1. Bölüm: Yeni Çocuk

Vaveyla Yazarı: zehra wawes

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 1. Bölüm: Yeni Çocuk

Sürekli başımda durmaksızın çalan alarmı zorlukla uzanıp kapattım.

Bugün okulun ilk günüydü!

Hem mutluydum hem de hüzünlü.

Arkadaşlarımla bir araya gelmek beni mutlu ediyordu. Fakat her sabah aynı eziyeti çekmek beni sadece sinirlendiriyordu.

Yaz tatilinin ne zaman bittiğini bile anlayamamıştım ki ben daha.

Oysa o kadar güzel planlarım vardı ki...

Neredeyse hiçbirisini gerçekleştirememiştim.

Hiç istemeyerek olsa da güzel yatağımdan kalkıp tatlı uykumu böldüm.

"Anne!" diye bağırdım avazım çıktığı kadar.

Odamdan ayrılıp mutfağa doğru ilerledim.

Annem her sabah yaptığı gibi bana kahvaltı hazırlıyordu.

"Anne!" dedim bir kez daha cevap vermediği için.

"Efendim, Duru," dedi en sonunda. "Neden sabah sabah bağırıyorsun kızım?"

Annemin hazırladığı kahvaltı masasına oturdum. "Çok mu bağırdım?" diye sordum mahcup bir şekilde.

Annem bıkkın bir şekilde bakışlarını bana çevirdi. "Kulağımı sağır edecek kadar."

Dişlerimi göstererek sırıttım. "Ama sen bana cevap vermedin, bu yüzden böyle oldu, anne."

Annemin gözleri kocaman açıldı.

"Bir de bu işin suçlusu ben oldum, öyle mi?"

Başımı sevimli bir şekilde salladım.

"Hı hı," dedim sakince. Çatalı elime alıp bir dilim peyniri ağzıma attım.

"Sen var ya," dedi annem parmağını bana sallayarak, "Aynı babansın. Hiç bana çekmemişsin, hiç!"

Güldüm.

Annemin küçük çaplı sinir krizlerine bayılıyordum.

Hem o eğleniyordu hem de ben.

Tezgahtaki reçel tabağını eline alıp benimle birlikte masaya oturdu.

"Çabuk ol, ilk günden geç kalma."

Başımı sallayıp kahvaltımı yapmaya başladım.

"Baban bugün eve geç gelecek," dedi annem hatırlatma yaparak. "Biliyorsun, gece vardiyası var."

Ne?

Bir anlık aydınlanma yaşamış gibi oldum.

Babam doktordu ve arada bir gece vardiyasına çıkıyordu.

Ben her zamanki gibi unutkanlığımı kontrol edemeyip böyle şeyleri unutuyordum.

B12 işte ne yaparsın... İnsanın başına belandan başka bir şey getirmiyordu ki.

Annemin bana bunu hatırlatmasının sebebiyse sanırım eve erken gelmemi istediği içindi.

Normalde buna karışmazdı. Fakat babamın geç geleceği günlerde nedense erkenden evde olmamı istiyordu.

"Hayır," dedim. "Unutmuştum ki."

Annem kendini tutamayarak güldü. "Tahmin etmeliydim."

Başımı öne eğip alınmış gibi yaptım. Azıcık numara yapıyordum o kadar...

"Ne oldu?" dedi annem hemen.

Omuz silktim. "Yok bir şey."

Tek kaşını havaya kaldırdı.

"Yemem ben bu numarayı, yalnız."

Ahh, tabii ki yemezdi!

"En azından denedim!" dedim kendimi tutamayıp gülerek.

Annem de güldü. "Bırak şu oyunlarını da yemeğini ye. Aç kalacaksın."

Elimdeki çatalla birkaç şeyden daha yedim hızlıca. Ardından yemek masasından kalktım.

"Ben hazırlanmaya gidiyorum!"

Odama girdim ve ilk olarak saatin kaç olduğuna baktım.

Saat sekizdi.

Yaklaşık yarım saatim kalmıştı.

Önceden çıkartmış olduğum lacivert kot pantolonu ve beyaz bluzu üzerime giydim.

Nedenini bilmiyorum ama bluz giymeyi çok seviyorum.

Sanki beni daha iyi gösteriyor gibi hissediyordum.

Üstümü giydikten sonra saçımı taradım ve iki yandan salık bıraktım.

Yatağımın üzerinden çantamı ve telefonumu alıp odamdan çıktım.

Salona geldiğimde, "Ben çıkıyorum," dedim anneme.

O da mutfağı toplamaya başlamıştı.

Bakışlarını bana çevirdi. "İyi dersler canım kızım."

Gülümsedim. "Teşekkür ederim."

Kapıya doğru ilerleyip açtıktan sonra beyaz ayakkabılarımı giydim.

Annem o sırada yanıma gelip yanağıma kocaman sulu bir öpücük bıraktı.

Yanaklarımı yoğurarak, "Annesinin bir tanesi," dedi. "Dikkat et kendine."

Olumlu anlamda başımı salladım. Annemin bıraktığı yanaklarımı şimdi ben tutuyordum.

"Acıdı!" dedim abartılı bir şekilde. "O nasıl evlat sevgisi öyle."

Annem baygın bakışlarını üzerime dikti. "Anneler böyle sever," dedi. "Sen anlamazsın."

Geç kalacağım aklıma geldiğinde daha fazla anneme söylenmeden arkamı dönüp ilerlemeye başladım.

Kaybedecek vakit yoktu!

Yolda giderken telefonuma gelen bildirim duraksamama neden oldu. Telefonu açıp bildirimlere baktım.

Yazan kişi Selin'di.

Selin, ben liseye başladığım ilk günden beri yanımda olan tek arkadaşımdı.

Onunla her şeyi beraber yaşamıştık ve hem güzel hem de kötü zamanlarımız olmuştu.

Tabii bir de muhteşem ikiliyi unutmamak lazımdı:

Bora ve Arın.

Onlar da uzun zamandır bizimleydi.

İlk başlarda Selin ikisini de istemiyordu. Fakat sonra yavaş yavaş kendilerini sevdirmeyi başarmışlardı.

Selin🍯: Nerelerdesin be Kızım? Ağaç oldum beklemekten.

Selin'in yazdığı mesaja gülümsedim.

Beklemekten nefret ediyordu.

Ben: Geliyorum, anca çıktım evden.
Selin🍯 çevrimiçi.

Kaşlarımı çattım.

Çok hızlıydı.

Selin🍯 yazıyor...

Acaba bana her zaman yaptığı gibi paragraf mı atacaktı?

Selin🍯: Çabuk gel yaa! Valla patladım sıkıntıdan! Zaten bizim muhteşem ikili ortalıklarda yok. Yalnız kaldım buradaa!

Güldüm.

Acaba kendisinin ne kadar komik olduğunun farkında mıydı?

En azından koca bir paragraf yazmamıştı.

Ben: Ya valla çok az kaldı. Gelmek üzereyim.

Selin🍯 yazıyor...

Bakışlarımı etrafta gezdirdim. Okula varmama çok bir şey kalmamıştı.

Selin🍯: Son kararın mı? Hatırlatırım, geçen sene de böyle dedin ve sınıfa en son sen geldin!

Suratımı astım.

O zaman uyanamamıştım bir kere, bununla o çok farklıydı.

Şimdi gerçekten geç kalma ihtimalim yoktu.

En azından ben öyle tahmin ediyordum.

Ben: Son kararım! Emin ol, birkaç dakikaya yanındayım.

Selin🍯 yazıyor...

Adımlarımı biraz daha hızlandırdım.

Selin'e söylediklerimden sonra geç kalmak istemiyordum.

Selin🍯: Tamam, eğer öyle olmazsa kurtulamazsın benden.

Cevap yazmadan koşar adım ilerlemeye devam ettim.

En sonunda dediğim gibi birkaç dakika içerisinde okulun dış kapısından içeriye girdim.

Herkes arkadaşlarıyla birlikte sohbet etmeye başlamıştı bile.

Onları izleyerek okulun içerisine girdim.

En nefret ettiğim şey de 12. sınıfların en yukarıdaki katta olmasıydı.

Her gün üç kat çıkıp inmek ne kadar zor haberleri var mıydı?!

Merdivenlerden çıkarak sınıfımın olduğu kata gittim ve sınıfıma doğru ilerledim.

12/B

Yazıyı gördüğüm an sevinçle içeriye girdim.

Gözüme çarpan ilk kişi cam kenarının üçüncü sırasında oturan Selin oldu.

Ona doğru ilerlerken bakışlarını uğraştığı telefonundan çekti ve bana gülümsedi.

"İnanmıyorum, bu sefer gerçekten de geç kalmadın!"

Kaşlarımı çatarak yerime oturdum.

"Yaa, ne demezsin."

Güldü. "Şaka yapıyorum!"

"Öyle olsun," dedim imayla.

Biraz da ben onunla uğraşsam ne olacaktı ki?

Kaşlarını çattı. "Cidden bunun için trip mi atıyorsun?"

Omuz silktim. "Bilmem, öyle mi oluyor?"

"Hıh," diyerek önüne döndü.

Bense yarım bir gülüş attım ve bakışlarımı etrafta gezdirdim.

Sınıfta daha önce hiç görmediğim biri vardı.

Kaşlarım çatıldı.

Duvar kenarının en arka sırasında, siyah saçlarıyla ve duruşuyla dikkat çekiyordu.

Sınıftaki birkaç kızın da bakışları ondaydı.

"Bu da kim?" diye sordum Selin'e fısıltıyla.

O da benim gibi bakışlarını siyah saçlı çocuğun olduğu tarafa doğru çevirdi.

"Bilmiyorum, yeni çocuk diyorlar sadece."

Bir anlığına bakışlarının bana kaydığını fark ettiğimde önüme döndüm.

Benim bakışlarımdan rahatsız oluyor olabilirdi.

"Neden, ismi yok muymuş?" diye sordum merakla.

"Ne bileyim ben?" dedi Selin. "Başka sınıflardan birkaç kız gelip adını sordu. Fakat ne bize ne de onlara ismini söylemedi."

Neden böyle davranmıştı acaba?

"Konuşmak istemiyordur belki," dedim. "Hani yeni bir okul, yeni bir sınıf... ondandır bence."

Selin'in bakışları tekrar onu buldu. "Olabilir. Ben de olsam bunlarla konuşmazdım zaten."

Gülümsedim. "Bilmez miyim."

Kollarını masaya koyup, "Nerede bunlar?" diye sordu.

Bahsettiği kişiler Bora ve Arın'dı. Fakat ben de nerede olduklarını bilmiyordum.

"Hiçbir fikrim yok," dedim.

Selin masanın üzerinde duran telefonu eline aldı. "Saat sekiz buçuk ve bunlar hâlâ ortalıklarda yok! Birazdan ders de başlayacak zaten."

"Sakin ol biraz," dedim.

Bakışlarını bana çevirdi. "Çok sorumsuzlar ama. Sen de bunun farkında mısın? Bu zamana kadar sınıfta kalmadıkları için şükretmeliler."

Aslında Selin biraz da olsa haklıydı. Fakat onlar huy olarak böylelerdi işte. Biz kendi istediğimizle değiştiremezdik ki.

Sakinleşsin diye sırtını sıvazladım.

Kendisi her şeyi zamanında ve yerinde yapıyordu. Bu konularda biraz takıntılı birisi olduğunu bildiğim için pek bir şey söylemedim.

Aradan birkaç dakika daha geçtiğinde herkes sınıfın içine girmiş ve yerlerine oturmuştu.

Birazdan ders başlayacaktı.

Nefesimi verdim.

Bora ve Arın hâlâ sınıfta yoktu.

"Dersimiz kimle?" diye sordu Selin.

"Savaş hocayla olması lazım," dedim.

Savaş hoca, bizim fizik öğretmenimizdi.

"Sabah sabah fizik mi olurmuş yaa?!" diyerek itiraz etti Selin.
Haklıydı.

Birinci haftada ilk dersimin fizik olmasını ben de istemiyordum.

Kapının açılmasıyla bakışlarımızı birbirimize çevirdik.

Savaş hoca gelmişti.

Hemen mi yaa! Yaşlı başlı adam nasıl bu kadar hızlı olabilirdi? Ben bile bizim kata beş dakikada anca çıkıyordum.

Bütün sınıf sessizliğe bürünüp bizimle birlikte ayağa kalktı.

Savaş hoca elinde çantasıyla masasına doğru ilerleyip çantayı masanın üzerine bıraktı ve, "Oturun," dedi.

Herkesle beraber oturup Selin'e döndüm.

"Hâlâ yoklar."

Bıkkın bir nefes verdi. Ağzını tam bir şey söylemek için açmıştı ki kapı gürültüyle çarpınca hoca dahil bütün herkesin bakışları sesin geldiği yöne doğru döndü.

"İşte şimdi başlıyoruz," dedi Selin. "Geldi bizim muhteşem ikili."

Görüş alanıma ilk olarak Bora girdi. Ardından Arın'ı gördüm.

"Arın, salak mısın sen?" dediğini duydum Bora'nın. "O nasıl kapı açmak öyle?"

Sınıftaki birkaç kişi kendini tutamayıp güldü. Fakat yeni çocuk sadece olanları izliyordu.

Yüzünde hiçbir ifade yoktu. İnsan en çok bir tebessüm ederdi.

"Az önceki hareketinizi açıklar mısınız çocuklar?" dedi Savaş hoca öfkeyle.

Bora bakışlarını Arın'a çevirdiğinde Arın, Bora'nın arkasına saklandı.

Savaş hocaysa Arın'ı fark ettiğinde kaşlarını çatarak ona döndü. "Ne yapıyorsun, Arın?"

"Sizin yüzünüzü görmemek için elimden geleni yapıyorum hocam," diye cevap verdi Arın yüzsüz bir şekilde.

Bora, Arın'ı susturmak için karnına dirseğiyle vurduktan sonra bir adım öne atıldı.

Arın da elini acıyla karnına bastırdı.

"Hocam, siz bunun kusuruna bakmayın kendisi biraz uyku sersemi," dedi Bora. "Daha yeni kaldırabildim yataktan."

Savaş hoca başını iki yana salladı.

Her zaman olduğu gibi yüzüne bıkkınlık vardı.

"Geçin yerinize. İlk günden sınıfın huzurunu bozmayın."

Bora ve Arın daha fazla göze batmamaya çalışarak bizim arkamızdaki boş sıraya oturdular.

"Ne halt ediyorsunuz siz?" dedi Selin fısıltıyla. Sesindeki öfke fazlasıyla belli oluyordu. "İlk günden disiplin cezası alacaksınız."

Arın omuz silktiğinde Bora gözlerini devirdi.

Selin iyice arkasını dönüp Arın'a bakış attığında Arın, "Bu sefer geç kalmak benim suçum değildi," dedi. "Bora'nın önemli dediği ama kesinlikle önemli olmayan bir işi vardı."

Kaşlarımı çattım.

Ne?

"Ney?" dedi Selin. Sesi istemese de biraz yüksek çıkmıştı.

Savaş hocanın bize doğru baktığını anladığımda Selin'e, "Hoca bize bakıyor," dedim hiçbir şey belli etmemeye çalışarak.

Selin hemen önüne döndü.

"Susarsanız sınıfa yeni gelen arkadaşınızı tanıyacağız."

Arın duyduklarına inanamaz gibi, "Neymiş?" dedi.

"Kim?" dedi Bora da ona katılarak.

Bütün sınıfın bakışları siyah saçlı çocuğa döndü.

"Evet, hadi bize kendini tanıt," dedi Savaş hoca sevecen bir şekilde.

"Lan, sanki bu hocanın garezi bize ya," dedi Arın. "Baksanıza yeni gelen çocuğa ne kadar da sevecen. Bir de bize bakın; neredeyse dört yıldır onunla birlikteyiz ama bize böyle değer vermiyor."

"Saçmalama Arın," dedi Selin hemen.

"O daha yeni geldi. O yüzden ona iyi davranıyor."

"Zaten kendi ağzıyla söylüyor ki," dedi Bora kollarını masaya yaslayarak.

"Ben Aral," dedi tok bir sesle. "Aral Soyer. On yedi yaşındayım."

Bir an durdu.

Söyleyecek başka bir şey arıyormuş gibi değil, söylemeye gerek görmüyormuş gibiydi.

"Hobim yok," diye ekledi. "Konuşmayı da pek sevmem zaten."

Demek ki ismini konuşmayı sevmediği için söylememişti.

Biraz garipti. Fakat o da böyle birisiydi. Onu daha ilk günden yargılamak istemiyordum.

"Ben de Savaş Aksoy," dedi hoca. "Senin yeni fizik öğretmeninim. Arkadaşlarınla da teneffüste kaynaşırsınız."

Ben ona bakmaya devam ederken o da bir anda bakışlarını bana çevirdi.

Savaş hocaya baktığı gibi bakmak yerine bana hafif gülümseyerek baktı. Fakat sonra hemen bakışlarını kaçırdı.

"Ne yapıyorsun, Duru?" diye sordu Bora.

"Kesin şu an yeni gelen çocukla flört ediyor," diye cevap verdi Arın da benim yerime.

Kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Tamam, tamam," dedi teslim oluyormuş gibi. "Kötü şakaydı farkındayım."

Gözlerimi kısarak önüme döndüm.

"Hadi bakalım, ders kitaplarınızın ilk sayfasından başlayalım."

Savaş hocanın lafı üzerine bütün sınıf itiraz etti.

"Hocam, daha ilk hafta, yapmayın ya!" diye itiraz etti Kerem.

"Olmaz çocuklar," dedi Savaş hoca. "Ne kadar erken başlarsak o kadar iyi sizin için."

"Başladı yine bizden önce iyiliğimizi düşünmeye," dedi arkamdaki Arın.

"Bari bir işe yarasa oğlum ya," dedi Bora da. "Geçen sene yalvar yakar geçirdi bu hoca beni fizikten."

Selin dayanamayıp arkasını döndü. "Ben demiştim sana çalış diye, hak etmiştin valla."

"Hadi," dedi Savaş hoca. "Açtınız mı kitaplarınızı?"

Sınıftan tam ikinci itiraz gelecekti ki duydukları teneffüs ziliyle sevindiler.

"Ah be, keşke bunu dilemek yerine güzel bir hatun dileseydim!" diyerek yakındı Arın.

"İğrençsin Arın," diye ekledi Selin de.

"Katılıyorum," dedi Bora. "Bazen saçmalıyorsun."

"Tamam be, insanda heves de bırakmıyorsunuz ha!"

Kendimi tutamayıp güldüm.

Arın'ın bu hâlleri bazen beni benden alıyordu.

Onun böyle olmasını seviyordum.

Grubumuzun neşe kaynağı oydu.

Bora, Arın'ın söylediği şeyle başını iki yana sallayarak ayağa kalktı.

"Gel lan bir kantine gidelim. Acıktım ben."

Arın kaşlarını çattı. "Oğlum, sen doyuyor musun ki? Ben senin doyduğunu hiç göremedim."

Bora, Arın'a ölüm bakışı attıktan sonra bize döndü. "Siz de bir şeyler ister misiniz kızlar?"

Selin istemediğini belli edercesine başını salladığında ben de, "Evde yedim," dedim.

Başını salladıktan sonra Arın'ın omzuna kolunu attı ve sınıftan ayrıldılar.

"Deli edecek yalnız bunlar beni," dedi Selin gülerek.

Onlara ne kadar sinir oluyorsa bir o kadar da seviyordu.

"Valla beni de," dedim.

Bakışlarımı tekrar adının Aral olduğunu öğrendiğim çocuğa çevirdim.

Boş boş oturuyordu.

Önüme döndüm.

Neden sürekli o çocuğa bakıp duruyorsun Duru!

Kendine sahip çık biraz!

Selin başını sıraya koydu. "Ders başlayınca uyandır."

Başımı olumlu anlamda salladım. "Tamam."

Bundan sonraki dersler genellikle ya boş geçti ya da sohbet ettik.

İlk gün diye çoğu hoca ders işlememişti.

Şimdiyse son dersteydik.

Bora defterine çizim yaparken, Arın kafasını sıraya koymuş, uyuma evresinin bilmem kaçıncı dakikasını yaşıyordu.

Ben ve Selinse öylece hocayı dinliyorduk.

Duvardaki saate baktım.

"Kaç dakika kaldı ya?" diye sordu Selin sıkılmış bir şekilde.

"Beş sanırım," dedim.

"Arın'ı uyandır artık," dedi Selin. "Kaç derstir aralıksız uyuyor."

"Pişt!"

"Ay Bora, şimdi kesin uyanır!" dedi Selin dalga geçerek.

"Ben ne yapayım, sen uyandır o zaman."

"Arın, kalk hadi! Ders bitmek üzere," dedi Selin ama bu, Arın'ın pek umurunda değildi.

"Ne güzel uyandırdın öyle!" diyerek dalga geçti Bora da Selin'le.

"Ben ne yapayım? Sanırsın ki kış uykusuna yatmış, mübarek!"

Bora, Arın'ı kollarından tutup sarstı.
"Oğlum, kalksana!"

"Ay öldü mü bu yoksa?!" diye sordu Selin korkuyla.

"Saçmalama istersen," dedi Bora da.

"Kalksana Arıncığım," dedim tatlı sesimle ben de şansımı deneyerek.

Hiç beklemediğimiz bir anda Arın başını sıradan kaldırdı. "Rüyamda çok güzel bir hatun bana seslendi."

Selin oflarken, Bora güldü.

"O kişi Duru'ydu, aptal!"

Gözlerini ovuşturdu. "Aa, ne büyük şans."

Güldüm.

"Uyandırmasak daha iyi olacaktı sanki," dedi Selin.

Birkaç saniye sonra zil çaldığında Bora ve Arın aceleyle ayağa kalktı.

"Bizim çok önemli bir işimiz var!" dedi Arın.

"Noluyor ya?" diye sordu Selin şüpheyle.

"Bir şey olduğu yok," dedi Bora. "Bu aptal şahıs her şeyi abarttığı gibi bunu da abartıyor."

Kaşlarımı çatıp Selin'e baktım.

Söyledikleri şeye inanmış gibi durmuyordu.

"Öyle olsun bakalım," dedim en sonunda.

"Ha bu arada, akşam sekizde telefonunuza bakın, bir şey yapacağım."

Üçümüzde Arın'a döndük.

"Gene ne haltlar karıştırmayı planlıyorsun?" diye sordu Bora Arın'a.

"Zamanı geldiğinde öğrenirsin," diyerek üstü kapalı bir cevap verdi Arın da.

Başka hiçbir şey söylemeden Bora'nın kolundan tutup onu sınıftan çıkardı.

Çıkmadan önce de, "Görüşürüz kızlar," dedi.

Selin ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım.

Yürürken telefonumu elime alıp bildirim gelmiş mi diye baktım.

Hiçbir bildirim yoktu.

Zaten ne bekliyordun ki, Duru?

Senin her dakika yazacak bir sevgilin yoktu.

Kapıdan güzel bir şekilde çıkmayı düşünüyordum. Fakat çarptığım bedenle bir anlığına dengemi kaybettim.

"Aferin sana," dedi Selin arkamdan.

Bakışlarımı çarptığım bedene çevirdim.

Aral'dı.

Yeni çocuk...

"Kusura bakma," dedim gözlerimi kırpıştırarak. "Benim hatamdı. Önüme bakmıyordum."

Gözlerimin içine baktı. "Sorun değil."

Geçmesi için ona öncelik tanıdım. Nasıl olsa ona çarpan bendim.

Başını itiraz edercesine iki yana salladı. "Hanımlar önden."

Selin'in gülümsediğini fark ettim. "Teşekkür ederiz," dedi benim yerime.

'Rica ederim' dercesine başını salladı.

Tekrar sınıfa girip sırasının altından unutmuş olduğunu düşündüğüm eşyasını aldı.

"Hadi," dedi Selin kolumdan çekiştirerek.

Okuldan çıktığımızda, "Neyin var kızım senin?" diye sordu.

"Hiçbir şey," dedim. Biraz kafam karışmıştı, o kadar.

"Yalnız beyefendi çocukmuş," dedi. "Bize yol verdi. Çoğu erkek böyle alttan almaz."

Göz devirdim. "Tabii."

Güldü. "Ciddiyim bir kere!"

Okulun dış kapısına geldiğimizde Selin bana sıkıca sarıldı. "Okulu pek sevmiyorum ama sizinle böyle olmayı özlemişim."

Ben de ona sıkıca sarıldım. "Ben de öyle."

Birbirimizden ayrıldık.

"O zaman yarın görüşürüz," dedi gülümseyerek.

"Görüşürüz."

İkimiz de farklı yönlere ilerleyip evlerimize gitmek için ayrıldık.

Okulumuza ve sınıfımıza yeni bir öğrenci gelmişti.

Aral Soyer.

Yeni çocuk.

Selin'in dediğine katılmıyor gibi davranmıştım. Fakat ona katılıyordum.

Gerçekten de beyefendi bir insandı.

Düşüncelerimden sıyrılmak için kafamı salladım.

Saçmalama Duru!

Onu düşünmeyi bırak artık!

İyice kendimi kaybetmiştim.

Eve gitmek için hızlı adımlarla yürümeye devam ettim.

Bugün benim için sandığımdan daha iyi geçmişti.

Umarım her günüm böyle güzel geçerdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.