BÖLÜM 1

Vaveyla Yazarı: Hazal Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 1

Haydar’ın evinde sabah olmaz, kıyamet kopar!

Sabahın saat yedisi…

Dışarıda kuşlar ötüyor, güneş yavaş yavaş doğuyor, mahalledeki bakkal dükkânını açmaya hazırlanıyordu. Sokaklarda henüz kimseler yoktu. Bir tek bizim Haydar’ın evinden gelen sesler, mahalleye günün başladığını haber veriyordu.

— HAYDAAAAR! KALK ARTIK!

Haydar, yorganın altından kafasını çıkardı. Gözlerini yarım açtı. Sanki yıllardır uyumuyormuş da biri gelip huzurunu bozmuş gibi söylendi.

— Hoppidiye, insan sabah sabah kocasına böyle bağırır mı? Biraz saygı yahu!

Hoppidiye mutfaktan seslendi:

— Sen önce insan gibi kalkmayı öğren, sonra saygı bekle!

Haydar yorganı kafasına çekti.

— Ben bugün işe gitmiyorum!

Hoppidiye'nin elindeki kaşık bir anda havada kaldı.

— Ne demek işe gitmiyorum?

— Canım istemiyor.

— Haydar, sen zaten üç gündür işe gitmiyorsun!

— İşte hanım, tam da bu yüzden bugün de gitmiyorum. Bir düzenim var benim!

Hoppidiye mutfaktan çıktı. Elinde tahta kaşık, üzerinde sabahlığı, yüzünde ise yıllardır aynı adamla yaşamanın verdiği tarifsiz bir sabır vardı.

— Haydar, sana bir şey soracağım.

— Sor hanım, ben açık kitap gibiyim.

— Geçen hafta maaşını aldın mı?

Haydar'ın gözleri bir anda açıldı.

— Hangi maaş?

— Hangi maaş mı? Senin çalıştığın yerden aldığın maaş!

— Ha, o maaş! Aldım tabii.

— Nereye koydun?

Haydar bir süre düşündü. Sonra ciddi bir ifadeyle konuştu:

— Hayatım, para dediğin şey geçici bir misafirdir. Gelir, gider. Önemli olan insanın gönül zenginliğidir.

Hoppidiye kaşlarını çattı.

— Haydar, parayı nereye harcadın?

— Ben sana diyorum ki gönül zenginliği…

— HAYDAR!

— Tamam be kadın! Arkadaşlarla oturduk, biraz çay içtik.

— Çay mı?

— Evet.

— Bir maaşla çay mı içtin?

Haydar doğruldu, göğsünü kabarttı.

— Hanım, ben sıradan bir çay içmedim. Bizim orada çay dediğin muhabbetin bahanesidir!

Hoppidiye başını iki yana salladı.

— Senin muhabbetin de cebini delmiş!

Haydar tekrar yorganın altına girdi.

— Ben bu evde anlaşılmıyorum.

— Sen bu evde bir tek kumandayı anlıyorsun, onu da benden gizli alıyorsun!

Haydar yorganın altından bağırdı:

— O kumanda benim özgürlüğüm!

— Özgürlüğün de pilini ben alıyorum zaten!

Kahvaltıda başlayan savaş

Saat sekizi biraz geçmişti. Haydar, sonunda yataktan kalkıp mutfağa geldi. Masada zeytin, peynir, domates, salatalık ve bir tabak da yumurta vardı.

Haydar sandalyeye oturdu, yumurtaya baktı.

— Hoppidiye, bu yumurta neden böyle?

— Nasıl olsun istiyorsun?

— Biraz daha güzel olabilirdi.

Hoppidiye gözlerini devirdi.

— Yumurtanın da mı kusuru var?

— Ben sadece fikir belirtiyorum hanım. İnsan kahvaltıda da demokrasi ister.

— Sen önce sofraya oturmayı öğren, sonra demokrasi konuşuruz.

Haydar ekmeğini eline aldı. Yumurtaya uzandı ama Hoppidiye tabağı kendine çekti.

— Bir dakika!

— Ne oldu yine?

— Dün aldığın ekmek nerede?

Haydar bir an durdu.

— Hangi ekmek?

— Haydar, dün akşam fırından iki ekmek aldın. Birini yedik. Öteki nerede?

Haydar gözlerini kısarak düşündü. Ardından parmağını havaya kaldırdı.

— Hatırladım! Onu fakir birine verdim.

Hoppidiye'nin ağzı açık kaldı.

— Kime verdin?

— Bir garibana.

— Kimmiş o gariban?

Haydar hiç düşünmeden cevap verdi:

— Ben!

Hayriye elindeki peçeteyi masaya bıraktı.

— Seninle konuşmak gerçekten akıl işi değil!

Haydar ekmeğinden bir lokma aldı.

— Bak hanım, ben sana her zaman söylüyorum. İnsan bazen kendisine de yardım etmeli.

Hoppidiye gülmemek için kendini zor tuttu.

— Peki, madem kendine yardım ettin, o zaman bugün pazara da kendin gideceksin.

Haydar'ın ağzındaki lokma olduğu yerde kaldı.

— Pazara mı?

— Evet. Domates, biber, patates, soğan, bir de maydanoz alacaksın.

— Hoppidiye, ben erkek adamım!

— Ne güzel! O zaman poşetleri taşırken belli olur.

Haydar sandalyesinden kalktı.

— Benim bugün çok önemli işlerim var.

— Ne işi?

— Erkekler toplantısı.

— Hangi erkekler?

— Mahallenin erkekleri.

— Nerede toplanıyorsunuz?

— Kahvede.

Hoppidiye kollarını bağladı.

— Haydar, senin o kahvede ne işin var?

Haydar kendinden emin bir şekilde cevap verdi:

— Memleket meselelerini konuşuyoruz.

— Geçen gün memleket meselesi diye üç saat boyunca kimin daha güzel bıyığı olduğunu tartışmadınız mı?

Haydar bozuldu.

— Hanım, bıyık da memleket meselesidir!

Haydar’ın büyük kaçış planı

Kahvaltıdan sonra Haydar, odasına geçip dolabın önünde durdu. En sevdiği siyah ceketini giydi. Saçlarını eliyle düzeltti, aynaya baktı.

— Haydar, bugün senin günün!

Kendi kendine gülümsedi.

— Bugün pazara gitmek yok. Bugün kahveye gidilecek. Biraz arkadaşlarla oturulacak. Belki bir tavla atılır, belki iki çay içilir. İnsan biraz nefes almalı.

Tam kapıya yönelmişti ki Hoppidiye'nin sesi duyuldu:

— HAYDAR! NEREYE?

Haydar gözlerini kapattı. İçinden, “Allah'ım, şu kadına da biraz iş ver de benimle uğraşmasın,” diye geçirdi.

Arkasını döndü.

— Hanım, ben bir hava almaya çıkıyorum.

— Hava mı alacaksın?

— Evet.

— Evde hava yok mu?

— Var da biraz dışarıdaki havadan alayım dedim.

Hoppidiye mutfaktan çıktı. Elinde alışveriş listesi vardı.

— Madem dışarı çıkıyorsun, şunu da al.

Haydar listeye baktı.

* Domates

* Biber

* Patates

* Soğan

* Maydanoz

* Ekmek

* Yumurta

* Süt

Haydar listeyi okudukça yüzü değişiyordu.

— Hoppidiye, bu liste mi, nüfus sayımı mı?

— Bir de yoğurt al.

— Hanım, ben pazara mı gidiyorum, market mi açıyorum?

— Senin gibi adamla yaşamak zaten ticaret!

Haydar listeyi cebine koydu.

— Peki. Ama bir şartım var.

Hayriye şüpheyle baktı.

— Neymiş o?

— Pazardan dönünce bana bir çay yapacaksın.

Hoppidiye gülümsedi.

— Sen pazardan dön de sana çay değil, madalya takayım!

Haydar kapıyı açtı, tam çıkacaktı ki Hoppidiye son bir cümle daha ekledi:

— Haydar!

— Efendim?

— Parayı dikkatli harca!

Haydar eliyle selam verdi.

— Merak etme hanım. Ben hesap kitap adamıyım!

Hoppidiye kendi kendine mırıldandı:

— Evet, hesap kitap adamısın. Hesabı ben ödüyorum, kitabı da sen okuyorsun!

Kahvede erkekler meclisi

Haydar, evden çıkınca derin bir nefes aldı. Sokakta yürürken kendi kendine konuşuyordu.

— Oh be! İnsan bir dışarı çıktı mı kendine geliyor. Ev dediğin biraz da huzur yeridir. Ama bizim evde huzur diye bir şey yok.

Kahvenin önüne geldiğinde içeriden kahkahalar yükseliyordu. Kapıyı açtı.

İsmail, Rıza ve Mahmut masada oturuyordu.

İsmail başını kaldırdı.

— Ooo! Haydar Bey teşrif etmişler!

Haydar ceketinin yakasını düzeltti.

— Ne o İsmail, beni özlediniz mi?

Rıza hemen araya girdi.

— Özledik tabii. Üç gündür evden çıkamıyorsun sandık.

Haydar'ın yüzü düştü.

— Ben mi? Benim evde kalmam tamamen kendi tercihim.

Mahmut kahkaha attı.

— Geçen gün Hoppidiye seni kapının önünde bekletmedi mi?

Haydar masaya oturdu.

— O başka mesele!

İsmail çay söyledi.

— Haydar, bugün ne yapıyoruz?

Haydar hemen cevap verdi:

— Bugün memleket meselelerini konuşacağız.

Rıza şaşırdı.

— Sen memleket meselelerini ne zaman konuşmaya başladın?

Haydar ciddi bir ifadeyle öne eğildi.

— Arkadaşlar, bu ülkenin geleceği için hepimizin bir sorumluluğu var.

Mahmut çayından bir yudum aldı.

— Sen önce kendi geleceğini kurtar. Hoppidiye dün bakkala yazdırdığın borcu sordu.

Haydar elini masaya vurdu.

— Arkadaşlar, konu benim borcum değil! Konu ekonomik sistem!

İsmail kahkahaya boğuldu.

— Ulan Haydar, senin ekonomik sistemin bakkal defterine bağlı!

Haydar sinirlendi.

— Siz benimle dalga geçiyorsunuz ama bir gün ben de zengin olacağım!

Rıza gözlerini büyüttü.

— Nasıl?

Haydar arkasına yaslandı.

— Bir fikrim var.

Üç arkadaş merakla ona baktı.

— Ne fikri?

Haydar biraz daha yaklaştı, sesini alçalttı.

— Hoppidiye'nin altınlarını satacağım.

Kahvede bir anda sessizlik oldu.

Mahmut'un elindeki çay bardağı havada kaldı.

İsmail gözlerini açtı.

Rıza ise yalnızca şunu söyleyebildi:

— Haydar… Sen bugün eve sağ dönebilecek misin?

Haydar gülümsedi.

— Arkadaşlar, korkunun ecele faydası yoktur!

İsmail başını salladı.

— Senin ecelin Hoppidiye zaten!

Tam o sırada Haydar'ın telefonu çaldı.

Ekranda tek bir isim yazıyordu:

HOPPİDİYE ❤️

Haydar'ın yüzündeki bütün renkler kayboldu.

İsmail fısıldadı:

— Açma!

Rıza da hemen ekledi:

— Sakın açma!

Mahmut başını salladı:

— Açarsan bittin!

Telefon çalmaya devam ediyordu.

Haydar derin bir nefes aldı, telefonu kulağına götürdü.

— Alo, hayatım?

Karşı taraftan Hoppidiye'nin sesi duyuldu:

— HAYDAR! NEREDESİN?

Haydar arkadaşlarına baktı. Üçü de nefesini tutmuştu.

— Ben mi? Ben pazardayım hanım!

Hayriye birkaç saniye sustu.

— Pazarda mısın?

— Evet hayatım. Sebze alıyorum.

— Peki, o zaman pazarcıya telefonu ver.

Haydar'ın yüzü bembeyaz oldu.

— Ne?

— Pazarcıya telefonu ver dedim!

Haydar telefonu elinden düşürecek gibi oldu.

İsmail, Rıza ve Mahmut masanın altına eğilip gülmeye başladılar.

Haydar yutkundu.

— Hayatım, pazarcı biraz meşgul de…

Hoppidiye'nin sesi bu kez daha sert çıktı:

— HAYDAR! SENİN PAZARIN KAHVE Mİ?

Kahvede bir anda kahkahalar patladı.

Haydar gözlerini kapattı.

— Hoppidiye, bak şimdi… Ben sana her şeyi anlatacağım…

— Eve gelince anlatırsın!

Telefon kapandı.

Haydar bir süre ekrana baktı. Sonra arkadaşlarına döndü.

— Arkadaşlar…

İsmail gözyaşlarını silerek sordu:

— Ne oldu Haydar?

Haydar ayağa kalktı, ceketini düzeltti.

— Ben eve gidiyorum.

Rıza gülerek sordu:

— Peki ya memleket meseleleri?

Haydar kapıya doğru yürüdü.

— Memleket kurtulur da ben kurtulamam!

Ve o gün mahallede herkes bir kez daha anladı ki Haydar'ın hayatında iki büyük gerçek vardı:

Birincisi, Hoppidiye'nin her zaman haklı çıkması.

İkincisi ise Haydar'ın hiçbir zaman bundan ders almaması.

Ama asıl komedi daha yeni başlıyordu…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

241okunma 78beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.