1. bölüm / 10
Horobi no Hana (Yok Oluşun Çiçeği)Giriş
Bölümler 10Şu an: Giriş
- 1 Giriş598 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Sonun Başlangıcı877 kelime
- 3 Kanlı Gece659 kelime
- 4 Haru456 kelime
- 5 Orion'a Yolculuk707 kelime
- 6 Festival803 kelime
- 7 Kral Rei1.396 kelime
- 8 Shichikage (Yedi Gölge)1.215 kelime
- 9 Azura Masaki1.282 kelime
- 10 Kagetsu Noir959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her tarafım ağrıyordu. Soğuk, keskin ve ıslak bir koku vardı; yağmur sonrası toprağın ve yosunların birbirine karıştığı, biraz da toprak kokusu taşıyan bir koku… Göz kapaklarımı açmak için uğraştım ama acı o kadar yoğundu ki neredeyse gözlerimi açmam bir dakikamı almıştı. Neredeyim ben?
Haru… Haru nerede? Gözlerimi açmalıydım. Onu korumalıydım. Canım pahasına. Tek düşünebildiğim sadece buydu.
“I-ışık… neredeyim…”
Gözlerimi açtığımda güneş ışınları, gözlerime işleyen bir demir gibi çarptı. Yüzümü buruşturdum, keşke hiç uyanmasaydım. Çünkü her uyanış, içimde taşıdığım günahı hatırlatıyordu. Gözlerimi açtıkça biliyordum: bir günahkar olarak uyanıyordum ve bunu değiştiremeyecektim.
Etrafıma bakındım. Kristal gibi parlayan taşlar, yamuk, düzensiz ama bir o kadar da gizemli bir hava saçıyordu. İçimde tanıdık bir korku yükseldi. O koku, o taşlar… Hepsi bana olanları hatırlatıyordu.
“Hayır…!”
Sesimin yankısı mağaradan geri dönerek kulaklarıma doldu. Yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımın tuzlu tadı dilimde birleşti. Yere baktım. Kan… Evet, bu ustamın bizim için çizdiği kan çemberiydi. Her şey… bir anlık hafıza kırıntısı gibi gözlerimin önünden geçti. Ustamın, annemin, köyümüzün… hepsi… ve ben. Günahkâr bendim.
Arkamda bir hareket hissettim. Duraksadım. “Aika abla?” o ses… Tanıdık, kırık, minik bir ses. Evet, bu Haru. Beyaz saçlarına karışmış toprak, kirli ve vücudu oldukça yorgun bana bakıyordu. Gözleri, gözlerim gibi beton mavisi… Korkmuş, şaşkın.
Refleksle onu kollarıma aldım, sardım. Kendi gözyaşlarım akıyordu. Onu neden ağlaması gerektiğini bile bile kucağıma aldığım için suçluyordum kendimi. O da bana bakıyordu, sessiz ve titrek. Sonra… o da ağlamaya başladı. Sanırım hatırlamıştı her şeyi. Köyün yok oluşunu, en yakın arkadaşlarımızın gözlerimizin önünde düşmesini… ve annemizin, sadece benim yüzümden yaşadığı acıyı.
Sakin olmalıydım. Her şeyin bir anlamı olmalıydı. Nerede olduğumuzu bilmeliydim. Geçmişe takılı kalamazdım. Ama suçluluk… o karanlık gölgelere saplanmıştı ve kolay çıkacak gibi değildi.
“Abla, neredeyiz? Annem nerede?”
Haru’nun bakışları bana umut ve korkuyu aynı anda gösteriyordu. Onun gözlerine baktım, derin, temiz ve saf… ve ben… ben dünyadaki en günahkar haitama olabilirdim. Ama belki, annemin bana verdiği görevle, ustamın öğrettiği bilgi ve şövalyelikle bir nebze olsun hatalarımı telafi edebilirdim.
Gözyaşlarımı sildim. Artık bir günahkar olarak hayata bakmalı, haddimi bilmeliydim. Ona baktım küçük bedenine bakarken bir yemin ettim kendi içimde: Onu ne pahasına olursa olsun koruyacaktım.
“Sakin ol, Haru. İyi olacaksın. Seni koruyacağım. Önce burada bekle, dışarıyı kontrol etmem gerek.”
Kollarımdaki küçük Haru'yu nazikçe bıraktım. Mağaranın içi aydınlıktı, ama dışarıdaki dünya henüz anlaşılır değildi. Duvarlardan destek alarak kafamı uzattım. Dışarısı çimenlik ve çayırdı; uzaklarda insan kervanları, küçük böcekler gibi hareket ediyordu. Kalbim sıkıştı. Onları gördüğümde korktum ama biliyordum ki bu kadar uzak olsalar da tehlike vardı.
Bir dere görünüyordu, su berrak ama soğuktu. Önce Haru ile derenin yanına etrafa bakınarak gittik. Ona su içirdim, sonra üstündeki toprağı silkeleyip temiz kıyafetlerini giydirdim. Kendi malzemelerimi de torbadan çıkarıp üzerime giydim. Ustam doğru demişti; bizi bir süre idare edecek kadar malzememiz vardı.
Haru o günün sonunda uyuyakalmıştı. Şu anlık evimiz bu mağaraydı. Etrafı biraz dolaştım, neler olduğunu hafızama kazıdım. Toprak, dallar, taşlar… hepsi işimize yarayacak şeylerdi. O gece hiç uyumadım. Mağaranın biraz yakınında ormanlık alan vardı. Ustamın öğretileri ve katanamla uzun uğraşlar sonucu bir ağaç ev inşa ettim ve bu sadece 9 saat sürdü. Haruyu uyandırmaya gittim. Biraz (!) uykucudur kendisi.
“Abla, gözlerime inanamıyorum bu da ne?” diye sordu şaşkınlıkla.
“Yeni evimiz,” dedim. Gözlerini bana dikmişti; hayranlıkla karışık bir merak. Ona baktım sonra da hafiften doğan güneşe.
Hava aydınlanmaya başlamıştı. Onu izlerken düşünüyordum: Bundan sonra ne yapacaktık? İnsanlarla karşılaşırsak ne halt edecektik.
Ustam haklı mıydı, biz şu an 100 yıl sonrasında mıydık? Biz haitamalar insanlara kıyasla daha uzun yaşar ve hemen yaşlanmazdık. Yani eğer 100 yıl sonradaysam ve eger annem hala yaşıyorsa onu bulabilirim demek oluyor. O gün sadece uyumakla geçirdim. Torbanın içindeki yiyecekle de karnımızı doyurduk. Yarın her şey yeniden başlıyordu...
Bölüm etkileşimi
