19. bölüm / 19
İDOL -Alabora-18. BÖLÜM: KIYI
Bölümler 19Şu an: 18. BÖLÜM: KIYI
- 1 'GİRİŞ'549 kelime
- 2 1. BÖLÜM: BEYAZ LALE2.905 kelime
- 3 2. BÖLÜM: LİMAN2.620 kelime
- 4 3. BÖLÜM: SESSİZLİK2.294 kelime
- 5 4. BÖLÜM: CAMLAR1.883 kelime
- 6 5. Bölüm: ZIRH3.132 kelime
- 7 6. BÖLÜM: VE CAMLAR KIRILIR2.200 kelime
- 8 7. BÖLÜM: KÜL VE MUM5.335 kelime
- 9 8. BÖLÜM: LADES3.255 kelime
- 10 9. BÖLÜM: KESKİN2.684 kelime
- 11 10. BÖLÜM: IZDIRAP2.343 kelime
- 12 11. BÖLÜM: KRİSTAL3.506 kelime
- 13 12. BÖLÜM: VEDA2.066 kelime
- 14 13. Bölüm: BİR DİLEK DİLE3.942 kelime
- 15 14. BÖLÜM: BAŞKA BİR GELECEK3.170 kelime
- 16 15.BÖLÜM: YAŞAM VE YIKIM3.381 kelime
- 17 16. BÖLÜM: BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ3.344 kelime
- 18 17. BÖLÜM: FIRTINADA DANS2.907 kelime
- 19 18. BÖLÜM: KIYI3.350 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhaba! Ben Buket! 💐
Onsekizinci bölüme hoşgeldiniz...
Oldukça uzun bir bölüm, umarım beğenirsiniz. Acaba bazı düğümler çözülüyor olabilir mi? 🌕
Başlamadan önce sizin için bıraktığım müziği açmayı unutmayın lütfen.
Sizi seviyorum, 🥀
Müzik: Kai Engel - Silence
-İyi okumalar...🖤-
___________________________________
————————————————————
___________________________________
18.BÖLÜM
‘KIYI’
“Gün sevdikleriyle uyanana doğar majesteleri, zindanlar asırlardır ışık almaz.”
Uzun yıllar boyunca dalgalarla mücadele ederken bir anda kendinizi kıyıda bulduğunuzu hayal edin. Sevincin ve çok sonradan kazanmış olduğunuz “Güvendeyim...” hissinin zihninizde oluşturacağı en büyük yanılsama daima yüzmeyi bırakmak olur. Hala suyun içindeyseniz ona hiçbir vakit güvenmemeniz gerektiğini bilmelisinizdir. Ancak durumun en acı verici kısmı, kıyıya ulaştığınızda aslında başardığınızı sanmış olmanızdır...
Artık genzinizi yakan o tuzlu su yoktur. Acıyla çırpınmak yoktur. Ardından herkes gibi siz de unutursunuz.
İnsan aslında en çok kıyıda boğulmuştur. Sebebiyse çırpınmayı artık bırakmış olmanızdır...
Uykulu gözlerimi zar zor açtığımda yataktan kalkıp kendime gelmek için yüzümü yıkadım. Üzerime dizlerimin altında biten siyah eteğim ve mavi kazağımı giydikten sonra saçlarımı düzelttim. Uzun boy aynasından kendi yansımama baktım uzun uzun. Kızarmış yanaklarımın sebebi sıcak hava değil gibiydi. Hatta dışarıda esen soğuk rüzgar insanın kemiklerini sızlatacak kadar güçlüydü. Dün gece yaşadığım o mutluluk ve huzur dolu anlar ise adeta yanaklarımın alev alev yanmasına sebep oluyordu. Ayaz’ın beni sevdiğini söylemesi o denli ani olmuştu ki, sanki uzun zamandır eksik olan bir duygunun benim kalbimde de canlanmasına sebep olmuştu. Tüm bu karanlığın içinde Ayaz’a karşı hissettiğim bu duygunun adını tam olarak koyamıyordum. Ne zaman var olduğunu da bilmiyordum ancak dün gece bunun farkına varmıştım.
Ayaz’ın evi, dünyanın en sıcak evi olmalıydı. Zeynep ile faturaları ödeyemediğimiz bazı dönemlerde ısınmak için birbirimize sarılıp uyuduğumuzu hatırlıyordum. Bir gece odamın karanlığında yorganın altındaydım. Gıcırdayan kapının yavaşça açılmasıyla Zeynep yavaş adımlarla içeriye girmişti. Karanlığın içinde gülümseyip bir abla gibi yanıma gelip bana sarıldığında gözyaşlarımı nedensizce tutamamıştım... Hiç bilmediğim koca bir şehirde annemin adaleti için savaşıyordum. Güçlü durmaya çalışırken bütün kemiklerimi sızlatan annemin acısı yaşama tutunmamı zorlaştırıyordu. Yaşadığımız tüm bu şeyleri düşününce varacağımız yeri düşünmek şimdi içimi sızlatıyordu. Sıcak bir evim, her daim temiz kıyafetlerim, yanımda olan sevdiklerim olacaktı.
Ne kadar da garipti, karanlığın içinde yaşıyorken birden bire ışıklarla dolu bir yola girmiştim. İşin garip tarafı bunu doya doya yaşamayı bırak düşünmek bile vicdan muhasebemi zorlaştırıyordu... Aynada gülümseyen yüzüme baktım. Tebessümüm yavaşça silinirken elimi kalbime koydum ve kelimeler dudaklarımdan yavaşça döküldü. “Neden burada olduğunu unutma Lal.”
İçimdeki ateş hala o hastane koridorunda olduğu gibi harıl harıl yanıyordu. Her daim de yanmalıydı. “Kendini bu mutluluğa her kaptırışında anneni hatırla. Bu şehrin ışıklarının gözlerini her kamaştırışında hatırlaman gereken tek şey buraya geliş amacın olsun...” diye fısıldadım usulca.
Başımı salladığımda kendime geldim. Misafir odasından çıkıp aşağı kata indiğimde mutfaktan gelen nefis kokular tüm evi sarmıştı. Mutfak tezgahına dirseğimi dayadım ve karşımda duran Ayaz’ı seyretmeye başladım. Üzerinde siyah bir eşoman ve siyah kapüşonlu vardı. Saçları dağınıktı, kapüşonlusunun kollarını yukarını doğru sıvadığı için kollarındaki dövmelerin bir kısmını görebiliyordum. Dalga, çam ağacı, ve beyaz lale... Beyaz lale dövmesini görünce ellerimi arkamda birleştirip olduğum yerde sevinçle kıpırdandım. Sırtı bana dönükken o güzel sesi kulaklarımı dolduruyordu. U şeklindeki tezgahın diğer tarafına geçti ve spatula ile tavadaki minik krepleri geniş servis tabağına doldurdu.
Yan taraftaki müzik çalardan yükselen keman ve piyano sesleri ağırlıklı müzik yüzümde içten bir tebessüm oluşturdu. Uzun zamandır dinlemiş olduğum en duygu dolu müzik bu olmalıydı... Hissettirdiği şeyler ise apayrıydı. Ayaz’ın mırıldandığı sözleri duymak için ona biraz daha yaklaştım. “Yakamayacağım tek ev sendin. Gelmemem gereken tek yer yanın…”
Kaşlarım çatılırken beni görememesinden cesaret alarak Ayaz’a biraz daha yaklaştım. Söylediği şarkı odasında sözlerini tesadüfen bulduğum o şarkıydı. “Sonra yanında buldum kendimi, her sokağı sana çıkıyordu bu şehrin-”
Arkasını aniden dönmesiyle burun buruna gelmemiz bir olmuştu. Kelimeleri yarıda kesilmiş ve şaşkın gözlerle bakakalmış bir haldeyken yüzünde bir tebessüm belirdi. “Günaydın.” Diye mırıldandım. Arkada çalan müzik devam ediyordu. Kemanın sesi ikimizin etrafında dans ediyorken gözlerimizle konuştuk. “Demek böyle oluyormuş,” diye mırıldandı. Elindeki küçük beyaz mutfak mendilini yavaşça mutfak tezgahına koyduğunda gözlerimizin arasındaki bağ kesilmemişti. Tek bir adımdan daha yakındı bana. Tek bir nefes kadar...
“Demek böyle doğuyormuş.”
“Güneş her sabah doğar...” diye cevapladım. Söylemeye çalıştığı şeyi anlamıştım. Ancak böylesine derin anlamı olan bir sözü tüm kalbimle hissetmek beni fazlasıyla mutlu edecekti. “Doğmaz mı?” diye sordum.
“Herkes için değil.”
Tam ortamızda duran müzikçaları tezgaha uzanarak kapattı. “Gün sevdikleriyle uyanana doğar majesteleri, zindanlar asırlardır ışık almaz.”
Dışarıda başlamış olan yağmur mutfağın uzun camlarına vuruyordu. “Çok acıkmışsındır, her şey hazır. Otur bakalım.” Masaya oturduğumda önümdeki tabağa tonlarca yiyecek doldurdu. “Bu kadar yiyemem ki Ayaz, çok bunlar.” Dedim çaresizlikle. Kreplerden koca bir tepecik oluşmuş olan tabağa baktım. “Yemen için yaptım. Hem bugün çok özel bir gün...”
“Özel mi?”
“Elbette özel...” dedi tabağına biraz reçel alırken. “Bugün sevgili olarak ilk günümüz, bu da ettiğimiz ilk kahvaltımız, dün gece de ilk kez aynı evde uyuduk.”
“İlk kez aynı evde uyumadık.” Dedim kıkırdayarak. “Seni evine taşıdığım gece burada uyuyakalmıştım.”
“O sayılmaz.” Dedi sert bir sesle. Yüz ifadesinden o gece yaşandığı için hiç de hoşnut olmadığını anlayabiliyordum. “Neden sayılmazmış? Bal gibi de aynı evdeydik.”
“Ama o gece benden nefret ediyordun. Ayrıca yatağın yanında kedi yavrusu gibi kıvrılıp uyumuşsun. Üstelik bir de yerde!”
“Senden nefret eder miyim hiç? Ama evet kızgındım. İnkar edemem... Kaptan’ın dostu olduğunu öğrenince ihanete uğramış gibi hissettim.”
“Eski dostu.” Diye sözümü kesti. Tabağıma doğru uzandı ve kreplerden birinin üstüne biraz bal gezdirdi. “Yeni düşmanı.” Çatalı elime alıp zeytine batırdığımda bu tartışmanın sonunun gelmeyeceğini anlamıştım. “Az önceki müziği açabilir miyiz?” diye sordum. Gözleri büyüdüğünde çiğnediği lokmayı zar zor yuttu.
“Olmaz.” Dedi. “Neden olmazmış? Şarkı senindi, kayıtta da senin sesin vardı duydum.”
“Çünkü henüz tamamlanmadı,” diye mırıldandı. Bakışlarından bahaneler üretmeye çalıştığı fazlasıyla belli oluyordu. “O şarkı çok önemli Lal. Senin de herkesle birlikte duymanı istiyorum. En mükemmel haliyle...”
“Bu haliyle de oldukça mükemmel gibiydi.”
Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu. Ardından parmaklarını içinde portakal suyu olan bardağın ağız kısmında gezdirdi. “Bu şarkı hayatımın en önemli kısmını anlatıyor.” Dedi ve ardından tekrar gözlerime baktı. “Kafes senin için neyse bu şarkı da benim için o. Bu yüzden senin gerçekten en kusursuz halini dinlemeni istiyorum.”
Eğer sahiden bu şarkı Kafes kadar değerliyse o zaman işler başka bir yöne evrilecekti. Ayaz’ın hayatından bir kısmı içinde barındıran bu aşk şarkısı kimin için yazılmıştı? Ayaz nasıl olur du da bir başkası için şarkı yazabilirdi? Sessizliğim büyürken tabağımla ilgilenmeye başladım. Bu şekilde dakikalar geçmişken birden kapı zili duyuldu.
“Zifir’dir.” Deyip kapıya doğru ilerlediğinde Ayaz’ın arkasından baktım. Kapıyı açar açmaz ellili yaşlarında bir kadın gözyaşları içinde içeri daldı. Gözyaşları içindeki kadın Ayaz’ın boynuna sarılırken aynı yaşlarda bir adam da gözlerinde korkuyla içeri girmişti. En arkalarında Zifir de vardı.
“Oğlum! Oğlum!”
Zavallı kadının tek yapabildiği kahrolmuş bir halde Ayaz’a sarılmaktı. Sayıklamalarının arasında çaresizce gözyaşı döküyordu. Ayaz’ın iki yana açılmış elleri kendine gelmenin etkisiyle yavaşça yaşlı kadının sırtına dokundu. “Anne,” diye mırıldandı durumu en az benim kadar anlamaya çalışıyorken. Yaşlı adam elini Ayaz’ın sırtına koyarak sıvazladı. Her ne kadar sağlam durmaya çalışıyor gibi görünse de dolu gözleri kendini ele veriyordu. “Oğlum sen neden bize haber vermiyorsun? Sen bizi öldürmeye mi çalışıyorsun Ayaz?” Ses tonundaki kızgın tını Ayaz’ı kendine getirmiş gibiydi.
“Ah şey, televizyondaki haberlere çıkmışsın.” Dedi Zifir elini kapının pervazına dayayarak. Ayaz öfkeyle gözlerini kapattı ve ardından annesine sarıldı. “Siz nasıl geldiniz İzmir’den İstanbul’a tek başınıza?” diye sordu. “Kim yaptı bunu sana oğlum, hah? Kim kıyar sana yavrum?”
Annesinin gözyaşları içindeki hali kalbime saplanan bir oktan çok daha fazla acı verici olmuştu. Bunların hepsinin suçlusu bendim. Zavallı kadın resmen paramparça olmuştu ve bunu durdurabilmek için elimden gelen hiçbir şey yoktu.
Başımı aşağı eğdiğimde ellerimi arkamda birleştirdim. Suçunu kabullenmiş bir çocuktan farksızdım. “Ben iyiyim anne korkma.” Dedi Ayaz eliyle salonu işaret ederken. “Siz geçin içeri, sakinleşin biraz... Hadi baba.” Başıyla ikimize işaret verdiğinde Zifir ve ben mutfağa geçtik. “Sen ne yaptığını sanıyorsun?” dedi Ayaz kısık sesle apar topar yanımıza geldiğinde. Göz ucuyla salona doğru bakıyordu. Babası ve annesi, oğullarını canlı bulmanın tesellisiyle koltukta birbirlerine yaslanmışlarken benim hissettiğim şey suçluluk, Ayaz’ınki ise öfkeydi. “Anneni ve babanı sana getirdim aptal!” diye söylendi Zifir dolaptan buz dolu limonata sürahisini çıkarırken.
Ayaz öfkeden deliye dönmüş dibi nefesini dışarı verdi. “Ya beni neden aramıyorsun ki sen? Kafana göre annemleri alıp buraya nasıl getirirsin Zifir?”
“Kusura bakma canım... Ailen gözyaşları içinde, İstanbul’a geldik diye beni aradıklarında ‘Ay durun, önce Kara hazretlerinden izin alalım...’ diyemedim!” Ayaz bardakları sertçe tezgahın üzerine koyduğunda çıkan sesten irkilmiş olmama rağmen durum onlar için aynı değildi. Bardağı tek eliyle Zifir’e doğru ittirdiğinde Zifir hiç duraksamadan bardağı doldurdu. “Yine de bir mesaj atamaz mıydın hah? Sana gerçekten inanamıyorum.”
“Attım zaten! Telefonuna baksaydın görürdün!”
Ayaz bardakları tepsiye koyduğunda, “Lal’in getirdiği kurabiyelerden de koy,” diye ekledi Zifir sanki tek sorunumuz kurabiyeymiş gibi... Duvarın kenarında onları seyrederken farkında olmadan kıkırdadım. Kavga ederken bile oldukça uyumlulardı. “Kalın kafalısın.” diye söylendi Ayaz kurabiye kutusuna yöneldiğinde. Zifir ellerini göğsünde birleştirdi ve “Seninki daha kalın,” diyerek karşılık verdi.
“Ne deseydim yani? Oğlunuz mafyacılık oynuyor mu? Kurşunlara kafa atan bir oğlunuz var mı deseydim?”
Ayaz öfkeli gözlerle Zifir’e uzun uzun baktı. O elindeki kutuyu sıkı sıkı tutarken Zifir ise nefesini sıkılmış gibi dışarı verdi. “Çok üzgünüm...” diye mırıldandım. İkisinin bakışları da bana döndüğünde Ayaz’ın yüzü yumuşadı. “Ben olmasaydım bunlar hiç yaşanmayacaktı. Annen ve baban bu acıyı hiç yaşamamış olacaktı.”
“Bir daha sakın var olmama ihtimalini söyleme.” Dedi Ayaz sert bir sesle. Tatlı yüzüne baktığımda kalp ritmimin yavaşladığını hissettim. “O haklı.” Diye araya girdi Zifir. “Kendini suçlama, senin yok olman değil de bunun beynini kullanması işimizi daha çabuk çözerdi.”
Kurabiye kutusunu kucağına fırlattığında Zifir acı içinde inledi. “Tepsiyi getir.” Diye emir verdi işaret parmağını sallayarak. Salona girdiğimizde telefonum çaldı. Arayan Saye’ydi...
“Lalciğim, neredesin tatlım?”
“Ayaz’layım.” Dedim. “Evindeyim.” Telefonun ucunda bir sessizlik oluştu. Karşımda Ayaz ve ailesini seyrediyorken odanın diğer ucuna geçtim. “Saye? Orada mısın?”
“Aa... Evet, buradayım tatlım. Diyecektim ki, evin artık hazır. İstersen evini hemen görebilirsin.”
“Olabilir...”
Ayaz’ın bana baktığını gördüm. Başını olumlu anlamda sallamıştı. Yanıma geldiğinde, telefonun ucundaki Saye’ye, “Adresi verirsen hemen çıkarım.” Dedim. “Sanırım bahçeye çıkman yeterli.” Diye cevapladı. Kaşlarım yukarı kalktığında dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. “Bahçeye mi çıkayım? Nasıl yani?”
“Sürpriz.” Dedi Ayaz, eli telefonu tutan bileğimi nazikçe kavradığında. “Komşu oluyoruz majesteleri.” Elimi aşağı indirdiğinde kaşlarım çatıldı. “Biz mi?” diye sordum işaret parmağım ikimiz arasında gidip gelirken. “Evet, düşünsene birbirimizi her an görebiliriz...” Ne diyeceğimi bilemediğimde elimi alnıma götürdüm. Aklımda binlerce şey dolanıyorken panik dalgası vücuduma çoktan yayılmıştı. “Sen,” dedi Ayaz. “Bunu istemiyordun.” Yüzündeki ifade aniden her şeyin farkına varmışçasına hayal kırıklığı doluydu. Adeta birden bütün ışıklar yanmıştı.
“Hayır ben sadece-”
“Özür dilerim Lal, ben önce sana sormalıydım... Bu senin hayatın.”
“Yalnızca şaşırdım...” diye cevapladım. Arka taraftan Zifir’in attığı öldürücü bakışları fark edince toparlandım ve çantamı alıp kapıya doğru ilerledim. “Annen ve babanla ilgilen. Bende evime bakayım...”
Elini kapının pervazına dayadı ve gözlerime baktı. “Umarım beğenir ve beni affedersin.” Diye mırıldandı. “Affettim lordum.” Dedim. Elini kapıdan çekip dışarı çıktığımda, “Umarım ailen de beni affeder...” diye ekledim. “Lal...” diye fısıldadı gözlerini kapatıp. Ne söylerse söylesin içimdeki bu vicdan muhasebesi hiç durmayacak gibi görünüyordu. Verecek kayda değer bir cevabım olmadığı için arkamı döndüm ve taşlı yolda ilerledim. Ne de olsa hayatımla kesişen her hayat, lanetimden nasibini fazlsıyla alıyordu...
“Hala inanamıyorum...” dedi Zeynep kendini koltuğa bıraktığında. Yanına oturduğumda başımı geriye yasladım. Saatlerdir yeni evimize yerleşmeye çalışmamızdan kaynaklı kendimi oldukça yorgun hissediyordum. Ama neredeyse bitirmiştik. “Bende.” Diye cevapladım. Ona doğru döndüm ve kapanmış olan gözlerine baktım. “Sence burada yaşayabilir miyiz?” diye sordum merakla. Gözlerim evin içinde saatlerdir olduğu gibi tekrar merakla gezindi. Ev mimari olarak Ayaz’ın eviyle aynı şekilde inşa edilmişti. Tek fark mobilyalardı. Ayaz’ın evi daha klasik ve az eşyalı dekore edilmişken, bizim evimizde oldukça tatlı renkler kullanılmış, ev çeşit çeşit biblolarla zenginleştirilmişti.
Koltukta bana doğru dönüp elini çenesinin altına dayadı. Gözleri sorgular gibi kısıldığında kaşları çatılmıştı. “İçine sinmeyen bir şey var...” diye mırıldandı. Boştaki elini omzuma koydu. “İstersen buradan gidebiliriz, buna mecbur değilsin... Kendini ait hissetmen çok daha önemli Lal.”
“Sorun o değil...” dedim. Meraklı gözlerle beni süzdüğünde anlam veremediğinin farkındaydım. Açık konuşmak gerekirse ben bile kendi hislerimi anlamlandırmakta güçlük çekiyordum. “Düşünüyorum da, ya işler yolunda gitmezse? Böyle bir evde yaşamak bana çok yabancı... Korktuğum şey şu Zeynep, ya bu şatafatlı hayata kapılıp gidersem ve ne için savaştığımı unutursam?”
“Böyle bir şeyin imkanı yok!” diye itiraz etti elimi tuttuğunda, belli ki bana destek olmak istiyordu. “Herkes unutsa bile sen unutmazsın Lal. Sana o kadar inanıyorum ki... Hiçbir şey seni yolundan alıkoyamaz. Annenin de Talia’nın da intikamını alacaksın. ”
“Adaleti sağlayacağım.”
“Adaletin ta kendisi olacaksın.”
Beni kendine çekip sıkı sıkı sarıldı. Kolları beni bir abla misali sararken eliyle saçlarımı karıştırmıştı. “Beni evine aldığın için teşekkür ederim!” dediğinde yanağıma kondurduğu öpücüğü beni şaşkınlığa uğrattı. “Bizim evimiz Zeynep!” diye susturdum onu. İçten gülümsemesi yüzünde büyürken oldukça mutlu görünüyordu. “O zaman hadi kız gecesi yapalım!”
“Olur... Biliyor musun ben daha önce hiç kız gecesi yapmadım.”
“Nasıl yani hiç mi?” diye sordu geri çekildiğinde şaşkınlıkla. Gülümsemem yüzümden silinirken gerçek hayata geri dönmüştüm. Her daim aklımda olması gereken o gerçekliğe... “Hiç,” diye mırıldandım. “Yani biliyorsun, pek fırsatım olmadı...”
“O zaman ilk kız geceni benimle yapacaksın!” dedi neşeyle. Keyfimi yerine getirmeye çalıştığı oldukça belliydi. “Önce en komiğinden bir film açacağız, sonrada tırnaklarımıza saçma sapan renklerde bir sürü oje sürmeye başlayıp en sonunda da dayanamayıp saatlerce eski sevgililerimizin dedikodusunu yapacağız.”
Dayanamayıp kıkırdadığımda elimle ağzımı kapattım. “Benim eski sevgilim de yok ki.” Omzuma vurduğunda kocaman bir kahkaha attı. Zeynep sayesinde uzun zaman sonra ilk kez böylesine tıka basa mutlulukla dolu hissediyordum. “Sende yenisini anlatırsın...” dedi manalı bir şekilde göz kırparken. Hareketinin arkasındaki imayı biliyordum. Yanaklarıma durdurulamayan bir sıcaklık ulaştığında heyecanla saçlarını kulağının arkasına attı ve koltukta bağdaş kurdu. “Sen utanıyorsun... Bir şey olmuş, hemen anlat!” dedi büyük bir hevesle.
“Aslında çok yeni...” dedim utana sıkıla. İşte şimdi pür dikkat beni dinliyordu. “Ayaz dün gece bana beni sevdiğini söyledi...” diye fısıldadım gözlerimi kaçırarak.
“Geç kalmış.”
Başımı kaldırıp ona baktığımda yüzünde haylaz bir gülümseme vardı. “Anlamış mıydın?” diye sordum inanamayarak. “Senin dışında herkes anlamıştı Lal! Nasıl anlamadığını bilmiyorum... Ama biraz olsun anlayabiliyorum... Çok fazla şeyle mücadele ediyordun, senin yerinde olsaydım benim de gözüm aşkı görmezdi. Ama umarım Ayaz’a onu sevdiğini söylemişsindir.”
Umut dolu bakışları artık içinde biraz korku barındırıyordu. Başımı ellerime çevirdiğimde zar zor yutkundum. “Annem burada değilken bunu yapmak çok zordu.” Dedim. Elini sırtıma koydu ve bana verebildiği kadar güç verdi. “Ama yaptım, Ayaz’a onu sevdiğimi söyledim.” Buruk bir gülümsemeyle bana baktı uzun uzun. Sanki çektiğim acıyı ve ne denli zorlandığımı yüzümde tamamen görebiliyordu. “Yaşarken de yapabilirsin...” diye fısıldadı.
“Kalbin biri için atarken de annen için savaşabilirsin Lal. Hem Ayaz yürüdüğün bu engebeli yolda hep senin yanındaydı... Ben eminim ki hep de yanında olacak.”
“Ya zarar görürse? Sırf benim yanımda olduğu için az daha ölecekti Zeynep. Geceleri kabuslarımda hala kollarımda, kanlar içinde...”
“Seni korumak için canını ortaya koydu evet, ama işlerin böyle bir yöne evrilmesi senin suçun değildi ki. Ayaz çok güçlü biri öyle kolay kolay düşmez. Sende kendine biraz izin ver, yaşamak için, sevmek için...”
Ayağa kalktı ve gülümsedi. Mutfağa doğru ilerlerken, “Böyle konuşmalar kahve olmadan olmaz. Kıpırdama, hemen dönerim!” diye seslendi. Belki de o haklıydı. Dört bir yanımız korumalarla çevriliyken güvende olacak mıydık? Parçalara ayrılmış kalbime rağmen Ayaz’ı korkmadan sevmek hayatımda bir kez olsun yalnız ruhumu birinin ruhuyla tamamlamak istiyordum. Tüm bu kaosun içinde aşkı düşlemek imkansız hissettiriyordu.
Düşüncelerimi bölen zil sesi kulaklarımı doldurunca ayağa kalktım. Yorgun adımlarla ilerleyip kapıyı açtığımda karşımda Ayaz ve Zifir vardı. “Komşuculuğa geldik Lalciğim.” Dedi Zifir elindeki yemek kabını sallayarak. Kaçamak bakışlarla içeriye baktığını fark eder etmez önüne geçtim. “Hoşgeldiniz.” Dedim sevinçle. Bütün yorgunluğumu unutmuştum. Ayaz ellerini siyah montunun cebinden çıkarıp saçlarıma götürdü. Yüzüme düşen bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdığında ellerimi istemsizce arkamda birleştirdim. Kahve gözleri yüzümde dolaştı. “Sevgilimi özledim...” diye fısıldadı.
“Uyumuşsundur sanıyordum,” dedim konuyu değiştirmek ister gibi. Bu hareketime karşılık gülümsediğinde inci dişleri göründü ve Zifir görmeden göz kırptı. Başparmağıyla kızarmış yanağımı okşadığında ellerinin üşümüş olduğunu fark ettim. “Üşümüşsün...” diye mırıldandım. Elini avuçlarımın arasına alıp sıkı sıkı tutup ısıtmaya çalışırken başını bana doğru eğdi.
“Sen yokken hep üşüyorum majesteleri, beni bir daha ayazda bırakma.”
“Iyy ne kadar vıcık vıcık bir çift oldunuz siz böyle? Rap müziğin aykırı çocuğunun Lal’in yeni kedisi olduğunu magazinciler görse yeni manşetlerini tahmin dahi edemiyorum.”
“Senin işin yok mu Zifir?”
Ayaz’ın imalı bakışlarının karşısında Zifir’in yaptığı tek şey göz devirmekti. Elindeki yemek kabını elime aldığımda içinden gelen tatlı koku karşısında gözlerimi kapattım. “Şekerpare.” Diye fısıldadı Zifir. “Kim yaptı bunu? Mükemmel görünüyor...”
“Füsun teyzenin acısı geçince döktürdü valla. İnşallah bir daha vurulursun Ayaz.”
“Kapat çeneni Zifir.”
Omzuma dokunan elle arkama döndüm. Zeynep’in gözleri Zifir’i bulur bulmaz elleri beline gitti. “Merhaba,” dedi sakin bir sesle Ayaz’a bakarak. “Geldiğinizi duymamışım.”
“Asi?” Zifir elimdeki kabı alıp Zeynep’e doğru uzattı. Zeynep soran gözlerle Zifir’e boş bakışlar atarken “Ne veriyorsun sen bana?” diye sordu başını kaldırıp. Elimi tutup beni içeri çektiğinde yaptığım tek şey Ayaz’ın elini sıkı sıkı tutmaktı. Neler olduğunu anlayamamıştım ancak şikayetçi de değil gibiydim...
Beni salona sürüklercesine götürdüğünde kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. “Neler dönüyor burada?” diye sordum onu durdurup. Kuruyan dudaklarını ıslatıp olduğu yerde dikleşti. Etrafı dikkatle inceledi ve ardından bana döndü. Yanağımı işaret ve orta parmağı arasına sıkıştırıp sıkabildiği kadar sıktı. “Ah, canımı yaktın Kara...”
“Aferin sana majesteleri, bir günde bu evi yuvaya çevirmişsin baksana.”
Lüks dolu eve göz gezdirdiğimde omuz silktim. “Şu eve baksana burası herkese yuva olmaz mı?”
“Sen olmasaydın olmazdı. Buranın sıcaklığı sensin majesteleri.”
Yavaş hareketlerle ellerimi beline sardım. Onu şaşırtan bu hareket birkaç saniye duraksamasına sebep oldu. Kolları yumuşak bir hareketle beni sardığında tek kelime dahi etmemişti. “İyi ki varsın Ayaz.” Dedim fısıltıyla. “İyi ki buldun beni.”
Dürüst olmam gerekirse aramızdaki bu sessiz anları seviyordum. Ayaz’ın yüzüne baktığımda gördüğüm o şey, aklımdan geçenleri anlayabildiğini düşünmeme sebep oluyordu. Şu koca dünyada beni anlayan tek insan gibiydi hissettirdiği... Yalnızlığımı silip süpüren ve yok eden tek bakış onunki olmalıydı.
“Filmi hala açmadınız mı kızlar?” Zifir’in sesiyle salonun diğer tarafına döndük. “Kızlar mı?” diye sordu Ayaz yüzünü buruşturarak. “Ee bu gece kız gecesi yapıyormuşuz.”
“Ona kız olmadığını kapıda itinayla açıkladım.” Diye mırıldandı Zeynep koltuğa otururken. Umursamaz bir tavırla koltukta yerini bulduğunda kumandayı eline alıp televizyonu açtı. “Evet bence de Titanik.” Diye mırıldandı ardından. Başını onaylamadığını belli edercesine iki yana salladığında Zeynep’e gülümsedim.
Kapı zilinin sesi duyulduğunda birbirimize baktık. “Ben bakarım.” Dedim. Salondan çıkıp büyük çelik kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişiyle içimde derin bir ürperti hissettim. “Git buradan.” Dedim kapıyı kapatırken. Kapı ve pervaz arasına koyduğu siyah rugan ayakkabısında tek bir leke bile yoktu.
“Sadece konuşmaya geldim. Aç kapıyı.”
“Git buradan Keskin.”
Aralık olan kapıyı büyük bir öfkeyle açıp yüzüne bakınca onu en son gördüğüm o lanet geceye geri dönmüştüm. Boynundan çenesinin bitiş hizasına doğru uzanan renkli dövmesi hızla atan şah damarının etkisiyle kıpırdanıyordu. Gözüm kaşının kenarında olan taze bir yaraya takıldı. Bu onu daha da tekinsiz göstermişti. “Korkma.” Dedi burnundan gülerek. “Bu kez kötü haber vermeye gelmedim.”
İçimdeki huzursuzlukla gözlerimi ondan kaçırdım. “Evin güzelmiş,” diye devam etti bana aldırmayarak. “Bir kahve yapmayacak mısın?” elini pürüzsüz çenesinde gezdirip içeriye doğru göz attı. “Büyük zıplayış...” diye mırıldandı gururumu hiçe sayarcasına.
“Evime beni aşağılamak için mi geldin Keskin? Magazine hakkımda asılsız bir haber sıkıştırsan da iş görürdü. Herkesin yaptığı gibi.”
“Beni herkesle bir tutma. Öyle olmadığımı göreceksin.”
“O gece olacakları nereden biliyordun?”
Başını iki yana salladı. Sanki bunu daha önce defalarca konuşmuş gibiydi. “Çünkü kimse bilmiyor olsa da Kaptan oradaydı. O bir yerdeyse biri mutlaka bedel öder Lal. Aranızdaki gerginlik trafoda yok. Parçaları birleştirmek sence zor mu?”
“O muydu yani...” diye fısıldadım. Her ne olursa olsun vaktinde abi diye seslendiğim adam sırf kariyeri uğruna beni öldürmeye mi çalışmıştı? “Sen iyi misin?” diye sordu Keskin kaşlarını çatarak. Elim alnıma gittiğinde sendeledim. Diğer elimle duvardan güç alırken Keskin içeri doğru bir adım attı. Görüş alanım kararıyor, yüzünü ayırt etmem zorlaşıyordu. “Otursana,” dedi elini bana doğru uzatıp.
“Senin ne işin var burada!” arkamdan Ayaz sesini duymamla sırtımda elini hissetmem bir olmuştu. Zifir Kaan’ın yakasını tutup onu eski yerine yani kapının dışına sürükledi saniyeler içinde. “Ne söyledin ona?” diye gürledi yakasına yapışıp. Zeynep koluma girerken Ayaz’ın bir eli beni destekliyor diğer eliyse Keskin’e doğru uzanmıştı.
“Yapmayın arkadaşlar.” Dedi Keskin. “Asıl düşmanınızı şaşırıyorsunuz. Ben de düşmanınızım tabii. Ama birinizi öldürecek kadar değil...”
“Kaptan yapmış...” diye fısıldadım. “Öyle sanmıştım, ama o değildi.”
Keskin’e baktığımda gözüm Zifir’e kaymıştı. Yüzünde korku varken gözlerini kapatıp ardından engelleyemediği bir sonun acısını yaşıyormuş gibi gözlerime baktı. Dişlerini sıkarken, “Ona söyleme!” diye bağırdı Keskin’i sarsıp. İkisi birbirlerini öldürecekmiş gibi öfkeyle bakışırken bizim tek yapabildiğimiz onları seyretmekti.
“Babandı.” Dedi tek kelimeyle. “Seni öldürmeye çalışan babandı.” İşte o an anlamıştım. Kıyıya çıktığımı sanmak yanılgıydı. Ben hala dalgaların içinde debeleniyordum.
'BÖLÜM SONU'
—————————————————————
Gelecek bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın...🖤
Bölüm etkileşimi
