BÖLÜM 6

Vaveyla Yazarı: Hazal Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 6

Haydar, ipi kopmuş deli danalar gibi kaçıp bir duvarın dibinde durdu. Nefes nefese kalmıştı. İleriden Hoppidiye’nin o gür sesi gelirken korkuyla duvara iyice yapıştı ve nefesini tuttu:

— Ulan Haydar! Sen bu sefer elime düşme!

Hoppidiye, bir eliyle yaptığı yumruğu diğer elinin avucuna vurarak caddeden geçiyordu. O yavaş yavaş gözden kaybolurken Haydar duvarın dibine çöküp kara kara düşünmeye başladı. Öyle bir şey yapmalıydı ki Hoppidiye altın meselesini tamamen yanlış anladığını sanmalıydı. Sakalını kaşıyarak bir çıkış yolu ararken, aklına aniden gelen fikirle yerinden sıçradı:

— Tabi ya! Ulan Haydar, yine yırttın!

Gülerek yerinde hoplayıp zıpladı. Elini cebine koydu ve neşeyle ıslık çalarak evin yolunu tuttu. Eve varınca karşısındaki binaya baktı. Hâlâ eli cebindeydi ve çok rahattı, kurduğu plana sonuna kadar güveniyordu.

Eve girip koridorda ilerledi. Tam o esnada Hoppidiye’nin sesi yankılandı. Haydar arkasını döndüğü an havada süzülen terliği gördü ve gözleri kocaman açıldı. Ancak tam o anda Abdülrezzak salondan koridora atladı ve terlik güm diye çocuğun göğsüne çarptı. Haydar oğlunun arkasına saklanarak siper aldı:

— Hoppidiye, bir beni dinle!

— Senin neyini dinleyeceğim Haydar? Bir altınlarıma göz dikmediğin kalmıştı, onu da yaptın!

Haydar hâlâ Abdülrezzak’ın arkasından kafasını uzatıyordu:

— Ya tamam, göz diktim ama bir sor niye göz diktim?

— Ulan Haydar... Hadi sordum, bakalım ne yalan uyduracaksın?

Hoppidiye’nin sesi son derece dalga geçer gibi çıkmıştı. Haydar diklendi:

— Şimdi anlatamam.

— Nedenmiş o?

— Özel!

Hoppidiye bıkkınlıkla Abdülrezzak’a döndü:

— Odana geç sen.

Abdülrezzak odasına doğru adımlarken babasına yaklaştı ve annesinin duymayacağı bir sesle fısıldadı:

— Umarım baba, annemin ikna olabileceği çok sağlam bir yalan uydurmuşsundur.

Haydar gururlu bir şekilde sırıttı:

— Sen babanı ne sandın aslan parçası?

Abdülrezzak sırıtarak odasına girdi ve Haydar savunmasız bir şekilde koridorun ortasında kalakaldı. Tam o anda omzunun sağında ve solunda iki küçük Haydar belirdi. Soldaki kirli sakallı Haydar fısıldadı:

"Ulan Haydar, seni kurtarsa kurtarsa yine o kıvrak dilin kurtarır!"

Sağdaki beyaz kıyafetli Haydar ise araya girdi:

"Haydar yapma... Eşler birbirlerine asla yalan söylemez!"

Haydar, başparmağı ile işaret parmağını birleştirip sağındaki o melek kılıklı Haydar’a sert bir fiske vurdu. Sağdaki Haydar uçup giderken, soldaki Haydar halay çekerek bu galibiyeti kutlamaya başladı. Haydar boğazını temizledi ve büyük bir öz güvenle mutfağa geçip oturdu. Hoppidiye de hemen ardından gelip karşısına kuruldu:

— Umarım açıklaman beni tatmin eder Haydar.

— Bebeğim, balım, çiçeğim... Merak etme, şimdi içine öyle bir su serpeceğim ki...

— Dikkat et de ben senin kafana bir kova buzlu su dökmeyeyim!

Haydar hafifçe güldü ve esas duruşa geçip konuşmaya başladı:

— Şimdi sen bana dedin ya, Abdülrezzak’ın durumu iyi değil diye... Ben de düşündüm. Aslında bu evde psikolojisi iyi olmayan biziz. Dedim ki kendi kendime; Hoppidiye’nin altınlarını bozduralım, ailecek bir psikiyatriste gidelim, tedavi olalım.

Hoppidiye duyduklarıyla iyice sinir küpüne döndü:

— Haydaaar!

— Efendim karıcım?

— SEN GERİZEKALI MISIN?

— Ne oldu karıcım?

— Psikiyatriste gitmek için altın bozdurulduğunu nerede gördün? O kadar çulsuzsun ki bunu normal yollarla yapacak gücün bile yok!

Hoppidiye öfkeyle masadan kalkıp odasına doğru giderken, Haydar arkasından kıs kıs güldü. Hoppidiye onun gerçek planını asla öğrenememişti. Kendi kendine mırıldandı:

— Ulan Haydar, sen şeytana terliğini çapraz giydirirsin be!

Söylediği söz üzerine bir an duraksadı ve kaşlarını çattı:

— Ters miydi acaba? Terlik değil de ayakkabı mıydı yoksa? "Şeytana ayakkabısını çapraz giydirmek..."

Haydar bu deyimin doğrusunu uzun uzun düşündü. Sonunda bir karara vardı; şu hayatta memleket meselelerinden çok daha önemli şeyler vardı ve onlardan biri de kesinlikle bu deyimin doğrusuydu.

Haydar içeride kara kara bunları düşünürken, Hoppidiye odasında sakladığı altın bilezikleri çıkarmış, yatağın üzerine koyup derin düşüncelere dalmıştı. Haydar çulsuzun tekiydi ama aslında psikiyatriste gitme fikri hiç de fena değildi. Belki de bir bileziği bozdurup yarısıyla ailecek doktora giderler, geri kalan parayla da bu ayki biriken faturaları öderlerdi.

O sırada Hoppidiye’nin omuzlarında da aniden iki farklı figür belirdi. Soldaki ifrit Hoppidiye tısladı:

"Gerizekalı mısın sen? Haydar’ın lafına mı bakıyorsun?"

Sağdaki melek Hoppidiye ise itiraz etti:

"Hayır Hoppidiye, Abdülrezzak daha önemli! Çocuğun psikolojisi evdeki kavgalardan iyice bozuldu."

Hoppidiye eliyle omuzlarındaki hayalleri savuşturdu. Altınları özenle tekrardan kadife beze sarıp odadaki düğün çerçevesinin arkasına yerleştirdi. Bu konuyu sonra detaylıca düşünecekti. Odasından çıkıp mutfağa girdi ve kadınlar arasındaki altın günü için hazırladığı kek kabını tezgahtan aldı. Fakat kapağını açınca ne görsün; içi bomboştu! Dönüp masada pişkin pişkin oturan kocasına baktı:

— Sen mi yedin bunu?

— Biliyorum hiç inandırıcı değil ama vallahi ben yemedim karıcım.

— ABDÜLREZZAAAAKKKKK!!!

Abdülrezzak çığlığı duyar duymaz koşarak mutfağa geldi. Ancak ağzının etrafı, suçunu ele verircesine kakaolu kek kırıntılarıyla doluydu. Hoppidiye parmağıyla kabı gösterdi:

— Bunu sen mi yedin?

— Ha... Hayır anne, yemedim.

— O zaman ağzındaki bu kırıntılar ne?!

Hoppidiye öfkeyle oğlunun yanına gidip çenesini avucunun içine aldı ve sertçe çevirdi. Abdülrezzak acıyla inleyerek annesinin elinden kurtulmaya çalıştı. Hoppidiye çenesini sertçe bırakıp emretti:

— Hemen şimdi bana yeni bir kek yapıyorsun!

— Ben kek yapmayı bilmem ki!

— Onu o keki tek seferde mideye indirmeden önce düşünecektin!

Tüm bu gürültü patırtı yaşanırken, Haydar aradaki kargaşadan faydalanıp çaktırmadan yatak odasına süzülmüştü. İki elini beline koydu:

— Hoppidiye olsam altınları nereye saklardım?

Odada gözlerini gezdirdi. Tam o sırada duvardaki büyük düğün fotoğrafına gözü takıldı. Fotoğraftaki damatlık haline bakıp iç geçirdi:

— Ulan Haydar... Senin gibi yakışıklı, karizmatik bir adam nasıl oldu da bu Hoppidiye ile evlendi?

Fotoğrafa yaklaştı, elini uzatıp resimdeki Hoppidiye’nin yüzünün üstünü kapattı:

— Bak, fotoğraf şimdi çok daha güzel göründü be!

Tam o anda duvardaki ağır çerçeve çivisinden çıkıp hızla aşağı doğru kaydı. Kırılmasın diye Haydar son anda harika bir refleksle havada yakaladı. Çerçeveyi yerine düzgünce sabitlemeye çalışırken, yerdeki bir cisme ayağı çarptı.

Şıngııırrr...

Kulağına o tanıdık, muazzam ses ilişti. Haydar tabloyu aceleyle duvara sabitleyip yerdeki beze sarılı keseye baktı. Eğilip keseyi aldı, heyecanla elinde havaya fırlattı. Hafiften altınların şıngırtı sesi tekrardan kulağına ilişti ve hemen bezi açtı. İçindeki koruyucu bezi de araladı. Karşısında tam dört tane parıl parıl parlayan altın bilezik duruyordu. Haydar, gözleri bir açgözlü gibi parlayarak altınlara baktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

76okunma 23beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.