Festival

Yazar: Esila ♡

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Festival

Yaşlı çift sayesinde sonunda insanların yaşadığı yere giriş yapabilmiştik. Etraf… çok görkemli, çok ihtişamlıydı. Hayatımda hiç bu kadar renkli bir dünya görmemiştim. Burası gerçek miydi gerçekten? Herkes çok mutlu görünüyordu; rengârenk meyve ve sebze tezgahlarının arasından mis gibi kokular yayılıyordu. Az ileride genişçe bir meydan vardı. Güneşin altında parlayan taş yollar, sokakları çevreleyen çiçekli evler, çocukların kahkahaları…

Burası hayatımda gördüğüm en güzel yer olabilirdi.
Haru’nun gözleri parlıyordu.
“Vay canına abla, şunlara bak!” dedi heyecanla, yanımızdan geçen göstericileri göstererek. Havadaki meyveleri birer birer döndürüp yeniden ellerine düşürüyorlardı.

Yaşlı kadın, Haru’nun heyecanına gülümseyerek başını salladı.
“Anlaşılan ilk defa buraya geliyorsunuz. Şanslısınız ki festival olacağından 3 gün 3 gece konaklama ücretsiz, bilirsiniz. Haiyular baya yapıyorlar bu işi. Her yıl farklı bir hikâye...Yorgun görünüyorsunuz. Gelin sizi otele götürelim.”

Birbirimize kısa bir bakış attık. Kalacak yer bulmak sandığımızdan kolay olmuştu ama içimde bir huzursuzluk kıpırdanıyordu. Haiyu... Bu kelimeyi daha önce de duymuştum. Ama insanlar bu kadar rahat davranıyorsa, demek ki bizden şüphelenmemişlerdi.

Otel, meydanın hemen arkasında eski taşlardan yapılmış, asmalarla çevrili bir binaydı. İçeri girince, buranın hem eski hem de büyüleyici bir havası vardı; duvarlarda deniz kabuklarından yapılmış süsler, tavanda parlayan kristal lambalar… Oradaki yaşlı kadın bize odaları gösterdi.
“Dinlenin biraz, akşam büyük gösteri var. Haiyular bugün çok daha güzel performans sergileyeceklermiş, öyle diyorlar.”

Haiyular...
O kelime yeniden beynimde yankılandı.
Eğer gerçekten buradaysak ve insanlar hâlâ onları konuşuyorsa, bu gösteri her şeyi öğrenmem için bir fırsat olabilirdi.

Akşama doğru Haru çoktan yatağa uzanmış, yorgunlukla gözlerini kapatmıştı. Üzerini örttüm, saçlarını okşadım.
“Biraz dinlen, olur mu? Sabah uyandığında lezzetli yiyeceklerle geleceğim.”

O, hiçbir şeyden habersiz huzurla uyurken ben sessizce torbamdaki pelerini giyip dışarı çıktım. Akşam yavaşça şehri sarmaya başlamıştı. Gökyüzü mor ve altın tonlarına bürünmüştü. Meydandan müzik sesleri geliyordu; ritmik davullar, yankılanan flütler... İnsanlar akın akın aynı yöne ilerliyordu.

Kalabalığın arasına karıştım. Yüzüme düşen gölgeler arasında görünmez gibiydim. Meydanın ortasında dev bir alan kurulmuştu; ışıklar, meşaleler, bayraklar... ve herkesin gözü o sahnedeydi.
Sonra müzik sustu.
Bir sessizlik çöktü.

Sahnede bir figür belirdi; yüzü yarı maskeli, gözleri gece kadar derin bir anlatıcı.
İçimde bir ürperti hissettim.
“Şimdi...” dedi, sesi yankılandı.
“Size, bir zamanlar haitamalarla insanlar arasında geçen bir hikâyeyi anlatacağım.”

Kalabalık nefesini tuttu.
Ben de...
O an hissettim; bu sıradan bir gösteri olmayacaktı.

Anlatıcı, kalabalığın ortasındaki taş platformdan ağır adımlarla geri çekildi. Meşalelerin alevi rüzgârla dans ederken, yüzüne düşen gölgeler maskesini daha da gizemli kılıyordu.

“Bir zamanlar…” dedi, sesi tüm meydanda yankılandı. “Bir zamanlar insanlar ve Haitamalar aynı gökyüzünün altında yaşarlardı.”

O an sahneye birden sis doldu. Arkadan dört siluet belirdi. Bana benzeyen figürlerdi bunlar; her biri elinde uzun bir kılıç taşıyor, saçları rüzgârla savruluyordu. Üzerlerinde eski çağlardan kalma zırhlar vardı; gözlerinde yanık bir ışık… Onların ardından sahneye dört insan figürü çıktı, beyaz kıyafetler içinde, yüzlerinde huzurlu ifadelerle.

Meydandaki herkes sessizdi.
Sadece rüzgârın uğultusu ve anlatıcının sesi vardı.

“Haitamalar, yıldızlardan doğmuş varlıklardı. İnsanlara bilgelik ve güç vermeleri için gönderilmişlerdi. Onların kanı, ateş kadar sıcak; kalpleri ise gökyüzü kadar saf idi.”

Haiyular insanlarla el ele tutuştu. Işıklar altın tonuna döndü, müzik hafifçe yükseldi.
“Bir süre her şey mükemmeldi,” dedi anlatıcı. “İnsanlar onları kardeş bildi. Haitamalar ise insanlara yol gösterdi. Geceleri aynı sofrada yemek yer, aynı duaları ederlerdi.”

Sahnede bu birlik tablosu canlandırılıyordu; insanlar ve haitamalar gülüyor, çocuklar sahte çiçekler savuruyordu.
Ama müzik yavaş yavaş değişti.
Flütler kesildi, yerini sert davullar aldı. Işıklar kızıl renge büründü.

“Fakat,” dedi anlatıcı, sesi şimdi kalın ve yankılıydı, “bu mutluluk sonsuza kadar sürmedi.”

Bir haiyu sahne ortasına çıktı; yüzü öfkeyle kıvrılmış, gözleri ateşle parlıyordu.
“Zamanla Haitamalar güçlerinin farkına vardılar. İnsanların zayıflığını gördükçe… içlerinde bir ateş, bir kibir büyüdü. Artık onlara kardeş değil, köle gözüyle bakıyorlardı.”

Davulların sesi hızlandı. Sahnedeki haitamalar insanlara bağırmaya, onları yere itmeye başladı. Kalabalık arasından bir çocuk ağlama sesi duyuldu. Bu o kadar gerçekti ki herkes başını çevirdi.
Bir kadın sahte bir çığlık attı, sonra sessizlik.

Anlatıcı devam etti:
“Gökyüzü karardı. İnsanların evleri yandı, sular kurudu. Haitamalar kendi ışıltılarını unuttu; karanlığın çocuklarına dönüştüler. İnsanlık umutsuzluğun eşiğine geldi.”

Tam o anda sahnede bir ışık parladı.
İnsanlardan biri öne çıktı.
Yüzü maskeyle gizlenmişti, ama elindeki mavi parıltılı kılıç tüm meydanı aydınlattı.

“Ve o gün…” dedi anlatıcı, sesi artık bir fısıltı gibi. “Bir kahraman ortaya çıktı.”

Kahraman, dört haitamaya doğru yürüdü. Her adımında rüzgâr yükseldi, ışıklar sarsıldı.
Davullar susmuştu; sadece kalabalığın kalp atışları duyuluyordu.

“Kahraman, insanların acısını, öfkesini ve inancını bir araya topladı. Kılıcına ruhunu kattı. Ve o an…”
Büyük bir gümbürtü ile sahne sarsıldı. Duman, kıvılcım ve bir çığlık… Haitamalar birer birer yere düştü.
Kahraman kılıcını büyük bir onurla havaya kaldırdı, başını eğdi.

Anlatıcı sessizliği bozdu:
“O gün Haitamalar yenildi. İnsanlık yeniden doğdu ve eski refahına kavuştu.
Ama o günden sonra… gökyüzü, o eski maviliğini asla geri kazanamadı.”

Işıklar söndü.
Sadece tek bir meşale kaldı, alevi titrek.
Kalabalık alkışlamaya başladı, ama ben… nefes bile alamadım.

Çünkü sahnedeki dört Haitama bana öylesine benziyordu ki, içimde buz gibi bir ürperti gezindi.
O kahramanın gözleriyse… sanki doğrudan bana bakıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…