3. bölüm / 10
Horobi no Hana (Yok Oluşun Çiçeği)Kanlı Gece
Bölümler 10Şu an: Kanlı Gece
- 1 Giriş598 kelime
- 2 Sonun Başlangıcı877 kelime
- 3 Kanlı Gece659 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Haru456 kelime
- 5 Orion'a Yolculuk707 kelime
- 6 Festival803 kelime
- 7 Kral Rei1.396 kelime
- 8 Shichikage (Yedi Gölge)1.215 kelime
- 9 Azura Masaki1.282 kelime
- 10 Kagetsu Noir959 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir zaman vardır ki insan yalnızca yaşamak istemez. Bir zaman vardır ki nefes almak bile acıtır, çünkü aldığın her nefes bir hatıra, bir kayıp, bir pişmanlık getirir. İşte ben tam da o anda, hayatın en karanlık eşiğinde duruyordum.
O gece benim gecemdi. Doğum günüm. Çocukluğumun ilk hatıralarından beri annem bu günü titizlikle hazırlardı. Saray mutfaktağından gelen kek kokusu, evin her köşesine yayılan gülüşler… Kardeşim bana sürekli çok güzel olduğumu söyler, Yui ise her zamanki gibi bana sahip olduğuna minnet dolu bir şekilde bakardı. O gece, bütün bunların geride kaldığını henüz bilmiyordum.
Önce bir çığlık duydum. İnce bir kadın sesi, bir anda karanlığı yırtan bir feryat. Sonra bir ses daha… Sonra bir sessizlik. Kalbim göğsümde çırpınan bir kuş gibi çarpıyordu. “Hayır…” dedim, dudaklarım kıpırdadı ama sesim çıkmadı. İçimdeki korku, bedenimi esir almıştı.
Aşağıdan gelen sesler, bana bir kâbusun içinde olduğumu hatırlatıyordu. Elim titreyerek aynanın yanındaki katanama uzandı. Soğuk demir avucuma değdiğinde içimde bir sızı hissettim. Kılıç bile sanki bana neyle yüzleşeceğimi fısıldıyordu. Sessizce merdivenlere indim. Her basamak, içimdeki umudu biraz daha öldürüyordu. Kan kokusu… ağır, yakıcı, midemi bulandıran bir koku.
Ve sonra… Onları gördüm.
Cesetleri. Açık gözlerle bana bakan "hepsi senin suçun!" Diye sessiz bir çığlık atan, donmuş yüzler. Onların bakışları bana hiçbir zaman kurtulamayacağım bir suçluluk duygusu yükledi. “Neden ben hâlâ hayattayım?” sorusu o anda kalbime saplandı.
Salona adım attığımda gözlerim onları aradı. Annem. Kardeşim. Ustam. Ve… Yui. Evet, hepsi oradaydı. Ama Yui… o halini gördüğümde dizlerimden güç gitti. Ellerinde zincirler, yüzünde yaralar… Çamur ve kan içinde, nefes almakta zorlanıyordu. Sanki gözleriyle yalvarıyordu bana: “Yardım et…”
“Hayır!” diye bağırdım, boğazım yırtıldı.
Annem bana baktı. Bir anlık duraksama… Sanki gözlerinde bin yılın yorgunluğu vardı. Ustam Soutaya bir şeyler dedi ama ben duyamadım. Ustam, beni ve kardeşimi tuttu. Çekti, sürükledi.
“Usta, ne yapıyorsun bırak beni! Annem orada!” diye haykırdım, gözyaşlarım yanaklarıma döküldü. “Anne! Anne!”
Ama ayaklarım beni istemediğim bir yöne götürüyordu. Son bir kez arkamı döndüm. Annem… benim güzel yüzlü, elleriyle beni büyüten annem… dizlerinin üzerine çökmüştü. Önündeki insan acımasızca kılıcını havaya kaldırdı. Dehşet içinde bir anneme bir insana bakarken annem yavaşça arkasına doğru bana baktı. Göz göze geldik. Dudaklarıyla bir şeyler söyledi. O sözler kalbime işlendi ama kulağıma hiç ulaşamadı. Ve sonra… acımasızca bir kılıç darbesiyle etraf bir anda o en sevdiğim renk olan kırmızıya büründü. Hayır benim sevdiğim bu kırmızı değildi. Bu acının ve intikamın kırmızısıydı.
Zaman durdu. Sesler sustu. Sadece annemin gözleri kaldı aklımda. Açık, donuk ve bana bakıyor… Bir daha asla kapanmayacak şekilde.
Dünya sislerin ardında kayboldu. Ustamın kolları beni taşırken kalbim paramparça oldu. “Neden ben? Neden yaşıyorum?” diye soruyordum içimden. Her adımda boğazımda bir hıçkırık düğümlendi.
Tükenmişlik içinde bir kulübeye vardık. Nefesim hâlâ kesik kesikti. Ustam bir şeyler hazırlıyordu; parşömenler, yemek ve giysi dolu torbalar, eski büyüler… Ama ben artık hiçbir şey görmek istemiyordum. Tek istediğim annemin sesi, annemin elleriydi.
“Usta, ne yapıyorsun?” diye bağırdım. Sesim hırçın, kırık, paramparçaydı.
“Yaşamanız için… Yüz yıl sonra bile olsa, yaşamanız için.” dedi. Gözlerinden yaşlar süzüldü. O an anladım ki sadece ben değil, o da parçalanıyordu.
Bizi biraz uzaktaki bir mağaraya götürdü. Elini belinden çıkardığı hançerle bir anda kesip yere bir şeyler çizmeye başladı. "Usta sen ne halt ediyorsun!?"
Sessizliğini koruyarak çizdi ve bizi kan çemberinin içine yerleştirdi. "Kan çemberi" sonra parşömeni alıp bilmediğim dilde bir şeyler söyledi. Tam çıkmaya yeltendim, görünmez bir kalkan, kaçmama engel oldu. Çığlık attım. Yumruklarımı o görünmez duvara vurdum. “Usta! Aç bunu! Anneme dönmeliyim! Usta Souta!”
Ama sesim karanlıkta kayboldu.
Kardeşim kollarımda titriyordu. O daha da korkmuş olmalıydı. Gözlerim karardı. Ve bir süre sonra boğuk bir boşluğun içinde sürükleniyordum. O boşlukta sadece bir şey vardı: Annemin gözleri. O bakış, beni yüz yıl boyunca bile bırakmayacak bir yara gibi içime kazındı.
Anne… Bana ne söyledin, bilmiyorum. Ama ben seni seviyorum. Çok seviyorum. Ve sensiz ben, ben değilim artık.
Gecenin çığlıkları hâlâ kulaklarımdaydı. Gökyüzü bile o gece ağladı. Ve ben… ben hayatta kaldım. Ama aslında o gece hayatta kalıp ölen tek kişi bendim. O gece annem düştü, ben ise sonsuza dek ayağa kalkamadım. Ve bunun utancıyla yaşadım.
Bölüm etkileşimi
