçekliğine inanamayarak gözlerinin içine baktım. Kıpkırmızı olan gözlerinden bir kaç damla daha düştüğünde bana acı dolu bir tebessüm yolladı.

Daha sonra ağladığını gizlemek adına kafasını göğsüme gömdüğünde, sarsılan vücudundan hâla ağlamaya devam ettiğini anlamam uzun sürmedi.

Yüzü göğsüme gömülü olduğu için boğuk çıkan ağlamaklı sesiyle tekrar konuştu.

"Duysan iyi edersin. Çünkü bunu bir daha nasıl itiraf ederim bilmiyorum."

Keşke gücüm olsaydı da bende itiraf edebilseydim. Ama artık acı tüm vücudumu ele geçirmişti ve ben bu acının etkisiyle tüm gücümü kaybetmiştim. Sadece uyuyup dinlenmek istiyordum. Her şeyden kaçmanın tek yolu buydu.

Mert, kafasını göğsümden çekip bir süre gözlerime baktı. Daha sonra hiç beklemediğim bir anda alnıma bir öpücük kondurup, saçlarımı okşadığında sabah kendi kendime düşündüğüm şeyler aklıma geldi.

Selim'in Ayçaya yaptığını neden Mert'de bana yapmıyor diye iç geçirmiştim ve şimdi ben ölümün ucundayken bunu yapması... Kalbimi bin yerinden bıçaklamıştı. Gözümden bir damla yaş aktı. Mert ise her seferinde yaptığı gibi tekrar akan göz yaşımı sildi.

Ve gözlerim kapanmadan önce son kez... Son kez Mert'in yüzüne, gamzelerine ve kara gözlerine baktım...

~Bölüm Sonu~

Lütfen Mert'e sinirlenmeyin yani biraz sinirlenebilirsiniz hak veriyorum amaa... Sebepleri var buna emin olabilirsiniz.

Sizce İlayda kurtulabilecek mi?

Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. 👉🏻

Bu hesaplardan da kitabın editlerine ulaşabilirsiniz. 👇🏻

Tıktok | ravzanur_mrmr
YouTube | Ravza.Nur.

Seviliyorsunuz... 🤗💖