5. bölüm / 19
İDOL -Alabora-4. BÖLÜM: CAMLAR
Bölümler 19Şu an: 4. BÖLÜM: CAMLAR
- 1 'GİRİŞ'549 kelime
- 2 1. BÖLÜM: BEYAZ LALE2.905 kelime
- 3 2. BÖLÜM: LİMAN2.620 kelime
- 4 3. BÖLÜM: SESSİZLİK2.294 kelime
- 5 4. BÖLÜM: CAMLAR1.883 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5. Bölüm: ZIRH3.132 kelime
- 7 6. BÖLÜM: VE CAMLAR KIRILIR2.200 kelime
- 8 7. BÖLÜM: KÜL VE MUM5.335 kelime
- 9 8. BÖLÜM: LADES3.255 kelime
- 10 9. BÖLÜM: KESKİN2.684 kelime
- 11 10. BÖLÜM: IZDIRAP2.343 kelime
- 12 11. BÖLÜM: KRİSTAL3.506 kelime
- 13 12. BÖLÜM: VEDA2.066 kelime
- 14 13. Bölüm: BİR DİLEK DİLE3.942 kelime
- 15 14. BÖLÜM: BAŞKA BİR GELECEK3.170 kelime
- 16 15.BÖLÜM: YAŞAM VE YIKIM3.381 kelime
- 17 16. BÖLÜM: BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ3.344 kelime
- 18 17. BÖLÜM: FIRTINADA DANS2.907 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KIYI3.350 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dördüncü bölüme hoşgeldin, ben Buket! Bu bölüm hikayedeki kritik bölümlerden biri... Ben bu bölümü yazarken çok ağladım, sizi de ağlatmak istemezdim... Umarım kimse cam seslerine aşina degildir de ağlamazsınız.
Çok bekletmeden geçelim, yukarıya bıraktığım müziği açmayı unutmayın lütfen, müzikçalardan da açabilirsiniz.
Müzik: Ati242 - Ait Hissetmiyorum
Sizi seviyorum🖤
-İyi okumalar diliyorum.🖤-
-------------------------------------------
______________________________________
4.BÖLÜM
‘CAMLAR’
“Geçmişim en güvendiğim kişi tarafından bombalanmıştı. Ve ben, arkamdaki enkazın dumanlarının arasında yeni bir hayat inşa etmeye çalışıyordum kendime.”
Camlar birbirine vurunca nasıl ses çıkarır bilir misiniz? Bunun sizin için pek de bir anlamı yok değil mi? Bazılarımızın çocuğunda duyduğu tek ses budur. Kalın camlar, ince camlar... Siyah camlar, yeşil camlar... Birbirlerine vurduklarında ses çıkarırlar.
Bazılarımız birer cam sesinde şarkılar söyleriz hiç de melodik olmayan. Bazılarımız ise susarız sonsuza kadar. Bazılarımızsa kulaklarını kapatır.
Hayatımız budur. Ne ilerisi ne de biraz gerisi vardır.
Peki camlar kırılınca nasıl ses çıkarır?
Evin kapısını yavaşça açtım. Hava henüz yeni kararmıştı. Eve girdiğimde kapıyı arkamdan kapattım ve salona geçtim. İçeri girdiğimde gözlerim annemi aradı. Etrafta kimseyi göremeyince kalbime derin bir korkunun hücum etmeye başladığını hissettim. Kalbim korkuyla atıyordu. İçimden sayısız dua ederken dış kapının açılış sesini duydum. Gözlerim koridora kitlendiğinde adımlarım geriledi. Adım sesleri salona yaklaşırken her zaman duyduğum o tanıdık sesi duydum.
Birbirine vuran cam şişelerin sesleri.
“Lal?”
Babamın kalın sesiyle kendime geldim. Baktığım yeri bile görmediğimi fark ettim. Vücudum kendini kilitlemişti. Yavaşça bana doğru yaklaştı. O yaklaşırken ben olduğum yerde geriliyordum. En sonunda yanımdan geçip gitti ve arkamdaki koltuğa oturdu. Hemen odanın diğer tarafına geçtim ve köşedeki sandalyeye oturdum.
Odaya girdiğinde her zamanki gibi etrafı esir alan ekşi koku yine ciğerlerimi doldurmuştu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya devam ederken içimdeki korkuyu yok etmeye çalıştım. Beni incitmeyeceğini biliyordum. Ama bu yapacağı diğer şeyleri engelleyemeyecekti.
Elindeki siyah poşeti sehpanın üstüne koyduğunda birbirine çarpan cam şişeler artık susmuştu.
Camlar susunca bu tek bir anlama gelirdi.
Birazdan kırılacaklardı.
“Lal? Lal!”
Adımı duyunca yerimde irkildim. Avcumun içindeki eli sıkı sıkı tutuyordum. Ayaz’ın yüzünü gördüğümde şaşkınlıkla etrafıma baktım. Hastanenin önündeydik. Ilık rüzgar yüzüme vuruyordu. Kalbim hala deli gibi çarpıyorken az önce yaşadığım şeye anlam veremiyordum.
“Lal...” dedi tekrar. Boştaki eliyle koluma yavaşça dokunmuştu. Gözlerim önce Ayaz’da daha sonra tekrar etrafta gezindi. Boş banklar ve etrafta gezinen insanlar vardı. Acil yazısının kırmızı ışığı yüzümüze vuruyordu. İçeride değildim. Dışarıdaydım. Kendi kendime tekrar ettim.
Ben, içeride değilim...
Kalp atışlarım güvende olmanın verdiği hisle yavaşladı...
“Ben... İçerideydim.” Dedim kekeleyerek. Ayaz’ın yüzü hala tedirgindi. “Hatırlamıyor musun?” dedi. En son hatırladığım şeyi düşündüm. “Bir kız vardı.”dedim. “Seni tanıdığını söylüyordu...”
Ayaz söylediğim şeyle dudaklarını birbirine bastırdı. Sanki hatırladığım şeyin bu olmasını istemiyor gibiydi. Başım tekrar döndüğünde sendeledim. Neyse ki Ayaz beni hala tutuyordu.
“Gel.” Dedi. “Arabada konuşalım. Hala iyi değilsin. Dinlenmen gerekiyor.”
Otoparka doğru ilerledik. Karanlık otoparkı büyük sokak lambaları aydınlatıyordu. Deniz manzarası açık otoparkı güzelleştirmişti. Eğer yorgun veya hasta olmasaydım kesin manzaranın tadını çıkarırdım. Ama şimdi yapmak istediğim tek şey evime dönmek ve sıcak yatağımın içine kıvrılmaktı.
Otoparkın ortasındaki lüks siyah bir arabanın önünde durmuştuk. Ben arabaya şaşkınlıkla bakarken Ayaz kapımı açmak için yanımdan ayrılmıştı. Kapıyı açıp bana döndüğünde, ben hala garip bir şekilde arabayı inceliyordum. “Gel lütfen.” Dedi.
Gözlerimi zar zor arabadan çektiğimde Ayaz’in yanına doğru ilerledim. Arabaya bindiğimde Ayaz da arabanın etrafından dolandı ve direksiyona geçti.
“Ne iş yapıyorsun sen?” deyiverdim. Ayaz şaşkınlıkla bana döndüğünde ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Yutkundu ve kemerini takmak için uzandı. Zaman kazanmaya falan mı çalışıyordu?
“Eğlence sektöründe çalışıyorum.” Dedi.
Kaşlarım şüpheyle çatılırken başımı yukarı kaldırdım. “Bir şirkette falan mı çalışıyorsun?” diye sordum. Kontağı çalıştırırken dikiz aynasını düzeltti. Ardından radyoyu açtı. “Öyle de denilebilir...”diye cevapladı sorumu. Yorgunluğun verdiği bir uykuyla başımı arkama yasladım. Gözlerimi kapattığımda radyoda çalan şarkının melodisi nedense içimde farklı hisler uyandırmıştı. Gözlerimi aralayıp dijital ekrana baktığımda şarkının ismini gördüm.
Ati242 – Ait Hissetmiyorum
Ayaz baktığım yeri gördüğünde gülümsedi. “Sevdin mi?” dedi sesi biraz daha açarken. Şarkının sözlerini okurken cevap verdim.
“Aslında evet...”
“Aslında çalıştığım şirket bir müzik şirketi.” Dedi. Duyduğum şeyle yerimde heyecanla kıpırdandığımda dikkatim dağılmıştı. “Sahi mi? Hangisi?” diye sordum. Vereceği cevabı çok merak ediyordum. Petrichor Prodüksiyon’da çalışıyorsa belki de Kaptan’ı tanıyor bile olabilirdi.
“Büyük bir yer değil, tanımazsın.” Dedi. Dudaklarımı hayal kırıklığıyla büzdüğümde tekrar arkama yaslandım ve gözlerimi dışarı çevirdim. Arabadaki tek ses radyoda çalan şarkı olduğunda ikimiz de onu dinlemeye başladık.
“Rap sever misin?” Diye sordu Ayaz sessizliği bozarak. Biraz düşündükten sonra, “Pek sayılmaz.” Dedim. Aslında bakarsanız daha önce hiç o türden bir müzik dinlememiştim. Ama duyduğum kadarıyla sertti ve beni sadece geriyordu.
“Neden?” diye sordu şaşkınlıkla. Ardından gülümsedi. “Sende şarkı yazıyormuşsun baksana. Rap sanatçılarını takip etmiyor musun hiç? İlham olur aslında sanada...”
Bilmiş bilmiş gülümsemesinin nedenini anlamamıştım ancak çok da üstünde durmadım. Başımı tekrar yola çevirdim ve şehrin renkli ışıklarını izlemeye devam ettim. Umursamaz gibi omuz silktiğimde aynı tonla konuştum.
“Huzursuz hissettiriyor.”
“Ama bu öyle hissettirmedi değil mi?” dedi başıyla müziği işaret ederek. Haklıydı. Bu şarkıda Rap’ti ancak beni huzursuz etmek yerine rahatlamıştı. “Evet...”dedim.
Kırmızı ışıkta durduğumuzda bana döndü. Parmakları müziğin ritmiyle hareket ederken gayet huzurlu görünüyordu.
“Eğer müzikle ilgileniyorsan bilmelisin.” Dedi.
“Müzikte önemli olan nasıl anlattığın değildir. Ne anlattığındır. Bu şarkıda anlatılanları bir sürü farklı müzik türünde anlatabilirsin. Bir sürü farklı kelimeyle anlatabilirsin. Ama asıl önemli olan ne anlattığındır. Bir kitap gibi düşün. Türün önemi yoktur. Karşındakine verdiğin şey önemlidir. Ara yollardan gitsen bile vardığın yer hep aynı olur.”
Onun anlattığı gibi hiç düşünmemiştim. Belki de haklıydı. Belki de ben fazla önyargılı yaklaşmıştım. “Anlarlar mı?” dedim hüzünle bakarken.
“Anlattığın şeyi hayatında bir kez bile hissettiyse anlar.”
Demek ki Kaptan benim anlattıklarımı hayatı boyunca hiç hissetmemişti. Eğer hissetmiş olsaydı acımı kendisine ait gibi göstermezdi diye düşündüm. En azından ona sahip çıkmama izin verirdi. Elimdeki tek şeyi almazdı benden. Acımı almazdı.
“Hastanede ne gördün Lal?”
Ayaz’ın sorusuyla rahatlamış olan vücudum yine gerildi. İçimi yine bir huzursuzluk kaplamıştı. “Kendini kaybetmiş gibiydin. Tek istediğin oradan çıkmaktı. Sana seslendiğimi bile duymuyordun. Bana bakıyordun ama sanki beni göremiyordun Lal... Sanki bambaşka bir yerdeydin.”
Kendimi sorun olmadığına ikna etmek için şehrin ışıklarını izlemeye devam ettim. Yeşil yandıgında ilerlemeye devam ettik. Geride kalan ağaçlar ve büyük uzun binaları belki de bir daha asla göremeyecektim. Hastanede ne yaşadığımı ben bile tam olarak idrak edemiyordum. Ayaz’ın da böyle bir durumda beni anlayabilmesini bekleyemezdim.
“Bir şeyler gördüm...” dedim sessizce.
“Sanrı gibi bir şeymi?”
Tam olarak emin değildim ancak Ayaz’ın söyledikleri doğruydu. O an olduğum yerden tamamen uzaklaşmıştım. Sanki eski evimizdeydim. Eski hayatımdaydım sanki. Bunları düşünmek bile tüm hücrelerimi titretiyordu. “Emin değilim.” Diye fısıldadım.
“Ama sanki daha farklı bir şeydi. Sanki bir hayal gibiydi. Eskilerden gelen bir anının içinde buldum kendimi...”
Ayaz söylediğim şeyle bana baktı göz ucu. Bense sadece yaşadığım şeyin üzerimde yarattığı etkilerden kurtulmaya çalışıyordum. “Sanırım gittiğin anıdan pek hoşlanmadın.” Diye mırıldandı. Bense başımı son kez pencereden dışarı çevirdim.
Bir saat sonra evimin önündeydik. “Bıraktığın için teşekkür ederim...” dedim Ayaz’a dönüp. Elimden geldiğince içten bir şekilde gülümsedim.
“Eminim ki kahve içmeye gittiğin yerdeki baristanın başına bu kadar bela olacağını tahmin etmiyordun.”
“Bela mı?” dedi Ayaz dalga geçerek. “Sen kimseye bela olamazsın küçük hanım. Olsa olsa onlar sana bela olur. Ayrıca, o güvenliği bulacağım. Bir kızın canını yakmanın cezasını çekecek.”
Bu akşam yaşadıklarım aklıma gelince yüzüm düştü. Halbuki beş dakika öncesine kadar kendimi bir nebze olsun iyi hissediyordum. Telefonuma gelen bildirimle dikkatini Ayaz’dan çektim ve telefonuma baktım.
Zeynep: Nerede kaldın? Eğer bu mesajıma da dönmezsen polise gideceğim.
“Ben gideyim, yoksa ev arkadaşım polise gidecek. Geceyi karakolda bitirmek istemiyorum... Zaten fazlasıyla yorgunum. Ve sanırım artık hastayım da...”
Ayaz bana doğru yöneldiğinde kapının kolunu tuttum. “Sakin ol.” Dedi ve torpidoyu açtı. Karanlıkta eline aldığı şeyi tam olarak görememiştim. Elindekini bana doğru uzattığında lüks arabanın tavanındaki sarı ışık sayesinde elindekini artık çok daha net görebiliyordum.
“Ihlamur?” dedim şaşkınlıkla.
Ihlamur böylesine lüks bir arabanın torpidosundan çıkacağını düşündüğüm en son şey bile olamazdı. Elinde tuttuğu bir deste taze mi taze ıhlamur tüm arabayı mis gibi kokutmuştu. Ayaz siyah saçlarını karıştırdı ve eli kısa sakallarında gezindi. “Bir kaç gün önce hastaydım. İçeyim diye annem yolladı ıhlamuru. Al bakalım...” dedi ve elini bana doğru uzattı.
“Ama olmaz ki... Annen sana yollamış iç diye. Hem bana verdiğini duyarsa üzülür...” dedim hüzünle.
Ayaz küçük bir kahkaha attığında araba hafiften sallanmıştı. “Neye gülüyorsun ki şimdi?” dedim kaşlarımı çatarak. Oysa o hala gülmeye devam ediyordu. Bir yerde biter sanmıştım ama biteceğe benzemiyordu. “Hey! Neye gülüyorsun? Komik bir şey mi söyledim sanki?”
Gülmesi bittiğinde işaret ve başparmağını burnunun üstünde gezdirdi ve gözlerini kapatıp kendisini sakinleştirmeye çalıştı. Ardından bana döndü ve gözlerimin içine baktı.
“Eğer annem seni tanısaydı, beni tamamen unutup ıhlamuru kendi elleriyle kaynatır ve sana içirirdi.”
Söylediği şeyle dudaklarım yukarı kıvrıldı. Annem gözlerimin önüne gelmişti. Bu şehirde Zeynep ve Baran’dan sonra bana iyi niyetiyle yaklaşan ilk kişiydi Ayaz. Ama tüm mantığım dikkatli olmam gerektiğini söylüyordu. Ben herkese karşı tetikte olmalıydım. Geçmişim en güvendiğim kişi tarafından bombalanmıştı. Ve ben, arkamdaki enkazın dumanlarının arasında yeni bir hayat inşa etmeye çalışıyordum kendime.
Gülümsedim ve ıhlamur destesini avuçlarımın arasına aldım.
“Teşekkür ederim...” dedim. “Hoşçakal.”diye ekledim.
“Sonra görüşürüz.” Dedi Ayaz lafımı bölerek. Gözlerine baktığımda gözlerini kaçırdı. Yine yapmıştı. Dışarıya yansıttığı sert çocuk havasının dışındaydı o. Konuştuğu an kelimelerinin naifliği ruhuma dokunuyordu. Katı bakışları birinin gözleriyle çarpışınca yumuşuyor, zaman zaman utangaç bir hal alıyordu.
Gözlerim kolundaki siyah dövmelere kaydı. Hala aynı fikirdeydim ancak şimdi biraz daha farklılaşmışlardı. O kadar da siyah değildi Ayaz. Beyaz lalelerin masumiyeti siyah karalamalarda olmasa da onun kalbi buna sahipti...
“Görüşürüz...” dedim. Bana baktığında tebessüm etti. Arabadan indiğimde arkama baktım. Oradaydı. Annemsiz yalnız hissediyordum. Etrafımda olup saf ve masum hisler besleyen insanların varlığı yaşama bağlıyordu beni. Ayağa kalkıp mücadeleye ancak o zaman devam edebiliyordum.
“Yani bu Ayaz denen çocuk seni hastaneye götürdü öyle mi? Seni? Tamamen delirmiş olmalı. Sen ölsen hastaneye gitmezsin.”
Zeynep’in sesiyle ona doğru baktım. Avuçlarımın içindeki sıcak ıhlamurun kokusu burnuma geliyordu. “O sadece yardım etmek istedi. Nereden bilebilirdi ki? Hem...”
Zeynep sinsi bir gülüşle yüzüme baktığında neler düşündüğünü tahmin dahi edemiyordum. Uzun saçlarını arkaya attığında bana yukarıdan bir bakış attı. Yüzüne anlamıyormuşum gibi bir bakış attığımda başımı iki yana salladım. “Ne söyleyecektin?” dedi imalı bir tonda. “Yoksa Ayaz’ın ne kadar da yakışıklı ve kibar biri olduğundan mı?”
“Hayır!” dedim sesimi yükselterek. “Diyecektim ki...”
Kelimeler boğazıma takıldığında yutkundum. Tekrar ve tekrar aynı şeyleri düşünmek canımı yaksada beynimin duvarlarına çarpan düşünceler, çıkacakları yeri bulamıyorlardı.
“Böyle sorunlarım olduğunu bilemezdi...” diye fısıldadım başımı aşağı eğdiğimde. Fincanın içindeki ıhlamurun üstünde şimdi hiç hareket yoktu. “Yapma Lal...” dedi Zeynep uzanıp elimi tutarak. Buruk bir gülümsemeyle ona baktım. İçimde yanan bir ateş olduğunu hissettim o an. Yıllardır içimde yanan ateş şimdi dışarıya sıçramak istiyordu. Etrafı yakmadan, kimseyi incitmeden... Biraz olsun alanının dışına çıkmak istiyordu.
“Sanrıda babamı gördüm Zeynep.” Dedim sesim titrerken. Korkudan mı yoksa başka bir duygudan mı emin olamamıştım. Zeynep gülümseyerek bir şey söyleyecek oldu. Ancak benim yüzümü gördüğünde vazgeçmiş olacak ki dudaklarını birbirine bastırdı.
Başımı balkon demirlerine çevirdim. Ardından da boş sokağa.
“Gerçek gibiydi.” Diye devam ettim gözlerim dolarken.
“Oradaydı. Benimle konuşuyordu. Kokusunu duydum Zeynep... Birbirine çarpan cam şişelerin sesini duydum... Kırılacaklardı. Eğer Ayaz beni geri döndürmeseydi çok az kalmıştı. Eğer bir daha böyle bir şey olursa ben...” İlk kez duyduğu bu şeyler onu şaşırtmış olmalıydı.
“Olmayacak!” dedi Zeynep beni telkin ederken. Başımı evet anlamında aşağı yukarı sallarken ben bile kendime inanmıyordum.
Çünkü cam şişelerin sesi beynimin içinde dolanıyorken sanrımın gerçek olup olmadığını kavrayamıyordum. Kokular burnumdaydı. Sesler hala kulağımda. Kaptan bile beni bu kadar korkutmamıştı. Ne emeklerimin heba olunup gitmesi ne de hiç var olmadan yok olmak. Hiç biri beni bu kadar korkutmamıştı.
Ve bilirdiniz. Camlar elbet bir gün kırılırdı...
-------------------------------------------
'BÖLÜM SONU'
Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizi seviyorum gelecek bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın!
🖤
Bölüm etkileşimi
