Bölümler 10Şu an: Orion'a Yolculuk
- 1 Giriş598 kelime
- 2 Sonun Başlangıcı877 kelime
- 3 Kanlı Gece659 kelime
- 4 Haru456 kelime
- 5 Orion'a Yolculuk707 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Festival803 kelime
- 7 Kral Rei1.396 kelime
- 8 Shichikage (Yedi Gölge)1.215 kelime
- 9 Azura Masaki1.282 kelime
- 10 Kagetsu Noir959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Antrenmanımı yaparken uzaktan gelen bir uğultu duydum, yüzlerce ayak sesi değil ama en az on kişilik bir kervanın ritmiydi bu. Tanımadığım bir sesti ama içimde bir şey hemen sıçradı: Eğer bu gelenler insanlarsa, duramazdım; derhal yok etmeliydim.
Sessizce sesin geldiği yöne doğruldum. Haru hala uyuyordu; bu iyi bir fırsattı. Ağacın gövdesine yapışıp kervana baktım.
Öndeki yaşlı çift hemen gözüme çarptı: kadının yüzünde bir neşe, adamın yüzünde ise belirgin bir huysuzluk vardı. Arkada erzak çuvalları, fıçılar... Onlar durdu. Arkadaki genç adam homurdandı: “Tekerlek koptu! Tamiri biraz zaman alacak.” Yaşlı kadın gülerek, “Hiç dert etme, bekleriz biz. Gösteriye daha çok var.” dedi. Adam homurdanmaya devam etti. “Of, bunu mu bekleyeceğiz biz şimdi?” Kadın karşılık verdi: “Söylenip durma. Sonsuza kadar burada kalacak değiliz ya.”
Tam o sırada bir saniyeliğine yaşlı kadınla göz göze geldiğimizde kalbim donar gibi oldu. Onlar bana baktı, ben ise ağacın arkasına hızlıca geri çekildim; korku, ciğerlerimi sıkıştırıyordu. Bu insanlarla ikinci karşılaşmamdı ve her seferinde öldürülecekmişim gibi bir hava yayıyorlardı. Yaşlı kadının sesi uzandı: “Hey Isamu, sanırım ağacın arkasında birini gördüm.”
“Ne gördün Shizue?” “Bilmiyorum, gel bir bakalım."
Yavaş yavaş yaklaşmaya başladılar; adımları bana doğru geliyordu. Korku dalgası daha güçlüydü. Katanam -soğuk, keskin, tanıdık- belimdeydi. Bir atılımla ağacın arkasından sıçradım, katanamı onlara doğrulttum. İrkildiler ve bir adım geri çekildiler. “Aman Tanrım neler oluyor?” “Neden bize kılıç çekiyorsun?” diye sordular. Sesim titriyordu ama sözlerim son derece keskindi: “Siz, siz iğrenç insanlar... ailemi katlettiniz. Bunu ödeyeceksiniz.”
Kadın beklediğim gibi paniklemedi; hatta yüzünde bir tebessüm belirdi, gülümseyerek, “Aaa doğruuu vay be, çok güzel oynadın. Sen festivalde oynayacak haiyulardan olmalısın,” dedi. “Haiyu mu?” diye fısıldadım, şüpheyle. “Ayy evet,” diye devam etti Shizue. “Biz de bugün festivale gidecektik ama arabamız malum biraz gecikecek. Sen neden buradasın? Yoksa sende mi yolda kaldın?” Saldırmaya hazırladığım bütün öfke, bir an için kitap yaprağı gibi sarsıldı. Neden saldırmıyorlardı? Neden gözlerinde avcı bakışı yoktu?
Sessizce düşünmeye başladım. Onların niyeti beni öldürmek olsa, bana saldırırlardı. Beni fark ettiklerine göre, bu aldırışsızlık bir işaret olmalıydı. Yalan söyleyip bilgi toplamak daha akıllıca görünüyordu. “Evet,” dedim, nefesimi tutarak, “ben o haiyulardan olmalıyım. Yolumu kaybettim. Hafızam da gidip geliyor. Çoğu şeyi hatırlayamıyorum. Haitamalar nerede, biliyor musunuz?” Shizue ve Isamu kahkaha attı. “Kızım, senin kafa baya gitmiş. Onların soyu tükeneli baya oluyor. Haiyusun ya sen. Onları canlandıracaksın festivalde.”
Soyu tükendi mi? Bunun ne anlama geldiğini çözemiyordum; ama saldırmamış olmaları tek bir şeyi doğruluyordu: Onlar düşman değillerdi; en azından şimdilik.
Biraz daha konuştuktan sonra benim de onlarla gelmeme izin verdiler. Başka çarem yoktu. Saklanarak hiçbir sonuca ulaşamayacağımin farkindaydim. Hızlica kulübeye gidip Haru’yu sarsıp uyandırdım, saçlarımızı kömürle kararttık, kokuyu bastırmak için çiçek sürdük.
Gölgede kalıp insanlar arasında gizlenmemiz gerekiyordu. Haru’ya fısıldadım: “Beni dinle. Annemizi ve diğerlerini bulmak için tek yol, insanlardan bilgi toplamak ve gölge gibi yaşamaktır. Kimseyle konuşma, yanımdan ayrılma. Seni de kaybedemem.” Başını hızlıca salladı. Cesaretini görünce bir parça daha sağlamlaştım.
Kervanın yanına döndük. Tekerlek tamir edilmiş, yolculuk kaldığı yerden devam ediyordu. Bize ayrılan yere oturduk. “Nereye gidiyoruz?” diye sordum. Shizue rahatıyla, “Orion’a,” dedi. Orion; yeni bir hedef, yeni bir umut, aynı zamanda daha içeride kaybolacak bir geçmiş. İçimdeki intikam alevi sönmemişti; aksine, artıyordu. Her adımda bir anıyı çekip çıkarıyordum: annemin yaralarını, mezarı olmayan bedenini, kaybolan nefesini. Mezarı olmayan bir cesedin bile soluduğunu hissederdim; ben onu hâlâ hissediyordum.
Kervan şehre yaklaşırken duvarlar görkemle yükseldi; insanlar, renkler, gürültü yaklaşıyordu. Haitamalara benzeyen kostümlü kalabalıklar görünüyordu; dış görünüşe aldanmak aptallıktı. Çünkü hepsinin içinde birer yılan yatıyordu. Önümüzde uzun bir kuyruk oluştu; sıranın yavaşlayışı her şeyi daha da yaklaştırıyordu. Yanımızdaki anne kız arasındaki kısacık sevgi anı göğsümde bir kamçı gibi acıttı. Küçük kız Dia, annesine sarılmıştı; ben anneme sarılamamıştım. En son gördüğümde ağır yaralıydı. Hâlâ onun yaşadığına inanmak istiyordum. İnançla savaşıyordum; aklımla anılar arasında bir denge kurmaya çalışıyordum. Şimdi beklemek zorundaydım; sabırla, kederle; belki de umutla.
Yolculuğun sonu bir başlangıçtı: duvarların ardında başka bir hayat, başka bir sınav. Fırtına öncesi sessizlik gibi; tehlike ne kadar ağır olursa olsun adımlarımı sıcak bir azimle attım. Her darbem, her nefes, geçmişin hesabını tutuyordu ama aynı zamanda geleceği inşa ediyordu. İçimdeki yangın soğumamıştı; aksine, daha da parlıyordu. Ve ben, Aika, bu ateşi taşırken, her günahımla ve her zerremle var olmaya devam edecektim. Unutmadım, unutmayacağım; çünkü bazı hatıralar mezara sığmaz, göğsün en derin yerinde kök salar ve insanı bir gün, bir gösteride, bir duvarda, başka bir adımda kanlı bir mahşer yerine çevirir...
Bölüm etkileşimi
