1. bölüm · KADERİN OYUNU

1. Bölüm: Maskeli Adam

Ravzanur_mrmr

Bu benim yazdığım ilk kurgu bu yüzden sizin fikirleriniz benim için çok önemli.

Yazmayla ilgili hiç bir deneyimim olmadığı için bazı hatalarım olabilir.

O yüzden şimdiden kusura bakmayın.

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi heyecanla bekliyorummm.

Keyifli Okumalar Dilerimmm.
🤗✨️

🎡🎡🎡🎡

Karakterler;

İlayda Kaya
Mert Seçkin
Ayça Özdemir
Selim Yılmaz
Nilay Doğan
Furkan Yücel
Kaan Işık
Serkan Demirel

Karakterlerin net bir fotoğrafı yok. Siz kendi kafanızda fiziksel özelliklerine göre tasarlarsınız diye düşündüm. Bence böyle daha iyi olabilir.

🎡🎡🎡🎡

KADERİN OYUNU

Bölüm 1

Maskeli Adam

Uyuya kaldığımdan dolayı biraz daha oyalanırsam okula geç kalacaktım. Ve ben okula hayatta geç kalmazdım. Derslerime çok önem veren biri olmuştum hep, bu yüzden şimdi de dersten geri kalmak istemiyordum. Nefes nefese bir şekilde evin içinde tarağımı bulmaya çalıştım. Neredeyse evin içinde dört tur attım ama hâla o lanet olası tarağımı bulamadım.

"Kızım kahvaltı yapıp gideceksin, değil mi?"

Annemin sesini duyduğumda onun sorusunu duymazlıktan gelip, kendi sorumu sordum. Genelde her sabah erken kalkar ve ailecek kahvaltı yapar sonra okula giderdim ama bugün o günlerden farklı olarak geç kaldığım için kahvaltı yapacak pek vaktim kalmamıştı. Hızla saçımı toplayıp evden çıkacak kadar vaktim vardı sadece. Odanın kapısına doğru yaklaşarak mutfağa doğru seslendim.

"Anne tarağımı gördün mü?"

"Kasap et derdinde, koyun can derdinde." Onu göremesemde şu an gözlerini devirdiğine emindim.

"Buradaki koyun ben oluyorum herhalde."

Hızlı adımlarla sesi mutfaktan gelen annemin yanına doğru ilerledim.

Mutfağa girdiğim sırada annem her sabah söylediği cümlesini söylemeden duramadı tabii ki.

"Kahvaltı günün..."

"Günün en önemli öğünüdür," dedim ve ekledim. "Biliyorum anne ama bugünlük beni görmezden gelsen olur mu? Çünkü şu an o kadar vaktim yok. Saçımı toplayıp gideceğim ama tarağımı bulamıyorum. Sen buralarda tarağımı gördün mü?"

En içten gülümsemesiyle gülümseyerek elinde duran tarağımı bana uzattı. Telaştan olsa gerek odaya girdiğimden beri tarağımın onun elinde olduğunu görmemiştim.

"Tamam bu seferlik görmezden geleceğim ama bir daha olmayacak tamam mı?"

Kafamla onayladım ve yanağına küçük bir öpücük bıraktım. "Seni seviyorum, annecim." Elinden tarağımı kaptığım gibi odama doğru ilerledim.

Annem sağlığa çok önem verirdi ve aynı şekilde sağlıklı beslenmeyede bi o kadar dikkat ederdi. On sekiz yaşında olmama rağmen benim de kendi gibi önem vermemi ve dikkat etmemi istiyordu. Aynı şekilde tüm aile bundan etkileniyordu. Bu durumdan pek memnun olmamış olsakta onu kırmamak için ayak uydurmaya çalışıyorduk. Ama fena mı oluyordu, en azından sağlıklı beslenmiş oluyorduk.

Odanın önüne geldiğimde içeri girip, hemen aynanın karşısına oturdum ve rengi siyaha çalan saçlarımı taramaya başladım. Acele etmem gerektiği için çok özenmeden, saçlarımı topuz yaptım ve hafif bir de makyaj yaptım. Kendimi rimelsiz rahat hissetmiyordum. Hiç makyaj yapmadığım günler bile sürerdim. Masadan kalkıp odada da ki boy aynısının önüne geçtim ve üstümü düzelttim. Üstümde siyah bir buluz, altımda ise siyah bol bir pantolon vardı. Son sene olduğu için hocalar üstlerimize pek karışmıyordu. Bu yüzden kafama göre takılabiliyordum.

Yerdeki çantamı aldığım gibi hemen kapının önüne gidip, ayakkabılarımı giymeye başladım. Merdivenleri hızlı bir şekilde indikten sonra artık kapıdaydım.

Hava bugün diğer günlere kıyasla biraz daha soğuktu. Şubat ayındaydık ama yaşadığımız şehirde kar pek yağmazdı. Bu yüzden kışın havalar pek soğuk olmuyordu. Bugün de soğuk olmayacağını düşünerek böyle giyinmiştim ve aceleyle çıktığım için üstüme bir şey almayı da unutmuştum. Ama şu an bunları düşünecek pek zamanım yoktu. Güne böyle kötü başlamak hiç hoşuma gitmemişti. Günün geri kalanınında böyle geçmemesini dileyerek koşar adımlarla otobüs durağına doğru ilerledim.

Otobüs durağına vardığımda, durakta kimse yoktu ve otobüsün gelmesine daha bir kaç dakika vardı. Dersin başlamasına ise yarım saatten az kalmıştı.

Ben derse zamanında girip giremeyeceğimi hesaplarken, benim olduğum kaldırımın başından bir adamın bana doğru yürüdüğünü fark ettim.

Aslında bu gayet normal bir şeydi ama adam sanki birinden gizleniyormuş gibi kafasını şapka ile yüzünü ise atkı ile kapatmıştı. Yavaş yavaş bana doğru yaklaşıyordu ve o yaklaştıkça ben yüzünü daha net görebiliyordum. Ya da en azından gözlerini. Adam tam önümden geçerken elinden bir şey yere düştü. Fark etmemiş olacak ki, arkasına bakmadan yürümeye devam etti.

Arkasından seslendim. "Beyefendi bakar mısınız? Bir şey düşürdünüz." Adam hiç durmadan yürümeye devam etti. Belli ki beni duymamıştı.

Yere eğilip baktığımda düşürdüğü şeyin bir zarf olduğunu gördüm. Bakmak için uzanıp aldım ve zarfın etrafını kontrol ettim ama üzerinde hiç bir şey yazmıyordu. Zarfın içinde ne olduğu merakı beni yiyip bitirdi. Tam içine açıp bakacağım sırada otobüs geldi. Ders saati de yaklaştığı için mecburen otobüse binmek zorunda kaldım. Zarfı da okulda açıp bakmak için çantamın ön gözüne koydum. Ama içinde ne olduğunu o kadar merak ediyordum ki beş dakikalık otobüs yolculuğu bir saat gibi uzun bir süre gibi geçmek bilmemişti.

Sonunda bir kaç dakika sonra otobüs okulun önünde durdu. Otobüsten inip, okula doğru koşar adımlarla yürürken arkamdan tanıdık bir sesin bana seslendiği duydum.

"İlayda! Biraz yavaş yürür müsün yetişemiyorum sana."

Bu Ayça'nın sesiydi. Ayça benim en yakın arkadaşımdı. Lisenin başından beri arkadaşlığımız hiç bozulmamıştı. Arkadaşım diye demiyorum, kendisi çok samimi ve tatlı bir kızdır. Onda sevmediğim tek yanı ise biraz fazla konuşuyor olması. Ama onu doğal gösteren tarafda buydu zaten.

Hemen olduğum yerde durdum. Arkamı döndüğümde bana yetişmek için koşan Ayça, şu an tam karşımda duruyordu.

Açık kahverengi, hafif dalgalı saçları nedense normalde olandan daha karışıktı bugün. Güneşte parıldayan açık kahve gözlerindende uyku akıyordu. Hâla uyanamamıştı belli ki.

Ona en samimi şekilde gülümsedim. "Günaydın. Bakıyorum da ikimizde bugün okula geç kalmışız."

"Evet biraz öyle oldu, uyuyakalmışımda. Biliyorsun uyumayı çok seven biriyimdir."

Bana çok içten bir şekilde gülümsedi, bende ona aynı şekilde karşılık verdim.

"Artık yürüyelim mi çünkü birazdan zil çalacak."

Bir an önce zarfın içinde ne yazdığını öğrenmek istiyordum. Evet biraz fazla meraklı olduğum doğrudur...

Artık okulun bahçesine girmiştik ve zilin çalmasına tam olarak beş dakika vardı. Adımlarımı daha hızlı atmaya başladım. Hocalar derse girmeden zarfın içinde ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Benim hızlandığımı fark eden Ayça'nın da, bana yetişmek için arkamdan koştuğunu hissettim.

Merdivenleri de aynı hızla çıktıktan sonra koridorun sonundaki sınıfımız göz önüne çıktı. Ve benimde hızlı adımlarım git gide yavaşlamaya başladı çünkü tüm enerjimi merdiven çıkarken harcamıştım. Bu yüzden merdiven çıkmaktan hep nefret etmişimdir.

Benden hiç bir farkı olmayan Ayça'da bir adım arkamdan, nefes nefese bir şekilde geliyordu. "Artık yavaşlasan mı İlayda? Geldik işte, sınıfın önündeyiz. Ne bu acelen?" Diye söylendiği sırada basamakları hâla tam olarak çıkmamıştı. Basamağın sonuna geldiğinde ise diz kapağına doğru eğilip, nefes alıp verişini düzene sokmaya çalıştı.

Ona zarftan bahsetmek isterdim. Ama bu sefer de beni soru yağmuruna tutacağını bildiğim için susmayı tercih ettim. Çünkü ben bile şu an zarf hakkında soracağı sorulara cevap verecek kadar bir bilgiye sahip değildim.

Sınıftan içeri girerken bizimkilerin yine aynı yerilerinde durduklarını gördüm.

Gözüm Mert'e kaydığında sırada oturmuş Nilay ile konuştuğunu... Pardon, tartıştığını gördüm. Nilay onu pek umursamıyor gibi görünüyordu. Onun yerine Furkan'a anlamlı denecek derecede uzun uzun bakıyordu ama Furkan'ın onu fark ettiğinden bile şüpheliydim. Selim ve Kaanla derin bir sohbet içerisindeydi.

Bakışlarım tekrar Mert'i bulduğunda koyu kahve gözleri, gözlerime değdi. İç ısıtan gülümsemesiyle gözlerimin içine baktığında, gamzelerinde kayboldum resmen. Tabii bu sırada benden bir hareket beklediğinin farkına varamamıştım.

Kafası karışmış bir şekilde elini kömür karası rengindeki dağınık saçlarına götürüp, saçlarını karıştırdı.

Bu kadar tatlı görünmek zorunda mıydı, sanki?

Gerçekten onu çok seviyordum. Üç yıldır plotonikdim ve onunla konuşmayı geç, yanına yaklaşınca bile elim ayağıma dolanıyordu, ne yapacağımı bilemiyordum. Ama yine de seviyordum işte. Evet belki arkadaş grubumuzda olan birine aşık olmam saçma gelecekti ama Mert pek bizle arkadaş gibi değildi yani en azından o samimiyette değildi. O genelde Kaan ile takılırdı. Tabii bizimde yanımıza gelirdi ama bende dahil tüm kızlara karşı biraz daha mesafeli davranırdı.

"Ne kadar daha kapıda dikilmeyi düşünüyorsun acaba?"

Kafamdaki düşüncelerin yok olmasına Ayça'nın sesi sebep olmuştu. Sesini varla yok arasında duymuştum. Ne dediğini pek anlamamıştım. Gözüm hâla Mert'in gözlerinde, gamzelerinde ve yüzündeydi.

Görüş açıma bir el girdiğinde, benim için bu elin sahibinin kim olduğunu tahmin etmek çok da zor olmamıştı. Ayça, elini gözümün önünde aşağı yukarı sallayarak, onu fark etmemi sağlamaya çalışıyordu.

Baktı ki olmuyor, en son gözümün önünde elini şıklattı. Transdan çıkmış gibi gözlerimi kırpıştırdım. Bu hâlimi fark eden Ayça alayla sırıttı.

"Bakıyorumda, Mert'in yakışıklılığı senin gözünü kör etmiş. Hem de beni bile umursamayacak kadar. Onu kıskandım, haberin olsun."

Yalandan üzülmüş gibi dudaklarını büzdü. O kadar sesli konuşuyordu ki, her an biri duyabilirdi. Bu gerçeği fark ettiğimde hemen elimle ağzını kapattım. Genelde bunu endişelendiğimde çok yapardım. Arkadaşlarım bu huyumdan nefret ederlerdi ama elimde değildi napabilirim.

Ayça, neye uğradığını şaşırdı. "Ne... Ne yapıyorsun?" Elimi hemen ağzından çektim.

"Biraz daha mı sessiz olmayı denesen ha, ne dersin?" Dedim imayla.

Böyle bir tepki beklemiyor olacak ki afalladı.

"Tamam tamam. İçinden psikopat çıktı resmen ya. Ne önemli Mert'miş..."

"Ben ne diyorum, sen ne diyorsun. Şimdi sıramıza geçelim mi, ne dersin? Birazdan hoca gelir."

Ben pencere tarafında en arkadaki sıranın bir önünde yani Nilay ile Furkan'ın önünde, Selim ile birlikte oturuyordum. Bizim önümüzde de Ayça ile Mert oturuyordu. Onların önünde de Kaan oturuyordu.

Hoca böyle oturtmuştu ama çok yanlış bir seçim yapmıştı. Çünkü bu dönem, derslerime daha çok özen göstermem gereken bir dönemdi. Tabii eğer iyi bir Üniversite istiyorsam. Ve istiyordum.

Ama ben Mert'in arkasında oturmaya biraz daha devam edersem bu imkansız gibi görünüyordu. Çünkü saçları çok yumuşak ve güzeldi. İnsanda dokunma isteği uyandırıyordu... Hele ki saçlara zaafı olan birinde. Onun yüzünden derslere pek odaklanamıyordum ama yine de ders notlarım çok kötü değildi.

Mert yine kafamı karıştırmıştı. Asıl meseleyi unutmuştum. Sırama oturduktan sonra çantamın ön gözüne koyduğum zarfı çıkardım ve içine baktım. Kalp atışlarım içinde ne olduğu merakıyla çarpmaya başladı. Elimi zarfın içine attığımda bir not buldum. Notu alıp, hızla içimden okudum.

Akşam 20.00'de yazdığım adreste ol. Eğer gelmezsen sonuçlarına katlanırsın.

Maskeli Adamdan, İlayda'ya...

Son cümleyi okuduğumda yutkunmakta zorluk çektim. Kafamdan bir bir sorular film şeridi gibi geçti.

Kimdi bu Maskeli Adam? Benim ismimi nerden biliyordu ve benden ne istiyordu?

Ben bunları düşündüğüm sırada omzumun üzerinde bir el hissetmemle irkilip yerimde sıçramam bir oldu.

"İyi misin İlayda? Geldiğinden beri bir durgunsun."

Göz ucuyla arkama baktığımda Selim'in kahve gözleriyle göz göze geldim. Gözlerini kısmış dikkatle bana bakıyordu.

Daha fazla dikkat çekmemek için elimdeki notu arkama saklayarak, önüme döndüm.

"Evet biraz başım ağrıyor. Ondan bu kadar durgunum." Yalan söylemek zorunda kaldım. Selim ise bana anlam veremediği için çatık kaşlarla bakmaya devam etti.

Neyse ki hoca geldi ve konu dağıldı. Selim yanıma otururken bende kitabımı açıp bekledim. Ders boyu notta yazan Maskeli Adamı düşünmeden edemedim.

Acaba Akşam söylediği adrese gitse miydim? Gitmeseydim ne olacaktı peki? Kastettiği sonuçlar neler olabilirdi? Hiç bir fikrim yoktu. Ama ben galiba akşam eve gidince yazdığı adrese gidecektim. Ah şu merakım. Beni nelerin içine sokuyordu böyle?

~Bölüm Sonu~

Kızımız hakkında neler düşünüyorsunuz?

Evet bu bölüm ilk bölüm olduğu için biraz kısa oldu.

Sizi sıkmamak adına kısa yazdım ama merak etmeyin diğer bölümler daha uzun olacak.

Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. 👉🏻

Bu hesaplardan da kitabın editlerine ulaşabilirsiniz. 👇🏻

Tıktok | ravzanur_mrmr
YouTube | Ravza.Nur.

Seviliyorsunuz... 🤗💖