Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Haru

Haru'dan

Sabah, ahşap yatağın soğuk tahtalarından sıyrılarak uyandım. Gözlerimi açtığımda yanımda ablamın olmadığını fark ettim. İçimde ince bir huzursuzluk kıpırdadı. Buraya gelişimizin ikinci gününde karşımda bu ağaç eviyle karşılaştım. İlk baktığında anlaşılamayacak kadar gizli ama bir o kadar sağlamdı. Sessiz ağaç evde tek başıma kalmıştım. Kulaklarımı diktiğimde aşağıdan gelen tıkırtılar, ardından da odun ateşinin çıtırtısına karışan yemek kokuları geldi burnuma. Yavaşça doğruldum.

Pencereden süzülen sabah ışığı sisin arasında kayboluyor, dışarıdaki orman gri bir sır perdesiyle gizleniyordu. Merdivenlerin gıcırtısı eşliğinde aşağıya indim.

Ablam, başında saçlarını dağınık bir şekilde toplamış, elindeki uzun demir çubuğa geçirilmiş eti ateşin üzerinde çeviriyordu. Gözleri bana çevrildiğinde dudaklarının kenarında o alışıldık sırıtmalarından biri belirdi.

“Ooo, uykucu prens hazretleri Haru uyanmış. Geç otur bakalım, kahvaltın hazır.”

Gözlerim onun işaret ettiği yere kaydı; odun kütüğünden kaba saba bir oturaktı. Çekinerek yaklaştım, oturdum. Ablam önümde kızarmış, kokusu buram buram yayılan eti bana uzattı.

“Ne eti bu?” dedim tereddütle, gözlerim parlayan et parçasına takılmıştı.
“Ceylan eti. Ye, gayet güzel. Bir süre meyve ve hayvanlarla idare edeceğiz. Buna mecburuz.”

İçimdeki açlık, merakımdan daha ağır bastı. Dişlerim ilk lokmayı kopardığında, damağımda alışmadığım ama güçlü bir tat yayıldı. Belki de hayatımızın bundan sonra böyle olacağını ilk kez o anda kabullenmeye başladım.

Günler günleri kovaladı. Her sabah aynı düzen; ablam erkenden beni kaldırıyor, elimdeki tahta kılıçla saatlerce antrenman yapmaya zorluyordu. Bazen yüzünde öyle bir ciddiyet olurdu ki, bakışlarından kaçamazdım. Küçücük hatalarımı bile görür, affetmezdi. Yorulmuş, ter içinde kalmış hâlimle pes etmek olm, gözlerime dik dik bakar, “Yeniden!” diye bağırırdı. Ve ben, her seferinde yeniden yapmak zorunda kalırdım.

Ama onun tavırları tekdüze değildi. Bazen kararlı, sert ve taş kesilmiş bir yüz ifadesiyle karşıma çıkar, bazen ise bana zoraki bir gülümseme sunardı. Bazen endişeyle uzaklara dalar, bazense bir şeyleri benden sakladığını belli eden yapmacık tavırlar takınırdı. Her sabah ok ve yay yapmamı, hedef tahtası kurmamı ister, tahta kılıcımı yeniden elime tutuştururdu. Ben ise istemesem de, silah zoruyla bile olsa bu disipline boyun eğmek zorundaydım.

Yalnızca ben değil ablamda hiç durmadan çalışıyordu. Bazen olması gerekenden daha erken uyandığımda ablam katanasıyla ağaçları hedef tahtası olarak kullanıp sıkı ve çok zor antrenmanlar yapıyordu. Sanki karşısında ağaç değil zorlu bir düşman varmışcasına...

Bir yıl boyunca böyle geçti hayatımız. Ormanın derinliklerinde, duman kokusuna karışmış sabah sislerinde, her yeni gün aynı ter, aynı çaba, aynı sessizlik… Ve ben, farkında olmadan daha güçlü, daha hızlı, daha dayanıklı biri haline gelmeye başlamıştım.
Ama ablamın gözlerinde hep sakladığı bir şey vardı. Çoğu zaman yüzüme söylemediği, ama içinde derin derin taşıdığı bir sır. Bazen uykularımın arasında kulaklarıma onun boğuk fısıltıları gelir, kime dua ettiğini ya da kimden medet umduğunu anlayamazdım.

Ve bir sabah, her zamanki gibi gözlerimi açtığımda, sisin arasında daha farklı bir şey gördüm. O gün, hayatımızın tekrar eden bütün döngüsünü kökünden değiştiren gündü. O gün, hiçbirimizin geri dönmeyeceği bir yolun başlangıcıydı…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…