5. bölüm · KADERİN OYUNU

5. Bölüm: Acı Gerçek

Ravzanur_mrmr

Bölüm Şarkısı: Canozan / Ağlama Ben Ağlarım

🎡🎡🎡🎡

Bu bölüm Nilay hakkında bazı gerçekler ortaya çıkacak ve alınan yanlış kararlar sonucunda pişman olunacak.

Mükemmel bir bölüm sizi bekliyor!👇🏻

Keyifli Okumalar Dilerimmm.
🤗✨️

Oy ve Yorumlarınızı
Bekliyorummm...

🎡🎡🎡🎡

KADERİN OYUNU

Bölüm 5

Acı Gerçek

Uyandığımda karşımda bir çift koyu kahve göz ile karşılaştım. Tam ayıldığımda boyu sayesinde, yatağın korkuluğunun arasından bana gülümsediğini gördüm.

"İlk defa erken uyanmışsın," dediğimde gülümsemesi solmuştu.

"Birileri yüzünden dün akşam sinirden uyuyamadığım için çok da zorlanmadım uyanırken." Gözlerinin içine baktım. Gerçektende gözlerinin etrafı uykusuzluktan, kıpkırmızı olmuştu.

"Ben ne yaptım ya?"

"O it herifle konuşman bile yeterli bir sebep bence." Sıktığı dişlerinin arasından sinirle konuştu.

Yani haklı olabilir ama benimde sebeplerim vardı.

"Senin düşündüğün gibi bir şey yok aramızda," dediğimde resmen burnundan soluyordu.

"Olamaz da zaten,"

Tamam sakin ol aslanım. Ben sadece seninim...

Elini korkuluğun arasından uzatıp, işaret parmağıyla burnumun ucuna dokundu. Bana dokunması hiç beklemediğim bir hareketti. Bu yüzden donup kaldım.

"Çünkü sen benimsin," dediğinde göz bebeklerim irileşti.

İçimden geçirdiğim saçma sapan bir kelimeyi gerçektende bana kullanması garip hissettirmişti. Bu kadar uyumlu olacağımızı beklemiyordum açıkçası.

Bende aynı onun gibi burnunun ucuna dokundum. "Sende benimsin, şapşik," diyerek gülümsedim. O da bana karşılık olarak gamzelerini gösterdi.

"Arkadaşlar artık gidecek miyiz?"

Ayça'nın sesi tüm anı bozmuştu. Elimi geri çekip, hemen yataktan indim ve Mert'in yanına ilerledim.

"Bence artık beni affetmişsindir."

Gamzelerini gözüme sokacak derecede gülümsedi.

"Küs müydük ki?" Bana biraz daha yaklaştı ve ellerini açıp tam bana sarılacağı sırada gözü arkamda bir noktaya takıldı. Dönüp baktığımda bize doğru gelen Selim'i gördüm.

Selim, kardeşim, şimdi sırası mı? Allah aşkına ya, bir rahat bırakmadınız bugün bizi.

Mert hemen benden bir iki adım uzaklaştı ve yüzünden gamzelerini silmeden, boğazını temizledi.

"Öhöm, öhöm..."

Sanki hiç bir şey olmamış, normal konuşuyormuşuz gibi etrafa bakındı. Bu çocuğun bu kadar iyi rol yapması bazen beni de, ne kadar gerçeğin ne olduğunu bilsemde inandırabiliyordu. Yine de bunu benim üzerimde kullanmasını istemezdim. Sonuçta aşkın temelidir güven.

Selim yanımıza geldiğinde bir bana, bir de Mert'e bakarak, "Adamlar geldi, gitmeliyiz," dediğinde üçümüz birlikte kapıya doğru ilerledik.

🎡🎡🎡🎡

"Sıradaki kurbanımı seçtiniz mi bakalım?" Gevşek gevşek sırıttı.

Buna karşılık Selim, "Belkide doğru kişiyi seçtik. Böyle de bir ihtimal olduğunu unutma," dedi.

"Tabii ki böyle bir ihtimal var ama hiç denecek kadar az. Bunu da siz unutmayın."

Selim bozulmuş bir şekilde önüne döndü. Oylamaya geçtiğimizde, kime oy vereceğimi bilmiyordum. Çünkü bu konu hakkında dün hiç birimiz konuşmamıştık. Malum, Kaan ölünce kimse yeni bir kişi seçmeye cesaret edememişti. Merakla diğerlerine döndüm ve ne yapacaklarını bekledim.

Maskeli Adam nerdeyse hepimizin ismini söylemişti ve şu ana kadar kimse oy almamıştı.

"Furkan'a oy verenler el kaldırsın."

Son kişi olan Furkan'ı da söylediğinde baştan beri en çok kime oy vereceğini merakla beklediğim Mert'e döndüm. Gördüğüm şey karşısında ise kaşlarım çatıldı çünkü şu an eli havada bir şekilde bana bakıyordu.

"Ne oldu? Sen neden oy vermiyorsun Furkan'a? Yoksa aşık falan mı oldun?"

Benim Furkan'a aşık olduğum falan yoktu. Sadece bunun sonucunda ölüm olduğunu bilmek, birine oy vermeme engel oluyordu. Ona bunu kabul etmediğimi göstermek için hiç düşünmeden bende elimi havaya kaldırdım. Doğru mu yaptım, yoksa yanlış mı bilmiyorum ama şu an sadece Mert'in beni yanlış anlamasını istemiyordum.

Nilay ya da Furkan'ı seçmeyi dört gözle bekleyen Ayça, el kaldırdığımızı görünce on da hemen durmadan atıldı. Daha sonra Selim'de kaldırdı. Resmen Mert sayesinde hepimiz Furkan'a oy vermiştik. Bunun üzerine Maskeli Adam eli ile Furkan'ı yanına çağırıp, oturması için sandalyeyi gösterdi.

Cidden vuracağı kurbanlarını oturtarak vurmakda, ancak onun gibi bir psikopatın aklına gelirdi.

Furkan'ın önüne geçip, maskesini çıkarttığında Furkan karşılaştığı yüz ile yutkunup kalmıştı. Onu bu kadar korkutacak kim olabilirdi? Bu kişi her kimse, bizim onu tanıdığımız biri olmalıydı. Artık buna kesin olarak emin olmuştum.

"Seni neden öldüreceğimi şimdi daha iyi anlamışsındır."

Furkan'a öfkeli olduğu kesindi. Kaan'ı vurmadan önce söylediklerini hatırladım. Ona karşı tavrı ve hareketleri daha farklıydı ama bunların aynılarını Furkan için söyleyemeyecektim. Kendine Maskeli Adam denilten bu kişi her kimse Kaan ile bir sorunu yoktu ama Furkan ile olduğu apaçık belliydi.

"Dur. Dur bir dakika ne? Ne öldürmesinden bahsediyorsunuz siz?"

Nilay kendini tutamayıp Maskeli Adamın üzerinde doğru yürüdüğünde adamlardan biri ona engel oldu.

"Bırak! Delirdiniz mi siz? İnsanları böyle kafanıza göre öldüremezsiniz!"

Maskeli Adam eliyle işaret edince Nilay'ı tutan kişi eliyle Nilay'ın daha fazla konuşmaması için ağzını kapattı.

Onları izlerken bir anda Furkan ile göz göze geldim. Gözlerindeki endişeyi buradan bile fark edebiliyordum.

Maskeli Adam, Kaan'a söylediği kelimelerin aynısını Furkan'a da söylemeye başladığında işin ciddiyetini yeni kavradım.

"Son cümlelerini söyle." Furkan dolu dolu gözleriyle bana baktı. Titrek bir derin nefes aldı.

"Bunu sana söylemeye hiç bir zaman cesaret edemedim ama İlayda..." Yutkunduğunda, gözünden bir damla yaş aktı. O sırada aklımda bir soru dışında başka bir şey dolanmıyordu. Dün gece bana bir şey söylemek istediği ama son anda Mert'in gelip de söyleyemediği o an gözlerimin önüne geldi. O zamanda ona yarın hangimizin öleceği kesin değil demiştim ve şu an tam olarak da o bahsettiğim an yaşanıyordu. Bu kadar zorluk çekmesi dün söyleyemediği şeyi daha da merak etmeme sebep oldu.

"İlayda, ben... Ben, senden hoşlanıyordum... Bunu böyle öğrenmeni istemezdim ama demek ki böyle olması gerekiyormuş..."

Öğrendiğim gerçekle beraber dumura uğradım. Furkan bunca senedir benden mi hoşlanıyordu cidden ve bunu şimdi ölmek üzereyken bana itiraf ediyordu. Bu da bana karşı nazik davranışlarının sebebini açıklıyordu. Oda, ikinci defa silah sesiyle dolduğunda bir çığlık sesi duyuldu. Bu sefer ki çığlık Ayça yerine Nilay'a aitti. Furkan'ın kafası, gözleri açık bir şekilde önüne düştü.

Gözlerimin önünde, beni sevdiğini ölümün ucundayken söyleyen Furkan'ın ölü bedeni duruyordu.

Nilay ağlayarak, Furkan'ın yanına koştu. Hıçkırıklarının arasından bağırdı. "Olmaz ölemezsin! Şu an olmaz. Ben buna hazır değilim! Beni tek bırakamazsın!" Ona, ölü bedenini umursamadan sıkıca sarıldı. O kadar çok çığlık atmıştı ki artık sesi çatlamıştı. Hıçkırıklarının arasında boğulurken Furkan'ın önüne düşen kafasını avuçlarının arasına aldı.

"Bana bak! Gözlerimin içine bak... Ne olur. Ne olur bir tepki ver. Ölmedim de, seni bırakmadım de. Bunu bana yapma. Ne olursun bunu bana yapma!"

Furkan'ın ölü bedenine tepkisiz bir şekilde baktığımı fark eden Mert, ona bakmamı engellemek için tam gözümün önüne geçti. "Ona bu hâldeyken bakmanı istemiyorum. Emin ol oda istemezdi." Her an ağlamak için hazır olan gözlerimle, onun gözlerinin içine baktım.

"Mert..."

Sesim neredeyse bir fısıltı gibi çıkmıştı.

Beni dinlediğini belli edercesine gözlerimin içine baktı.

"Ölmeden önce dediklerini duydun mu? Demek ki... Demek ki, dün bana demeye çalıştığı şey buydu." Mert neyden bahsettiğimi anlamamıştı ama yine de beni teselli etmekten vazgeçmedi.

"Tamam, sen şimdi bunları düşünme olur mu?"

"Olmaz! Sen beni anlamıyorsun," diye bağırdım.

İki elimide sıkıca tuttu. Ve odak noktamı sadece o yapmamı sağlamaya çalıştı. "Anlıyorum... Benim de karşımda beni seven biri ölse, en az bende senin kadar üzülürüm ama sen dünden beri kendini perişan ettin zaten. Şimdi biraz dinlenmelisin."

Mert'e kalsa benim hiç ağlamamam, kendimi üzmemem gerekiyordu. Hep dinlenmem gerekti. Ama gerçek hayat böyle değildi. Dinlenmene, soluklanmana izin vermezdi. Her zaman ağlayacağın bir şey getirirdi başına. Ve bende ki de nasıl bir şanssa, hep böyle şeyler beni başıma geliyordu.

Ellerimle onun ellerini sıkıca tutup ittirdim. "Beni ne dinlendirir biliyor musun?" Dedim ve daha fazla dayanamayarak yere çöküp, dizlerimi karnıma doğru çektim. Kafamıda kollarımın arasına koyarak, ağlamaya başladım.

Bu iki gündür yaşadıklarım psikolojimi alt üst etmişti. Daha fazlasını bedenim bile kaldıramıyordu. Dün bir arkadaşımızı kaybetmemişiz gibi şimdi birini daha kaybetmiştik. Ve bununla birlikte Furkan'ın benden hoşlandığını da öğrenmiştim hem de o ölümün ucundayken. Birinin size aşkını ölümün ucunda itiraf etmesi kadar çaresiz bir an yoktu. Aynı çaresizlik bir kaç dakika öncesine kadar Furkan'ın da bedeninde kol geziyordu. Ama şimdi en azından üzerindeki bu büyük yükü atarak rahata ermişti. Artık nasıl içinde tuttuysa ölümün ucunda dahi itiraf edecek bir hâle gelmişti.

"Ağlama... Bu acıyı kendine de, bana da yaşatma."

Ama ben ağlamaya devam ediyordum. Hem de bir öncekinden daha da şiddetli bir şekilde.

Tekrar ellerimi tuttu. "Sen ağladıkça sanki dünyam başıma yıkılıyor. Kalbim sıkışıyor. Nefes almakta zorlanıyorum. O yüzden, kendini düşünmüyorsun bari beni düşün... Yeter ki ağlama, ben senin yerine ağlarım ama sen ağlama. Ne olur?" Gözleri dolmaya başlamıştı.

Benim ağlamam onun da canını yakıyordu. Dün ne yapsam ağlamayan çocuk şimdi karşımda, ben senin yerine ağlarım, yeter ki sen ağlama, diyordu.

Bu kelimelerinden sonra ağlayasım varsa da ağlayamadım. Öylece karşısında durup onu izledim.

Ne yaparsam yapayım Furkan'a bakmama izin vermiyordu. Furkan'ın ölü bedeni orada dururken benim nasıl tepkisiz kalmamı bekleyebiliyordu anlayamıyordum.

Gözlerim tekrar dolmaya başladığında, sabah ki yapamadığı şeyi şu an, çok ihtiyacım olan bir zamanda yaptı ve bana sarıldı. O kadar hafif sarılıyordu ki, sanki benim canımı yakmak istemiyordu ama bilmiyordu ki zaten benim canım hiç olmadığı kadar çok yanıyordu.

Normalde olsa nefes nefese kalacağım, kalbimin hızla çarpacağı bu hareket, şu an sadece bana daha da çok ağlama isteğinden başka bir şey vermiyordu. Sonuç olarak onu kendi ellerimle ölüme yollamıştım. Beni seven bir çocuğa... Gözlerinin önünde, onun ölmesi için oy vermiştim...

Düşünüyorumda, Mert'in beni kendi elleriyle ölüme yollaması cidden kötü olurdu. Ve ben... Furkan'a bunu yaşatmıştım.

Ondan özür dilemek istiyordum, kendimi affettirmek istiyordum. Ama yapamazdım. Çünkü o şu an bir ölüydü... En ufak bir hata bile birinin canından olmasına sebep olabiliyordu. Ve benim yaptığım bu hata yüzünden Furkan canından olmuştu.

Mert'e hâla sarılmaya devam ediyordum ve etmekte istiyordum çünkü bana ilaç gibi geliyordu. En azından rahatlamamı sağlıyordu. Mert de benden farksız değildi. Gayet hâlinden memnun gözüküyordu.

Bana sarılarak, benim yalnız olmadığımı göstermeye çalışıyordu. Buda onun kollarında huzur bulmama sebep oluyordu. Ama acımın dinmesine hiç bir şekilde fayda etmiyordu. Gözüm kapalı bunları düşünmeye devam ederken, yapmamam gereken bir şeyi yaptım ve gözümü açtım.

Teni bembeyaz, dudakları ise mosmor olmuş, gözleri açık bir şekilde bana bakan Furkan'ın ölü bedeniyle göz göze geldim. Mert'in sırtında olan kollarım, bağı çözülmüş gibi bir anda vücudumun yanına düştü ve ağzım yarı açık bir şekilde öylece bakakaldım. Bununla karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. En son gördüğümde, böyle bu kadar kötü durumda değildi. Mert benim bu hâlimi fark etmiş olacak ki hemen geri çekilip, yüzüme baktı.

"Sana ona bakmaman gerektiğini söylemiştim, İlayda. Ne olurdu beni dinleseydin. Şimdi çok mu güzel oldu?" Dedi ve ağzının içinden mırıldandı. "Ben şimdi senin ağlamana nasıl dayanacağım."

Ben hâla Furkan'a bakıyorken zar zor konuşmaya çalıştım. "Mert.... Mert. Ona ne olmuş öyle?" Mert eliyle kafamı kendisine doğru çevirdi ve ona bakmamam için görüş açıma geçti.

"Hiç bir şey güzelim. Hiç bir şey. Sen şimdi bunları düşünme olur mu? Hadi artık gidelim."

Benim yüzümden beni seçen biri ölmüştü ama Mert'in tek derdi dinlenmek ve gitmekteydi. Daha fazla bu baskıya dayanamayıp çığlık atarcasına bağırdım.

"Hayır! Onun bu durumda olmasının tek bir sebebi var. Ve o da benim!"

Benden daha da gür bir ses tonuyla bana karşılık verdi. "Sen suçlu falan değilsin! Eğer bir suçlu arıyorsan o şu an tam karşında duruyor. Ben sana öyle demeseydim, sen onu seçmeyecektin. Onu da geçtim. Hiç biriniz oy vermeseydiniz bile benim tek bir oyumla yine ölecekti. O yüzden tek suçlu benim! Onun bu hâlde olmasının sebebi benim, anladın mı? Artık benim yüzümden kendini suçlamayı bırak! Burada ağlaması gereken birisi varsa o da benim. Sen değilsin ve hiç bir zaman da sen olmayacaksın. Kendini suçlamaktan vazgeç artık!"

Onun açısından bakılırsa haklıydı ama ben yine de kendimi suçlamaktan vazgeçemiyordum. Sonuçta eğer ben Furkan'ın yerinde olmuş olsaydım kendimi asla affedemezdim. Bu sözlerinden sonra söyleyeceğim kelimeler tek tek boğazıma dizildi.

Mert biraz daha sakinleşince konuşmaya devam etti. "Kusura bakma ben... Ben gerçekten sana bağırmak istemedim. Sadece benim yüzümden kendini suçlaman ve ağlaman çok fazla sinirimi bozdu. Ne diyeceğimi şaşırdım."

"Sorun değil, takma kafana."

Ama boşuna. Çünkü kafasına takacağını biliyordum. Kendime geldiğimde etrafa bakma kararı aldım. Nilay perişan bir hâldeydi. Furkan vurulduğundan beri çığlık çığlığa ağlıyordu. En son sesi kısılınca orada öylece Furkan'ın ölü bedenine sarılmış bir hâlde kaldı. Selim ise Ayça'ya sarılmış onu sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Son zamanlarda bu ikisinin yakınlığı çok fazla dikkatimi çekmeye başlamıştı ama bu olanlardan dolayı bir türlü bu konu hakkında Ayça ile konuşamamıştım. Yine de bu hiç bir zaman da konuşmayacağım anlamına gelmiyordu.

Önüme döndüğümde biraz önce Furkan'ın sağında duran Maskeli Adam yerinde yoktu. Herhalde bizi bu hâlde görünce vicdan azabı çekti diyeceğim ama hiç de sanmıyordum. O burada olmadığı için diğer adamlarda yoktu. O yüzden neredeyse yarım saattir buradaydık ve Furkan'ın şimdi neden bu kadar kötü göründüğünü kavrayabilmiştim. Bizi burada bir ölü beden ile bırakıp gitmişlerdi ve hiç gelen giden de yoktu.

Tam bu sırada adamlardan dördü de içeriye girdi ve direkt hedef olarak gözlerini bize diktiler. Adamlardan biri Nilay daha yakınında olduğu için onun yanına gittiğinde bende olacakları izliyordum. Nilay'ı kolundan tutup kaldırmak için bir hamlede bulundu. Nilay hâla Furkan'a sarılı olduğundan dolayı doğal olarak adamların geldiğini görmemişti ve bu yüzden şaşkına uğradı ve karşısında duran iri adamdan kolunu kurtarmak için kendine çekti ama nafile.

"Bırak. Bıraksana beni. Kime diyorum hey?"

Adam hiç oralı bile değildi sadece Nilay'ı oradan kaldırmaya odaklanmıştı. Nilay işin ciddiyetini fark edince ses tonu da yükseldi. Adam inatla onu iki kolundan tutup kaldırmaya çalışırken o daha da çok Furkan'ın ölü olan bedenine kendini yapıştırıyordu.

"Bırak dedim sana! Onu burada tek bırakamam. Duydun mu beni? O olmadan bir adım dahi atmam!"

Adam sanki Nilay'ın tüm sözlerine sağır kalmıştı. Baktı ki böyle olmuyor Nilay'ın arkasına geçerek onu iki kolundanda sıkıca tuttu ve sürüklemeye başladı. Nilay neredeyse Furkan'ın tişörtünü yırtacak derecede çekti ama en son daha fazla tutamadı ve tişört elinden kaydı. Tam bu sırada ağzından bir feryat koptu.

"Furkan!"

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Onun ilk kez ağladığını görüyordum. Normalde hiç yapacağı bir şey değildi. Ne kadar sebebini bilmiyor olsamda Furkan'ın ölmesi onu bu kişiye dönüştürmüştü.

🎡🎡🎡🎡

Mert'in yatağına oturmuş, kendi hâlimde olanları sindirmeye çalışırken, Nilay'ın ssgir rengi gözlerini dikmiş bana doğru geldiğini gördüm.

Yanıma gelip, başımda dikildi. "Furkan seni sevdiği hâlde, senin yüzünden öldü. Hepiniz beni duygusuz sanıyorsunuz ama her insan gibi benim de duygularım vardı. Sizden çok canım yandı. Sırf annem gibi olmamak için çabaladım. Babamın anneme yaptığını kimse bana yapamasın diye kendimi güçlü göstermeye çalıştım..." Sonlara doğru sesi zayıf çıkmıştı.

Bunları bana neden anlatıyordu bilmiyordum ama dikkatimi çekmedi de diyemezdim. Ben onu hep güçlü, kendini beğenmiş bir kız sanırdım. Demek ki bu dik duruşunun altında yatan çok fazla acı çekmiş küçük bir kız çocuğu vardı.

"Baban, annene ne yaptı?" Diye sordum şokun etkisinden hâla çıkamamışken.

Evet sormaya hakkım yoktu ama Nilay'ın neden bu hâle geldiğini merak ediyordum. Onu böyle olmaya zorlayan neydi merak ediyordum.

"Yani anlatmak istemiyorsan sıkıntı değil."

Biraz boş duvara bakıp düşündü. Yüzünü bana tekrar döndürdüğünde göz bebekleri dolu doluydu.

"Babam annemi hep döverdi... Ve en kötüsü de ne biliyor musun? Ben sadece izlerdim çünkü karışacak olursam bir sonraki hedefi ben olurdum. Annem kendini hiç bir zaman koruyamadı. Hep babama karşı sessiz kaldı ve boyun eğdi. Ben böyle biri olmak istemedim. Hep kendimi savundum, kimsenin bana laf etmesine izin vermedim. Onun için böyle davranıyordum. İster kendini beğenmiş deyin, ister egolu. Ama aslında bu kişiliğimin arkasında sadece küçük, korkak bir kızım." Durdu ve derin bir nefes aldı.

"Küçükken kendime bir söz vermiştim," dediğinde bana bakmıyordu.

"Erkeklere sakın güvenme ve onlara kanma... Sakın aşık olma!"

Bunları söylerken sanki benimle değil de, kendiyle konuşuyormuş gibiydi.

Delici bakışlarını tekrar bana çevirince, "Ama sözümü tutamadım. Kalbime engel olamadım," diyerek kafasını önüne eğdi.

"Furkan'a yenildim..."

Sesi bir fısıltıdan farksız çıkmıştı. Gözlerinin dolmasına izin vermeden öfke dolu bakışlarını tekrar yüzüme çevirdi.

"Ben Furkan'ı çok seviyordum İlayda. Ama senden hoşlandığını öğrendiğimden beri ona bunu hiç bir zaman söyleyemedim. Ve gel gör ki, artık ortada söyleyebileceğim bir Furkan bile kalmadı..."

Gözleri tekrar dolmaya başladığında, elinin tersiyle gözlerini ovuşturdu ve derin bir nefes aldı. Demek ki içeride Furkan için bu kadar çaba sarf etmesinin altında yatan gerçek buydu. Furkan beni seviyordu ve Nilay da Furkan'ı seviyordu. Sevdiğin kişinin başka birine aşık olması kötü olmalıydı. Acaba Nilay nasıl dayanmıştı bu acı gerçeğe.

Gözlerini üzerime dikip sert bir ifadeye büründü. "Senden bunun intikamını çok pis bir şekilde alacağım kızım. O sevdiği kız uğruna ölmeyi göze aldı, ben ise onun uğruna katil olmayı göze alacağım. Sen göreceksin gününü. Son bir saatini sevdiğin kişilerle geçir. Çünkü bunlar burada geçireceğin son mutlu saatlerin olacak," dedi ve cevap vermemi beklemeden çekip gitti.

Onun Furkan'a aşık olacağını hiç düşünmemiştim çünkü kendisi biraz kendini beğenmiş olduğu için genelde zengin birine aşık olur diye düşünüyordum hep. Ama bilmediğim çok şey vardı. Nilay'ın böyle bir hayatı olduğu aklımın ucuna dahi gelmezdi. Yine de bunlar için beni suçlaması saçmaydı. Evet biraz önce bende kendimi suçluyordum ama şimdi düşününce ben eğer Furkan'ı seçmeseydim Maskeli Adam bizim yerimize yine birini seçecekti. Geç de olsa, hepimiz bir gün tek tek ölecektik.

Mert'in buraya doğru geldiğini gördüğümde düşüncelerimden sıyrıldım. Mert hem bana bakıp, hem de arkada yatağa doğru ilerleyen Nilay'a bakarak, "Niye geldi bu kız şimdi senin yanına? Ne dedi sana?" Diye merakla sordu.

Doğruları söylemek istemiyordum. Bunun için de kendisini suçlasın istemiyordum. Zaten zar zor bu düşünceden onu kurtarmıştım. Ya da kurtarmaya çalışmış ama başaramamıştım diyebiliriz. Şimdi de doğruları söylersem bu sefer kendini daha da çok suçlamaya başlayacaktı.

"Hiç bir şey," diyerek geçiştirdim.

"Bana doğruyu söyle İlayda."

"Ciddiyim. Yok bir şey. Sadece Furkan öldüğü için çok üzülmüş ve onun için..."

"Senin suçlu olduğunu düşünüyor değil mi?"

"Ya dinlemiyorsun ki. Öyle bir şey demedi tabii ki."

Kaşları şüpheyle yukarı kalktı. "Ne demiş olabilir o zaman İlayda? Söyle de öğrenelim."

"Ya işte Kaan öldüğünde ki acımızı daha iyi anlıyormuş şimdi. O yüzden bizden özür dilediğini söyledi."

Bu dediğimi kendim bile inanamamışken Mert'in inanmasını bekliyordum. Bana bakıp sahte bir kahkaha attı.

"Nilay? Bizim Nilay? Bunları söyledi öyle mi? Senin bile aşık olduğuna inanırım ama onun bu lafları söylediğine hayatta inanmam."

Nasıl yani şimdi benim birine aşık olabileceğime inanmıyor muydu? Ben dışarıdan bakıldığında sadece derslerine odaklanmış aşkla hiç alakası olmayan biri olarak mı görünüyordum. Aslında şimdi bunları düşününce ona hak vermedim değil ama yine de böyle gözüktüğüme üzüldüm. Demek ki hiç gerçek karakterimi dışarı yansıtamıyordum. Mert'de demek o yüzden bu güne kadar ondan hoşlandığımı anlayamamıştı. Bir yerden bakılınca bu iyi bir şeydi ama benim gibi sevdiği kişinin onu fark etmesini isteyen biri için bu hiç iyi bir durum değildi.

"Ne dedin sen daha demin?"

"Ne dedim?"

Bir kaşımı yukarı kaldırarak sordum. "Benim aşık olacağıma neden inanmazmışsın. Ben aşık olamaz mıyım?"

Dudakları hafif yukarı kıvrıldı. "Aşık olduğun kişi bensem eğer inanırım. Tabii bulmuşsun benim gibi yakışıklıyı hiç aşık olmaz mısın? Olursun tabii ki de. Herkes aşık bana zaten."

Göğsüne sertçe vurarak, onu geriye doğru ittirdim. Bu hareketime karşılık pis pis sırıttı.

"Sabah bana dediklerini ne çabuk unuttun. Sen beni kullanıyor musun yoksa?" Diye sorduğumda, hemen ciddileşti.

"Hayır tabii ki seni niye kullanayım..." Bu dediğinden sonra biraz olsun rahatlamıştım. Sonuçta bana verdiği sözleri unutmasını istemezdim.

Olduğu yerde yüzüme doğru eğilince merakla ne diyeceğini bekledim.

"Başka kızları kullanıyorum," dediğinde pis pis sırıtmaya devam etti.

Tam rahatladım diyordum, yine beni şaşırtmıyordu. Birde onu ciddi ciddi dinliyordum. Ayağa kalkıp onu kenara ittirdim. Gtmek için bir adım attığımda beni bileğimden tutup, kendine doğru çevirdi.

"Şaka yaptım..."

Yüzünü daha masum bir ifadeye bürüdü. "Gerçekten. Hem benim senden başka konuştuğum hiç bir kız olmadı ki."

Duyduğum cümle ile şoke oldum.

Şimdi ben onun konuştuğu ilk kız mıydım?

"Acemi olduğum belli olmuyor mu?" Dedi gülerek. "Söz bir daha şaka yok."

"Tamam. Şimdi beni bırakır mısın? Gideceğim."

"Affettin yani?"

Tam olarak ikna olana kadar beni rahat bırakmayacağını bildiğim için kafamı onaylar şekilde salladım.

"Affettim, affettim. Şimdi bırak da gideyim."

Bir bana, bir de olduğumuz pozisyona baktı. Biri bakıyor mu diye kontrol ettikten sonra bana daha da yaklaştı ve kafasını hafif sağa yatırdı. Ben daha ne olduğunu anlayamamışken, o yanağıma küçük bir öpücük kondurmak için bana yanaştı. Tam o anda kafamı hızla geriye doğru çektim. Bu yüzden kafası boşluğa düştü.

Kendimi tutamayıp kahkaha attım. Mert kafasını kaldırmadan olduğu yerden gözlerini yuvalarında yukarı doğru kaldırıp bana ters ters baktı. Yüz ifadesi çok tatlı görünüyordu.

Ben senin o bakışlarını yerim.

Daha ne olduğumuzu bile bilmiyorduk. O yüzden bunun için daha çok erkendi. Ayrıca bana söz de vermişti. Ne çabuk unutuyor verdiği sözleri de. Kafasını tamamen kaldırdığında, göz göze geldik.

"Hatırlatırım bana söz vermiştin. Verdiğin sözleri böyle çabuk unutacaksan senle işimiz çok."

"Bugün değilse yarın, yarın da değilse, elbet bir gün..." Dedi ve işaret parmağıyla hafifçe burnumun ucuna dokundu. "Güzelim."

O giderken arkasından seslendim. "O günü görebilirsek tabii o da."

Kim bilir, belki o günü göremeden bu bok çukurunda ölüp gidecektik.

Mert'in yatağından kalkıp, kendi yatağıma çıktım ve biraz dinlenmek için uyudum.

Herkesin ayrı acıları vardı ve biz üç senedir arkadaş olmamıza rağmen bunları bilmiyorduk. Özellikle Nilay'a çok şaşırmıştım.

Bakalım daha neler öğrenecektik.

🎡🎡🎡🎡

Uykumun en güzel yerinde beni uyandıran ses bir kaç bağırışmaydı. Bunlardan biri Mert'in sesiydi, diğerini ise çıkaramamıştım.

Gözlerimi zar zor araladığımda, karşımda elinde çelik bir törpü olan ve endişeyle Nilay'a bakan Mert'i gördüm. Onun yanında duran Nilay ise Mert'e bağırıyordu. Ne oluyordu burada böyle?

~Bölüm Sonu~

Sizce yeni bölümde neler olacak?

Tahmininizce Mert mi böyle bir şey yapardı yoksa Nilay mı?

Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. 👉🏻

Bu hesaplardan da kitabın editlerine ulaşabilirsiniz. 👇🏻

Tıktok | ravzanur_mrmr
YouTube | Ravza.Nur.

Seviliyorsunuz...🤗💖