7. bölüm / 9
İki Kişilik Proje (Yarı Texting)7. Bölüm: Küs Kalmayalım Diye
Bölümler 9Şu an: 7. Bölüm: Küs Kalmayalım Diye
- 1 1. Bölüm: Yeni Çocuk2.527 kelime
- 2 2. Bölüm: ✨Bizim Grup İşte✨1.875 kelime
- 3 3. Bölüm: İkinci Kez3.183 kelime
- 4 4. Bölüm: Kıvılcım3.728 kelime
- 5 5. Bölüm: Yakınlaşma4.104 kelime
- 6 6. Bölüm: Geçmişten Kalma Yara4.022 kelime
- 7 7. Bölüm: Küs Kalmayalım Diye3.977 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm: İki Farklı Dünya4.332 kelime
- 9 9. Bölüm: Geçmişten Bir Anı4.605 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aral'ın yanından ayrıldıktan sonra istemeye istemeye on ikinci sınıfların olduğu koridora gittim.
Sınıfa girmeden önce bakışlarım etrafta gezindi.
Edebiyat hocamız Derya hoca merdivenlerden çıkıyordu.
Ve dersimiz onunlaydı!
Bakışlarını yukarı kaldırsa beni görme ihtimali yüksekti. Fakat başka bir hoca onu durdurduğunda arkasını dönüp onunla konuşmaya başladı.
Ben de bunu fırsat bilip beni görmesinler diye hızla kapıyı açıp içeriye girdim. Ve kapıyı ardımdan kapattım.
Bütün sınıf dikkatini başka bir şey yokmuş gibi bana verince ofladım.
Ben gelmeden önce ne yapıyorsanız yine ona devam etseydiniz ya!
Sınıftaki birkaç kişi bana bakıp fısıltıyla benim hakkımda konuşurken ben sırama gidip oturdum.
Selin bana dönüp, "Romantik Bey nerede?" diye sordu.
Sıkıntıyla nefes verdim.
Müdürün odasında...
Bakışlarımı sınıfta gezdirdim.
Aras da yoktu.
Ortalıkta görünmediğine göre gideceği tek yer babasının yanı olmalıydı.
Başka bir yere gideceğini düşünmüyordum.
Umarım Aral'la zıtlaşmazlardı.
Bakışlarımı Selin'e çevirdim.
Yüz ifademden bir sorun olduğunu anladığında sağ eliyle sırada duran elimi tuttu.
Bu onun 'yanındayım' demesinin farklı bir yoluydu.
"Ne oldu benim derdimin çiçeğine?" diye sordu şefkatle. "Söylesin, ben de hemen dermanı olayım."
"Müdür Aral'ı odasına çağırdı," dedim sıkıntıyla. "Bu yüzden biraz korkuyorum. Ya ona ceza verirse? Aras'la benim aramda olan şeyin bedelini onun ödemesini istemiyorum, Selin."
Selin'in elimin üzerinde duran eli sıkılaştı.
"Merak etme," dedi beni yatıştırmaya çalışır gibi. "Ben hissediyorum, sandığın gibi kötü bir şey olmayacak."
Gülümsemeye çalıştım.
Umarım Selin'in dediği gibi olurdu.
"Yalnız bir şey diyeceğim," dedi Arın Selin'e hitaben. "En son ben senin hislerine güvendiğimde kafamı yarmıştım. Bir hafta boyunca kafamda bandajla gezdim senin sayende."
Dirseğini sıraya koyup elini yanağına yasladı. Ve bakışlarını bana çevirdi.
"Bu yüzden kendi deneyimlerim üzerine sana da küçük bir tavsiye vereyim, Duru. Sen en iyisi o günü hatırla ve Selin'in hislerine güvenme. Maazallah sonra umduğun gibi çıkmaz üzülürsün."
Bora gülerken Selin'in kaşları çatıldı.
"Abi o gün hiç aklımdan çıkmıyor ya," dedi Bora korkuyla. "Nasıl da kavalamıştı ama altmış yaşındaki amca bizi hatırlıyor musunuz?"
Arın dehşetle Bora'ya döndü. "Kürekle bir de!" dedi gülerek. "Adam bir değişikti ya."
"Yine de hata bizdeydi," dedi Selin memnuniyetsiz bir şekilde. "Adamın bahçesine gizlice girip bahçedeki bütün kirazları yemiştik. Kim bilir ne kadar emek vermişti."
Arın güldü. Ve eliyle Bora'yı gösterdi. "Valla yarısından fazlasını bu yedi."
Bora'nın gözleri kocaman açıldı. "İftira atma, Arın," dedi. "Sen de iki tane kirazı ağzına tek seferde teptiğini unuttun herhalde."
Arın omuz silkti. "En azından senin gibi ağacın tepesine çıkıp orada ayı gibi yemedim ben!"
Bora yan bir bakış attı. "Sen benim lokmalarımı mı sayıyorsun, gerizekâlı!" dedi hayal kırıklığıyla.
"He valla," dedi Arın yüzsüz gibi. "Hem yedim hem de seni izledim. Senin sayende iştahım açılmıştı."
O gün tüm gerçekleriyle göz önüme geldi.
Bundan tam iki sene önce bir okul çıkışı hepimiz birlikte gezerken içinde kiraz ağacı bulunan bahçeli bir eve rastlamıştık.
Bora ve Arın da illa 'içeri gireceğiz' diye ısrar edince zorla Selin ve beni içeriye sokmuşlardı.
Hem de taş duvarın üzerine çıkarak gizlice bir hırsız gibi girmiştik bahçeye.
O zamanki biz ne düşünüyorduk bilmiyorum. Fakat bu yaşımızda bile akıllanmamış gibi yine aynı şeyi yaparız gibi geliyordu.
İlk kısmı çok güzeldi. İçeriye girer girmez Bora, ben, Selin ve Arın midemizi doldurana kadar kiraz yemiştik.
Tam kalkıp kimseye fark ettirmeden gideceğiz derken evin sahibi elinde yeşil bahçe küreğiyle bizi kovmak için gelmesiyle hepimiz farklı yönlere kaçtık.
Maalesef ki dış kapı da kilitli olduğu için yine taş duvara kalmıştık.
Hepimiz oraya toplandığımızda Bora nasıl korkmuşsa tazı gibi duvarı çıkmıştı.
İlk önce bana sonra ise Selin'e elini uzatarak bizi yukarıya çekmeyi de başarmıştı. Fakat iş Arın'a gelince hiç de kolay olmamıştı.
Bora ona elini uzatamadan amca çoktan Arın'ın yanına varmıştı.
Arın yukarıya çıkmayı denemek yerine amcayla beraber bahçede tam beş kez tur atmıştı.
En sonunda amca yorulup yavaşladığında Arın Bora'nın yardımıyla duvara tırmanarak kurtulmuştu.
Hepimiz teker teker duvardan aşağıya atlamayı planlıyorduk. Fakat sıra yine Arın'a gelince sorun çıktı.
İlk başta duvardan atlayabilen çocuk, bu sefer korkup atlayamamıştı.
Ben, şokun etkisinde kaldığını ve bu yüzden böyle davrandığını düşünüyordum.
Bora'nın kaç defa ona 'atla' dediğini tam olarak hatırlayamasam da en sonunda devreye Selin girdiğinde ona ve hislerine güvenerek duvardan atlasa da biraz yanlış bir şekilde atlamış olacak ki başını duvara sürtmüştü.
Arın o zamanlar vurduğunu da iddia ediyordu. Fakat ben biraz abarttığını düşünüyordum.
Yüzümde tebessüm oluştu.
Selin kahkaha attı. "Peki," dedi gülerken. "Arın'ın o korku dolu bağırışlarını hatırlıyor musunuz?"
Bora ve ben kıkırdadık.
"Amca yapma!" dedi Bora Arın'ı taklit etmek adına. "Bak şuradan sağ salim bir şekilde çıkayım yemin ederim bir daha bahçeni bırak evinin kaldırımından bile yürümeyeceğim!"
Selin daha çok güldü. "Off," dedi. "Gülmekten karnıma ağrılar girdi."
Arın'ın yüzü asıldı. "Ayıp ya," diye söylendi. "İnsafsızlar! Biriniz de gelip kurtarmamıştınız beni. Öylece yukarıdan sanki sirk oynanıyor gibi izlediniz."
Güldüm.
"Arıncığım," dedim ciddi olmaya çalışarak. "Valla bak ben gelip kurtaracaktım seni. Bora izin vermedi."
Arın'ın bakışları anında Bora'ya döndü.
Bunu Arın'a önceden söylemiş olmam gerekiyordu.
Biraz geç kalmış olabilirdim.
"Sana yazıklar olsun!" dedi hüzünle. "Verdiğim o emeklere yazık be! Sen nasıl arkadaşsın böyle?"
Bora'nın kaşları havalanırken Selin, "Ay aynı annem gibi konuştu," dedi. "O da bana trip atınca böyle konuşuyor."
"Kardeşim ben seni düşündüğüm için öyle yaptım," dedi Bora olaydan sıyrılmaya çalışarak. "Yoksa niye seni orada yorayım?"
Arın abartılı bir şekilde, "Sence sadece yorulmakla mı ilgili bu, Bora?" dedi. "Sen orada beni resmen ölüme terk ettin, oğlum!"
Gözlerim büyüdü.
Yok daha neler!
"Ölüme mi?" dedi Selin şaşkınca.
"Ne ölmesi, aptal?" dedi Bora da. "Ben orada sen yediklerini erit diye biraz koşturdum o kadar. Hepsi senin iyiliğin içindi yani."
Selin elini ağzına kapatıp gülerken Arın, "Bak hâlâ dalga geçiyor!" dedi öfkeyle. "Allah'ım sen aynısını buna da nasip et de benim ne demek istediğimi anlasın. AMİN!"
"Sus!" diye söylendi Bora. "Allah korusun. Bir de bana diyorsun sen nasıl arkadaşsın diye. Sen sanki çok mu iyisin? Resmen kötülüğüm için yaradana dua ediyorsun."
"Cıks," dedi Selin alayla. "Ne güzel çocuk fit kalmanı istemiş. Ne diye ona kızıyorsun ki? Eğer fit olmasaydın sarışın kızlar nasıl kabul edecekti seni."
Selin son cümlesini bastıra bastıra söylemişti.
Sanki Arın'a bir şeyi ima etmek istiyormuş gibi hissettim.
Arın tıpkı bir çocuk gibi, "Bana ne," diyerek omuz silkti. "Hak ediyorsun sen bunu. Hak etme de söylemeyeyim."
Sanırım Selin'i anlamamıştı.
Başımı iki yana salladım.
Bu muhteşem ikili yine yapacaklarını yapmıştı.
Ve ben yine arkadaşlarım sayesinde üzüntüden bir süreliğine olsa da kurtulmuştum.
Beni mutlu etmeyi her zamanki gibi başarmışlardı.
Belki de benim neşem yerine gelsin diye bu konuyu açmışlardı.
Kim bilir?
Selin'in bakışları beni buldu.
Yüzümdeki mutluluğu gördüğünde gülümsemesi büyümüştü.
"Çocuklar..." dedim duygusal bir şekilde. Arın ve Bora'nın bakışları da beni buldu. "Sizi çok ama çok seviyorum."
Bunu söylemezsem içimde kalırdı.
Gerçekten arkadaştan çok kardeş de olmuşlardı bana.
Her zaman ve her anımda istisnasız yanımdalardı.
Onlar gibisini bulduğum için çok şanslıydım.
"Ay Duru!" dedi Selin. "Ben de... ben de sizi çok seviyorum."
Kollarını açıp boynuma sardı.
"Lan ben de istiyorum," dedi Bora. "Beni de aranıza alın!"
O da Selin ve bana kocaman sarıldığında Arın, "Valla ben de seviyorum," dedi. "Bu yüzden ben de sarılacağım. Bensiz sarılamazsınız. Eksik kalır!"
Arın da bize sıkıca sarıldığında tamamlanmıştık.
Arın sarılmayı bırakmadan, "Biz şu an çok ponçik mi oldu ne?" dedi. "Acaba grubumuzun ismini ponçikler mi koysak?"
Hepimiz birbirimizden ayrıldığımızda Selin, "Olmaz," dedi hemen. "Asla onaylamıyorum."
Bora da ona katılarak, "Cıks," dedi. "İnan bana 'bizim grup işte' ismi bile şu an kulağa daha mantıklı geliyor."
Yani şöyle bir bakılırsa ponçikler benim için ne kadar fena olmasa da ilk kurduğumuz grup ismi kalmalı gibi hissediyordum.
"Bence de ilk isim kalsın," dedim. "Her zaman aklımıza gelen ilk şey daha iyidir sonuçta."
"Bari parantez içerisinde yazsaydım," dedi Arın son şansını deneyerek. "İsim kalırdı en azından."
Bora ofladı. "Kardeşim senin şu an grubun ismiyle derdin ne? Zaten ilk koyduğun isim değişikken bir de ne diye durumu daha da karmaşıklaştırıyorsun?"
"Çünkü ben ponçik olmak istiyorum!" dedi Arın ciddiyetle.
Bunun üzerine Bora ve Selin de aynı anda, "Ama biz olmak istemiyoruz!" diye söylendiler.
Arın'la birkaç saniye bakıştık.
'Daha fazla ısrar etme' der gibi baktım.
Dudak büktü.
"Aman be!" dedi en sonunda pes ederek. "Olmazsanız olmayın. Size ihtiyacım yok. Gider başkalarını bulurum ben."
Selin derin bir nefes alıp Arın'ın koluna tokat attı. "Böyle bir şeyi denemeyi bırak bir daha aklından dahi geçirirsen kendi ellerimle boğarım seni!"
Arın acıyla yüzünü buruşturup kolunu sıvazlarken Bora başını iki yana sallayarak, "Hiç akıllanmak ne demek bilmez misin sen?" diye söylendi.
Arın omuz silkti. Ve, "Hayatımda ilk defa böyle bir kelime duyuyorum. Daha önce kendisiyle hiç denk düşmedik." diyerek Bora'yla dalga geçti.
Bu, 'hiçbir zaman akıllanmam' demenin farklı bir yoluydu.
Selin bunun üzerine Arın'ın koluna bir tane daha tokat attı. "Ee, ben de bunu döveyim gitsin o zaman," dedi. "Nasıl olsa hiçbir şekilde akıllanmıyormuş."
Arın acıyla inledi. "Acıyor!" diye sızlandı. "Vurma insafsız."
Selin, "Acısın!" dedi 'oh olsun' der gibi. "Sen bana o lafları etmeden önce düşünecektin bunları."
"Ama ben haklıyım," diye diretti Arın. "Siz bana o şekilde davranırsanız ben de size böyle derim."
Selin öfkeyle burnundan solumaya başladığında Bora, "Oğlum sen dayak arsızı mısın? Bi' rahat dursana yerinde." dedi sitemle.
Arın'ın yüzünde keyifli bir sırıtış belirdi. "Yok," dedi hemen. "Ben Selin arsızıyım."
Bakışlarım Selin'e döndü. Sert yüzü biraz da olsa yumuşamış gibiydi.
Yüzünde hafif bir tebessüm belirse de belli etmemeye çalışıyordu.
Fakat Arın'a bakılırsa bunu bizden önce anlayan tek kişiydi sanırım.
"Ben şimdi anladım seni," dedi Arın haylaz bir gülümsemeyle. "Sen beni başkalarından kıskandığın için huysuzlanıyorsun şu an."
Selin bir anlığına duraksasa da, "Ne münasebet?!" dedi öfkeyle. "Ne hâlin varsa gör, canım. Ne diye başkalarından kıskanacakmışım ben seni?"
Bakışlarımı Arın'a çevirdim.
Keyifi iyice yerine gelmiş gibi görünüyordu.
Neden bilmiyorum ama içimden bir his Selin'in gerçekten Arın'ı kıskandığını söylüyordu.
"Hadi tamam," dedi Arın. "Senin dediğin gibi olsun ama yüz ifaden söylediklerinin tam tersini söylüyor. Haberin olsun."
"Arın!" dedi Selin çatık kaşlarla. "Şu an sana sinirlenmemek için elimden geleni yapıyorken bence benimle fazla uğraşma."
Arın Selin'e yan bir bakış attı. "Neyse, eninde sonunda bir gün kabul edeceksin zaten."
Arın daha fazla böyle devam ederse Selin'den çekeceği vardı.
"Etmeyeceğim!" dedi Selin öfkeyle. "Senin kafanda kurduğun o şeyi neden kabul edecekmişim acaba?"
Arın ofladı. "Kabul etsen ölür müsün be, Selin?" dedi sitemle. "Her şey apaçık ortada işte."
"Değil bir kere," diye diretti Selin. "Bora ve Duru bunun üzerinde durmazken sen ne diye üsteliyorsun ki? Gerçekten ne yapmaya çalıştığını hiç anlamıyorum."
Arın Bora'ya döndü. Ve, "Oğlum illa senin de dikkatini çekmiştir bir şeyler," dedi. Bakışları bir ben de bir de Bora'da gezindi. Biz ses çıkartmayınca, "Gerçekten benden başka kimse olanların farkında değil mi ya?" diye yakındı.
Açıkçası ben daha yeni yeni Arın ve Selin'in arasındaki çekimi fark ediyordum.
Yani henüz her şeyin daha yeni farkına varmışken bir şey söylemek bana doğru gelmiyordu.
Onları biraz daha izleyip öyle kararımı verecektim.
Bora alnını ovaladı. "Bilmiyorum," diye yakındı. "Sağınız solunuz bir belli olmuyor ki, Arın! Bir gün geliyor güzel güzel sohbet edip anlaşıyorsunuz. Ertesi gün bir bakıyorum birbirimizi yiyorsunuz. Sizin aranızdaki şeyi ben bir türlü çözemedim. Yemin ederim ne yapacağımı şaşırıyorum artık."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Sanırım Bora tek bir tarafı seçip diğer tarafı üzmek istemiyordu.
Ben olsam ben de aynısını yapardım.
Asla ikisinden birisini seçmezdim.
Arın daha fazla bir şey söylemeyip kafasını sıraya koyarak uyuma pozisyonuna geçti.
Bunun üzerine Selin de önüne dönmüştü.
Bora'nın bakışları beni buldu.
Ofladım.
Yine biraz fazla abartıp birbirlerini kırmışlardı.
Ama biliyordum. Sonra yine birbirlerinin gönlünü en iyi şekilde alacaklardı.
Selin ve Arın ne kadar kavga etseler de birbirlerine asla kıyamıyorlardı.
Bu yüzden içimi biraz rahat tutmaya çalıştım.
Ben de Selin gibi önüme döndüm.
Çok geçmeden edebiyat öğretmenimiz de sınıfa gelmişti.
Onunla güzel bir şekilde dersimizi işlemiştik. Geçen ders gürültüyle dolu olan sınıf şu an fazlasıyla sessizdi.
İlerleyen zamanlarda Aral'ın sınıfa gelmesini bekledim. Fakat ortalıkta hiç görünmüyordu.
Bu durum aynı şekilde Aras için de geçerliydi.
O da Aral gibi sınıfa hiç gelmemişti.
Şu an ise son dersten bir önceki dersteydik.
Bu seferki dersimiz de Meltem hocaylaydı.
Birazdan teneffüs zilinin çalacağını tahmin ediyordum.
Son iki ya da üç dakika kalmıştı.
Bakışlarımı Selin ve Arın'ın üzerinde gezdirdim.
Selin defterine not alırken Arın ise öylece sıranın üzerine bakıyordu.
Sanırım düşüncelere dalmıştı.
Acaba daha ne kadar böyle devam edeceklerdi?
Merak etmeden duramıyordum ki!
"İsterseniz dersimizi burada sonlandıralım," dedi Meltem hoca. "Nasıl olsa birkaç dakika sonra zil çalacaktır."
Meltem hocayı genel olarak seviyordum.
Diğer öğretmenler gibi değildi. Ve bu yüzden çoğu öğrenci onu çok seviyordu.
Sınıf Meltem hocayı onayladıktan sonra Meltem hoca öğretmen masasına oturdu.
Bunu fırsat bilen birkaç kişi de elinde test kitabıyla hocaya soru sormak için yanına gitmişti.
En sonunda bir süre beklemenin ardından teneffüs zilinin sesi bütün okulda yankılandı.
Arkamda bir hareketlilik hissettiğimde arkamı döndüm.
Arın sıradan kalkıp hızla sınıftan çıktı.
Bora'ya döndüm. O da Arın'ın nereye gittiğini tahmin etmeye çalışıyor gibiydi.
"Ben en iyisi gidip bir bakayım," dedi yavaşça ayağa kalkarak.
Başımı salladım.
Selin dudaklarını birbirine bastırdı. Fakat bir şey söylemeye niyeti yoktu.
Bora koşar adım yanımızdan ayrılırken Selin'e döndüm.
Morali biraz da olsa bozulmuştu. Bunu fark edebiliyordum.
"Ben mi çok fazla inat ediyorum yoksa o mu fazla ısrar ediyor, Duru?" diye sordu sıkıntılı bir nefes vererek. "Ben gerçekten anlamıyorum."
"Hım..." diye mırıldandım.
Bence ikisinin de hatası birbirine yakındı.
"Bence," dedim. "İkiniz de biraz fazla inat ediyorsunuz. Ve bu yüzden kavgada arayı bulamadığınız için böyle oluyor."
Ofladı. "Her zamanki gibi ikinizde de hata var diyorsun yani?"
"Evet," dedim. "Aynen öyle diyorum."
Vücudunu tamamen bana döndü. "Hallederiz ama, değil mi?" dedi umutla.
Başımı olumlu anlamda salladım. "Tabii ki Selin," dedim. "Halledilmeyecek gibi değil zaten. Sen de biliyorsun ki Arın seninle ne kadar zıtlaşsa da asla uzun süre konuşmadan duramıyor."
Tebessüm etti.
Acaba aklından ne geçiriyordu?
Konuştuğumuz konunun üzerinden çok bir şey geçmemişken Bora'nın "Ya bi' yavaşla!" diye bağıran sesini işittim.
İkimizin bakışları da sınıfın kapısına döndü.
Arın önden koşarak içeriye girer girmez arkasından da nefes nefese kalmış olan Bora girmişti.
"Oğlum sen tazı falan mısın?" dedi Bora soluklanırken. "Ailen ne yiyip içiriyor sana?!"
Arın güldü. "Siz nasıl besleniyorsanız ben de o şekilde besleniyorum," dedi. "Sadece aramızdaki tek fark annemin beni küçükken atletizme yazdırmış olması."
"Cıks," dedi Bora itiraz eder gibi. "Orada ben seni geçerdim de... küçük bir kaza geçirdim. Olmadı."
"Tam geçecekken ayağına taş falan geldi, değil mi?" diye dalga geçti Arın da Bora'yla. "Valla ben de virajı biraz hızlı aldığım için seni geçebildim zaten. Yoksa seni geçebilmek mümkün mü hiç?"
Bora'nın kaşları çatıldı. "Tamam anladık," dedi. "En iyi koşucu sensin. Yeter ki sus. Uğraşıp durma benimle."
Arın'ın yüzündeki gülümseme hâlâ duruyorken bakışları bizi buldu.
"Kızlar," dedi neşeyle. "Bora'yla birlikte size küçük bir sürpriz aldık."
Selin'le bakıştık.
Bize ne almış olabilirlerdi?
İkisi de yanımıza gelip karşımızda durdu.
"Gözlerinizi kapatın ve biz söyleyene kadar açmayın." dedi Bora.
Kaşlarım çatıldı.
Bir şey söylemek ya da itiraz etmek yerine olumlu anlamda başımı salladım.
Selin'le aynı anda gözümü kapatıp Arıngilin 'açın' demesini bekledim.
Biraz süre geçince Selin her zamanki gibi sabırsızlığını ortaya koydu. Ve, "Ee, hadi!" dedi. "Ne yapıyorsanız bitirin artık."
Arın'ın gülüşünü işittim. "Tamam, tamam," dedi makul bir şekilde. "Avucunuzu açın siz."
"Ayy hayır ya!" diye yakındı Selin de. "Kötü bir şaka falan yapacaksanız bakın valla sizinle bir daha konuşmam."
"Cıks," dedi Bora. "Durduk yere neden şaka yapalım acaba?"
"He valla," diyerek Bora'ya katıldı Arın. "Biz sizin için güzel şeyler planlarken sizin bizim için düşündüğünüz şeylere bak."
Selin ofladı. "Arın bak ben diyeceğimi dedim," dedi ciddiyetle. "Gerisine karışmam."
"Kız dramatikleştirme olayı," diye söylendi Bora. "Alt tarafı avucunuzu açın dedik."
Selin ne yapar bilemem. Fakat ben dedikleri gibi yapıp iki avucumu da açtım.
Eğer sürprizin ne olduğunu bir an önce öğrenmezsem meraktan çatlayacaktım!
Zaten avcumu açar açmaz birisi tarafından avucumun içine birkaç bir şey bırakıldı.
Ne ağır ne de hafifti.
Kaşlarım iyice çatılmışken Arın, "Artık gözlerini açabilirsiniz." dedi.
O der demez hemen gözlerimi araladım.
Avucumun içinde çeşit çeşit çikolatalar ve birkaç tane de sürpriz yumurta vardı.
Bilerek de en sevdiklerimi seçmişlerdi.
Avucumdaki şeyleri masanın üzerine bırakıp Selin'e döndüm.
Gözleri mutluluktan parıldıyordu.
Bakışlarını Arın'a çevirdi.
Arın Selin'in gözlerindeki mutluluğu ve yüzündeki tebessümü görünce duraksamıştı.
Bakışlarını uzun bir süre dudağındaki tebessümde gezdirdi.
Sanki Selin'den de beklediği şey buymuş gibi yüzünde hafif bir tebessüm oluşmuştu.
"Yaa," dedim duygusal bir şekilde. "Ne gerek vardı bunlara?"
Sürprizin böyle bir şey olacağını beklemediğim için biraz şaşırmıştım.
Bora omuz silkti. Ve Arın'ı gösterdi. "Baştan sona onun fikriydi," dedi. "O bana sadece fikrini söyledi. Benim de aklıma yatınca yaptık işte bir şeyler."
Selin de benim gibi elindekileri masaya bırakırken, "Bu ne içindi peki?" diye sordu Arın'a hitaben.
Arın daha fazla karşımızda dikilmek yerine sırasına oturmayı tercih etti.
Bora da hemen onun yanına geçmişti.
"Küs kalmayalım diye," dedi Arın çekingen bir tavırla.
Selin gözlerini kıstı. "Yani?" diye sordu.
Aslında Arın'ın ne yapmak istediğini anlamıştı. Fakat bilerek kendi ağzıyla itiraf etsin diye üsteliyordu.
"Özür mahiyetinde," dedi Arın bu sefer de gözlerini kaçırarak. "Bu son ders ya... yarına kadar birbirimizi göremeyiz. O yüzden... aramız bozuk bir şekilde evlerimize gitmek içime sinmedi."
Gülümsedim.
Bu çok tatlı bir düşünceydi.
"Kim yiyecek bunların hepsini?" dedi Selin çikolatalara bakarak.
Arın'ın kaşları çatıldı. "Kime aldıysak onlar yiyecek, Selin," dedi. "Benim yiyecek hâlim yok ya."
Selin güldü. "Onu biliyoruz, aptal," dedi. "Bunların hepsini yersem kilo alırım. Ondan bahsediyorum."
"O zaman sen de yerken taksit taksit yersin, Selin," dedi Arın bıkkınlıkla. "Çikolatayı bulmuşsun bir de boş boş konuşuyorsun. Onu bulamayanlar var. Ye gitsin."
Selin burun kıvırdı. "Bunları söylemeden önce sana çikolatalarımı paylaşmayı düşünüyordum. Ama artık o iş biraz zor."
Arın güldü. "Öyle olsun," dedi yarı alayla. "Gider kendime alırım ben."
Selin haylazca sırıttı. "Ben de en iyisi çikolatalarımı kumral çocuklarla paylaşayım. Sen nasıl olsa kendine alacaksın."
Arın'ın yüzü düştü. Selin'e ölümcül bir bakış atmayı da ihmal etmedi.
"Ben onları sana aldım!" dedi öfkeyle. "Git başkalarını doyur diye değil! Bak altını çiziyorum. Sadece sen ye diye!"
Selin gülmemek için kendisini zor tutarken Bora güldü.
"Uğraşma kızla," dedi keyifli bir şekilde Bora. "Ne güzel paylaşmanın iyi bir şey olduğunu bir kez daha bize hatırlatacak işte."
Arın sakinleşmek için derin bir nefes alıp verse de pek bir işe yaramıyor gibiydi.
Selin dudağını ısırdı. "Ne oldu, Arın?" dedi keyifle. "Azıcık beni kıskanmış gibi bir hâlin var sanki."
Arın yutkundu. "Hayır, kıskanmadım," dedi. Fakat yüz ifadesi ve ses tonu hiç de öyle demiyordu.
Selin gözlerini kıstı. Ve, "Emin misin?" diye sordu. "Bence kıskandın."
Arın dudaklarını birbirine bastırdı. "Evet lan!" dedi en sonunda. "Allah kahretsin ki, evet. Kıskandım."
Selin gülümsedi. Yüzündeki zafer gülüşüne baktığımda ben de gülümsemeden edemedim.
Keşke Arın'ın bunu bu kadar kolay kabul ettiği gibi Selin de kabul etseydi.
Arın dirseklerini masanın üzerine koyup Selin'in yüzüne yaklaştı.
Selin gözlerini kırpıştırken benim bakışlarım Bora'yla kesişti.
Onun da gözleri kocaman açılmıştı.
"Ama seni değil," dedi Arın. Yarım ağız gülümsedi. "Çikolataları o it heriflerden kıskandım. Eğer onlar tadına bakarlarsa verdiğim paraya yazık olur."
Ağzım açık kaldı.
Bu da ne demek oluyordu şimdi?!
Arın yavaşça Selin'den uzaklaştı.
O gülerken biz ona alık alık bakmayı sürdürdük.
"Ne demek çikolatayı kıskandım ya?" dedi Selin şaşkınca.
Bora baştan aşağıya Arın'ı süzdü. "Sen şu an bizimle dalga geçiyorsun, değil mi? Sırf Selin'i kıskandığın ortaya çıkmasın diye böyle yapıyorsun."
Arın omuz silkti. "Valla ben bilmem," dedi. "Ama beni asıl anlaması gereken kişi anladı bence."
Bana bakıp göz kırptı.
Sırıttım.
Asıl sorun ne çikolata ne de çikolataya verdiği paraydı.
Hepsini bilerek yapıyordu.
İlk baş ben de şaşırsam da az önceki cümlesinden sonra bunu Selin'i caydırmak için yaptığını anlamıştım.
Selin dudak büzdü. "Gıcıksın, Arın," dedi hayal kırıklığıyla. "Benim yerime çikolatayı tercih edecek kadar gıcıksın hem de!"
Arın güldü.
Selin'in bu hâlinden keyif alıyordu.
"Ee," dedi Arın. "Buna rağmen çikolataları hâlâ o itlere yedirmeyi düşünmüyorsundur umarım."
Selin'in ağzından laf almaya çalıştığı çok belliydi.
Selin ofladı. "Yok," dedi. "Düşünmüyorum merak etme! Hatta şimdi hepsini ben yiyeceğim. Canım çekti."
Bora ve Arın güldü.
Ben ise gülmemek için elimi ağzıma kapattım.
Selin eline ilk gelen çikolatanın ambalajını açıp bir ısırık aldı.
Bakışlarını arada bi' Arın'a değdirmeyi de ihmal etmiyordu.
Çantamın fermuarını açıp çikolata ve sürpriz yumurtaları çantamın küçük gözüne koydum. Ve fermuarı kapattım.
Bu sırada da teneffüsün bittiğini belirten zil çalmıştı.
Bugün kendimi normalden daha yorgun hissediyordum.
Bir an önce eve gidip dinlenmeye ve kafamdaki düşünceleri susturmaya ihtiyacım vardı.
Aras ve Aral hariç herkes sınıfa geldiğinde öğretmen zili çalmış öğretmenin gelmesini bekliyorduk.
Bakışlarım Aral'ın oturduğu sıraya kaydı.
Çantası oradaydı. Fakat kendi yoktu.
Neredeydi bu?
Eve gitmiş olsa bile çantasını alıp gitmesi gerekmiyor muydu?
İç çektim. Ve önüme döndüm.
Umarım iyisindir, Aral.
Umarım hiçbir şeyin yoktur.
Aradan pek bir zaman geçmeden hocamız sınıfa girmişti.
Bizimkilerin ne yaptığını merak ettiğim için arkamı döndüm.
Arın dersi dinlerken sıkılmış gibi duruyordu.
Bora'ysa defterine dersle hiç alakası olmayan resimler çiziyordu.
Bazen gerçekten Bora'nın çizim yeteneğine hayran kalıyordum.
Çok güzel çizimler yapıyordu.
Son olarak bakışlarımı Selin'e çevirdim.
Sanırım hocanın dediklerini anlamaya çalışıyordu.
Tarih dersini pek sevmiyordum.
Bu yüzden pek bir şey anlamıyordum. Yine de çalışarak eksiklerimi tamamlamaya çalışıyordum.
"Hocam," dedi Arın. "Size bir şey sormak istiyorum. Bu konunun sınavda çıkma ihtimali var mı, yoksa biz burada sadece kültürlenmek adına mı acı çekiyoruz?"
Hoca da dahil bütün sınıfın bakışları Arın'a döndü.
"İkisi de," dedi hoca ciddiyetle. "Hem sınavda çıkacak hem de belki bir gün gördüğün kültürü benimsersin diye."
Arın yüzünü buruşturdu. "Hocam, ben gördüğüm kültürü benimserim de," dedi. "Bunun sınavını benimsemem biraz zor."
Hocanın kaşları havalandı. "Merak etme Arın," dedi yarı alayla. "Sen sınavı benimseyemezsen en fazla dersimden kalırsın o kadar. Konuşmana bakılırsa bu da senin için sorun olmamalı."
Hoca tahtaya dönüp ders anlatmaya devam etti.
"Ya sabır," dediğini işittim Arın'ın. "Benim buradaki son senem olmasına rağmen gelmiş hâlâ beni dersten kalmakla tehdit ediyor."
Selin arkasını döndü. "Sen de saçma sapan sorular sorma o zaman, Arın." diye fısıldadı.
Bora sol elini Arın'ın omzuna koyup, "Boşver," dedi onu yatıştırmaya çalışarak. "Bir şey yapacağı yok bunun. Bırakmaz seni merak etme."
Selin omuz silkti. "Eğer tarih dersine çalışırsa, evet. Hoca dersten bırakmaz. Çalışmazsan da senin sonun şimdiden belli oldu zaten."
"Aman," dedi Arın bezmiş bir şekilde. "Halledilir bir şekilde."
Selin başını iki yana sallayarak önüne döndü.
Ben de dönmeden önce, "Ben sana güveniyorum," dedim Arın'a. "Yaparsın sen."
Bana her zaman yaptığı gibi ben de onu taklit ederek göz kırptım.
Güldü.
Yüzüme gülümseme takındım. Ve önüme döndüm.
Sıkıcı dakikaların çoğunu atlatmıştık.
Eve gitmeme çok az kalmıştı!
Beş, on dakika içerisinde dersimiz bitecekti.
Sınıf yavaştan toplanmaya başlayınca ben de hareketlendim.
Zaten Arın ve Bora toplanmaya dünden razıydı.
Bu yüzden en önce toplananlar da onlar olmuştu.
Hoca ders anlatmayı bırakır bırakmaz hemen ardından zil çaldı.
"Sonunda bugün de bitti!" diye sevindi Arın. "Tatile kaldı üç gün."
Selin kaşlarını çattı. "Sen hâlâ liseye ilk başladığımız zamanki gibi hafta sonuna gün mü sayıyorsun?"
"Evet," dedi Arın anında. "Lisenin son senesi diye bu asırlardır yapılan adeti bırakayım mı yani?"
Bora ayağa kalktı. Ve çantasını sırtına aldı. "Yani şimdi," dedi. "Bu adet bende de devam ediyor. Ben de aynı Arın gibi günleri sayıyorum. Ve bana göre bunda bir sorun yok."
Arın da Bora gibi ayağa kalktı.
Bunun üzerine ben ve Selin de ayaklandık.
Herkes sınıftan çıkarken benim bakışlarım yine Aral'ın sırasında geziniyordu.
Acaba çantasını yanıma alsa mıydım?
Kendisi almaya gelmemişti. Ve yarına kadar da burada kalmasını istemiyordum.
Selingil kapıya doğru ilerlerken ben hızlı adımlarla Aral'ın sırasına gittim.
Çantasını elime aldım. Çok hafifti.
En azından taşımam kolay olacaktı.
Kendi çantam sırtımdayken onunkinin sapından tutup Selingilin arkasından ilerledim.
Bence çantanın benimle olması sınıfta kalmasından daha iyi bir seçenekti.
Okuldan çıktığımızda Boragil bizimle vedalaştıktan sonra Arın için gönderilen arabaya binip gittiler.
Bunun üzerine şimdi ben de Selin'le vedalaşıp eve gidecektim.
"Eve gidince haberleşelim," dedi Selin. "Seninle konuşmam gereken bazı konular var. Burada bir türlü müsait olamadığımız için söyleyemedim."
Başımı salladım. "Tamam," dedim. "Akşam yemeği yer yemez sana yazarım."
Gülümsedi. "Kendine dikkat et, derdimin çiçeği," dedi.
Ben de gülümsedim.
Bana taktığı bu yeni lakabı sevmiştim.
Zaten o bana hangi şekilde seslense benim hoşuma giderdi.
"Sen de dikkat et," dedim içtenlikle. "Güneşim."
Taktığım lakap onunki kadar hoş durmasa da en azından parıl parıl parlayan sarı saçlarına uyuyordu.
Hem ışığıyla beni aydınlatması da farklı bir benzerliğiydi.
"Bak bu hoşuma gitti," dedi memnuniyetle. "Bundan sonra kendime bu lakaptan başka hiçbir şeyi yakıştırmam ben. Sen koydun nasıl olsa."
Onu memnun etmiş olmanın sevinciyle gülüşüm büyüdü.
"Sen yeter ki iste," dedim. "Ben daha güzel lakaplar da bulurum sana."
"Olur!" dedi heyecanla. Ve arkasını dönmeden önce bana el salladı.
Ben de aynı şekilde karşılık verip eve gitmek için yola koyuldum.
Bakışlarım bir yolda bir de Aral'ın çantasında dolaştı.
Sanki her şey durduk yere bana onu hatırlatıyordu.
İç çektim. Ve hiçbir şey düşünmemeye çalışarak yola devam ettim.
En azından yarına kadar hiçbir şeyi çözmek zorunda olmadığımı bilmek beni bir nebze de olsa rahatlatmaya yetmişti.
Bölüm etkileşimi
