3. Bölüm: İkinci Kez

Vaveyla Yazarı: zehra wawes

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 3. Bölüm: İkinci Kez

"Duru!" duyduğum sesle sıçrarcasına yataktan kalktım. Daha gözlerimi bile tam açamamışken annem pat diye odama girdi.

"Kızım kaç dakikadır sana bağırıyorum neden cevap vermiyorsun?" Ellerini beline yerleştirip kapının önünde dikildi.

"Hadi beni duymadın diyelim," dedi çatık kaşlarla. "Baş ucunda çalan bu alarmı da mı duymuyorsun?"

Annem alarmdan bahsetmese ben hâlâ başımın ucundaki alarmın çaldığını fark etmeyecektim.

Annem hızlı adımlarla yanıma gelerek alarmı eline alıp kapattı. "Resmen çala çala heder oldu alarm!"

Güldüm ve gözlerimi ovuşturdum. "Anne ya!" dedim sitemle.

"Ne annesi kızım?" dedi annem. "Geç kaldın, geç. Bundan haberin var mı senin!"

Gözlerim kocaman açıldı.

"Ne kadar?" diye sordum yataktan kalkarak.

"Yarım saat kadar," dedi annem.

Off!

O kadar geç saate kadar ayakta kalırsan olacağı buydu, Duru!

Ne yapacaktım ben şimdi?

Sabah ilk iki ders de matematik yani Şebnem hocaylaydı ve onun bu durumlarda hiç affı yoktu.

Kendisi kurallara fazla uyan birisiydi.

Kısacası bize okulda kök söktürüyordu!

Hızlıca dolaptan kıyafetlerimi çıkardım.

Bunu gören annem yavaşça odamdan ayrılmak için hareket etti.

"Kahvaltını yapmadan hayatta seni evden dışarı çıkartmam haberin olsun!"

Nefesimi verdim. Şu an resmen koyun can kasap da et derdindeydi.

Anneme cevap vermek yerine hızlıca üstümü giyinip çantamı da aldım ve odadan çıktım.

Annem ve babama evden çıkarken haber vermek için adımlarım mutfakta duraksadı.

"Ben," dedim soluklanarak. "Benim acilen gitmem lazım. Çok geç kaldım. Okuldan sonra görüşürüz!"

Tam gitmek için adımı atmıştım ki babam sesiyle beni durdurdu.

"Kızım dur," dedi sakince. "Ben bırakacağım seni okula."

Bakışlarım babama döndü.

Kahvaltısını bile yapamamıştı ki daha. Benim yüzümden işe aç gidecekti.

"Hayır," dedim hemen. "Ben koşarak giderim şimdi."

Babam masadan kalktı. "Saçmalama güzel kızım," dedi. "Daha fazla geç kalmazsın ben bırakırsam."

"Evet ama..." dedim.

"Aması yok." dedi sadece. İş çantasını alıp kapıyı açtı. "Hadi bakalım gidiyoruz."

Annem de babam gibi kapının önüne geldi. "Ay aç kaldı ama çocuğum!" diye yakındı.

"Sakin ol, hayatım," dedi babam. "Az önce konuştuğumuz gibi para vereceğim ben Duru'ya. Kantinden alır kendine bir şeyler."

Ayakkabılarımı alıp dışarıya çıktım. Annem her zaman yaptığı gibi yanaklarımdan öptü.

"Sakın aç kalma olur mu, canım?" dedi. "Sabah kahvaltısı önemli."

Başımı olumlu anlamda salladım. "Tamam, anne."

Annemin beni önemsemesi çok güzel bir şeydi.

İkisi de benim için elinden geleni yapıyorlardı.

Yine de şu an biraz fazla gergindim.

Annemle vedalaşıp babamla birlikte arabaya bindik.

"Merak etme beş dakikaya okuldayız," dedi babam arabayı çalıştırırken. "Çok geç kalmayacaksın."

Geç kalma korkumdan çok babamın aç kalması beni kötü hissettiriyordu.

Acaba çalıştığı hastanede ara bulup yemek yiyebilir miydi?

"Baba," dedim.

"Efendim kızım?" dedi hemen.

"Hastanede yemek yemeye zamanın kalıyor mu?"

Bakışları bir anlığına bana döndü. Neyden bahsettiğimi anladığındaysa, "Kalıyor," dedi hızlıca. "En kötü ihtimalle işim bitince yiyorum bir şekilde." Bakışları bana döndü. "Aç kalmam merak etme."

Bu biraz içimi rahatlattı. Artık o kadar da gergin değilmişim gibi geliyordu.

"O zaman sen de hastanedeki kantinden yemek al kendine ya da dışarıdan sipariş ettir," dedim. "Olur mu?"

Babamdan onay almaya ihtiyacım vardı.

"Olur kızım," dedi. "Sen yeter ki iste. Baban her şeyi yapar."

Gülümsedim.

Okulun önüne geldiğimizde babam arabayı durdurdu.

Cüzdanını çıkartıp bana bir miktar para uzattı.

Bana ve anneme ne söz verirse versin eninde sonunda yerine getiriyordu.

Parayı uzanıp aldım. "Teşekkür ederim, baba," dedim.

"Rica ederim, güzel kızım," dedi gülümserken.

Hızlıca arabadan indim. "Akşam görüşürüz."

"Görüşürüz."

Arkamı döndüm ve okulun içine girdim.

Bahçede kimse yoktu. Yanlış tahmin etmiyorsam ya ilk dersin sonuydu ya da ikinci dersin ilk dakikalarında olması gerekiyordu.

Okul binasına girdim.

Tamam.

Üç kat yukarı çıktım ve sınıfımın kapısının önüne geldim.

O da tamam.

Ve... son adım başarısız!

Başımı iki yana salladım. Bora ve Arın gibi bir anda sınıfın içine girecek cesaret yoktu ben de.

Adımlarım ileriye gitmesi gerekiyorken geriye doğru gidiyordum.

Sırtımı duvara yasladım. Şimdi ne yapacaktım?

Şebnem hoca içerideydi ve ders anlatıyordu.

Ofladım. Daha fazla burada da duramazdım.

Biraz cesaretimi toplayıp tekrar birkaç adım attım. Fakat sonrasında yine duraksadım.

Hoca kapıdaki küçük camdan beni görmesin diye arkamı dönüp kendimi geriye çekecektim ki bir bedenle çarpıştığım için yapmak istediğim eylem yarım kaldı.

Başım fena bir şekilde birisinin göğüsüne çarpmıştı.

Başımı kaldırıp bedenin sahibine baktım. Gördüğüm yüz beni hem şaşırttı hem de bozguna uğrattı.

Çarptığım beden Aral'dan başkası değildi!

Nasıl oluyordu da bu çocukla hem aynı şekilde denk geliyorduk?

Deli olacaktım. Bugün çok tuhaf bir gün oluyordu.

Tamam. Ben de biraz sakar olabilirdim. Fakat aynı hatayı ikinci kez yapacak kadar da değil!

Mahcup bir şekilde yüzüne baktım ve gözlerimi kırpıştırdım.

Kaşlarını çatmış bir şekilde beni izliyordu.

Beceriksizce gülümsedim. "Merhaba..."

Çarpıştığın bir çocuğa da 'merhaba' demek ne kadar doğruydu emin değildim.

"Sana da merhaba..." dedi anlamsız bir şekilde. "Kaza mıknatısı."

Ne? Bir dakika...

Orada dur.

Bu da ne demekti şimdi?

Ve neden bana öyle bir lakap söyleme gereği duymuştu?

Belki bir şey anlarım diye yüzünü inceledim.

Hiçbir mimik yoktu. Bunu nasıl başarabiliyordu?

Ben hayatta mimik oynatmadan duramazdım.

"İki günde iki kez bana çarpmayı becerdin," dedi. Sesinde şaşkın bir tını vardı. "Seni bu konuda tebrik ediyorum."

Benimle alay etmiyordu, değil mi?

"İsteyerek olmuyor," diye sızlandım.

Bence bu açıklamanın hiçbir faydası yoktu. Sadece ben hatamı kabul edemiyordum.

Yine de ilki tamamen benim hatam olsa bile bence bu o kadar da benim hatam değildi.

"Yine de nasıl oluyorsa sürekli beni buluyorsun." dedi yarı alayla.

Yutkundum.

Gerçekten başka çarpacak adam mı yoktu, Duru?

Gidip başkasını bulsaydın ya!

"Tamam o zaman bundan sonra kendime çarpacak başka adam bulurum." dedim ben de onun gibi yarı alayla.

Neden bütün tuhaf şeyler beni buluyordu?

Tek kaşını havaya kaldırdı. Fakat bir şey söylemek yerine bakışlarını koridorun etrafında gezdirdi.

"Ne yapıyorsun sen burada tek başına?" dedi sonunda.

Ne yapayım içeriye girmek için kendimde cesaret arıyorum!

Ofladım. Ona bu şekilde söyleyip kendimi rezil edemezdim.

Benimle dalga geçmesi şu an isteyeceğim son şeydi.

"Dersin bitmesini bekliyorum." dedim açıkça.

Bakışları sınıfa döndü. "Neden?" Gözleri tekrar bana değdi. "Zaten yeterince geç kalmadın mı?"

Dün kendisinin söylediğine göre çok konuşmayı tercih etmeyen birisiydi. Fakat şu an bana hesap bile soruyordu.

Gerçekten hiç anlamıyordum.

Konuşmayı sevmeyen bir insan neden bu kadar soru sorardı ki?

Nefesimi verdim. "Kaldım," dedim onu onaylayarak. "Yine de derse girmek istemedim işte."

Daha fazla soru sorma lütfen! Yalanlarım bitiyor...

Öylece yüzüme baktı. Yalanıma inanmış mıydı acaba?

"Sen bilirsin." dedi sadece.

Gözlerim şaşkınlıkla açıldı.

İlk önce kalkıp bana hesap sordu, şimdiyse umursamaz bir şekilde kabaca, 'ne halin varsa gör' diyordu.

Sınıfa girmek için birkaç adım attığında bakışlarım ona döndü.

O kolayca girecekti sınıfa. Nasıl olsa benim gibi azar işitme derdi yoktu.

Suratım asıldı. Umarım müdür ya da nöbetçi öğretmen beni koridorda bu şekilde görmezdi.

Ona bakmasam da bakışlarının bana döndüğünü hissettim.

"Benimle sınıfa girsene," dedi bir anda.

"Hım?" dedim.

Başıyla Şebnem hocayı gösterdi. "Seni burada böyle görürse kızar. En azından içeriye benimle girersen senin açından daha iyi olabilir."

Gözlerim parladı. "Gerçekten mi?" dedim inanamayarak.

Bu çocuğun sağı solu belli olmuyordu. Beni bir umursuyor bir de umursamıyordu.

Şu an çok garip bir durum içindeydim.

"Gerçekten," dedi. "İstersen sınıfa girerken çekiniyorsan arkama da saklanabilirsin."

Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Sınıfa girmekten çekindiğimi nasıl anlamıştı?!

Sanırım yine kendimi çok belli etmiştim...

Ona doğru birkaç adım attım. "İşe yarar mı ki?" diye sordum.

Dudak büzdü. "Hoca illa seni fark edecek," dedi. "Bundan kesinlikle kaçışın yok."

Ağlamak istiyordum!

Ne yapacağımı bilemediğim için ellerimle oynamaya başladım. Neden şu an bu kadar strese girdin, Duru!

Yemin ederim benim de Aral'dan farkım yoktu!

Sağım solum belli değildi...

"Yine de..." dedi. Sanırım fazla strese girdiğimi anlamıştı. "Dikkatini üzerime çekmeye çalışırım."

Bakışları sıkmaktan kızarmış olan parmaklarıma değdi.

Ellerini uzatıp parmaklarımı birebirinden ayırdı.

Bir saniyelik bir temas olmasına rağmen kalbimin ritminin değiştiğini hissettim.

Gözlerim kocaman açıldı.

"Yapma," dedi azarlar gibi. "Küçücük bir olay için kendine zarar veriyorsun."

Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

Bu onu neden rahatsız ediyordu?

Ona neydi benden?

Ayrıca küçücük bir şey de değildi. Ben Şebnem hocaya hiç güvenmiyordum.

Her şeyi yapabilirdi. En kötü ihtimalse beni sınıfın önünde rezil edecek olmasıydı.

"Senin o küçücük dediğin şey benim için ne kadar büyük haberin var mı?" dedim.

"Yok," dedi umursamaz bir şekilde.

Odun!

Yemin ederim tam bir odundu!

"Tahmin etmeliydim," dedim huysuz bir şekilde. "Sen bütün sınıf arkadaşlarının önünde rezil olmanın ne demek olduğunu nereden bileceksin?"

Duraksadı.

Dudakları aralandı. Fakat konuşamadı. Sadece yutkunmakla yetindi.

Kaşlarımı çattım. Yoksa yanlış bir şey mi söylemiştim?

Suratı asıldı. O fark ettirmese bile ben biraz da olsa bozulduğunun farkındaydım.

Sanırım geçmişi o kadar da güzel değildi.

"Kapıya tıklatacağım," dedi donuk bir sesle. "Hazır mısın?"

Başımı salladım.

İki kez kapıyı tıklattı ve benim önüme geçti. Boyu ve cüssesi benden büyük olduğu için arkasında kaybolmuştum.

"Gir," dedi Şebnem hoca.

Aral kapıyı açar açmaz refleks olarak elim onun sırtına değdi. Üzerindeki cekete asıldım.

Bakışları bir anlığına bana dönse de çok dikkat çekmemek için sınıfın içine girip sınıfın kapısını kapattı.

Allah'ım şu an çok rezil bir durumdaydım!

Lütfen bu an çok hızlı geçsin ve ben bir daha böyle bir şey yaşamayayım!

"Otursana Aral," dedi Şebnem hoca. "Ne diye ayakta dikiliyorsun."

Başımı kaldırıp Şebnem hocaya baktım. Bakışları tekrar tahtaya döndü. Ve tahtaya bir şeyler yazmaya devam etti.

Aral o sırada hızlıca elimden tuttu. Ve beni arkasından çıkartıp sırama doğru sürükledi.

Bakışlarım ilk olarak Selin'le çarpıştı.

Selin gözlerini kocaman açmış. Alık alık bize bakıyordu.

"Lan," dedi Arın. "Senin yeni çocuğun arkasında ne işin var, Duru?!"

Sınıfın sessizliği yüzünden Arın'ın cümleleri bütün sınıfta yankılanmıştı.

Sınıfta fısıltılar arttığında Şebnem hocanın bakışlarının çoktan bizde olduğunun farkındaydım.

Selin, Arın'a dönüp koluna sert bir şekilde vurdu.

Arın acıdan iniltili bir ses çıkarttığında, "Ne dedim ki?" diye sızlandı. "Abi niye herkes bana vuruyor ya!"

"Duru?" dedi Şebnem hoca. Bakışlarım ona döndü.

"Efendim hocam?" dedim mahcup bir şekilde.

İşte şimdi yandın, Duru!

"Derse geç kaldığın yetmezmiş gibi bir de beni kandırmaya mı çalışıyorsun?"

Sesindeki öfke ve otorite beni daha çok gergin ediyordu.

"Bu kandırmak sayılmaz," dedi Aral beni korumak için.

"Sen zaten hiç konuşma!" dedi Şebnem hoca Aral'a hitaben. "Burada en büyük suç senin, Aral. Arkadaşın hatalı olmasına rağmen ona yardım ediyorsun. Onun kuralları çiğnemesine müsaade etmemen gerekiyor."

"Onun hata yaptığını düşünmüyorum," dedi Aral. Bakışları bana döndü. "Eğer suçum ona yardım etmek olacaksa da ben kendimi suçumu kabul ediyorum. Fakat ona yardım etmek benim için suç değil."

İster istemez gülümserken buldum kendimi.

Gözlerimin içine baktı. "İnkar edeceğim bir şey yok ortalıkta," Bakışları hocaya döndü. "Kısacası Duru sizin gözünüz de hatalı olsa bile ben hiç öyle düşünmüyorum. Nasıl olsa herkesin kendine göre işleri var ve bu yüzden geç kalması sizin için sorun olmamalı."

"Aral!" dedi Şebnem hoca öfkeyle. "Ben senin öğretmeninim ve benimle düzgün konuşmak zorundasın. Sakın bir daha böyle artist cümlelerle karşıma çıkma."

Aral derin bir nefes alıp verdi. "Bizi azarlamanız bittiyse artık yerimize geçebilir miyiz?"

"Geçin," dedi hoca donuk bir sesle. "Sizin yüzünüzden düzgün bir şekilde ders de anlatamadım."

Aral koluma dokununca Şebnem hocadan bakışlarımı ayırıp ona döndüm.

"Hadi," dedi. "Geç artık yerine."

Başımı salladım.

Benim yüzümden hocayla arası kötü olmuştu.

Umarım ileride bu onun için sorun olmazdı.

Ona arkamı dönüp sırama oturdum. O da aynı şekilde kendi sırasına oturdu.

Sınıfın içinde bir sürü fısıltı sesi vardı.

Eminim ki herkes bizi konuşuyordu.

Hatta sınıfta başka bir hoca olsa daha yüksek sesle konuşulurdu.

"Bana hemen bir açıklama yapmak zorundasın." dedi Selin.

"O açıklamadan ben de bir tane istiyorum." dedi Bora Selin'i onaylar gibi.

"Bir porsiyon da ben alayım, lütfen!" dedi Arın hepsinin ardından.

İster istemez güldüm.

Bora da benim gibi güldü. "Gerizekalı."

"Arın yine dayak yemek istemiyorsan aptallaşma!" diye kızdı Selin.

"Ders bitsin," dedim. "Her şeyi anlatacağım merak etmeyin."

İlerleyen zamanlarda Şebnem hoca dersi anlatmaya devam etti. Benim bakışlarım arada bi' Aral'a değse de Aral'ın bana bakmaya niyeti olmadı.

İster istemez nedenini merak ettim.

"Off, niye bitmedi ya bu ders?" dedi Bora bıkkın bir şekilde.

"Daha kırk dakika dolmadığı için olabilir mi?" diye karşılık verdi Arın da.

Selin göz devirirken Bora, "Sen bir sussana artık." dedi öfkeyle.

Arın yine büyük bir tartışmayı başlatmak için dudaklarını araladığı anda zil sesi bütün okulu doldurdu.

"Sonunda bitti..." dedi Selin, zilin ardından. "Allah'ım sana çok şükür ki seksen dakikalık azaptan sağ salim kurtulduk."

"Çok şükür," dedi Bora. "Abi, içim sıkılmıştı yemin ederim."

Onlar kendi aralarında konuşurlarken benim bakışlarım sınıfta gezindi.

Çoğu teneffüse çıksa da birkaç kız grubu sınıfta bana bakarak bir şeyler konuşuyorlardı.

Aral'ın sırasına baktığımda onu yerinde göremedim.

Gitmişti.

Off. Çok aptalca şeyler yapıyordum.

Aral'la beraber sınıfa girmek belki o kadar da sorun değildi. Fakat benim için Şebnem hocayla tartışması dikkat çekiciydi.

"Duru," dedi Selin.

Düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm. "Efendim."

Selin ellerini göğüsünde bağlayıp bana bakış attı.

Bu onun dilinde ‘anlatman gereken bir mesele vardı’ demekti.

Vücudumu tamamen onlara döndüm.

Arın sanki hikaye dinleyecekmiş gibi sıranın üzerine yatıp bakışlarını bana çevirdi.

"Başla bakalım," dedi Bora. "Neler oluyor?"

Derin bir nefes alıp, "Ben dün gece biraz ders çalıştım sonra geç saate kadar babamı bekledim derken biraz geç yattım," dedim. "Bu yüzden de sabah erken kalkamadım. Doğal olarak da okula geç kalmış oldum. İşte sonra bir şekilde geldim okula. Fakat ders Şebnem hocayla olduğu için içeriye girme cesaretini kendim de bulamadım."

Keşke bulsaydım da böyle olmasaydı.

"Sen de gittin bunu yeni çocuğa mı anlattın?" diye sordu Arın.

"Hayır!" dedim hemen. "Ben ona niye anlatayım cesaretimin olmadığını?"

"Ne bileyim sana başka neden yardım eder ki?"

Selin'in eli kalbine gitti. "Yalnız çok güzel savundu seni orada," Gözlerim kocaman açıldı. "Hem centilmen hem de adaleti en iyi şekilde sağlayan bir çocuk..."

Arın kaşlarını çattı. "Biraz daha abart," dedi absürt bir şekilde. "Sanırsın ki çocuk süper kahraman. Aynı o şekil anlatıyorsun."

Selin öfkeyle Arın'a döndü. "Sana ne," dedi. "Seni ne ilgilendiriyor? Çocuk gayet süper kahraman gibi çünkü. Akıl etseydin de sen kurtarsaydın o zaman Duru'yu. Orada hocanın onları fark etmesi tamamen senin suçundu farkındaysan."

"Abi," dedi Bora. "Bir durun da kız anlatsın artık ne olduğunu. Sonra da kavga edersiniz."

"Nerede kaldım ki ben?" diye sordum.

Bugün olduğundan daha tuhaftım.

Neyim vardı benim? Kesin uykusuzluk başıma vurmuştu.

Arın bana baygın bir bakış attı. "Şebnem hoca ders de olduğu için kendinde içeriye girme cesaretini bulamamıştın..."

Bora Arın'a döndü. "Valla bizden iyi dinliyorsun. Hem kavga edip hem de nasıl dikkatini toplayabiliyorsun lan sen?"

"Alışmış herkesle kavga etmeye artık sıkıntı çıkarmıyor beyni de o yüzden." dedi Selin.

Bora ve Selin birbirine bakarak güldüğünde Arın bana döndü. "Sen devam et, Duru. Ben seni her türlü dinliyorum merak etme."

Gülümsedim.

O da bana göz kırptı.

"İşte sonra," dedim bunun üzerine. "Ben koridorda bekleme kararı almıştım ki Aral'a çarpınca..."

Selin'in gözleri kocaman açıldı. "Yine mi?!" dedi şaşkınca.

"Ne yine mi?" diye sordu Bora.

"Ne oluyor lan?" dedi Arın. "Sizin bize anlatmadığınız bir şey mi var?"

"Evet," dedi Selin. "Var da o kadar büyütülecek bir şey yoktu..." Bakışları bana döndü. "Şu ana kadar."

"Bakmayın bana öyle," dedim. "Sakarlığım biraz fazla üzerimde bu aralar."

"Ne dedi?" diye sordu Selin.

Aral'dan bahsediyordu.

"Ona çarptığım için beni tebrik etti."

"Ne," dedi Arın. "Niye lan?"

Ne bileyim ben!

"Bilmiyorum," dedim. "Zaten çarptıktan sonra biraz konuştuk gibi bir şey oldu. Sonra da o benim çekindiğimi anladığı için içeriye birlikte girmeyi teklif etti."

"Sen de hemen kabul ettin," dedi Bora. Sıkıntılı bir nefes verdi.

"Ay çok romantik!" dedi Selin. Bora'nın aksine bu olay hoşuna gitmişti. "Aynı aşk filmleri gibi bir karşılaşma yaşanmış aranızda."

Romantik mi?!

Çocuğa sürekli çarpmam nasıl romantik olabilirdi?

"Selin..." diye uyardım onu. "Bu romantik değil. Daha çok rezil edici bir durum."

"Haklı," dedi Arın.

"Siz konuşmayın," dedi Selin. "Aşktan anladığınız da yok. Moralimi bozmayın."

"Nereden biliyorsun benim aşktan anlamadığımı?"

"Seninle o kadar gün geçirdim, Arın," dedi Selin sıkıcı bir şekilde. "Nasıl birisi olduğunu biliyorum. Sen de aşktan anlayacak bir beyin yok."

Arın'ın yüzü düştü. Selin'e cevap vermek yerine hırsla sıradan kalktı. Ve sınıfı terk etti.

Üçümüz de birbirimizle bakıştık.

Arın bu tarz şeylere alınacak bir insan değildi.

"Çok mu yanlış konuştum yoksa?" diye sordu Selin üzgün bir sesle.

Bora nefesini verdi. "Bu aralar..." dedi. "Sanırım ailesiyle arası pek iyi gitmiyor. Ondan böyle olabilir."

Kaşlarım çatıldı.

"Ne oldu ki?" diye sordu Selin endişeyle.

"Babası," dedi. "Arın'ı evde istemiyor. Bu yüzden annesine de sorun çıkarıyor. Geçen gün okul başlamadan birkaç gün önce annesi ve babası kavga etmiş. O da evi terk edip beni aradı. Yanına gittiğimde hiç iyi değildi."

"Bora," diye yükseldi Selin. "Bize bunu neden söylemiyorsun ya? Bilsem böyle davranır mıydım ben ona?"

"Arın'ım ya," dedim üzgün bir sesle. "Yazık çocuğa."

Neden her çocuğun ailesi benim ailem gibi olamıyordu ki?

Arın harika bir insandı. Benim öyle bir çocuğum olsa asla onu evden çıkarmak gibi bir düşüncem olamazdı.

"Ya şey," dedi Bora bakışlarını kaçırarak. "Size anlattığımı belli etmeyin de."

"Neden?" diye sordum.

"Çünkü sizin bilmenizi istemedi. Bana dedi ki 'benim sorunlarım yüzünden gruba üzüntü bulaşmasını istemiyorum'. Ben de bu yüzden size anlatmadım."

Selin'e döndüm. Şu an içten içe çok büyük bir pişmanlık yaşadığını biliyordum.

"Aşktan anlamazsın dedim..." dedi kısık bir sesle. "Resmen bir taraftan ona 'duygusuz' der gibi oldum ya!"

"Öyle deme," dedi Bora. "Bilmiyordun."

"Yine de sanırım öyle dememem gerekiyordu."

"Belki de bize anlatmadığı daha çok şey vardı," dedim bir anda. "Bu zamana kadar keşke içinde tutmak yerine anlatsaydı."

Yemin ederim ona destek olmak için elimden geleni yapardım.

Hiç yalnız bırakmazdım onu.

"Ben bile daha bu sene öğrendim," dedi Bora. "Tabii daha anlatmadığı birçok şey vardır."

"Yanına gidelim," dedi Selin. "Benim hemen onun yanına gitmem gerekiyor."

"Nerede olabilir ki?" diye sordum.

Bizim okul maalesef ki biraz fazla büyüktü.

"Arka bahçededir büyük ihtimalle," dedi Bora. "Orada oluyor genelde."

Selin hepimizden önce ayaklandı. Ve sınıftan çıktı.

"Selin?" diye arkasından seslensem de bana bakmadı.

"Bizi de bekleseydin ya..." dedi Bora da.

Gözlerimi kırpıştırdım.

Keşke bizi de bekleseydi.

"Açım ben," dedi Bora bir anda.

Bakışlarım ona döndü.

Valla ne diyim ben de açtım.

"Ben de," dedim onu onaylarcasına.

"Gel sana yemek ısmarlıyım o zaman." diye bir teklifte bulundu.

"Teşekkür ederim ama," dedim ayağa kalkarken. "Benim param var."

Güldü. "Sana 'paran yok' demedim ki, Duru," dedi. "Ben de kantinden bir şeyler alacağım zaten. Gitmişken sana da alayım."

Ama Arın...

O en çok Bora'yı seviyordu. Ve eminim ki ona şu an ihtiyacı vardı.

Hem Selin'le onu yalnız bırakmak da pek doğru bir hareket olmazdı. Çünkü Selin özür dileyi pek beceremiyordu.

Daha doğrusu bu sadece Arın'a özel bir durumdu.

"Tek bir şartla bana ısmarlamana izin veririm," dedim. "O da ikimize de kantinden ben bir şeyler alacağım. Sen de Selin ve Arın'ın yanında beni bekleyeceksin."

Başını salladı. "Tamam," dedi. Ve cebinden çıkarttığımı bir miktar parayı bana uzattı.

Gülümsedim. "O zaman arka bahçede görüşürüz."

"Görüşürüz."

Sınıftan çıktığım gibi alt kata ilerledim. Kantine vardığımda fazla sıra yoktu.

Çok şükür!

Gerçekten bizim kantinde az kişi bulmak zordu. Bu yüzden seviniyordum.

Kantin sırası bir süre sonra bana geldiğince ikimize de tost ve ayran söyledim.

Hazır olduğundaysa tost ve ayranları elime aldım.

Elimdeki parayı kantinci abiye uzatacakken dikkatimi çeken bir sesle duraksamak zorunda kaldım.

"Abi Duru'nun aldıkları benden olsun."

Kaşlarım çatıldı. Benim abiye vermek üzere olduğum parayı bana geri verdi. Ve kendi elindeki parayı uzattı.

"Burada fazla para var, Aras," dedi kantinci abi. "Bekle para üstünü vereceğim."

"Yok abi," diye geri çevirdi hemen. "Üstü kalsın."

Aras...

Aras Çelik.

Şu an okuduğum okulun müdürünün oğluydu. Ve kimseye yardım etmeyen kişi, benim aldıklarımın parasını ödüyordu.

"Senin burada ne işin var?" diye sordum şaşkınlıkla.

Yarım ağız güldü. "Burası benim okulum sayılır, Duru. Sence de işim olması çok normal değil mi?"

Çatık kaşlarım havalandı.

"Ben ondan bahsetmiyorum," dedim. "Yanımda ne işin var? Ya da kısacası, neden az önce benim ödemem gereken parayı sen ödedin?"

"Sanırım yanında bazı olmaması gereken şahısları bulunduruyormuşsun," dedi rahatsız olduğunu belli edercesine. "Bu sabah okula gelir gelmez kulağıma bir şeyler geldi. Kısacası ben de bu yanlış anlaşılma olarak saydığım şeyi kökünden çözmeye geldim, Duru."

Dudaklarım aralandı.

Kimden bahsediyordu?

Yoksa... Aral mıydı?

Aras Çelik'in beni Aral Soyer'den kıskanma ihtimali var mıydı?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.