7. bölüm · Horobi no Hana (Yok Oluşun Çiçeği)

Kral Rei

Esila ♡

O gecenin akşamı otele doğru ilerliyordum. Evlerin gaz lambalarının ışığı yüzüme çarpıyordu. Festival tam bir saçmalıktı. Biz haitamalar kibirlenmedik, diye geçirdim içimden, siz insanlar açgözlüydünüz. Hırsınız dünyayı kirletti.

Sinirimi bastırmaya çalışırken yumruklarımı sıkmıştım. Otelin eski tahta kapısına vardığımda kapıyı itip içeri girdim, üst kattaki bize ayrılan odaya çekildim. Tüm gece boyunca insanların nasıl bu kadar yozlaştığını düşündüm. Nasıl böyle bir şey olabilirdi? O kadar düşündüm ki sonunda düşünceler sessizliğe karıştı… ve uyuyakaldım.

...

Ertesi sabah Haru uyandığında önüne meyveler koydum.
“Abla bunlar da ne, nereden aldın?”
Elimi enseme götürerek, "Hiiç, bozulmak üzereydi, bedavaya verdiler." dedim.
“Abla yalan söylüyorsun! Ne zaman yalan söylesen elin hep ensende oluyor!” dedi.
Cevap yerine ağzına bir elma sıkıştırdım. İçimden güldüm. Ona bunları çaldığımı söyleyemezdim. Ben iyi bir ablaydım, değil mi?

Yemekten sonra Haru ile etrafı incelemek için şehirde dolaştık. Haitama nefretini gösteren ara ara posterler ve insanlığın mutlu olduğu posterler asılıydı. Haru ile posterlerin olduğu yerlerden geçerken onun iyiliği için onunla havadan sudan konular konuşup etrafa bakmamasını sağlamaksa cabasıydı. Az ileride bir kalabalık dikkatimi çekti. Bir adam parşömen açıp bas bas bağırıyordu:
“Duyduk duymadık demeyin! Bu akşam büyük kanyondaki arenada en güçlü savaşçı seçilecektir! Yüce Kral Rei'nin de katılacağı yarışmada birinciye 100.000 frank!”

Sözleri kulaklarımda yankılandı. Biraz düşündükten sonra o an karar verdim. Paramın olması gerekiyordu. Otelde ki son gecemiz bugündü. Artık hırsızlıkla yaşanmazdı. En azından Haru için az da olsa paraya ihtiyacım vardı. Bu eller artık saklanmak yerine savaşacaktı.
“Haru,” dedim, “yarışmaya katılırsam beni destekler misin?”

Gözleri parladı. “Tabii ki! Sen hepsini yenersin, abla!”
Parşomenin asıldığı duvardan yeri ve saati öğrenip her zamanki kılıç antrenmanımı yaptım ve saat altıda, yüzümü pelerinin altına gizleyerek arenaya doğru yola çıktım.

Arena, dev bir taş dağın oyularak yapılmış hali gibiydi. Binlerce seyircinin sesi gökyüzünü titretiyordu. Kayıt masasındaki kadın, Ayumi, ismimi duyunca şaşırdı.
“Aika Raizen… Bu yarışmaya katılan ilk kadın yarışmacı sensin. Cesaretin gerçekten de takdire şayan.”
Sadece başımı salladım.
“Hmm pekii her şey tamam son soru solera kullanıyor musun?”
“Solera da ne?”
Kadın kaşlarını kaldırdı. “Gücü ve ömrü belli süre aralıklarla artıran ilaç… demek gerçekten uzaklardan geldin. Bunu bilmemen normal.”
İlginç, diye düşündüm. İnsanlar böyle bir gücü nasıl elde edebilmişti. Ve böyle bir güç varsa neden insanlardan hala zayıf olduklarıyla alakalı bir sezi alıyordum.

Bekleme odasına girdiğimde altı erkek bana dönüp baktı. Hepsi birer ucubeye ve kas yığınından başka bir işlevi olmayan objelere benziyordu. Gülüşmeler, alaycı sesler.
“Bu mu rakibimiz? Şaka mı bu?”
Sadece sessiz kaldım. Çünkü onların gülüşleri az sonra sessizliğe gömülen birer mezar taşlarına dönüşecekti. Toplamda 8 yarışmacı, 3 tur vardı. Her turda ikişer ikişer savaşacaktık. Ve turu kazanan birinci olacaktı. Neden bu kadar az kişinin katıldığıysa tam bir muammaydı.

Arenaya kura ile çağrıldık. Kalbim delicesine atıyor ama aklım ve zihnim yeni doğan bir güneşin saf ve duru hali ile keskin zekamı ortaya koyuyordu. Arenaya çıktığımda güçlü bir aura sezdim. Hemen karşımdan geliyordu. Seyirci koltuklarının daha yukarısında bir siluet vardı. Önünde ve arkasında onlarca silahlı insan. Ahh doğru oradaki Kral Rei olmalıydı. Görebildiğim kadarıyla bacak üstüne bacak atarak dikkatle sahayı izliyordu.

Yarışma başlamadan gözlerim hemen Haru'yu aradı. O savaşmayıp izleyeceği için onu seyirci koltuklarına yönlendirmişlerdi. Gözlerim onu bulduğunda içim rahatladı. Parlayan gözlerle dikkatlice beni izliyordu. Yüksek bir ses belirdi kulağımda. "Bu yarışmayı rahatça kazanacaksın. Ben sana inanıyorum."
Dehşetle etrafıma baktım.
— Sen! O gece bana seslenen de sendin değil mi kimsin ve nerdesin!?
"Doğru anı bekliyorum sadece bana güven."
Kafam karışmış bir şekilde yürümeye devam ettim. Sonunda rakibim karşımda belirmişti.

İlk Tur:
İlk rakibim Itsuki Suzuhara’ydı. Üzerinden kalın demirden zırhı, elbiselerinin pahalılığı, kılıcının ışıltısı... kensinlikle zengin bebesi olduğunu gösteriyordu.
“Hazır ol, küçük kız. Burada ağlayarak pes eden çok oldu.”
Gülümsedim. “Ben ağlamam.”
Boru sesi yankılandı. Itsuki saldırıya geçti, kılıcı havayı yardı. Hamleleri çok ağırdı. Yanından kayarak geçtim, sağ koluna hızlı bir kesik attım. Kan sıçradı. Acı ile geri çekildi.
“Bu sadece başlangıç,” dedim.
Delirmiş gibi bağırarak üzerime koştu, ama tek bir hamleyle ayağımın altına aldım. Kafasına attığım tekme taş zeminde yankılandı. Seyirciler sustu. Beş dakika sonra diğer yarışmacılar da başkaları tarafından elendiğinde bir sonraki tura geçenlerin isimleri yankılandı.

“Birinci tur kazananları:
Aika Raizen,
Ryuji Hayato,
Shiro Masuda,
Ryo Tanaka."

İkinci Tur:
Rakibim Shiro Masuda’ydı. Saldırmadan önce parmaklarını çıtlatıp “kendimi tutmayacağım” dedi.
“İyi olur,” dedim, “ben de tutmayacağım çünkü.”
Kılıçlar birbirine çarptı, kıvılcımlar havada dans etti. Seyirciler ayağa kalkmıştı. Her darbede toz bulutları yükseliyor, metalin sesi gök gürültüsü gibi yankılanıyordu.
Renji hızla bir vuruş savurdu; bıçağı yanımdan geçti, saç tellerimi uçurdu. Onun açığını gördüm. Dizimi hızla karnına geçirdim, nefesi kesildi. Ardından omzuna bir dirsek darbesi… ve yere yığıldı.
“Neden… bu kadar… güçlü…” diye inledi. "Bazen sadece karşındakini dış görünüş olarak yargılamamalısın." Diyerek arkamı döndüm ve yavaşça ilerlemeye başladım. Arkamda bir hareketlilik oldu. Bir kılıç arkamdan son gücüyle havaya kalktı. Çok hızlı bir şekilde sağa dönüp dirseğimle kılıcını savurdum. Sonra bana ucube gibi bakarken tüm gücümle suratına dönen tekme geçirdim. Sanırım burada savaştığım kişiler, yavaş yavaş insanlardan öç alışımın küçük izleriydi. Çünkü ben hayatta kalmak zorundayım.

"İkinci tur kazananları:
Aika Raizen,
Ryo Tanaka."

Sunucunun sesi yankılandı:
“Final! Aika Raizen ve Ryo Tanaka, arenadaki yerinizi alın!”
Kalabalığın sesi sağır ediciydi. Karşımdaki adam dev gibiydi. Kaslı, sakin, gözlerinde soğuk bir güven vardı. Elindeki büyük kılıç parıldıyordu.
“Kadın ya da değil… seni küçümsemeyeceğim,” dedi.
“İyi olur,” dedim, “çünkü ben de seni küçümsemeyeceğim.”

Boru sesi çaldı.
Ryo yıldırım gibi üzerime atıldı. İlk darbede zemin çatladı. Kılıcımı kaldırdım, darbesini karşıladım ama bileklerim uyuştu. Gücü inanılmazdı. Geriledim, taş duvara sırtımı yasladım. O sırada kılıcı bir kez daha savurdu. Eğildim. Kılıç duvarı ikiye yardı.
Bu hız… sıradan bir insan değil bu. Normal insanlara kıyasla daha güçlü olması... Solera olabilir miydi?… belki de buydu.

Ryo'nun göğsündeki damarlardan solgun bir ışık sızıyordu. “Bu, Solera’nın kudreti,” dedi.
Nefesimi dengeledim. “Solera kullananları geçirmemeleri lazımdı. Kurallara göre oynamıyorsun.” Son gücüyle kahkaha attı. Aynı zamanda kılıç savurmaya aralık vermeden devam ettik.
“Torpilli olmak bunu gerektirir. Arenada neden bu kadar az yarışmacı var sanıyorsun. Art arda 3 yıldır bu savaşı ve altınları ben kazanıyorum."

Bir anda üzerime atıldı, kılıcım elimden fırladı. Geriye savruldum, omzum yandı. Kılıcım arenanın diğer ucuna uçmuştu. Seyirciler nefesini tutmuştu.
Ryo gürledi: “Pes et!”
Gözlerimi kısmıştım. Pes etmek mi…? Haitama’lar pes etmez.

Ayağa kalktım, pelerinin parçasını koparıp yarama bastım. Ryo tekrar saldırdı. Bu kez kaçmadım. Son anda sola sıçrayıp, elini kavradım. Bir dönüşle dengesini bozdum. Kılıcımın olduğu yöne koştum, onu kaptığım gibi geri döndüm.
“Bunu beklemiyordun, değil mi?”
Ryo sadece homurdandı.

Kılıçlarımız çarpıştı, bir… iki… üç kez. Artık yorgunduk. Nefeslerimiz buhar gibi havaya karışıyordu.
Sonunda, o hamleyi gördüm.
Ryo, sağ omzunu fazla açmıştı.
O anda hızla yere eğilip ileri atıldım. Kılıcımı yukarıdan aşağı doğru savurdum. Ryo'nun kılıcı elinden uçtu.
Ardından, dizimi karnına geçirdim.
Adam sendeledi, ama hâlâ düşmedi.
Bir adım geri çekilip fısıldadım:
“Bu sadece kılıç savaşı değil… bu iki dünyanın savaşı.”
Son bir sıçrayışla havaya atıldım, kılıcımı iki elimle kavrayıp çapraz bir vuruş yaptım.
Katanam Ryo'nun zırhını bir kağıt gibi yırttı, yere diz çöktü.
Sessizlik.
Sonra seyircilerden bir uğultu yükseldi.
“AİKA! AİKA! AİKA!”
Sunucu bağırdı:
“Galip: Aika Raizen!”

Yavaşça başımı kaldırdım. Kalabalığın arasında bir kişi onlarca kişiyle beraber bana yaklaşıyordu.
Altın işlemeli zırhı, gözlerindeki hafif şaşkınlık ve tatmin olmuşluk hali…

Siyah saçları, yeşil gözleri vardı, dik yürüyüşü onun ne kadar asil ve güçlü olduğunu gösteriyordu. Demek bu kişi Kral Rei’ydi. Aramızda 2 metre kalıncaya kadar yaklaştı. Kalabalık ölüm sessizliği gibi sustu ve sadece izledi.

“Aika Raizen…” dedi, sesi yankılandı. “İlginç bir isim. Seni şövalyem ilan ediyorum.”
Kalbim dondu. Neler oluyordu? Anlaşma şartlarında bu yoktu. Sadece para ödülü olmalıydı.
Gözlerimi kısarak cevapladım:
“Yarışmanın şartlarında bu yoktu.”
Kral hafifçe gülümsedi. “Hayır vardı.” bunu söyleyeceğimi biliyormuşcasına yanındaki şovalyeye baktı. Şövalye gür bir sesle yazılanları okumaya başladı.

“Duyduk duymadık demeyin! Bu akşam büyük kanyondaki arenada en güçlü savaşçı seçilecektir! Yüce Kral Rei'nin de katılacağı yarışmada birinciye 100.000 frank! Ayrıca bu yıla özel yarışma birincisi kralın özel koruması ve sadık şövalyesi olarak seçilecek. Buna ek olarak ölene kadar sarayda kralın koruması olarak yaşamını bu işe adayacaktır.Yüce Kral Rei'mizin bu onurlu bahşedilmiş statünün reddedilme durumunda kişinin idamı hakkında kesin emir vermiştir. .”

Bunlar okunurken ben nereye düştüm böyle demeden edemedim. Kabul etmeme şansım yoktu Haru her şeyden önemli ve değerliydi. Konuşma bitince seyirci koltuklarında bana endişe ile bakan Haru ile gözlerimiz kesiştı. Yaşamam bile senin için dedim içimden. Ama krala boyun eğmek... haitamalar için bir utanç kaynağı olurdu. Aslında ben zaten ben bir günahkardım. Günahlarıma ne kadar günah eklenirse eklensin bu gerçek değişmeyecekti. Büyük bir pişmanlık, hüzün, kin ve mahkum olan bir teslimiyetle diz çöküp cevap vermek zorunda kaldım.

"Ben, Aika Raizen... Bu günden sonra sizi korumakla görevli olacağım Lordum..."