4. Bölüm: Kıvılcım

Vaveyla Yazarı: zehra wawes

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4. Bölüm: Kıvılcım

Bakışlarım Aras'a döndü. Az önce dudaklarından dökülen o cümleler, öfkeyle inip kalkan göğsü ve bana olan yoğun, duygu dolu bakışları...

Onun beni kıskanma ihtimali beni rahatsız etti.

Nedensizce içime huzursuzluk çökmüştü.

Aras... bu hayatta gördüğüm en şımarık ve kendini beğenmiş insandı.

Kendini sınıftaki herkesten üstün görüyordu. Ve açıkçası bu benim hiç hoşuma gitmiyordu.

Kimseye eşit davranmayan, onlara aşağılayıcı davranışlarda bulunan bir insanı nasıl kabul edebilirdim?

Yine de hemen böyle büyük bir düşünceye kapılma, Duru!

Aras belki de düşündüğüm gibi beni sevmiyordu.

Sonuçta onun herkesi elde etme gibi bir huyu vardı.

Belki de sadece benimle oyun oynuyordu.

"Ne saçmalıyorsun, Aras?" diye sordum. Şaşkınlığım hâlâ belli bir şekilde sesime yansıyordu. "Sana ne benim yanımda kimleri bulundurduğumdan?"

Derin bir nefes alıp verdi. Bana doğru birkaç adım attığında istemsizce kendimi geriye çektim.

Yüzüme doğru eğildi. Bakışlarım korkuyla etrafta gezindi.

Aral'la yaşadığım şeyden sonra bir de Aras'la aynı şekilde yanlış anlaşılmak istemiyordum.

Kendimi çekebildiğim kadar geriye çektim.

"Yanlış anlaşılabiliriz," dedim ciddiyetle.

Yarım ağız güldü. "Anlaşılalım o zaman, Duru."

Bu durum beni ne kadar rahatsız ediyorsa onu bir o kadar memnun ediyordu.

Gözlerim kocaman açıldı. Benimle dalga geçiyor olmalıydı.

"Benimle alay etmeyi bırak ve neyi ima etmeye çalıştığını söyle," dedim. "Zamanımı boşa harcıyorsun."

Neredeyse teneffüs bitecekti. Fakat ben hâlâ Aras'ın salaklıklarını dinliyordum.

Yemek bile yememiştim daha!

Açtım, aç! Azıcık insaf etse ne olurdu yani?

"Tek sorun harcadığın zaman mı yani?" diye sordu. Ellerini ceplerine yerleştirdi. "Eğer öyleyse senin için teneffüsün dakikasını uzatabilirim."

Kaşlarım çatılabildiği kadar çatıldı.

Şok üstüne şok geçiyordum.

Eğer Aras'ın gerçekçi bakışları üzerimde olmasaydı hayal gördüğümü düşünürdüm.

"Senin yardımına ihtiyacım yok benim," dedim. "İstediğin kadar teneffüsü uzat ya da kısalt. Yine de seninle birlikte geçirdiğim bir saniye bile boşa zaman kaybı demek benim için."

Sert konuştuğumun farkındaydım. Fakat Aras sadece bu şekilde anlıyordu. Aksi bir şekilde yumuşak bir dil kullanarak ona bir şey ifade etmek imkânsızdı.

Dokuzuncu sınıftan beri aynı sınıfta olduğumuz için onu çok iyi tanıyordum.

Bence asıl mevzu ben değildim.

Yanında sadece kendi gibilerini dolandırmayı tercih ederdi o.

Benim gibi ona ters düşen insanları ne yapacaktı ki?

"Tabii ya," dedi alayla. "Aral denen o çocuk varken neden benden bir şey isteyeceksin ki? Bu sabah da yaptığın gibi onun arkasına sığınıp seni korumasını beklersin olur biter."

Yutkundum.

Büyük ihtimalle sınıftaki bütün konuşmalar ve yaşanılanlar kulağına gitmişti.

Tabii ki de giderdi.

Okul müdürünün oğlunun kulağına gitmesinde kimin kulağına gitsin bu olanlar?

Benim mi?!

Yine de benim bununla ilgili bir sorunum olmamalıydı. Çünkü Aras benim hayatıma ve yaptıklarıma karışacak bir konumda değildi.

Onun bile sabah yaşanan şeyleri umursamaması gerekiyordu.

Ben onu hiçbir şekilde ilgilendirmemeliydim.

"Evet," dedim onu onaylayarak. "Gerekirse yine ondan isterim. Sen de buna hiçbir şekilde karışamazsın, Aras."

Elleri yumruk hâlini aldı.

Neden sinirlendiğini hiç anlamıyordum.

Bir anda neden bana karşı böyle davranmaya başlamıştı?

"Onun özelliğine ne peki?" diye sordu. "Benden farkı ne, Duru? O daha iki gündür bu okulda. Bense neredeyse dört yıldır senin hayatındayım. Neden onun gibi bir yabancıya güvenmek gibi bir hataya düşüyorsun?"

Dudaklarım aralandı.

Bilmiyordum. Aral'ın ne farkı vardı da ona güvendim. Hiç bilmiyordum hem de.

Tek bildiğim Aras'ın dört yıldır beni rahatsız eden bakışları ve tavırlarının hiçbirini Aral'la geçirdiğim bu iki günde hiç hissetmemiş olmamdı.

"Senin yabancıdan ne farkın var benim için?" diye sordum. "Belki dediğin gibi dört yıldır tanıyor olabilirim seni. Fakat biz hiçbir şekilde seninle samimi olmadık, Aras. Aramızda nasıl bir bağın olmasını istiyorsun bu hâlde hiç bilmiyorum ama bizim aramızda hiçbir şey olmadı. Asla olamaz da. Bu bir gerçek."

Ellerini ceplerinden çıkardı. "Eğer ben istersem gerçekler bile değişir, Duru." dedi kendinden emin bir şekilde. "Ben Aras Çelik'im. Ve beni bu zamana kadar hiçbir şeyin durdurmadığı gibi gerçekler de durduramayacak. Sana şu an burada söz veriyorum bunu ilerleyen zamanlarda daha iyi anlayacaksın."

Birkaç saniye öylece gözlerime baktıktan sonra benim bir şey dememi beklemeden yanımdan çekip gitti.

Bense arkasından alık alık bakakalmıştım.

Ukala herif!

Ne zannediyordu kendini? Gerçekten hiç anlamıyordum.

Bazı insanlar resmen onlardan nefret edelim diye yaratılmış olmalıydı.

Nefesimi verdim. Ve öfkemi bastırdım. Sonraysa elimdeki malzemelerle arka bahçeye doğru ilerledim.

Onun yüzünden tostlar da soğumuştu!

Arka bahçeye gittiğimde bakışlarım etrafta gezindi.

Çok geçmeden Bora, Arın ve Selin'i bulabilmiştim.

Arın ve Selin bankta oturmuş konuşurken Bora onlardan biraz daha uzakta oturuyordu.

Sanırım ikisi yalnız konuşmak istemişti.

Koşar adım Bora'nın yanına ilerlemeye başladım.

Sanki benim geldiğimi anlamış gibi bakışları yerden benim bulunduğum tarafa döndü.

Yanına vardığımda hızlıca tost ve ayranı ona uzatıp yanına oturdum.
Güldü. "Ne kadar da hızlısın," dedi yarı alayla. "Kantin sırası mı çoktu yoksa?"

Başımı iki yana salladım.

Bir tane ukala herifle uğraşmak zorunda kaldım!

"Keşke öyle olsaydı," dedim bıkkınlıkla. Kaşlarını çattı. Keyfimin yerinde olmadığını hemen anlamıştı.

"Bir şey mi oldu, Duru?"

Yine başımı salladım. Elimdeki ayranı yere koyarken elimde kalan parayı da hızlıca Bora'ya geri uzattım.

Çatılan kaşları daha çok çatıldı. "Bana sakın 'kendi paramla ödedim' deme."

"Hayır!" dedim hemen. "Ne sen ödedin ne de ben... yani kısacası ikimizin parası da cebimizde kaldı."

Bana söylediklerimi anlamadığını belli edercesine bir bakış attı. Elimde duran parayı uzanıp aldı ve cebine koydu.

"Sonuç?" dedi kısaca.

"Sonuç..." dedim ben de onun gibi. "İkimizin yemeğinin parasını da Aras ödedi."

Gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Yalan," dedi hemen. "Sen ödedin ve ben kızmayayım diye bana yalan söylüyorsun, değil mi?"

"Cıks," dedim. "Gerçek."

Elimdeki tosttan bir ısırık aldım. Bora hâlâ beni izliyordu.

"O zengin herif?" dedi emin olmak için.

"Ta kendisi." dedim.

"Onun bu zamana kadar kime iyiliği dokunmuş da şimdi gelmiş bize iyilik yapıyor, lan?"

Ne diyebilirdim ki?

Haklıydı.

"Duru," dedi. "Bunun başka bir çıkarı var. Dikkatli ol ve onu kendinden olabildiğince uzak tutmaya çalış."

Yavaşça başımı salladım.

Konuştuğumuz şeyleri Bora'ya anlatsam kim bilir neler olurdu.

Aslında anlatmak da istiyordum. Fakat tam anlamıyla emin de değildim.

Her şeye rağmen onların da bunları bilmeye hakkı vardı.

Tam konuşmak için dudaklarımı araladığımda Arın'ın sesi aramıza girdi.

"İlk ısırık benden!" dedi ve Bora'nın elindeki tostu hızlıca alıp koca bir ısırık aldı.

"Lan!" diye bağırdı Bora. "Benim yemeğim o, gerizekalı."

Arın ağzındaki lokmayı çiğnerken, "Biliyorum," dedi düz bir şekilde.

Güldüm.

Bora elleriyle yüzünü sıvazladı. "Arın," dedi en sakin hâliyle. Fakat duruşundan hiç de sakinmiş gibi durmuyordu. "Şu tostu artık bana verir misin, kardeşim?"

"Aman," dedi Arın. Ve tostu Bora'ya uzattı. "Sen de ne aç gözlü bir şey çıktın. Alt tarafı bir ısırık aldım."

"Açım," dedi Bora. "Ben aç kalamıyorum bilmiyor musun? Hem sen isteseydin sana da yaptırırdım, Arın. Ne aç gözlülüğünden bahsediyorsun?"

Onlar tartışırken benim bakışlarım ayakta duran Selin'e döndü.

"Gel otur," dedim elimle yanımı göstererek. "Ayakta durma."

Gülümseyerek yanıma oturdu.

Tostumu ona uzattım. "Sen de Arın gibi bir ısırık al," dedim.

İtiraz etmeden dediğimi yaptı. Normalde okulda yemek yediğini pek görmezdim. Fakat konu bensem istediğimi genelde yapıyordu.

Arın Bora'nın yanına oturduğunda, "Ne oldu biliyor musun?" dedim Selin'e. "Bu aldığım yemeklerin parasını Aras ödedi. Kulağa gerçekten çok tuhaf geliyor."

Tosttan ısırık aldım. Ardından da ayranımı çalkaladım.

"Yok daha neler..." dedi hemen. "Benim kulaklarım neler duyuyor öyle? Sen ciddi misin?!"

"Hiç olmadığım kadar hem de!" dedim ağzımdaki lokmayı yuttuktan sonra.

Selin elimdeki ayranı alıp ağzını açtı. Ve içmem için bana uzattı.

"Neye hiç olmadığın kadar?" diye sordu Arın. "Ben yine bir şey mi kaçırdım yoksa?"

"Ben anlatırım," dedi Bora. "Başkası anlatınca anlamıyor nasıl olsa."

Arın baygın bakışlarını Bora'ya çevirdi. "Ne demezsin," dedi düz bir sesle. "Eğer sen olmasaydın ben bu hayatta hiçbir şeyi anlamazdım, Bora. Gerçekten sana çok minnettarım."

Selin de ben de güldük.

Bora Arın'a göz devirdi. "Sus yoksa yemin ederim anlatmam."

"Ya sabır..." dedi Arın en sonunda. "Selin de sen de beni delirtmek için anlaşma mı yaptınız, lan? İkiniz de dünden beri tehdit ediyorsunuz beni farkında mısınız?"

"Seni delirtmek için anlaşma yapmamıza gerek yok ki," dedi Selin. "Sen zaten kendiliğinden delisin, Arın."

"Ayıp oluyor ama," dedi alınmış gibi yaparak. "Deliysem ne diye yanınızda gezdiriyorsunuz o zaman? Demek ki sizde de delilik var ki benim gibi birisi kabul ediyorsunuz."

"Cıks," diye itiraz etti Bora. "Ben gayet aklı başında bir bireyim."

"Ben de," dedi Selin. "Seni sadece eğlenelim diye yanımızda tutuyoruz. Yoksa seninle bir işimiz olamaz."

Arın bir Bora'ya bir de Selin'e baktı.

İkisinin de ciddi olduğunu anladığında ellerini göğsünde bağlayıp küsmüş gibi davrandı.

Aslında Bora ve Selin'in ona oyun oynadığı çok belli oluyordu.

Gülmemek için kendini zor tuttum.

Bora'nın eğlendiğini gösteren yüz ifadesi Arın'a döndü. "Gerçekten küçük bir çocuk gibi bize küstün mü, lan? Bir de ellerini göğsünde bağlamış. Allah'ım sen sabır ver."

Selin kendini daha fazla tutamayıp güldü. "Birileri büyümeyi hiç düşünmüyor sanırım."

"Oğlum saçmalama ya," dedi Bora Arın hiçbir tepki vermeyince. "Azıcık eğlenelim diye yaptık."

"Arın," dedi Selin de yumuşak bir sesle. "Sen bizim arkadaş grubumuzun olmazsa olmazısın. Aksini hiçbir şekilde düşünme bile. Senin de bildiğin gibi biz sana çok değer veriyoruz."

Arın yarım ağız güldü. "Sonunda kendi ağzınla itiraf ettin." dedi keyifle.

"Neyi?" diye geveledi Selin.

"Grubun vazgeçilmezi olduğumu," dedi Arın. "Benimle ne kadar ters düşsen bile yine de bensiz yapamıyorsun öyle mi?"

"Hayır bir kere!" diye itiraz etti Selin hemen. "Boşuna sevinme. Yok öyle bir şey."

"Tabii canım, tabii," dedi Arın alayla. "Ben yanlış anlamışımdır kesin."

"Arın!" diye bağırdı Selin. Okul bahçesindeki bazı öğrencilerin bakışları bize döndü.

"Selin," dedim sessizce. "Bize bakıyorlar azıcık sessiz olun. Bugün yeterince gözleri üzerime çektim. Daha fazlasına hiç gerek yok."

Bakışları bahçede dolandı. "Kusura bakma," dedi hemen. "Hepsi Arın yüzünden."

"Valla bir suçum yok ya!" dedi Arın. "Asıl bütün suç senin şu agresif arkadaşında. Ne dediği belli ne de yaptığı."

"Ben agresif değilim," dedi Selin inatla. "Sen önce kendine bak sonra gel beni yargıla."

Arın, Selin'in dediğini yaparak göz ucuyla kendine baktı. "Baktım," dedi ardından. "Valla bir sorun görünmüyor." Bakışları Selin'i buldu. "Demek ki neymiş sorun gerçekten de sendeymiş."

Selin dişlerini sıkarak, "Buraya gelip seninle konuşan da kabahat," dedi. Hırsla ayağa kalktı. Bakışları üçümüzün de üzerinde gezindi. "Gidiyorum ben ne hâliniz varsa görün."

Arkasını dönüp okulun arka kapısına doğru ilerlerken Arın hafifçe gülümseyerek Selin'i izlemeyi sürdürdü.

Bora'nın bakışları ilk önce Selin'e sonraysa Arın'a döndü.

"İki dakika rahat duramıyorsun, değil mi?"

"Cıks," dedi hemen. Keyfi yerindeydi. "Onu kızdırmak hoşuma gidiyor."

Göz devirdim.

Arın ve dürüstlüğü bizi deli ediyordu.

"Biliyoruz," dedi Bora imayla. "Bilmez miyiz hiç?"

Arın'ın bakışları Bora'ya döndü. "Yeri gelince sen de bulaşıyorsun ama Selin'e. Ben bulaşınca neden tepki veriyorsun ki? Kendine de tepki ver o zaman."

"Oğlum, ben bulaşınca fazla uzatmadan kısadan kesip atıyorum," dedi Bora. "Sen iyice kızdırmadan bırakmıyorsun ki kızı."

Arın derin bir nefes alıp verdi. "Ben ağzımı açsam batıyor ona zaten," dedi. Sesi hafif boğuktu. "İlla kestirip atmama gerek yok."

Bora da ben de bir şey demedik.

Bir süre aramızda sessizlik oluştu. Bu arada ben de yemeğimi bitirebilmiştim.

"Birazdan zil çalacak," dedi Arın aramızdaki sessizliği bozmak için.

"Nereden anladın?" diye sordu Bora da.

"Söyleyemem," dedi Arın. "Sır."

"Tövbe yarabbim!" diye çıkıştı Bora. "Sır diyor bir de."

Arın bir şey diyecek gibi olduğunda zilin sesi bütün bahçeyi doldurdu.

"Biliyordum!" dedi sevinçle. "Bakın gördünüz mü dediğim gibi oldu."

Bora kaşlarını çattı. "Nasıl lan..." dedi şaşkınlıkla. Bakışları bana döndü.

Bir fikrimin olmadığını belli edercesine dudak büzdüm.

Arın hepimizden önce ayağa kalktı. "Yalnız fark ettiniz mi bilmem ama bu teneffüs biraz uzundu," dedi. Bir süre duraksadı. "Yani... en azından bana öyle geliyor."

Bora da ayağa kalkmayı tercih etti. "Bak buna katılıyorum," dedi. Ve elindeki çöpleri biraz uzağımızda duran çöp kutusuna attı. "Bana da öyle geldi. Nedense normalden daha uzun süre geçti gibi."

Ben de aynı onlar gibi yavaşça ayağa kalktım.

Bana da öyle gelmişti.

Yoksa...

Aras gerçekten de bana söylediği gibi yapıp teneffüsü uzatmış mıydı?

Benim için bunu yapar mıydı?

Okulumuzun müdürü oğlunu çok seviyor, her istediğini yerine getiriyordu.

Bunu yapmak onun için zor olmamalıydı.

Aslında bu ne kadar doğruydu onu bile bilmiyordum.

Ben bugün geç kaldım diye bana kızıyorlardı. Fakat Aras'a kimse böyle bir şey yaptırdığı için kızmıyordu.

En azından ben öyle biliyordum.

Her şeye rağmen ben Aras'a böyle bir şey yapmaması gerektiğini belli etmiştim.

Büyük ihtimalle inadıma gidip beni sinirlendirmek için yapıyordu bunları.

Başka nasıl bir açıklaması olabilirdi?

"Duru!" diye bağırdı Arın. Sesiyle düşüncelerimden ayrıldım.

"Efendim?" dedim anında.

"Kız kaç dakikadır sana sesleniyorum," dedi. "Sen daha yeni mi duydun beni?"

"Kusura bakma," dedim. "Düşüncelere dalmışım."

Ben de Bora gibi elimdeki çöpleri kutuya attım.

"Yoksa sabah olanları mı düşünüyorsun?" diye sordu Bora üçümüz de okul binasına doğru yürümeye başlarken.

"Biraz..." dedim. Asıl düşündüğüm şey Aras'ın ta kendisiydi.

Eliyle sırtımı sıvazladı. "Dert etme," dedi. "Bizim sınıf iki üç güne kadar bu olayı unutur bile."

"Evet," diye onayladı Arın da onu. "Nasıl olsa bizim sınıfta her gün farklı bir olay çıkıyor."

Gülümsedim.

Muhteşem ikilinin içimi rahatlatmak için verdiği çabalar beni biraz da olsa rahatlattı.

Onlara sahip olduğum için çok şanslıydım. Ve bunu söylemekten asla vazgeçmeyecektim.

Üçümüz de çok geçmeden sınıfa vardık.

Yerlerimize oturduğumuzda bakışlarım ilk olarak Selin'e döndü.

Yüzündeki tebessümle kitap okuyordu.

"Ne okuyorsun?" diye sordum.

Bakışları bana döndü. "Ay!" dedi heyecanlı bir şekilde. "Konusunu anlatayım mı?"

Gülümsedim. "Anlat!" dedim onun gibi heyecanlı olmaya çalışarak.

Hevesini kırmamak için elimden geleni yapacaktım.

Hem o anlattığı sürece her şeyi dinlerdim. Bunu kendisinin de iyi bilmesi gerekiyordu.

"Şimdi," dedi aynı heyecanla. "Bir tane başrol kızımız var. Her kurguda olduğu gibi. İşte... bu kız bir krallığın prensesi. Fakat bir de üvey kardeşi var. Babasının ikinci karısından. Bu üvey kardeş başrol kızımızı hiç sevmediği için onu krallıktan sürmeye çalışıyor. Bu istediğini gerçekleştirmek için de bir gün çok önemli bir kraliyet adamını öldürüyor. Ve bu suçu kardeşinin üzerine atıyor..."

Derin bir nefes alıp verdi.

"Sonra... tabii ki kral ilk kızına inanmak yerine üvey kardeşe inandığı için başrol kızımız krallıktan sürgün ediliyor. Bunun üzerine ormanda yürürken karşısına tam tabirle beyaz atlı prensi çıkıyor," Gülümsedi. "Ne kadar da güzel değil mi ama? Benim hep hayallerimin arasında mesela."

Onu onaylarcasına başını salladım.

O ise devam etmeyi tercih etti.

"Bu prensle biraz konuştuktan ve kız her şeyi anlattıktan sonra prens, 'üvey kardeşinden intikam almak için benimle evlenir misin?' diye soruyor. Kızda birkaç şart belirterek prensle evlenmeyi kabul ediyor," dedi. "Kısacası hikayenin temeli böyle."

Gerçekten etkileyici bir hikayeye benziyordu.

"Çok güzelmiş," dedim en dürüst hâlimle.

"Ayy!" dedi. "Biliyorum. Ben de çok sevdim. En çok da beyaz atlı prens dedikleri o adam... çok yakışıklı!"

"Birisi az önce benden mi bahsetti?" diyerek bir anda aramıza girdi Arın.

Selin baygın bakışlarını onun üzerine dikti. "Sen beyaz atlı prens değilsin."

"Olabilir," dedi Arın. "Bu olamayacağım anlamına gelmiyor ki."

"Hayır," dedi Selin öfkeyle. "Tam olarak o anlama geliyor."

"Neden ya?!" diye çıkıştı Arın bunun üzerine.

"Çünkü," dedi Selin. "Sen anca bu hikayede olsa olsa hiçbir şeyi tek başına halledemeyip başkalarının başına dert açan o yan karakter olursun da ondan."

"Ayıp," dedi Arın huysuz bir şekilde. "Öyle pat diye yüzüme söylenir mi bunlar?"

"Bence doğruları söylemek ayıp olmamalı." dedi Selin de onu daha çok sinir etmek için.

"Peki bu..." dedi Arın baş parmağıyla Bora'yı gösterirken. "Bu hikayede hangi karakter olurdu?"

"O..." dedi Selin. Eğlenceli bir ses tonu vardı. "Beyaz atlı prens olurdu."

Arın duyduğu şeye inanamıyormuş gibi davranarak gözlerini kocaman açıp Selin'e bakakaldı.

"Bu ve beyaz atlı prens," dedi Arın şoklar içerisinde. "Lan bu kim beyaz atlı prens olmak kim? Alakası dahi yok bunun prenslerle. Ben bile ondan daha iyi bir seçeneğim farkında mısın?"

Bora Arın'a göz devirdi. "Kes sesini," dedi ciddi olmayan bir tavırla. "Selin ne derse o. Nasıl olsa kitabı okuyan da o. Sen hiç kitap okudun mu da biliyorsun kendinin prenslere benzediğini?"

"Haklı," dedi Selin hemen. "Sen hiç kitap okumuyorsun ki."

Arın bir süre duraksadı.

Nasıl olsa Bora ve Selin'in haklı olduğunu iyi biliyordu.

Ben onu tanıdığımdan beri eline ne bir kitap almıştı ne de okumaya yeltenmişti.

Ama o bizi şaşırtarak, "Okurum," dedi bir anda. "Ne var ki bunda?"

Gözlerim kocaman açıldı.

Kulaklarım doğru mu duyuyordu benim?

Arın Sönmez kitap mı okuyacaktı?

Bu hiç onluk bir hareket değildi.

Bora'nın kaşları havalandı. "Yemin et," dedi.

Dirseğimi sıraya koydum. Ve elimi de yüzüme yasladım.

Bu konuşma gittikçe güzelleşiyordu.

"Yemin," dedi Arın hiç düşünmeden. "Okuyacağım."

"O zaman," dedi Selin bunun üzerine. "Sana bir tane kitap ismi vereceğim. Sen de o kitabı alıp bu ayın sonuna kadar okuyacaksın. En sonunda da bize konusunu ve içindeki geçen olayları anlatacaksın."

"Güzel fikir," dedi Bora. Ardından Arın'a döndü. "Bakalım nereye kadar dayanabileceksin, Arın Sönmez."

Arın Bora'nın sözleri üzerine ona kendinden emin olduğunu gösteren bir bakış attı. "Sonuna kadar tabii ki," dedi. "Sence dayanmaktan başka bir ihtimalim var mı?"

Bora düz bir sesle, "Var," dedi hemen. "Dayanamama ihtimalin."

Güldüm.

Arın'ın bakışları anında beni buldu. "Duru," dedi uyarır gibi. "Lütfen. Sen bari yapma. Şu an benim en büyük destekçim olman gerekiyor. Bunu biliyorsun."

Elimle ağzımı kapattım. "Kusura bakma," dedim. "İstemeden oldu."

Aslında biraz da isteyerek olmuş olabilirdi.

Ne yapabilirdim ki?!

Komik bir arkadaş grubum vardı. Doğal olarak gün içinde onlarlayken gülmeden yapamıyordum.

"Yalnız hoca gelmedi," dedi Selin. Bakışları sınıfın kapalı olan kapısında oyalandı.

"Gelmesin," dedi Arın da umursamaz bir şekilde. "Derse gelip bizim kafamızı şişireceğine gitsin evinde kedileriyle otursun daha iyi."

"Sonra da kalkıp neden ingilizce dersinden düşük aldım diye yakınma o zaman, Arın." dedi Selin. "Yemin ederim bu sözleri afiyetle yediririm sana."

Arın bir elini yüzüne yaklaştırıp Selin'i görüş alanından çıkarttı.

Selin'in bu konuda hem haklı olduğunu hem de doğruyu söylediğini bildiği için aklı sıra ondan ve söylediklerinden kaçmaya çalışıyordu.

Bakışlarım sınıfta gezinmeye başladı. Çok geçmeden Aral'ın bana olan bakışları yüzünden duraksadım.

Bana baktığını hiç fark etmemiştim.

Bakışlarımız birkaç saniyeliğine birbirine denk düştü. Fakat sonrasında Aral, onun bakışlarını fark etmemden rahatsız olmuş olacak ki bakışlarını anında kaçırdı.

Ne yapacağımı bilemeden ben de onun gibi gözlerimi kaçırdım.

Neden böyle yapıyordu ki?

Neden benden kaçıyormuş gibi hissediyordum?

Bu sabah olan olaylardan dolayıydı belki de.

Aptal, Duru!

Tabii ki de kaçardı senden. Boşu boşuna çocuğu zor durumda bırakmıştım.

Benim gibi sakar ve belalı bir kıza kim yaklaşmak isterdi?

Kimse...

Bu kadar düşüncem arasında sınıfın kapısından gelen sesle düşüncelerimden sıyrılıp bakışlarımı kapıya çevirdim.

"Ne oluyor lan?" dedi Arın.

Kapı sonuna kadar açıldığında görüş alanıma ilk giren kişi Aras oldu.

Kaşlarımı çattım.

"Sence?" dedi Selin de kapıdaki Aras'a bakıp.

Bora yüzünü buruşturdu. "Bir de yandaşlarını alıp gelmiş." dedi.

"Kardeşim," dedi Arın Bora'nın omzuna elini koyarak. "Bilmiyor musun Aras'ın tek başına bir şeyi beceremediğini? Yaşı bizimle aynı olabilir. Fakat aklı henüz bizden çok geri de."

Selin elini ağzına koyup güldü.

"Arada da olsa çok haklı konuştuğunu biliyorsun, değil mi?" dedi Bora Keyifle.

"Oğlum ben hep haklı konuşurum," diye karşılık verdi Arın. "Siz bunu kabul etmiyorsanız eğer ben ne yapabilirim?"

"Kimse hiçbir şekilde bana bunu kabul ettiremez," dedi Selin dürüst bir şekilde. "Hayatta olmaz. İmkânı dahi yok yani."

"Ben biraz da olsa Arın'a hak veriyorum," dedim. "Sonuçta dürüst ve bu bana yetiyor."

Aras dikkatleri iyice üzerine çekmek için "Ben geldim!" diye bağırdı.

Bunun üzerine konuşmamız da onun yüzünden yarım kalmıştı.

"Özlediniz mi bakalım Aras'ınızı?"

"Hayır," dedi Arın hemen. Sınıf sessiz ve sakin olduğu için sesi sınıfta yankılandı.

Aras yüzünü buruşturdu. "Senin beni özlemeni beklemiyorum, sarı," dedi. Bakışları bana döndü. "Özlemesini istediğim başka kişiler var zaten. Senin gibilere gerek yok."

"Git bu soruyu seni özlemesini istediğin kişilere sor o zaman," dedi Arın öfkeyle. "Gelip burada saçmalıklarınla kafamı şişirme."

"Sen de benim gibisin aslında," dedi tek kaşını havaya kaldırıp. "Zengin ailenin tek çocuğu ve babasının çok sevdiği biricik oğlu..."

Arın'ın yüzü asıldı.

Bilerek onu acısından vuruyordu.

Sanırım babasıyla arasının kötü olduğunu bizden daha önce öğrenmişti.

Bora'nın bakışları anında Arın'a döndü. Onun üzüntüsünün farkına vardığında eli yumruk hâlini aldı.

"Kimse bu zamana kadar sana boş konuştuğunu söylemedi mi hiç?" dedi Bora.

Aras güldü. "İnan bana laflarım boş olduğu kadar gerçekleri de içeriyor."

"Emin misin?" diye sordu Bora da.

Aras'ın kaşları çatıldı. "Şu an bundan neden tereddüt ettiğini açıklamaya ne dersin?"

"Dedin ya," dedi Bora. "Arın aynı benim gibi diye. İnan bana hiç alakanız dahi yok. Sen küstah, kendini beğenmiş ve herkesi kendinden üstün gören o aptal çocuksun. Fakat Arın senin tam tersin. Her zaman da öyle olacak."

Aras dudağını büktüğünde Selin, "Yani kısacası Arın'ın senin gibi zengin olması onu sana benzetmiyor. Anladın mı?" dedi ve yapmacık bir şekilde gülümsedi. "Umarım anlatabilmişizdir."

"Cıks," dedi Arın anında. "Bakışlarını hiç beğenmedim. Bizi anlamış gibi durmuyor."

Arın'a bakıp gülümsedim.

Ne olursa olsun acısını belli etmemeye çalışarak Aras'ı sinir etmeyi başarıyordu.

Yine de içinde büyük bir fırtına kopuyordu.

Hissedebiliyordum.

Aras öfkeyle gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Bu arada da bütün sınıf birbiriyle bir şeyler fısıldaşıyordu.

"Sizinle daha fazla konuşup sinirimi bozmanıza izin vermeyeceğim," dedi Aras sakin olmaya çalışarak. Bakışları sınıftaki öğrencilerde gezindi. "Ben buraya eğlenmeye geldim nasıl olsa, değil mi?"

Sınıftaki birkaç kişi onu onayladı.

Çoğu kişi onu sevmelerinden çok korktukları için yanındaymış gibi davranıyordu.

Bundan emindim.

"Bu arada..." dedi Aras. Bakışları arkasında duran arkadaşlarına kaydı. "Bana sabah anlattığınız şu yeni çocukla ben de tanışmak istiyorum. Bir merhaba diyelim de arkadaşımıza ayıp olmasın."

Bakışları kısa sürede Aral'ı buldu. "Sınıfıma hoş geldin..." dedi ve gözlerini kıstı. "Aral Soyer."

Aral'a baktım. Hiçbir şekilde Aras'a cevap verme niyeti yoktu.

Bir süre sınıfta büyük bir sessizlik oluştu.

Sınıftakilerin bakışları Aral ve Aras arasında gidip geliyordu.

"Peki..." dedi Aras, Aral duruşunu hiç bozmayınca. "Şu an bize bir 'hoş bulduk' demekten acizsin. Fakat... sabah öğretmenine gelince bülbül gibi şakımayı biliyordun öyle mi Aralcık?"

Sınıfın bir kısmı Aras'ın cümlelerine gülmeyi tercih etse de ben yüzümü buruşturmaktan başka bir şey yapmadım.

Bugün Aras'tan hiç olmadığım kadar nefret ediyordum.

Her sene daha çok çirkinleşiyordu.

"İşime öyle geliyordu ben de öyle yaptım," dedi Aral soğuk bir sesle. "Nasıl hareket edeceğimi sana mı soracağım?"

"Bak sen," dedi Aras. Bakışları arkadaşlarına döndü. "Demek yeni çocuğun canı kahramancılık oynamak istiyormuş beyler."

Arkadaşları alayla gülerken Aras, yüzündeki sinir bozucu gülümsemesiyle tekrar Aral'a döndü.

"Bundan sonra illa oyun oynayacağım dersen bence kendine kurtaracak başka bir partner bul." dedi yüzsüz gibi. Sesinde tehditkâr bir hava vardı.

Dudaklarım aralandı.

Aras'ın ağzından çıkan her kelime beni daha çok şaşırtıyordu.

Şu an burada olanlara inanamıyordum.

Selin'in ve Bora'nın bakışları bana döndü. Fakat ben öylece Aras'a bakmaya devam ettim.

Hareketleriyle aklıma kötü şeyler getiriyordu.

"Bulmazsam?" diye diretti Aral.

Aras ileriye doğru birkaç adım attı. "İşte o zaman kimse seni benim elimden alamaz. Önce sana o laflarını yedirir sonra da dünyanın kaç bucak olduğunu bütün gerçekleriyle birlikte gösteririm."

İstemsizce nefesimi tuttum.

Aras'ın Aral'ı tehdit ediyor olması beni endişelendiriyordu.

Eğer birisine bir şeyi derse onu kesinlikle yapmadan durmayacağını iyi biliyordum.

Aral'la bakışlarımız kesişti.

Sanırım bakışlarından yanlış anlamıyorsam benim Aras'la aramda bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordu.

Onunla aramda bir şey geçmediğini anlaması için hızlıca başımı iki yana salladım.

Neden böyle bir şey yapma gereği duydum bilmiyordum.

Sadece yapmıştım işte.

Aral oturduğu yerden aniden kalktı. "Bir denese." dedi alayla.

Hayır....

Kavga edeceklerdi.

Hem de benim yüzümden.

Kalbim haddiden daha fazla hızlı çarpmaya başladı.

Sınıfta kavga ettiklerini birisi görecek olsa eğer Aral disiplin yerdi ve ben bunu hiç istemiyordum.

İkinci kez onun başını belaya sokamazdım.

Neden, Aras... neden bir kere de rahat duramıyordun ki?

Ofladım.

Sonrasında ben daha ne olduğunu anlayamadan sınıfta büyük bir gürültü koptu.

Dehşetle gözlerimi açtım ve istemsizce ayağa kalktım.

Aras, Aral'a yumruk atmıştı.

O an gözlerimin beni yanıltmasını çok isterdim. Fakat olmadı.

Aras ve Aral aralarında hiç sönmeyecek olan o ateşi çoktan başlatmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.