7. bölüm · KADERİN OYUNU
7. Bölüm: Tercih
Bölüm Şarkısı: Orçun Sünear / Saklı Cennet
🎡🎡🎡🎡
Aceleye geldiği için bu bölüm kısa oldu ama diğer bölümler de telafi edeceğime emin olabilirsiniz...
Eee bakalım kimler Maskeli Adamın gerçek kimliğini öğrenmeye hazır?
Evet yanlış duymadınız tüm gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor...
O zaman bu kadar bilgi yeter!
Oy ve Yorumlarınızı
Bekliyorummm...
Keyifli Okumalar Dilerimmm.
🤗✨️
🎡🎡🎡🎡
KADERİN OYUNU
Bölüm 7
Tercih
"Arkadaşlarım nerede? Ne yaptın onlara?"
İşaret parmağını tehditkar bir şekilde gözümün önünde salladı. "Hayır, Hayır. Bu sefer ben değil, sen yapacaksın." Suratında varla yok arası bir gülümseme belirdi.
Ne saçmalıyordu bu adam yine? Benim böyle bir şey yapmayacağımı gayet iyi biliyordu.
"Ne anlatmaya çalışıyorsun?"
"Acele etme, her şeyi anlatacağım. Ondan önce bir tanışalım istersen." Bir kaşını merakla kaldırdı. "Burada olmanızın sebebini hiç merak etmiyor musun?"
"Ediyorum tabii ki ama..."
"Aması yok. Şimdi her şeyi öğreneceksin."
Eli maskesine gitti. Genelde öldüreceği kişileri öldürmeden önce yüzünü gösterirdi. Yoksa beni de mi öldürecekti?
"Dur!" Diye bağırdığımda elini maskesinin üzerinden indirdi. "Ne oldu, yoksa hazır değil misin?" Cidden şu durumda bile her şeyi dalgaya alıyordu.
"Yoksa... Beni de mi öldüreceksin?"
"Sadece tanışacağız."
"Sen sadece öldürdüğün kişilere yüzünü göstermiyor musun?"
Bana doğru yaklaşıp aramızdaki bir iki adım mesafeyi de kapattı. Arkasındaki ifadeyi gizleyen maskeyi dikkatle süzdüm.
Ondan hiç beklemeyeceğim bir ilgi ile sorumu yanıtladı. "Ama bu seni de öldüreceğim anlamına gelmez. Çünkü seni öldürmem. Sen başkasın." Kaşlarımı çatıp bir süre öylece bön bön suratına baktım. "Evet kafan karıştı farkındayım ama şimdi bunun nedenini öğreneceksin." Tekrar elini maskesine götürdü ve ona engel olmamam için bu sefer daha hızlı davranıp, maskesini çıkardı.
Karşılaştığım yüz ile boğazıma bir yumru oturdu. Zar zor yutkundum ama o yumruyu geçiremedim. Nefes alış verişim hızlandı. Çünkü... Çünkü karşımda gördüğüm yüz benim eski sevgilim, Serkan'a aitti.
Aslında tam olarak sevgilim sayılmazdı çünkü duygularımın çok karışık olduğu bir döneme denk gelmişti. Ben daha dokuzken o on birinci sınıfa gidiyordu. Normalde on iki olmalıydı ama fazla devamsızlıktan sınıf tekrarına kalmıştı. Onu da hesaba katınca, benim yanımda o bir yetişkin olmuş oluyordu.
Her şey bir gün yine okula geç kalmadan sonra yaşanmıştı. O gün ne tesadüftür ki o da geç kalmıştı ve biz o zaman karşılaştık. Ayak üstü iki Üç laf ettik. Ama nerden bilebilirdik ki bu konuşmanın bizim hayatımızda büyük değişikliklere sebep olacağını.
Benle sevgili olduktan sonra arkadaşlarımla da tanıştı ve arkadaş grubumuza katıldı. Arkadaş gibiydik, sadece biraz daha yakındık. Benim için böyleydi ama Serkan için hiç bir zaman böyle olmamıştı. O beni bir takıntı hâline getirmişti. Her gün buluşmak istiyordu. Hep yanında olmamı istiyordu. Ama benim derslerim vardı ve onun kadar bu konularda rahat değildim. Sırf beni görmek ve yan yana gelebilmek için okula geliyordu. Ve o sene ilk defa bir gün bile devamsızlık yapmamıştı. Bir gün derslerden vakit bulunca buluştuk. Ve işte o gün, benim hayatımın dönüm noktası oldu. Serkanla yollarımız ayrıldı. En azından ben bu düşüncedeydim. Ama o benim peşimi bir kere bile bırakmadı. En son sınıfta Furkan ile kavga edince de tüm her şey mahvoldu ve disiplin cezası alıp okuldan uzaklaştırıldı. Kavganın sebebini hiç bir zaman öğrenemedim.
Sonrasında da zaten Serkan'ı bir daha görmedim ta ki şu ana kadar. Aradan üç yıl... Dile kolay üç yıl geçmişti ve şimdi bir anda karşıma tüm bu ölümlerin suçlusu olarak çıkıyordu. Ben bana takıntılı olduğunu biliyordum ama ne yalan söyleyeyim bu kadarını bende beklemiyordum.
"Se... Serkan!" Ona bir iki adım daha yaklaşıp geri gitmesini sağladım. Hiç bir anda sertçe art arda göğsüne yumruk attım. Yılların öfkesini, ölen arkadaşlarımın acısını üzerimden atmak istedim.
"Sen... Sen bunu nasıl yaparsın!" dedim ve bir yandan da yumruk atmaya devam ettim. "Tamam anladım bana takıntılısın ama arkadaşlarımdan ne istedin? Seni pislik herif!"
Bağırışlarım önce iç çekmelere sonrasında da hıçkırıklara dönüştü. Her an ağlıyordum. Sinirlendiğimde, üzüldüğümde ve hatta mutlu olduğumda bile. Engel olamıyordum.
Bileklerimden sıkıca tutarak ona vurmamı engelledi. Kendimi ellerinden kurtarmaya çalışsam da başaramadım çünkü öyle sıkı tutuyordu ki hareket dahi edemiyordum.
"Bırak! Çek o katil ellerini üzerimden."
"Sana her şeyi açıklayacağım. Ama bir konuşmama izin versen..."
"Ne dinleyeceğim ya seni. Her şey ortada. Sen... Sen iyice delirmişsin!"
"Bana bak!" Sertçe bileğimi çekiştirince aramızda ki mesafe iyice azaldı.
Gözlerim onun kehribar gözlerinin arasında gidip geldi. Aklıma bir aralar onun gözlerinin güneş altında çok güzel gözüktüğünü bildiğim için inatla onu güneşin vurduğu tarafa oturttuğum anlar geldi. Anında gözlerimi kaçırıp ona dair olan tüm anılarımı bir daha hiç hatırlamamayı diledim. Ben onun adını bile hatırlamıyorken şimdi bir anda dönmesi her şeyi tekrar hatırlamama sebep olmuştu.
Yakınlığımızdan dolayı gözlerinin dudaklarıma kaydığını gördüğümde sertçe yutkundum. Yüzündeki tüm öfke o anda yok olup gitti sanki ve daha sakin bir hâle büründü.
"Bak. Ben gerçekten sana zarar vermek istemiyorum. Beni zorlama." Ses tonu nasıl sakinse, cümlesi de bir o kadar tehditkardı.
"Ne yaparsan yap be! Senden mi korkacağım. Hem canımı yeterince yakmadın mı zaten?" Sesim bir kaç dakika öncesine göre daha şiddetliydi. Tüm öfkemi yüzüne kusmak istiyordum.
"Offf... Yeter!" Eliyle beni tuttuğu bileklerimden sertçe ittirdiğinde, geriye doğru savruldum. Öfkeyle derin bir nefes aldım. Yüzume dağılan saçlarımın arasından ona ölümcül bakışlar attım. Bir yandan da hızla inip kalkan göğsümü normala döndürmek için uğraştım.
"Beni neden anlamak istemiyorsun. Hepsinin bir ölme sebebi var. Tabii... Kaan dışında." Sesi sonlara doğru daha da zayıf çıkmıştı. Karşıma geçmiş bir de haklı olduğunu savunuyordu. Ne sanıyordu. Benim ona hak vereceğimi mi? Hiç sanmam.
"Sebebi olsa ne değişir?" İşaret parmağımla göğsüne doğru bastırdım. "Sonuçta sen bir katilsin."
Bir süre göz ucuyla parmağımın değdiği noktada oyalanıp tekrar gözlerime baktı.
"Ölecek kadar kötü ne yapmış olabilirler ki? Kimse ölmeyi hak etmez."
"Kaan'ın bir ölme sebebi yoktu, o arada kaynadı. Siz seçtiniz sonuçta. Benim suçum değil..."
Şaka mı yapıyordu. Bu yaptıklarının sorumlusunu biz tutamazdı. Biz ne yaptıysak hepsini kendi zorla yaptırmıştı. Şimdi karşıma geçip ben bir şey yapmadım siz seçtiniz diyemezdi.
"Sanki zorla seçtirmemişsin gibi konuşma."
Sanki beni duymuyormuşçasına lafına devam etti.
"Ama Furkan'ın bir ölme sebebi var."
Furkan'ın adını duyunca bir anlığına duraksadım. Serkan'da bunu fırsat bilerek anlatmaya devam etti.
"Biz seninle sevgiliyken Furkan seni seviyordu ama sana bunu hiç bir zaman söyleyemedi çünkü ben izin vermedim. Zaten bende sonradan öğrenmiştim sana aşık olduğunu. Senle ayrıldıktan sonra Furkan sana açılacaktı. Ben tekrar izin vermeyince, kavga çıktı. Siz bu kavganın sebebini hiç bir zaman öğrenemediniz ama sebebi buydu işte. O kavgadan sonra hiç biriniz beni savunmadınız. Özellikle de sen İlayda... Nilay'a gelirsek de, bence cevabı açıkça ortada ama ben yine de sözlü olarakda dile getireyim."
Kıstığı gözlerini gözlerime dikti. Kehribar gözlerinde ki o acıyla karışık öfkeyi hissettim. Canı yanıyordu. Ve sebebi apaçık bendim. Ama Elinden bir şey gelmiyordu bu da onu daha da öfkelendiriyordu. Bu iki duygu bir araya gelince de ortaya böyle biri çıkmıştı. Bu yüzden bu hayatta en çok canı yanmış birinden korkacaksın.
"Seni öldürmeye çalıştığı için öldü ve sana zarar veren herkesi, seni seven herkes gibi öldürmeye devam edeceğim. Ta ki sen beni böyle kabullenene kadar."
Duyduklarıma inanamayarak kaşlarım şokla yukarı kalktı. "Gerçekten bunun için mi Furkan'ı ve Nilay'ı vurdun. Bunlar ne kadar da saçma sebepler. Ne olursa olsun kimseyi ölüm ile cezalandıramazsın Serkan. Furkan sırf beni sevdiği için öldü, Nilay ise sırf sevdiği adamı savunduğu ve beni öldürmeye kalkıştığı için öldü, öyle mi? Hiç biri ölmeyi hak etmiyordu. Hepsi senin yüzünden oldu. Sen eğer Furkan'ı öldürmeseydin, Nilay da bunun sorumlusunun ben olduğumu düşünmez ve beni öldürmeye kalkışmazdı. Bana olan aşkın seni kör etmiş. İkimizinde hayatını mahvettiğinin farkında mısın? Bunun sonucunda cezanı çekmeyeceğini mi düşünüyorsun? Sen ne tür bir psikopatsın ya? Gerçekten korkuyorum artık senden."
Nefes almadan konuşmuştum. Tüm nefesimi onun için harcamıştım. Ama Serkan için en ufak bir şey yapmaya bile değmezdi. Hızla nefes alıp veriyordum. Sakinleşmeye çalıştım. Demek o gün ki kavganın sebebi buydu. Furkan'ın bana açılmak istemesiydi. Aynısını dünde yapmak istemişti ve Serkan bu sefer izin vermiş ama biz beraber olmayalım diye onu vurdurtmuştu. Ben Serkan'a içimden bir bir küfürler saydırırken onun o artık duymaya bile katlanamadığım sesini duyunca gözlerimi bir an bile ayırmadan gözlerine diktim.
"Burada olmanızın sebebi sendin. Sana o notu bilerek yolladım çünkü tekrar benim ol istedim ama sen beni dinlemedin. Sana sonuçlarına katlanırsın demiştim. Arkadaşların senin yüzünden burada," dediğinde ağzımdan çıkmak için bekleyen kelimeler boğazıma teker teker dizildi.
Kendi takıntılığını benim üzerime atıyordu. Yoksa benim yüzümden olması imkansız. Ben masumum... Demek ki başından beri ölenlerin hepsi o yüzden bana böyle bakıyorlardı. Onlar da Serkan gibi beni suçlu buluyorlardı.
Kafamı dediklerine inanmak istemeyerek iki yana salladım. "Hayır! Yalan söylüyorsun! Benim yüzümden olmadı. Hepsi senin bana olan takıntından dolayı oldu." Hem bağırıyor, hem de ağlıyordum.
Benim bu hâlimi görünce bana doğru bir adım atıp aramızda ki ufacık mesafeyi de kapattı. Elini yanağımın üzerine götürdüğünde dışarı çıkmak için bekleyen tüm öfkemle elini sertçe ittirdim. Burnumdan soluyordum adeta. Serkan bu hareketime karşılık gözlerini devirip bir adım geriledi.
"Tamam belki biraz da benim yüzümden olabilir. Çünkü ben zaten onlardan intikam alacaktım ama beni intikam almaya sürükleyen senin beni sevmemendi. Belki beni sevseydin şu an bu hâlde olmazdık."
Hâla aynı şeyler. Kulaklarım bunları duymaya biraz daha katlanamayacaktı.
Onu göğsünden sertçe ittirip benden iyice uzaklaşmasını sağladım. Hiç vicdan azabı çekmiyordu. Sanki gayet normal bir şey yapmış gibi rahat tavırları daha da sinirlenmeme sebep oluyordu.
"Düşünüyordum da, iyi ki seni sevmemişim. Senden ayrılmakla en iyi şeyi yapmışım." Gözlerinin içine öfkeyle bakıyordum. En ufak bile başka duygu yoktu gözlerimde. Canını yakmak için bu lafları etmiştim ama hayır. Onun canını yakamamıştım.
"Hayır! Benle ayrılmakla en büyük hatanı yaptın ve şimdi sevdiklerinin ölümüyle bunu telafi edeceksin..."
Diğerleri aklıma geldi. Acaba şu an neredelerdi? Bu psikopat kim bilir onlara neler yapmıştı.
"Arkadaşlarım nerede?"
"Bu kadar sabırsız olduğunu bilmiyordum."
Dişlerimin arasından konuşarak tüm öfkemi yüzüne kustum.
"Sen benle ilgili hiç bir şey bilmiyorsun. Mesela, eğer onlara bir şey yaptıysan sana neler yapacağımı bilmediğin gibi."
Bana bakıp pis pis sırıttı. "Ne yapabilirsin ki en fazla?"
"Onu da zamanı gelince görürsün. Şimdi bana arkadaşlarımın nerede olduğunu söyle çabuk!"
Rahat tavırlarından bir an bile şaşmadan arkasına döndü ve üstü örtüyle kaplı olan şeylerin, üstündeki örtüyü açtı. Örtülerin altından üç tane küçük televizyon çıktı.
İlk televizyonda Selim vardı. Bir oda da duruyordu. Odanın tam ortasında ise bir kafes vardı. Kafesin içinde de zehirli olduğunu düşündüğüm, beşten fazla yılan vardı. Aslına bakarsak zehirli olup olmaması pek de bir şeyi değiştirmezdi. Sorun şu ki Selim'in yılana alerjisi vardı.
İkinci televizyonda hiç bir şey gözükmüyordu. O da çok karanlıktı ama odadan çıkan çığlıklardan odada ki kişinin Ayça olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Ayça'nın karanlığa fobisi vardı ve bunu kaçırıldığımız gün de söylemişti.
Kızın zayıf noktasından faydalanmış pislik herif.
En sonuncuda ise benim kara gözlüm vardı. Bir uçurumun dibindeydi ve ayağının altında, onun düşmesini engelleyen bir zemin vardı.
Ben onlara korku dolu gözlerle bakıyorken, bir anda Serkan konuşmaya başladı.
"Biraz sonra Selim'in odasında ki yılanların kafesi açılacak, Ayça'nın odasında ki duvarlar kapanacak, Mert'in ise altında duran zemin hareket edecek. Ve sen ise sadece aralarından birini kurtarabileceksin..."
Bunları anlatırken resmen zevk alarak anlatıyordu. Sevdiklerimin ya da beni sevenlerin acı çekmesi, karşısında can çekişerek hayatını kaybetmesi ona keyif veriyordu.
"Bir dakikan var. Başladı!"
Duvara asılı, bir dakikaya ayarlı olan zaman akmaya başladı. Serkan'da bu sırada yanındaki küçük masanın üzerinde duran üç kırmızı butona gidip bastı ve televizyonda yaşanan değişikliklere baktı.
Bende onunla birlikte bakınca Selim'in olduğu odadaki kafesin açılıp yılanların bir bir odaya yayılmaya başladığını, Ayça'nın odasındaki duvarların ve Mert'in ise altındaki zeminin harekete etmeye başladığını gördüm.
Ve benim ise onları bu durumdan kurtarmak için sadece bir dakikam vardı. Bir dakika da, böyle bir durumda ne yapılabilirdi ki? Sonumuz gelmişti... Bir de benden seçim yapmamı istiyordu. Birisi en yakın arkadaşımdı, diğeri onun sevdiği çocuktu ve öbürü ise benim sevdiğim çocuktu. Benim nasıl karar vermemi bekliyordu anlayamıyordum, tıpkı kendisini de anlayamadığım gibi.
Ama hemen pes etmeyecektim. Ona asla bu zevki yaşatmayacaktım. Aklıma bir plan gelmişti. Gördüğüm kadarıyla tek açık bir alanda olan Mert'di. Onun dışında Selim ve Ayça ise bir odanın içerisindeydiler. Ve bizde tam olarak nerede olduğumuzu bilemesekte tahminimce ev gibi bir yerdeydik. Bir anda dün tuvaletten dönerken yanında kapısı açık, ortasında da kocaman bir kafes duran odayı hatırladım. Orası Selim'in olduğu oda olabilirdi.
Çok az zamanım kalmıştı o yüzden bir şekilde bir bahane bulup oraya gitmem gerekiyordu. Yoksa tüm plan mahvolurdu.
Ona kurtaracağım kişinin Mert olduğunu söyleyecektim çünkü televizyonun yanında bir buton vardı ve daha demin ona basınca Ayça'nın olduğu odada ki duvarlar hareket etmişti. Eğer ben de bir şekilde tekrar basarsam, duvarlar durabilirdi.
Bunların hepsini çok hızlı ve belli ettirmeden yapmam lazımdı. Tekte yapamazsam, bir sorun çıkarsa, büyük ihtimalle hepimizi vurur ve bu sefer cidden ne olursa, benim yüzümden olmuş olurdu. Kimsenin benim yüzünden ölmesini istemiyordum ve bunun olmasına izin de vermeyecektim...
"Karar verdim. Mert'i seçiyorum," dediğimde dudakları hafif yukarı doğru kıvrıldı. "Tahmin etmiştim onu seçeceğini. Sonuçta sevgilin yani. Tabii onu seçeceksin... Ölmesini istemezsin herhalde, değil mi?" Son cümleyi söylerken yüzünde ürkütücü bir gülümseme oluştu.
Biz sevgili değildik ki. Yoksa sevgili miydik?Birlikte yatmıştık ama o sayılır mıydı ki? Beni bir kere de öpmeye çalışmıştı. Pardon iki... Evet, bana yürüdüğünü kabul ediyorum. O beni seviyor ve bende onu seviyorum. Ama bunu ikimizde henüz itiraf etmedik. Bir kaç iltifat dışında. Bu durumda daha flört aşamasında olmuş oluyoruz. Şimdi bunları bir kenara bırakalım. Şu an asıl önemli olan Serkan'ın aramızda bir şey olduğunu nerden biliyor olmasıydı.
"Sen şimdi bunu nereden çıkardın? Yok öyle bir şey!"
Acı bir kahkaha attı. Yüzüne aslında acı çeken ama bir yandan da onu gizleyen bir gülümseme yerleştirdi. Acının tatlı tebessümü diye buna diyorlardı demek.
"Ben her gece seni izliyordum İlayda..." Bana doğru bir adım atınca tedirgin olarak geriledim. "Pardon, sizi."
Bizi mi izliyordu? O zaman her şeyi görmüştü. Tüm olanları. En kötüsüde Mert ile beni... Nasıl hâla çıldırmamıştı orası bilinmez. Tabii bu hâline de çok normal denemezdi.
"O kameraları koyduğumda sadece seni izleyeceğimi düşünmüştüm, seninle onu izleyeceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi. Ama beni yine şaşırttın."
Kehribar gözleri karanlıkta iyice koyulaşmıştı. Artık bir çift kahve gözden farkı yoktu. İki gözüm arasında gidip geldi.
"Sen her seferinde o adamla konuşup gülüyorken, bende nerede yanlış yaptım acaba diye düşünerek sizi izliyordum..."
Yüzüm gözlerinin esirliğinden kurtuldu ve gözleri karşıda bir noktaya takılıp, kaldı. Tahminimce geçmişi düşünüyordu, sevgili olduğumuz zamanları. Bende arada böyle geçmişe dalıyordum ama özgür olduğum zamanlara.
Demek ki akşamları beni izlemek için kamera takmıştı odaya. Ben, beni bu kadar sevdiğini hiç düşünmemiştim. Tabii buna sevmek denirse. Kendimi kandırmamalıydım. İki lafına kanacağımı sanıyorsa çok yanılıyordu. O dönemleri çoktan geçmiştik. Ben artık eski İlayda değildim.
"Sen nerede yanlış yaptığını çok iyi biliyorsun. İstersen şimdi bunları konuşmayalım."
Sesimle beraber gözleri anında gözlerime kenetlendi. "Tabii..." Arkasını dönüp, yavaş adımlarla masanın yanına geri gitti. Eliyle masanın üzerinde duran diğer butona basıp, Mert'in altındaki hareket eden zeminin durmasını sağladı. Bende hemen Selim'in olduğu odaya girebilmek için bir şeyler düşündüm. Ve aklıma gelen şahane fikirle Serkan'a döndüm.
"Benim tuvalete gitmem lazım."
Serkan duyduğu cümlenin gerçekliğine emin olmak istercesine bana döndü ve bön bön suratıma baktı. "Ne alaka şimdi?"
Bu adam şaka mıydı? Anlamıyordu herhalde...
"Ne ne alaka, anlamıyor musun?"
"Şimdi sırası mı?"
Allahım ne saçmalıyor bu ya?
Sinirlerime hakim olamayarak atıldım. "Pardon ya. Diyemedim şu an sırası değil, başka zaman gel diye. Kusura bakma," dediğimde bana bakıp güldü. "Sen ne ara bu kadar komik oldun ya?"
"Sevgilim sağ olsun." Onu sinir etmek için böyle bir cümle kurmuştum ve işe yaramıştı. Suratındaki gülümseme gitmiş, onun yerini öfke almıştı. Resmen burnundan soluyordu.
"Artık gidebilir miyim? Yoksa pek hoş şeyler olmayacak."
"Tamam git. Ama çabuk gel," dedi ağzının içinden konuşarak.
Arkamı döndüğümde karşımda duran iki Maskeli Adamla yüz yüze geldim. Tatlı bir yüz ifadesi takınıp yanlarından geçerken bu işin bu kadar kolay olmayacağını anlamıştım. Tuvaletin olduğu koridorun başında geldiğimde tüm koridorun boş olduğunu görüp rahat bir nefes aldım.
Biraz ilerleyip dün gördüğüm odanın kapısının önüne geldim. Kapıyı açmak için uzanırken bir yandan da burada olması için içimden dualar ediyordum. Kapıyı açtığımda odanın ortasında ne yapacağını bilemeyerek etrafa çaresiz bakışlar atan bir çift kahve göz ile göz göze geldim. Bu oydu. Gerçekten tahminim doğru çıkmıştı. Hemen Selim'e seslendim.
"Selim! Koş çabuk!" Selim şoka uğradı. Beni görmeyi beklemiyordu.
"Ne bakıyorsun koşsana! Yoksa ölmek mi istiyorsun?"
Bir süre yüzünde o değişik ifadeyle bana bakakaldı ama sonra hemen toparladı. Suratındaki o sersem ifadeyi bırakıp koşarak yanıma geldiğinde, hızlıca kapıyı kapadım. Selim hâla şoktan çıkamamıştı. Dalgın gözlerle beni süzdü.
"İ-İ-İlayda, sen. Sen ne yapıyorsun burada?"
Elinden tutup, onu kenara çektim. "Selim şimdi beni iyi dinle. Burada dur ve ben sana seslenene kadar sakın kıpırdama tamam mı?" Beni hiç anlamış gibi durmuyordu, hâla şoktaydı.
Omzundan tutup sarstım. "Duydun mu?" Boş gözlerle beni süzdü.
Selim'in arkasından bir kaç tane adamın olduğumuz tarafa doğru geldiğini gördüğümde onu arkama alıp, elimle sessiz olması için işaret yaptım.
Sadece kafasını salladı. Beni anladığından şüpheliydim. Yine de gitmek zorundaydım. Adamların onu görmemesi gerekiyordu. Selim'i orada bırakıp sakin adımlarla adamların olduğu tarafa doğru ilerledim.
Yüzlerindeki maskelerden tepkilerini göremiyordum. Bir sorun olmadığını göstermek için gülümsedim. Aralarından biri beni kolumdan sertçe tutarak kendine çekti. Boyundan dolayı kafamı hafif yukarı kaldırdım. Boş boş bir kaç saniye boyjnca yüzüme baktı. Sanırım emin olmak istiyordu. Korku dolu gözlerle diğerlerine döndüm onlar da aynı karşımdaki adam gibi beni süzüyordu.
"Şey..."
Bir anda beni bırakıp tek kolumdan tutarak kendiyle birlikte yürütünce cümlemi tamamlayamadım. Ne söyleyeceğimi de bilmiyordum zaten. Serkan'ın yanına vardığımızda korku dolu ifademi gizlemek adına ona yapmacık bir gülümseme yolladım.
Serkan'ın ise benimle pek ilgilendiği söylenemezdi. Geldiğimi bile fark ettiğini sanmıyorum. Arkamda bir noktaya takılmıştı gözleri. Neye baktığını görmek için baktığı tarafa çevirdim gözlerimi. Gördüğüm yüzle gözlerim irice aralandı. Endişe içinde zar zor yutkundum. Dudaklarımın arasından mırıldandım.
"Selim..."
~Bölüm Sonu~
Serkan'ın bugünden sonra başımıza bela olacağı belli oldu.
Ve Serkan'ın katil olduğunu inkar edip suçlarını hafifletmeye çalışmasına ne demeli?🙈
Yeni bölüm bomba gibi gelecek hazır olun!🫣🤫
Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. 👉🏻
Bu hesaplardan da kitabın editlerine ulaşabilirsiniz. 👇🏻
Tıktok | ravzanur_mrmr
YouTube | Ravza.Nur.
Seviliyorsunuz... 🤗💖
