İDOL -Alabora- kitap kapağı

10. bölüm / 18

İDOL -Alabora-

9. BÖLÜM: KESKİN

Vaveyla Yazarı: Buket K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 9. BÖLÜM: KESKİN

Merhaba ben Buket! 9. Bölüme hoşgeldiniz!!!

Bıraktığım müziği açmayı unutmayın lütfen, sizi seviyorum! Bu bölüm yeni biriyle tanışacaksınız... Güzel bir bölüm olsun!

Müzik: Şebnem Ferah- Sigara

-İyi okumalar diliyorum...🖤-

-------------------------------------------

______________________________________

9.BÖLÜM

‘KESKİN'

“Hiç tanımadığım birine bile inanıp buraya gelmiştim ancak Ayaz’a inanmak, keskin bıçakları avuçlarımla tutacakmışım gibi hissettiriyordu.”

Arabanın kapısını kapattım ve başımı kaldırıp içerisinden boğuk müzik sesleri gelen gece kulübünün arka kapısına baktım. Lacivert kapının boyası yer yer soyulmuş altındaki ucuz siyah demir görünmeye başlamıştı.

Şehrin fazlasıyla işlek bir semtinde bulunan gece kulübünün arka kapısı tenha bir sokaktaydı. Çöp konteynerlarının etrafında dolaşan ıslanmış ve yorgun sokak kedileriyle göz göze gelince fark ettim.

İstanbul’un kalabalığında yine yalnız ve ıssızdım. Tenhalar karşılıyordu beni hep. Sanki başka bir seçeneğim yokmuş gibi.

Uzun koridorda ilerledik ve yolumuz karanlık bir odaya çıktı. Uzun mavi bir kapıya doğru ilerlemiştik. Müzik sesi kapıya her yaklaşışımızda daha da artıyordu. Kapının kolunu tuttuğum anda yanımızda uzun boylu, yapılı ve esmer bir adam belirdi.

“Lal Hanım değil mi?”diye sordu direkt olarak. Başımı evet anlamında salladığımda eliyle diğer kapıyı işaret etti ve, “Buyrun lütfen Zifir bey sizi bekliyor.” Diyerek bizi daha aydınlık olan bir koridora doğru yönlendirdi.

Zeynep tam arkamdan gelirken yaptığımız şeyin doğruluğunu sorguluyordum. Zeynep’i de peşimde sürüklüyor olmak üstümde büyük bir baskı kuruyor, içimde suçluluk hissi oluşturuyordu. Zeynep ise benim aksime gayet korkusuz ve güçlüydü.

Bir odanın önüne geldiğimizde durduk. Adam usulca kenara çekildi. Tereddütle kapıya yaklaştığımda titrek ellerim bir türlü kapının kulpuna uzanamadı. Zeynep’e baktığımda bir an için onun da tereddütlü olduğunu fark ettim. Gelen sesler içeride büyük bir tartışmanın yaşandığını gözler önüne sererken Ayaz’la beni ayıran tek şey ince bir kapıydı.

“Kaç yaşındasınız?” Dedi adam yumuşak bir sesle. “20.”dedim fısıldayarak.
“Arkadaşım da 24.” Diye ekledim Zeynep’i gösterip. Adamın yüzünde buruk bir tebessüm oluştu, ardından da bizi inceledi.

“Sizin yaşlarınızda bir kızım var...” diye mırıldandı. Ardından tebessümü soldu ve gözlerime baktı.

“Burada ne işiniz var sizin kızım?”

Bana kızım demesi içimde bir ürpertinin can bulmasına sebep oldu. Gözlerimi ardı ardına kırparken elimi kapının kulpundan çektim.

“Adaletimi sağlayacağım.”

“Kızımı hiçbir zaman kendi adaletini sağlamak zorunda bırakmadım. Asla da adaletini sağlaması uğruna bu yaşta buralara gelmesine izin vermem kızım. Ama belli ki birileri seni buna mecbur etmiş.”

Gözyaşlarım gözbebeklerimi doldurmuş ellerim titremeyi kesmişti. Ne güzel bir baba vardı karşımda. Kızını her şeyden koruyan ve lodosda savrulup gitmesine müsade etmeyen gerçek bir baba. Benim babamsa adalet arayışımın sebebi, ve sürüklendiğim tüm haksızlıkların en baş nedeni olmuştu.

“Sana bir babadan nasihat olsun kızım, eğer sağlaman gereken bir adaletin varsa peşini asla bırakma. Kimse seni korkutamasın. Sesini asla alçaltma. Gerekirse fısıltın bile yetsin.”

Yaşlar yanaklarımı ıslattı, başımı dikleştirdim.

“Ben buranın güvenliğiyim. Bir sorun olursa seslenmeniz yeterli.” Diye ekledi adam. Başımı salladım ve tekrar kapıya döndüm. Yumruklarımı birkaç kez sıkıp ardından açtım. Kimse beni korkutamazdı. Kapının kolunu sıkıca tutup açtım.

“Çekil önümden Zifir! O herif yaptığı şeyin cezasını bu sefer çekecek!” diye bağırdı Ayaz.

“Kara bekle... Sakin olmak zorundasın, Lal’e böyle yardım edemezsin! O salak herif bir seyleri bildiğinin farkına varırsa kalan tüm kanıtları yok eder anlıyor musun?” diye bağırdı bizim yaşlarımızda genç bir çocuk. Ayaz’ın önünde bir bariyer misali duruyordu.

“Ben artık sakin falan olamam Zifir! O herifi elimden almasaydınız eğer her şeyi halletmiştim. İtiraf etmek zorundaydı! Herkesin önünde inkar edemezdi anlıyor musun? Bu kez inkar etmesine izin vermezdim, itiraf etmek zorundaydı!”

“Kariyerini bitirmeye mi çalışıyorsun Ayaz sen? Herkesin elinde telefon var, Kaptan'ın yakasına yapıştığında tek bir fotoğraf çekmeleri her şeyi mahvededi. Nasıl açıklardık bunu insanlara Kara? Ya itiraf etmezse? O zaman ne yapacaktık? Yapacağın tek bir hareketle Lal için de her şeyi mahvedersin.”

“Zaten mahvettim!” Diye bağırdı Ayaz Zifir diye hitap ettiği çocuğa. Yunruklarını sıkıca sıktı ve başının üstüne getirdi. Öfkeyle Zifir’in yanından uzaklaştı. Duvara sert bir yumruk geçirdiğinde çıkan seslerden birkaç kemiğinin kırıldığını hissetmiştim. Duvara bulanan kan tüylerimin ürpermesine yetmiş canının acıdığını düşünmek kalbimi sıkıştırmıştı.

“Her şeyi mahvettim!” Diye gürledi. Sırtını duvara dayayıp aşağıya kaydığında dirseklerini dizlerine dayadı. Başını iki elinin arasına aldığında parmaklarından damlayan kanları artık çok daha net görebiliyordum.

“Çok acı çekmiş o Zifir. Hepimizden farklı bir savaşı var... Onu korumalıyız anlıyor musun? Onu kandıramam...” Saklasada gözyaşı döktüğünü biliyordum. Bu kadar önemli miydim sahiden onun için? ‘İnanma Lal.’ dedim kendi kendime.

‘Onun derdi bizimle.’

“Çoktan kandırmadın mı?” diye fısıldadım.

Başını kaldırıp bana baktığında kızarmış gözleri gözlerimle buluştu. Titreyen elleri boşluğa düşerken dudakları şaşkınlıkla aralanmıştı. Gözleri birkaç saniye ben ve Zifir dediği çocuk arasında mekik dokudu. En sonunda benim üzerimde sabit kaldı.

“Lal, sen burada ne arıyorsun?” diye sordu.

Başımı dikleştirdim ve sanki içim hiç acımıyormuş gibi baktım ona. O ise söyleyeceğim en ufak bir kelimeyi bekliyormuşçasına baktı bana uzun uzun.

“Her şeyi benim için bir kez daha berbat etme diye geldim.” Dedim acımasız olmaya çalışarak.
Zifir’e baktı ve bakışları koyulaştı. Zifir ellerini havaya kaldırdı teslim olur gibi.

“Kusura bakma patron. Ama birinin mantıklı düşünmesi gerekiyordu.”

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” diye tısladı Ayaz.

“Bu odanın içindeki herkesi kurtarıyorum dostum ve hayır teşekküre gerek yok.”

Ayaz sendeleyerek ayağa kalktığında sorunun asıl nedenini anlamıştım. O sarhoştu. Kırmızı gözlerini kaçırdığında, “Lal’i ve arkadaşını evine bırak Zifir.” Diye mırıldandı.

“Senin sayende gelmedik.” Dedim. “Senin aracılığınla gitmeye de hiç niyetim yok.”

“Saat üç. Bu saatte gidemezsiniz, etraf sarhoş insanlarla dolu.”

“Gidip gitmemeyi sana sormaya da hiç niyetim yok. Ayrıca eminim ki seninle karşılaştırınca onlar çok daha kendilerindedir.”

“Özür dilerim.” Dedi ve gözlerini kaçırdı. “Ben eğer seni çağırdığını bilseydim-”

“Yalanlarını artık duymak istemiyorum Kara.” Dedim elimi kaldırıp. Ayaz sessizliğe bürünürken koluyla duvara yaslandı. Gözlerini bir an için kapatmasından başının döndüğünü tahmin etmiştim. Ben de dahil odadaki kimse konuşmuyordu.

Zifir denilen temiz yüzlü çocuk kıvırcık kahverengi saçlara ve aynı renk sakallara sahipti. Üstündeki siyah kapısonlu ve altındaki siyah eşofmanla kimse umurumda değilmiş gibi görünüyordu. Ellerini arkasında bağlamış, uzun ahşap masaya yaslanmıştı ve birimizin bir şey söylemesini bekler gibi hepimizi süzüyordu. Gözleri Zeynep'de takılı kaldığında gözlerini kısıp işaret parmağını ona doğrulttu.

“Sen telefonda bana carlayan o asi kızsın değil mi?

Zeynep kollarını göğsünde birleştirip donuk bakışlarını Zifir’e doğrulttu.

“Kesinlikle O’sun.” Diye ekledi Zifir başını kaldırıp.

Bir şey söyleyecekmiş gibi dudaklarını araladı ve bizi süzdü. Ardından tekrar masaya yaslandı. Sanki düşünmemesi gereken bir şey düşünmüş ve bundan pişman olmuştu. Kaçamak gözlerle bize bakarken aslında Zeynep’e baktığını biliyordum. Zifir denilen bu çocuk, bana güven vermişti. En son güvendiğim kişinin bana tonla yalan söylemiş olduğunu baz alırsak bu çok saçma bir düşünce olmalıydı.

“Buraya tek bir şey için geldik.” dedim. “Kanıtımı verin gideyim.”

“Kanıtın bizde değil.” Dedi Zifir.

Zeynep, “Ne demek değil?” Diye bağırınca herkesin odağı ona çevrildi. Bense gözlerimi kapattım sabırla. Hata etmiştik, Ayaz’a inanmak en başından beri büyük bir hataydı. “Size kanıtın bende olduğunu hiçbir zaman iddia etmedim.” Dedi Zifir doğrularak.

“O zaman ne diye bizi buraya çağırdın?” Diye bağırdı Zeynep tekrardan. Öyle ki ileri atıldığı için onu kolundan tutmak zorunda kalmıştım. Ayaz’la göz göze geldiğimizde bana yalvarır gibi baktı.

“Size kanıtı bulabileceğiniz söyledim.” Dedi Zifir.

“Beni tekrar kandırdın.” Dedim Ayaz’a yaklaşıp. Gözlerim dolarken başımı daha da yukarı kaldırdım. Dik durmak istiyordum ancak içimde hüngür hüngür ağlayan küçük kız çocuğu beni zorluyor, beni prangalara vuruyordu. Çenem titrerken dudaklarımı birbirine bastırdım sertçe. Gözlerine mühürlenmiş gözlerim buğuluydu.

“Buraya gelirken o kadar çok hayal kurdum ki.” Dedim.

“Ve biliyor musun Kara? Hiçbirinde Kaptan yoktu. Küçücük bir anda birdenbire öyle bir farkına vardım ki bunun. Şarkılarım, umutlarım, uğruna savaştıklarım... Zihnimde onları değilde seni gördüm. Orada bana gülümsüyordun, aynı atlıkarıncada güldüğün gibi. Kendimden tiksindim. Savaşımı unutup seni düşlediğim için minik Lal benden nefret etti. Ben senin masum olduğunun hayalini kurarken kendimden koptum. Şimdi gördüğümüz üzerine yeniden bir hiç için. Sana inandığım için kendimden nefret ediyorum.”

Kapıya doğru ilerlediğim sırada Zeynep yanıma geldi.

“Lal gitme!”
dedi Ayaz.

Zifir koşarak yanıma geldiğinde kapıyı tuttu. “Lal hata yapıyorsun! Senin düşmanın biz değiliz, biz sana yardım etmeye çalışıyoruz anlasana! Kanıt bizde değil evet. Ama nerede bulacağımızı adım gibi biliyorum. Onu bulabilmemiz için Kaptan’ın bundan haberdar olmaması gerekiyor.”

“Sana inanmıyoruz.” Dedi Zeynep.

“Elbette biliyorum.” Diye karşılık verdi Zifir. “Ama Kaptan’ı tanıyorsun. Onun gibilerin oyunları kolay kolay ortaya çıkmaz. Kanıt kalmaması için şarkıları evine getirmeni istiyordu değil mi? Onun hakkında çok şey biliyoruz ve sana şerefim ve onurum üstüne yemin ediyorum Lal. Sana o kanıtı bulacağım.”

Bunu biliyor olması kafamı karıştırmıştı.

“Ağzını yorma. Ben gideceğim ve neyime mâl olursa olsun bunu bizzat kendim halledeceğim.” Diye fısıldadı arkamızdan Ayaz.

Zar zor ayağa kalktığında bize doğru ilerlemeye çalışıyordu. Oysa ayakta durabilecek gibi bile durmuyordu.

Zifir gözlerime baktı yalvarır gibi. “Nasıl becerdin bilmiyorum ama Ayaz bir tek senin adın geçince duruluyor. Biz dışarıdaki magazincileri oyalayacağız sende Ayaz’ı arabasıyla buradan götüreceksin. Yapacağın tek şey bu. Yalvarırım beni dinle... Ne kardeşimin kariyeri, ne de senin hayallerin yerle bir olsun Lal.”

Elime arabanın anahtarını tutuşturdu ve Zeynep’e baktı onay bekler gibi. Zeynep zar zor ikna olmuş gibi baktığında isteksizce başını salladı.

“Eğer beni kandırıyorsan, seni de Kaptan’la birlikte okyanusun dibine gönderirim.”

Elimdeki anahtarı sıkı sıkı tuttum. Titreyen ellerim anahtarın ağırlığından güç almaya çalışıyordu. Arkamı döndüm ve yavaşça Ayaz’in yanına yaklaştım. Yarı aralık gözleri kapanmaya yüz tutmuştu. Kesik nefesleri dudaklarının arasından sızarken yanaklarının kızarmış olduğunu gördüm. Tutunduğu masadan güç almaya çalışırken diğer eliyle de siyah kot ceketini üstüne geçirmeye çalışıyordu. Nafileydi, önünü görüyor olduğundan şüpheliydim.

Arkamdaki kapı kapanma sesi odada yalnızca ikimizin kaldığını gösteriyordu.

Ceketin ucunu tutarak giymesini sağladığımda bana baktı. Bunu neden yaptığıma anlam veremiyor gibiydi. “Benden nefret ettiğini sanıyordum...” Diye mırıldandı usulca.

“Ediyorum.” Diye cevapladım. Gözlerimi üstünden çekip etrafta gezdirdim. Aslında odadaki hiçbir şeyi merak etmiyordum. Umurumda da değildi. Tek elimde salınık olan saçlarımı arkaya ittim. Ardından pijamamın kollarını avuç içlerime çekip elimdeki araba anahtarını gizledim.

“Ama şimdi buradan gitmemiz gerekiyor.”

“Neden?” Diye sordu Ayaz. “Seni bir yere götürmeme izin vermiyordun majesteleri. Şimdi ne oldu?”

“Beni hala bir yere götüremezsin. Ama ben seni götürebilirim.” Dedim.

Eli alnına gidince aklıma gelen şeyle boş olan elimle yavaşça yanağına dokundum. Teninin altında yanan ateş yavaşça parmaklarımı sarmaladı. Kaşlarım şüpheyle çatılırken yüzündeki halsizliği çok net görebiliyordum.
“Neden bu kadar ateşin var?” diye sordum. Sendelediğinde anahtarı tutan elimle kolunu tuttum. “Nefret ettiğin herkesle bu kadar ilgilenir misin?” Dedi.

“Hayatta kalması gerekenlerle evet...”

Belli ki kolay kolay ikna olmayacaktı. Ama benim pes etmeye niyetim yoktu. Zifir Kaptan’in benden istediği şeylere bu kadar hakimse onu gerçekten iyi tanıyor olmalıydı. Bana yardım etmesi için Ayaz’ın bu gece kulübünden çıkması gerekiyordu.

Türlü bahanelerle onu dışarı çıkardığımda arabası sokağın birkaç adım ilerisinde olduğundan kolayca arabayı bulabilmiştik. Ancak Ayaz artık gerçek anlamda ayakta duramadığından ağırlığını tamamen ben taşıyordum. Telefonuma gelen mesajla evin konumuna doğru yola çıktığımda Ayaz yan koltukta yarı uyur bir halde sayıklıyordu.

“Beni Kaptan’a götürüyorsun... Söz verdin...”

“Birkaç dakikaya ne beni ne de Kaptan’ı hatırlamayacaksın...” Diye söylendi kendi kendime. Gözümü yoldan ayırmadan elimle ateşini kontrol ettiğimde hala alevler içinde yanıyor olduğunu gördüm. Bu basit bir sarhoşluk gibi durmuyordu. Aksi gibi Ayaz’ın aklı gayet yerindeydi.

Evin önüne geldiğimizde Ayaz’ı arabadan indirdim. Kolunun altına girdiğimde artık konuşacak hali de yok gibiydi. Büyük bahçeli devasa eve girdiğimizde yatak odasını büyük zorluklar içerisinde bulmuştum. Ayaz’ı yatağı yatırdığımda yatağın kenarına oturup soluklandım.

Neden birden fazla katı olan böyle büyük evlere asansör koymazlardı ki? Başımı geriye atıp kendime gelmeye çalıştım. Kendimi biraz daha iyi hissettiğimde ayağa kalktım usulca. Yatağa döndüğümde uzun cam pencerelerden sızan dolunayın Ayaz’in üstüne düşmüş olduğunu gördüm. Arkamı döndüm ona daha fazla bakmamak için.

Belki de böyle yaparsam minik Lal hayallerimize ihanet ettiğim için beni affederdi.

Çok yazıktı, çünkü Ayaz da bana ihanet etmişti. Ben onu asla affetmeyecektim.

Yatak odasının kapısına doğru ilerledim.

Ellerimin titreyişi bu kez yorgunluktan değildi sanki. Sıkışan kalbim belki de kahvedendir diye düşündüm. Kapının kirişine geldiğimde arkamdan gelen derin nefes seslerini ve acı içindeki iniltileri duydum.

Yavaşça ona döndüğümde göz kapakları kapalıyken kaşları çatılmış, başını sağ tarafına çevirmişti. Her ne kadar içimden bir ses burayı terketmem gerektiğini söylüyor olsa da yatağa doğru yaklaştım.

Ellerinin boğumlarındaki sızıntı şeklinde kanayan yaralar gözüme çarptı. Parmaklarım şakağımdaki küçük yarabandına dokundu usulca. O beni tedavi etmişti diye düşündüm, belki de şimdi de ben ona yardım etmeliydim.

Sonuçta en kötü kral masallarda bile yaralıyken terk edilmeyi hak etmezdi...

Ama ‘Git…’ diye haykırıyordu kalbim. Fazlasıyla kırgındım, bir o kadar da öfkeli. Nasıl inanacaktım beni korumak istediğine? Hiç tanımadığım birine bile inanıp buraya gelmiştim ancak Ayaz’a inanmak, keskin bıçakları avuçlarımla tutacakmışım gibi hissettiriyordu.

Başka kimse değilken onun benim için keskin olması canımı çok daha fazla yakıyordu.

Arkamı dönmüş ilk adımımı atacaktım ki elimi
sarmalayan sıcak ve büyük eller beni durdurdu. Şaşkınlıkla ona doğru döndüğümde, “Yalnız…” diye fısıldadı.

Yatağın önünde diz çöktüm yavaşça. Ona doğru eğildiğimde ay ışığında parlayan kırmızı yanakları vicdanımı sızlatmaya yetmişti bile. Elim avcunun içindeyken konuşacak gücü kendinde bulmasına izin verip sakince onu dinledim. Gözleri aralandı.

“Sende bırakma.” Diye fısıldadı zor çıkan sesiyle.
Ardından baygın gözleri tekrar kapandı. Sesinin cızırtılı tonu ruhumun en derinine bir hançer misali saplanırken yanağıma ulaşan bir damla yaşı hissettim.

“Anneciğim, yalvarırım dayan! Yalvarırım! Yalvarırım bırakma beni…” Kanlar içindeki annemin elini tuttum sıkıca. Sedyenin beyaz çarşafına damlayan küçük damlalar benim içime damlamıştı. Boş odada yalnızca benim sessiz gözyaşlarım, ben ve annem vardı. Annem gitmişti. Beni sonsuza dek bırakmıştı. Ben artık yapayalnızdım.

Başımı iki yana salladım ve Ayaz’ın elini diğer elimle tuttum. “Buradayım.” Diye fısıldadım kulağına doğru. Bu belki aptallık olacaktı. Hatta belki de ta kendisiydi. Ancak yıllardır verdiğim mantıklı hiçbir karar beri bir yere ulaştırmamıştı. Ayaz beni kandırmış olsa da onu bu haldeyken yalnız bırakamazdım.

Birkaç dakika sonra yatağa, Ayaz’ın tam yanına oturmuştum. Elimdeki ıslak bez alnına değer değmez irkildi. Gözlerini aralayıp beni gördüğünde aralık olan gözlerini kapattı.

Üstündeki ceketi zar zor çıkardığımızda tekrar yatağa yığıldı yorgunlukla. Ateşini düşürmeye çalışırken, ona dokunabileceğim kadar az dokunmaya çalışıyordum. Kendinde değildi ve bu yüzden onu hareket ettirmek benim için fazlasıyla zordu.

Yorgun gözleri her daim kapalıydı. Islak bezle kollarını da silmek için eline uzandığımda gördüğüm şeyle ellerim dondu.

Diğer dövmelerinin arasında inci gibi parlayan küçük bir dövme kalp atışlarımı hızlandırmıştı.

Dalga ve çam ağaçlarının arasında kalan küçük ‘Beyaz Lale’ dövmesi…

Baş parmağımı gerçek olduğunu idrak etmek ister gibi bileğindeki dövmenin üstünde gezdirdim. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Bunu sahiden yapmış mıydı?

“Beyaz küçük bir lale olabilirdi örneğin...”

Ayaz’ın sesini duymamla başımı kaldırdım. Gözleri hala kapalıydı ve sayıklıyordu. “Ama beyaz…” diye devam etti kısık sesiyle.

“Benim gibi biri için pek de uygun bir renk değil.”

Elim kalbime gidince bu araftan kurtulmak istedim. Onun acısı benim kalbimde can bulmasın istedim. Acımasız olmak, buradan gidebilmek, Ayaz’ın yüzüne bakınca kalbim daha hızlı çarpmasın istedim. Bana o kadar çok yalan söylemişken olması gereken buydu. Ancak kalbim buna inanmak istemiyordu. Gözyaşlarımı üstümdeki pijamamın koluyla sildikten sonra derin bir nefes aldım.

Ellerini nazikçe ters çevirdim ve yaralarına pansuman yaptım. Yataktan kalktığımda kesik nefesimi dışarı saldım. Ayaz artık huzurlu bir uykunun içindeydi. Ateşi düşmüş ve acısı hafiflemiş olmalıydı. Ne yapacağımı bilemez bir haldeyken geniş odanın ortasında öylece kalakalmıştım.

Şimdi gitsem diye düşündüm. Ama ya gece fenalaşırsa ve ben ona buradayım dediğim için beni ararsa o zaman ne olacaktı? Beni burada bulamazsa üzülür müydü?

Yatağın kenarına yere oturm ve sırtımı yatağa yasladım. Başım tam yatağın üstüne denk gelirken gözlerim tavanda geziniyordu ki kalçamın altında hissettiğim garip hisle irkildim. Bunlar yere dağılmış bir sürü küçük not kağıdıydı. Kaşlarım çatıldığında Ayaz’ın bir şarkıcı olduğunu hatırladım. O da benim gibi söz yazıyordu. Ayrıca sanırım kağıtları aynı benimkiler gibi etrafa dağılıyordu.

Kağıtları elime aldığımda istemsizce yazılanları okudum.

“Etme inkar.
Anlamı var.
Bir sanrı misali seni sayıklar,
Kalbim ve zihnim…”

Ne kadar yapmamam gereken bir şeyi yapıyor olsamda, içten içe hepsini delicesine bir istekle okumak istiyordum. En sonunda içimdeki savaşa yenik düştüm ve diğer kağıdı da okumaya başladım.

“Evimi yakarım,
Bakmam ardıma.
Yanıyorsa zaten benim evimdir.
Yakamayacağım tek ev sendin.
Gelmemem gereken tek yer yanın…
Sonra yanında buldum kendimi,
Her sokağı sana çıkıyordu bu şehrin.
Kokun zehir,
Oysa herkes bilir,
Ben hep kara, aynı zifir.
Bir bahçen var senin lalelerle dolu.
Benim dikenlerim olur hep yolun sonu.”

Satırları bana acıyı fısıldıyor gibiydi. Çaresizliği ve aşkı… Bu kesinlikle ben olamazdım. Gözlerim yüzünde gezindi birkaç saniye. “Kim?” diye fısıldadım ay ışığının altında. “Kim sana bunları hissettirdi?”

“Ayazım parlasın isterdim lalelerinde,
Ama hiç üşümesin ellerin,
Sonra seni görüyorum,
Yalnızca zihnimdeyiz.
Bir çiçek bahçesinde,
Sadece biziz…”

Kağıtları eski yerine bıraktım ve başımı tekrar yatağa yasladım. Gözkapaklarım yorgunlukla kapanırken saat beşe geliyordu. Zihnimin içinde dolaşan ‘Kanıtı bulabilecek miyiz?’ sorusunun yanına çok büyük bir soru daha eklenmişti.
‘Ayaz’a bu şarkıyı yazdıran kimdi?’

'BÖLÜM SONU'

-------------------------------------------

Evetttt! Bir bölümün daha sonu!
Bu bölüm tanıştığımız Zifir hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben Zifir'in çok sevileceğini biliyorum...

Lal Ayaz'a güvenmeli mi?

Hayalet yazarlık kanıtını bulabilecekler mi?

İnsanların Lal'e karşı tavrı ne olacak?

Gelecek bölümde görüşmek üzere! Hoşçakalın...🖤🖤🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18